Bu ağacı kesmişler. Bu bir meşe ağacıydı; belki de 100 yaşında. Bugün gördüm, göz yaşlarımı tutamadım.Yüzlerce kuş barındırıyordu. Kocaman kırmızı kuyruklu sincaplar oynaşırdı dallarında. Koca gövdesini devirmişler. Dalcağızları yerlere serilmiş. Ayrıca aynı yerde yedi sekiz tane kocaman zeytin ağacını da kesmişler. Bakımsız olsalar da meyve doluydu üstleri. Dedelerinizin kemiklerini sızlattınız. Aferin size!
Ülkemin halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ülkemin halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Aralık 2019 Perşembe
Nasıl Kıydınız!
Etiketler:
Doğa Bilinci,
Doğa ve İnsan,
Kötüsün İnsanoğlu,
Ülkemin halleri,
Yaşamdan
27 Ekim 2017 Cuma
Zengarden Beni Delirtti!
Zengarden Beni Delirtti Arkadaşlar!
Zamanınız varsa okuyun, bugün bana yarın başka tüketicilere.. Geçen ayın 30 unda sipariş verdim. Toplam 120 liralık bir alışveriş. Canlı bitkiler ve bir kaç tohum. Kredi kartı ile peşin ödeme yaptım! Ürünler bir türlü elime geçmedi. Evet göndermişler ama benim bilgim dışında kargo şirketi adres bulunamadı diye tutanak tutup geri göndermiş. Bu arada ben Zengarden halkla ilişkiler görevlisi hanım ile sürekli görüşüp durum takibi yapıyorum; iade istemediğimi belirtiyorum. Adreste sorun olmadığını, gerekirse güvenli ikinci bir adres vereceğimi söylüyorum. ''Tamam'' diyorlar ve bana iki defa telefon açıp ürünleriniz yarın mutlaka elinize geçecek diye bilgi veriliyor. ''Ürünler elime geçse bile artık ölü olarak gelecekleri kesin, lütfen yeni ürünleri yeni adresime gönderin'' diyorum. Şirket yetkilisi ile görüşüp size iletiriz diyor, Müşteri Temsilcisi. Sonra'' Tamamdır, yeni adrese yeni ürünleri önümüzdeki pazartesi göndereceğiz, zararınızı karşılayacağız'' diyorlar. Bugün perşembe ve hala yok. Az önce tel. ile aradım ve bu kez,'' geri dönen ürünlerden biri ölmüş, diğerini ve tohumları kargo ücreti size ait olmak üzere gönderebiliriz'' demez mi! Daha önce böyle söylememiştiniz deyince şirket politikası diyor. Çok sinirliyim dostlar, çok..
Etiketler:
Tüketici Hakları,
Tüketici Sorunları,
Ülkemin halleri
3 Temmuz 2017 Pazartesi
Türkler Neden Mutsuz?
Ulus olarak bir yılda 36 milyon kutu antideprasan kullandığımızı biliyor muydunuz? Bu,kayıtlara geçen yani Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı rakam.. Acaba bu ilaçlar ne derece işe yarıyor?
GALLUP’un, 20015 yılında arasında dünya çapında gerçekleştirdiği “mutluluk” araştırmasında Türkiye maalesef son 10 ülke içinde. İnanmayanlar göz atabilir:
http://www.hurriyet.com.tr/dunya-mutluluk-arastirmasinda-ilginc-sonuclar-28505502
Danimarkalıların yüzde 82 si kendisini “mutlu” olarak tanımlarken Türkiye’de bu oran sadece yüzde 13.
Yani durum şu: Mutsuzum, mutsuzsun, mutsuzuz.
Piyasalardaki onlarca kitap, insanları daha mutlu daha sağlıklı yapmanın yollarını açıkladığını iddia ediyor. Belli ki, mutsuzluğumuz insanların zayıf olduğu yönlerini keşfedenler ve bundan para kazanmak isteyenler için iyi bir kazanç alanı.
Okuduğum bir makalede, bir uzman ( haydi adını da vereyim Dr. Tanju Sürmeli) “Türkler genellikle beyinlerinin ön bölümünü iyi kullanmıyor” diyor.
Ve devam ediyor:
''Dolayısıyla sabırsızlık, duygusallık, saldırganlık, motivasyonsuzluk, ani öfke patlamaları gibi iyi tanıdığımız özellikler ön planda.
Bu özelliklerin hiçbirinin mutlulukla yakından uzaktan ilgisi yok.
Hepsi tek başlarına birer mutsuzluk kaynağı.
Türkiye’de insanlar hep bir kavga ortamında. Politika sahnesinde, medyada kavga olunca beyin negatif bir döngüden çıkamıyor” diyor.
Arkasından da önerilerini sıralayıp, kendi geliştirdiği yöntemlerden söz ediyor.. Ayrıca bu konu ile ilgili bir de kitap yazmış.
Ben , ''bu kitap, o kitap diye tavsiyelerde bulunacak konumda değilim. Üstelik bu tür kitapların pek çoğunun okuruna değil de maddi kazanç yolu ile yazarına mutluluk verdiğini de düşünmüyor değilim.
Ancak mutsuzluklarımız konusunda kafa yormamız gerektiğine düşünüyorum. Yaşamın zorlukları ile baş edebilme konusunda her insanın yapabileceği bir şeyler olduğuna inananlardanım. Şahsen ben kişilerin hatta uzmanların ''Şöyle yapın, böyle yapın!'' tavsiyelerinden çok kendi mutsuzluğumuzun kaynağını keşfedip ona göre önlemler almamız gerektiğini düşünüyorum. Bir de başkalarının durum ve duygularını anlayabilmenin önemli olduğuna inanıyorum. Yani ben merkezci olunca daha çok mutsuz oluyor insanoğlu.
Elbette, hayattan zevk alabilme konusu da önemli.. Bunu başarmak için kendimizi tanıyıp zaman ve çaba göstermemiz gerekiyor. ''Zaman ve koşullar!'' dediğinizi duyar gibiyim.. Eee ne yapalım, emek olmadan başarı da olmuyor.
Gerektiğinde güvenilir bir uzmandan yardım almak işe yarayabilir. Yine de iş insanın kendi beyninde başlar ve biter gibi geliyor bana.
Hepinize sağlıklı bir beden ve ruh diliyorum. Mutsuzluklar hepimizden uzak olsun.
GALLUP’un, 20015 yılında arasında dünya çapında gerçekleştirdiği “mutluluk” araştırmasında Türkiye maalesef son 10 ülke içinde. İnanmayanlar göz atabilir:
http://www.hurriyet.com.tr/dunya-mutluluk-arastirmasinda-ilginc-sonuclar-28505502
Danimarkalıların yüzde 82 si kendisini “mutlu” olarak tanımlarken Türkiye’de bu oran sadece yüzde 13.
Yani durum şu: Mutsuzum, mutsuzsun, mutsuzuz.
Piyasalardaki onlarca kitap, insanları daha mutlu daha sağlıklı yapmanın yollarını açıkladığını iddia ediyor. Belli ki, mutsuzluğumuz insanların zayıf olduğu yönlerini keşfedenler ve bundan para kazanmak isteyenler için iyi bir kazanç alanı.
Okuduğum bir makalede, bir uzman ( haydi adını da vereyim Dr. Tanju Sürmeli) “Türkler genellikle beyinlerinin ön bölümünü iyi kullanmıyor” diyor.
Ve devam ediyor:
''Dolayısıyla sabırsızlık, duygusallık, saldırganlık, motivasyonsuzluk, ani öfke patlamaları gibi iyi tanıdığımız özellikler ön planda.
Bu özelliklerin hiçbirinin mutlulukla yakından uzaktan ilgisi yok.
Hepsi tek başlarına birer mutsuzluk kaynağı.
Türkiye’de insanlar hep bir kavga ortamında. Politika sahnesinde, medyada kavga olunca beyin negatif bir döngüden çıkamıyor” diyor.
Arkasından da önerilerini sıralayıp, kendi geliştirdiği yöntemlerden söz ediyor.. Ayrıca bu konu ile ilgili bir de kitap yazmış.
Ben , ''bu kitap, o kitap diye tavsiyelerde bulunacak konumda değilim. Üstelik bu tür kitapların pek çoğunun okuruna değil de maddi kazanç yolu ile yazarına mutluluk verdiğini de düşünmüyor değilim.
Ancak mutsuzluklarımız konusunda kafa yormamız gerektiğine düşünüyorum. Yaşamın zorlukları ile baş edebilme konusunda her insanın yapabileceği bir şeyler olduğuna inananlardanım. Şahsen ben kişilerin hatta uzmanların ''Şöyle yapın, böyle yapın!'' tavsiyelerinden çok kendi mutsuzluğumuzun kaynağını keşfedip ona göre önlemler almamız gerektiğini düşünüyorum. Bir de başkalarının durum ve duygularını anlayabilmenin önemli olduğuna inanıyorum. Yani ben merkezci olunca daha çok mutsuz oluyor insanoğlu.
Elbette, hayattan zevk alabilme konusu da önemli.. Bunu başarmak için kendimizi tanıyıp zaman ve çaba göstermemiz gerekiyor. ''Zaman ve koşullar!'' dediğinizi duyar gibiyim.. Eee ne yapalım, emek olmadan başarı da olmuyor.
Gerektiğinde güvenilir bir uzmandan yardım almak işe yarayabilir. Yine de iş insanın kendi beyninde başlar ve biter gibi geliyor bana.
Hepinize sağlıklı bir beden ve ruh diliyorum. Mutsuzluklar hepimizden uzak olsun.
Etiketler:
Ruh ve Beden Sağlığı,
Sosyoloji,
Ülkemin halleri,
Yaşamdan
3 Şubat 2017 Cuma
Zeytin Ağacı Aşktır, Yaşam Felsefesidir
Ağaçlara hiç kıyamam. Hangi tür olurlarsa olsunlar hepsi de başımın tacı, gözümün gönlümün şenlendiricisidir.
Ama biri var ki.. Yüzlerce yıldır Akdeniz, Ege kıyılarında var olma savaşı veren, medeniyetlere katkıda bulunmuş, insanlara bolluk bereket getirmiş, bir o kadar da nankörce, hoyratça zarar verilmiş çilekeş zeytin ağacı. Benim için ağaçların kraliçesidir. Öyle mağrur, ulaşılmaz, hükmeden bir kraliçe değil ama.. Sarıp sarmalayan, fedakarlık yapan, savaşan, aşa, işe katkıda bulunan ana kraliçe. Bolluğun, barışın, adaletin simgesi olmuş ta yüzyıllar öncesinde. Taşlı, susuz yerlerde bile bereketini esirgememiş.
Buralara gelince onu daha yakından tanıdım, tanıdıkça da hayranlığım arttı. Ötede beride ihmal edilmiş, kaderine terk edilmiş, bakımsız, yaşlı zeytin ağaçları gördükçe onlara duygusal bağlarla bağlandım. Her birerinin farklı silüetlere sahip olduğunu fark edip onları sanat eseri gibi algıladım. Doğanın yıllar boyunca şekillendirdiği sanat eserleri..
Kızlarımla gidip mutlu olduğum zeytinlikler, gövdesine dayanıp dinlendiğim o güzelim zeytin ağaçları işte beni böyle derinden etkiliyor dostlar..
En çok da ihmal edilmiş hatta her fırsatta zarar verilmiş olmaları içimi acıtıyor. Burada durum şu; bakım gören bir kaç bahçe dışında çoğunun ancak sahiplerinin dedelerinin sağlığında dibi çapalanıp, çalıdan, taştan temizlenmiş. Zaten bunlar ormanın kıyısına, hatta içlerine dikilmiş. Yasal sahipleri kim? o bile belli değil. Bu ağaçlardan, hasat zamanı nasıl acımasızca, diğer mirasçılardan kaçırma duygusu ile yolunup dalları kırılarak zeytin toplandığını hayretle ve üzüntü ile seyrediyorum.. Bir de son yıllardaki en büyük sorun hemen her yere denetimsizce yapılan evler. Plan yok, program yok. İnşaatların yol açtığı çevre kirliliği korkunç boyutlarda. Atıklar zeytin ağaçlarının olduğu alanlara dek yayılmış durumda. Yani durum hiç iç açıcı değil. Hasat zamanı büyük bir aç gözlülükle saldırılan ağaçlar hiç korunup gözetilmiyor. Bakımsızlıktan bir yıl zeytin vermeyince hemen kesilip odun olarak yakılıyorlar. İnsanların bu kadir kıymet bilmezliği nedense buralarda yadsınmıyor. Kimsenin rahatsızlık duyduğu yok. Bir kaç yıl sonra sayılarının çok daha azalacağını düşünüp kederleniyorum. Burayı satın alınca bahçemize diktiğimiz iki zeytin ağacına nasıl sevgi ile baktığımı tahmin edersiniz. Umarım sahillerimizdeki zeytin ağaçları değerini bilen insanlarca korunur. Yoksa çocuklarımız bu muhteşem güzelliği hiç tanıyamayacaklar. Sağlık kaynağı zeytin yağını ithal ürünler raflarında, çok pahalı olacağı için uzaktan seyredecekler.
Ama biri var ki.. Yüzlerce yıldır Akdeniz, Ege kıyılarında var olma savaşı veren, medeniyetlere katkıda bulunmuş, insanlara bolluk bereket getirmiş, bir o kadar da nankörce, hoyratça zarar verilmiş çilekeş zeytin ağacı. Benim için ağaçların kraliçesidir. Öyle mağrur, ulaşılmaz, hükmeden bir kraliçe değil ama.. Sarıp sarmalayan, fedakarlık yapan, savaşan, aşa, işe katkıda bulunan ana kraliçe. Bolluğun, barışın, adaletin simgesi olmuş ta yüzyıllar öncesinde. Taşlı, susuz yerlerde bile bereketini esirgememiş.
Buralara gelince onu daha yakından tanıdım, tanıdıkça da hayranlığım arttı. Ötede beride ihmal edilmiş, kaderine terk edilmiş, bakımsız, yaşlı zeytin ağaçları gördükçe onlara duygusal bağlarla bağlandım. Her birerinin farklı silüetlere sahip olduğunu fark edip onları sanat eseri gibi algıladım. Doğanın yıllar boyunca şekillendirdiği sanat eserleri..
Kızlarımla gidip mutlu olduğum zeytinlikler, gövdesine dayanıp dinlendiğim o güzelim zeytin ağaçları işte beni böyle derinden etkiliyor dostlar..
En çok da ihmal edilmiş hatta her fırsatta zarar verilmiş olmaları içimi acıtıyor. Burada durum şu; bakım gören bir kaç bahçe dışında çoğunun ancak sahiplerinin dedelerinin sağlığında dibi çapalanıp, çalıdan, taştan temizlenmiş. Zaten bunlar ormanın kıyısına, hatta içlerine dikilmiş. Yasal sahipleri kim? o bile belli değil. Bu ağaçlardan, hasat zamanı nasıl acımasızca, diğer mirasçılardan kaçırma duygusu ile yolunup dalları kırılarak zeytin toplandığını hayretle ve üzüntü ile seyrediyorum.. Bir de son yıllardaki en büyük sorun hemen her yere denetimsizce yapılan evler. Plan yok, program yok. İnşaatların yol açtığı çevre kirliliği korkunç boyutlarda. Atıklar zeytin ağaçlarının olduğu alanlara dek yayılmış durumda. Yani durum hiç iç açıcı değil. Hasat zamanı büyük bir aç gözlülükle saldırılan ağaçlar hiç korunup gözetilmiyor. Bakımsızlıktan bir yıl zeytin vermeyince hemen kesilip odun olarak yakılıyorlar. İnsanların bu kadir kıymet bilmezliği nedense buralarda yadsınmıyor. Kimsenin rahatsızlık duyduğu yok. Bir kaç yıl sonra sayılarının çok daha azalacağını düşünüp kederleniyorum. Burayı satın alınca bahçemize diktiğimiz iki zeytin ağacına nasıl sevgi ile baktığımı tahmin edersiniz. Umarım sahillerimizdeki zeytin ağaçları değerini bilen insanlarca korunur. Yoksa çocuklarımız bu muhteşem güzelliği hiç tanıyamayacaklar. Sağlık kaynağı zeytin yağını ithal ürünler raflarında, çok pahalı olacağı için uzaktan seyredecekler.
22 Nisan 2016 Cuma
23 Nisan Kutlu Olsun!
Ne güzel bayramdır! Geleceğimiz, umudumuz çocuklara armağan edilmiş.. Nasıl da anlamlı! Coşku ile kutlanılası bayram!
Biz 23 Nisanları böyle kutlardık.. Bizim çocuklarımız da böyle kutladılar.
Ata'mıza minnet ve şükranlarla!
Biz 23 Nisanları böyle kutlardık.. Bizim çocuklarımız da böyle kutladılar.
Ata'mıza minnet ve şükranlarla!
Ellerinize, yüreklerinize sağlık minik ressamlar!
Karanlık düşünceli insanlar hiç heveslenmesinler, çocuklarımızın çocukları, hatta onların çocukları da böyle kutlayacaklar!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!
Etiketler:
Özel Günler,
Ülkemin halleri,
Yaşamdan
27 Aralık 2015 Pazar
Sevgili Ormanımın Utanç Köşeleri
Güncemi takip ediyorsanız ''Sevgili ormanım'' diye benimsediğim, gönülden bağlandığım doğa parçasını az çok tanıyor olmalısınız.
Evime çok yakın, hatta balkonumdan bir bölümünü görebiliyor, rüzgar esiyorsa mis gibi çam kokusunu alabiliyoruz.
Özellikle köpek kızlarımla orada yaptığım yürüyüşler benim en büyük mutluluk kaynağım.
Yukarıdaki karelerde gördükleriniz doğanın bize verdikleri... Yüksek oksijen oranı, ilkbaharda tam bir görsel şölene dönüşen enfes orman bitkileri, kuşlar, sincaplar sizlere gösteremediklerim.. Bunlara yakın olduğum için ne kadar şükrettiğimi, bize verdikleri için doğaya nasıl minnet duyduğumu anlatamam. Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var!
Ya bizim doğaya verdiklerimiz? Bunu görmek bana çok acı veriyor. Sizlere göstermek de öyle.. Şimdi orman yoluna ve ormana daha yakın bakalım:
Aşağıdaki karede ormanın eteğinde yer alan bir karpuz tarlası görüyorsunuz. Bu tarla köyün muhtarına ait. Her yıl kiraya veriyor.
İyice yaklaşınca tarlanın bir bölümünü çevreleyen ormanının ötesine berisine atılmış tarımsal çöp yığınlarını görürsünüz.
Bu durumu tarlanın sahibi ile defalarca konuştum. Bu ormanın hepimizin olduğunu, çiftçilik yapmak için köye gelen insanların bu kirliliği oluşturmaya hakları olmadığını söyledim. Nedense kirlilikten değil de benim uyarılarımdan rahatsız oldu, bunu hissettim.
Hatta bir yürüyüş sırasında rastladığım çiftçileri bizzat uyardım. ''Tamam, alırız'' dedikleri halde hasat sonrası tüm çöplerini bırakıp gittiler.
Ne yazık ki ormanın kirletilmesi sadece o tarla ile sınırlı değil. Hemen her yerde aşağıdaki görüntüler var.
Not: Bu resimleri daha bu sabah çektim.
Bu utanç köşeleri ruh sağlığımı bozuyor, burada yaşayan insanlara antipati duymama neden oluyor. Hayatım boyunca ortalığa bir kibrit çöpü bile atmamış biri olarak, utanması gereken insanların yerine utanıyorum.
14 Eylül 2015 Pazartesi
Begonvilli Ev Halleri
Gökyüzü yine masmavi.. Bahçemizdeki kocaman selvi ağacında yine kuşlar ötüyor olup bitenden habersiz.. Çiçekler de açmaya devam ediyorlar iyi kötü..
Ama hiçbir şey keyif vermiyor.. Yok! Tadı tuzu kalmadı hayatımızın. Oysa küçük mutlulukları biriktirip kocaman sevinçler yaşayan insanların evidir Begonvilli Ev. Bu bambaşka bir durum. İçimizdeki acı eksilecek gibi değil.
Bahçeden de elimizi çektik epeydir. O güzelim fosfor yeşili çimlerimiz bile kurudu. Üzgün olsak da suladık, bakımını yaptık ama içimizdeki kapkara duygular onlara da geçti sanki ve bir de baktık ki sararıp kurudular. Mutlaka bilimsel bir açıklaması vardır. Belki yanlış bir şeyler yapmışızdır. Yine de keyifsiz ve karamsar günlerimizde kurumaları bana manidar geliyor.
Çiçeklerimizin de pek keyfi yok. Siz deyin mevsimdendir, ben diyeyim, ruh halimizden..
Neyse ki, beyaz zakkumlar inatçılar... Beyaz beyaz açıp sanki diyorlar ki, ''Yapmayın böyle, yaşam devam ediyor, bizleri ihmal etmeyin ki acılarınızı hafifletelim, size moral verelim''
Bazı yazılarımı karamsar bulup beni uyaran sevgili dost, bu yazımdan da hoşlanmayacak ama ne edeyim, durum bu..
Kayıplarımız için ne kadar üzülsek az ama sadece üzülmek hiç bir işe yaramıyor.
Birilerinin yanlışlarının bedelini ulusça ödüyorsak düzeltmek de bize düşer. Başka ne demeli..
Bu arada komşunun geçici olarak baktığı anne ve yavru köpeklerin durumu iç acıtıcı.. Pamuk Anne'nin öyküsü burada(tık)
Henüz yirmi günlük oldukları halde üç yavru kaldı. İkişer üçer eksildiler, yani birileri gelip onları götürdü. Oysa daha anne sütü almaları gerekirdi..
Aile bu sabah iki yavruyu alıp memleketine gitti. Anne ve kalan son üç yavru yapayalnız kaldılar. Evin çocukları yavruları oyuncak gibi öyle çok mıncıkladılar ki, anne artık onlarla ilgilenmiyor. Emzirmek istemiyor. Öğleyin gidip anneyi besledim. Yavrulara da yiyebilecekleri ciğerli bir püre hazırladım ama anneleri hırlayıp onları kovdu ve yavrular için hazırladığım özel mamayı da yalayıp yuttu.
Yavrular akşama dek aç kalıp mızıldandılar. Ne yapabilirim diye düşünmekten başıma ağrılar girdi. Derken Pamuk'un eski sahibi geldi. Durumu anlattım ona. Neyse ki o Pamuk'u yatırıp yavrularını emzirmesini sağladı. Gündüzleri gelemeyeceğini, sadece akşamları gelebileceğini söylüyor. Peki günde bir kez beslenmek bu yavrulara yetecek mi?
Şimdilik Begonvilli Ev'den bu kadar.
Umarım hep birlikte daha güzel günlere ulaşırız. Sağlıcakla kalın..
Etiketler:
Bahçem,
Begonvilli Ev Halleri,
Patili Dostlar,
Ülkemin halleri
26 Aralık 2013 Perşembe
Çocuklar Mutlu Olmalı!
Etiketler:
Ülkemin halleri,
Yaşamdan
24 Aralık 2013 Salı
Bu Memleket Arpalık mı?
Arpalık deyimini bilenler çoktur. Bilmeyenler de bir zahmet tıklayıp öğrensinler. http://tr.wikipedia.org/wiki/Arpal%C4%B1k_Maa%C5%9F%C4%B1 Başlangıçta iyi niyetle bahşedilen bir ayrıcalık diyebiliriz ama çok suistimallere açık olduğu zamanla zaten ortaya çıkmış. Haksız kazanç, başkalarının emeğini, yerini yurdunu sömürme, hak etmediği halde gelir elde etme ortamlarını ve fırsatlarını anlatan bir sözcük olmuş.
Kısacası, Osmanlı'dan kalma bu uygulama tarihe gömülse de uzantıları kanserli tümör gibi memleketi sarmış durumda. Makam ve yetki sahibi olan insanlar bu durumlarını eğer kişisel çıkarları için kullanmakta sakınca görmüyorlarsa, dahası yolsuzluklarla yakın bağlantıları varsa bu onların memleketi arpalık olarak görme zihniyetleri ile yakından alakalı. Öyle inanmışlar ki yaptıklarının suç olmadığına, kendilerini savunma şekilleri, ''yüzsüzlüğün bu kadarı da olmaz!'' dedirtiyor.
2 Temmuz 2013 Salı
Anılarımızdan
"Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayım derken,
Var olan aşınıyor azar azar zamanla.
Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.
Anılarım kar topluyor inceden,
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu,
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.
Sevgiden caydığım yerde darıl bana."
Bu şiiri yazan adam yakılmaz, eli öpülür. Fakat yobaz ateşinde boğmuşlardı rahmetli Metin ALTIOK'u. Anılarımız kar toplamasın inceden...
Etiketler:
İz Bırakanlar,
Şiir,
Ülkemin halleri
1 Haziran 2013 Cumartesi
Canımdan çok sevdiğim ülkemde vatansever insanlar bu durumda iken yazılarıma ve paylaşımlarıma ara veriyorum. Dilerim en kısa zamanda ilahi adalet gerçekleşir.
Not: Twitter ve Facebook sayfalarımda sadece ülke gündemi ile ilgili takiplerimi yapmakta, mesaj ve paylaşımlarıma devam etmekteyim.
Etiketler:
Tarih / Politika,
Toplum,
Türkiye,
Ülkemin halleri,
Yakın Tarih,
Yaşamdan.
23 Mayıs 2013 Perşembe
Begonvilli Ev Halleri ( Bir İmza Kampanyası, Bir İntihal Olayı ve ..)
Sevgili dostlar,
gönül istiyor ki, buradan hep güzellikler paylaşayım, mutluluk verici olayları ve durumları anlatayım..
Ne yazık ki öyle çok olumsuzluklarla iç içe yaşıyoruz ki, bunların hiç sözünü etmeden yaşamak olası değil. İstemesem de farkındalıklarımızın artması umudu ile zaman zaman paylaşmak zorunda kalıyorum..
Örneğin, Antalya'da yaşanan ve basında yer alan, Duacı Köyü'nde bulunan bir köpek eğitim merkezinde, eğitim ve pansiyon hizmeti amaçlı kendilerine bırakılan köpeklere yapılan işkence olayı..
Videolarla kanıtlanan bu insanlık dışı duruma nasıl seyirci kalınabilir? En azından suçluların cezalandırılması ve benzer yerlere örnek olması için imza kampanyasına katılımı yürekten destekliyorum. Aşağıdaki linki tıklayıp ayrıntılara ulaşabilirsiniz.
http://www.change.org/tr/kampanyalar/antalya-duaci-k%C3%B6y%C3%BC-e%C4%9Fitim-merkezi-cezalandirilsin-gerekli-cezanin-almasini-istiyoruz?utm_campaign=twitter_link_action_box&utm_medium=twitter&utm_source=share_petition
Sözünü edeceğim diğer konu da bir intihal olayı. Yani çalıntı yazı.
Dün farkettim; okumakta olduğum Yrd. Doç. Kahraman Arslan'ın ''Hayata Yön Veren Hikayeler '' adlı kitabında, 204. sayfada ''Gözyaşı'' adlı bir öykü var. Bu öykü kadınları anlatan hoş bir hikayecik. Bu kitaptaki her öykü alıntı ve tek tek kaynaklar belirtilmiş. Web sayfalarında yer almış mı? diye araştırırken bir de ne göreyim; köşe yazarı Nazlı Ilıcak bu öyküyü, 13 Mayıs tarihli Sabah Gazetesi'ndeki kendi köşesinde, Anneler Günü nedeni ile ''Anneler ve Çocuklar'' başlığı ile kendi yazısı gibi paylaşmış. Yazının kaynağı da belirtilmemiş. http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2012/05/13/anneler-ve-cocuklar Bir de aynı sayfada yasal uyarı var: ''Yazarın yazılarının kopyalanması, paylaşılması yasaktır!'' diye. Kendin çal ama öyle bir sahiplen ki, kimse şüphelenmesin! Ne kadar ironik değil mi? Biz toplum olarak fazla okuyan insanlar değiliz ya; yuttururuz sanmış sözde yazar.. Nazlı Ilıcak'ı ve o yazının yayımlanmasından sorumlu tüm gazete görevlilerini kınıyorum.
Hep olumsuzluklardan söz edip canınızı sıkmak istemezdim ama bunlar da bilinmeli ve Begonvilli Ev'de kafa yorulan, gündemde olan konular.
Hadi bağışlatmak için dün yaptığım baykuşlu yastığı paylaşayım;
Eşimin yakası eprimiş gömleğini kullanarak yaptım bu yastığı. Çok şirin oldu.
gönül istiyor ki, buradan hep güzellikler paylaşayım, mutluluk verici olayları ve durumları anlatayım..
Ne yazık ki öyle çok olumsuzluklarla iç içe yaşıyoruz ki, bunların hiç sözünü etmeden yaşamak olası değil. İstemesem de farkındalıklarımızın artması umudu ile zaman zaman paylaşmak zorunda kalıyorum..
Örneğin, Antalya'da yaşanan ve basında yer alan, Duacı Köyü'nde bulunan bir köpek eğitim merkezinde, eğitim ve pansiyon hizmeti amaçlı kendilerine bırakılan köpeklere yapılan işkence olayı..
Videolarla kanıtlanan bu insanlık dışı duruma nasıl seyirci kalınabilir? En azından suçluların cezalandırılması ve benzer yerlere örnek olması için imza kampanyasına katılımı yürekten destekliyorum. Aşağıdaki linki tıklayıp ayrıntılara ulaşabilirsiniz.
http://www.change.org/tr/kampanyalar/antalya-duaci-k%C3%B6y%C3%BC-e%C4%9Fitim-merkezi-cezalandirilsin-gerekli-cezanin-almasini-istiyoruz?utm_campaign=twitter_link_action_box&utm_medium=twitter&utm_source=share_petition
Sözünü edeceğim diğer konu da bir intihal olayı. Yani çalıntı yazı.
Dün farkettim; okumakta olduğum Yrd. Doç. Kahraman Arslan'ın ''Hayata Yön Veren Hikayeler '' adlı kitabında, 204. sayfada ''Gözyaşı'' adlı bir öykü var. Bu öykü kadınları anlatan hoş bir hikayecik. Bu kitaptaki her öykü alıntı ve tek tek kaynaklar belirtilmiş. Web sayfalarında yer almış mı? diye araştırırken bir de ne göreyim; köşe yazarı Nazlı Ilıcak bu öyküyü, 13 Mayıs tarihli Sabah Gazetesi'ndeki kendi köşesinde, Anneler Günü nedeni ile ''Anneler ve Çocuklar'' başlığı ile kendi yazısı gibi paylaşmış. Yazının kaynağı da belirtilmemiş. http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2012/05/13/anneler-ve-cocuklar Bir de aynı sayfada yasal uyarı var: ''Yazarın yazılarının kopyalanması, paylaşılması yasaktır!'' diye. Kendin çal ama öyle bir sahiplen ki, kimse şüphelenmesin! Ne kadar ironik değil mi? Biz toplum olarak fazla okuyan insanlar değiliz ya; yuttururuz sanmış sözde yazar.. Nazlı Ilıcak'ı ve o yazının yayımlanmasından sorumlu tüm gazete görevlilerini kınıyorum.
Hep olumsuzluklardan söz edip canınızı sıkmak istemezdim ama bunlar da bilinmeli ve Begonvilli Ev'de kafa yorulan, gündemde olan konular.
Hadi bağışlatmak için dün yaptığım baykuşlu yastığı paylaşayım;
Eşimin yakası eprimiş gömleğini kullanarak yaptım bu yastığı. Çok şirin oldu.
17 Mayıs 2013 Cuma
Ders Çıkarılası Bir Öykü
Ormanın birinde Aslanlar toplanmış. "yahu" demişler, "hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader. Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük... Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor, eee balık yakalayacak halimiz de yok... N'aapsak? "
Bir tanesi "en iyisi, öküzlere saldıralım" demiş,
"iri yarı görünüyorlar ama ne pençeleri var, ne dişleri diş... Tam dişimize göre!"
Olur mu? Olur. Hücum! Ama evdeki hesap çarşıya uymamış; Öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer...Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.
Aslanlar aç bilaç. N'aapsak, n'aapsak? "tilkiye danışalım" demişler.
Tilki "kolay" demiş,
"beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim..."
Kabul etmişler.
Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş,
"saygıdeğer öküzler" demiş,
"aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar...
Ama; Şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o...
Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü,
Kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın! "
Öküz heyeti düşünmüş taşınmış,
"bana dokunmayan yılan bin yaşasın" Mantığıyla,
verivermişler sarı öküzü...Aslanlar da afiyetle yemiş.
Bir gün, iki gün ....Tilki gene gelmiş.
"bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz" demiş
Ve eklemiş:
"ama şu var ya benekli öküz, benekli öküz,
O burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş,
Canları çekiyor, verin, kurtulun!"Öküz heyeti düşünmüş,
"otlağın selameti için"Teslim etmiş benekli öküzü...
Üç gün, dört gün...Tilki gene gelmiş.Kuyruğu uzun olanı...
Burnu beyaz olanı...Tombul olanı...Tek tek alıp, gitmiş.
Otlak seyrelmiş. Semirmiş aslanlar. Günlerden bir gün... Artık tilki gelmemiş! Gerek kalmamış çünkü. Doğrudan aslan gelmiş.
"hanginizi istiyorsam, Canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz,
Adamı hasta etmeyin!" demiş.
Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler,
"keşke sarı öküzü vermeseydik" demiş ama iş işten geçmiş.
...
İşte Öküzlük böyle bir şeydir...
Bu hikaye sebebiyle,
dünyaca ünlü alman şair ve tiyatro yazarı Bertolt Brecht akla geliyor...
Bir şiirinde aynen şunları yazmıştı:
"Naziler önce komünistleri tutukladılar;
Komünist değilim diye ses çıkarmadım.
Sonra Yahudileri tutukladılar,
Yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım.
Sosyal demokratları tutukladılar,
Savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım.
Sıra bana geldiğinde;
Etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!"
Etiketler:
Sosyoloji,
Ülkemin halleri
18 Nisan 2013 Perşembe
Yorumsuz!
Tanığı olduğum bir olay üzerine Belediye'ye yazdığım dilekçe ve aldığım yanıt aşağıdadır:
Konu: Belediyenize ait 07 FFC 40 Nolu araç kullanıcısı hakkında suç duyurusu
Sayın Yetkililer
Yukarıda belirttiğim adreste ikamet etmekteyim. Sabah yürüyüşü sırasında (saat 8.45 gibi) Arıtma tesislerinin bitiminde yürüyüş yoluna park etmiş 07 FFC 40 plakalı aracın sürücü koltuğundaki kişi çöplerini yol kenarındaki çim ekili bölüme atmıştır. Yürüyüş arkadaşımla birlikte, aracın sol camında belediyeye ait olduğu yazılı tabelayı görünce şaşkınlık içerisinde kaldık. İkinci bir kişi sol taraftaki ağaçlık bölgeden çıkıp araca bindi. Bu kişinin oraya ne amaçla gittiğini tahmin etmekle beraber, görmediğimiz için bu konuda yorum yapamıyorum. Çöpü atan kişiye sözlü uyarıda bulundum ve kınadığımı belirttim. Kendisi hiç yanıt vermeden aracını çalıştırıp oteller istikametinde uzaklaştı. Anlayacağınız bu sabah ''İmam böyle yaparsa cemaat ne eder'' atasözüne uygun tirajikomik bir olaya tanık olduk. Zaten çevredeki aşırı kirletilmeden son derece üzüntü duyan bir vatandaş olarak üzüntüm daha da artmıştır. Büyük çabalarla ve beklentilerle destek olduğumuz belediyemizin mensubu bazı insanların bu ilkel tutumları moral çöküntüsü ve güvensizlik nedeni olmuştur. Başta, tanık olduğum olayın zanlısı kişi olmak üzere belediye çalışanlarının disipline edilmesi konusunda gereğinin yapılmasını saygı ile arz ederim.
İ. Şahin
Olay tanığı arkadaşım:N. Meral
Kurum Cevabı:
Sayın ŞAHİN
Söz konusu olay ile ilgili olarak bahsedilen kişiler uyarılmıştır.
Bilgilerinize rica ederim.
Etiketler:
Çevre bilinci,
Çevrecilik,
Ülkemden İnsan Manzaraları,
Ülkemin halleri
22 Ocak 2013 Salı
Türkler Neden Mutsuz?
Ulus olarak bir yılda 36 milyon kutu antideprasan kullandığımızı biliyor muydunuz? Bu,kayıtlara geçen yani Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı rakam.. Acaba bu ilaçlar ne derece işe yarıyor?
GALLUP’un, 2005 ile 2009 yılları arasında 155 ülkede gerçekleştirdiği “mutluluk” araştırmasında Türkiye maalesef 103. sıradaymış.
Danimarkalıların yüzde 82 si kendisini “mutlu” olarak tanımlarken Türkiye’de bu oran sadece yüzde 13.
Yani durum şu: Mutsuzum, mutsuzsun, mutsuzuz.
Piyasalardaki onlarca kitap, insanları daha mutlu daha sağlıklı yapmanın yollarını açıkladığını iddia ediyor. Belli ki, mutsuzluğumuz insanların zayıf olduğu yönlerini keşfedenler ve bundan para kazanmak isteyenler için iyi bir kazanç alanı.
Okuduğum bir makalede, bir uzman ( haydi adını da vereyim Dr. Tanju Sürmeli) “Türkler genellikle beyinlerinin ön bölümünü iyi kullanmıyor” diyor.
Ve devam ediyor:
''Dolayısıyla sabırsızlık, duygusallık, saldırganlık, motivasyonsuzluk, ani öfke patlamaları gibi iyi tanıdığımız özellikler ön planda.
Bu özelliklerin hiçbirinin mutlulukla yakından uzaktan ilgisi yok.
Hepsi tek başlarına birer mutsuzluk kaynağı.
Türkiye’de insanlar hep bir kavga ortamında. Politika sahnesinde, medyada kavga olunca beyin negatif bir döngüden çıkamıyor” diyor.
Arkasından da önerilerini sıralayıp, kendi geliştirdiği yöntemlerden söz ediyor.. Ayrıca bu konu ile ilgili bir de kitap yazmış.
Ben , ''bu kitap, o kitap diye tavsiyelerde bulunacak konumda değilim. Üstelik bu tür kitapların pek çoğunun okuruna değil de maddi kazanç yolu ile yazarına mutluluk verdiğini de düşünmüyor değilim.
Ancak mutsuzluklarımız konusunda kafa yormamız gerektiğine düşünüyorum. Yaşamın zorlukları ile baş edebilme konusunda her insanın yapabileceği bir şeyler olduğuna inananlardanım. Şahsen ben kişilerin hatta uzmanların ''Şöyle yapın, böyle yapın!'' tavsiyelerinden çok kendi mutsuzluğumuzun kaynağını keşfedip ona göre önlemler almamız gerektiğini düşünüyorum. Bir de başkalarının durum ve duygularını anlayabilmenin önemli olduğuna inanıyorum. Yani ben merkezci olunca daha çok mutsuz oluyor insanoğlu.
Elbette, hayattan zevk alabilme konusu da önemli.. Bunu başarmak için kendimizi tanıyıp zaman ve çaba göstermemiz gerekiyor. ''Zaman ve koşullar!'' dediğinizi duyar gibiyim.. Eee ne yapalım, emek olmadan başarı da olmuyor.
Gerektiğinde güvenilir bir uzmandan yardım almak işe yarayabilir. Yine de iş insanın kendi beyninde başlar ve biter gibi geliyor bana.
Hepinize sağlıklı bir beden ve ruh diliyorum. Mutsuzluklar hepimizden uzak olsun.
Etiketler:
Ruh ve Beden Sağlığı,
Ülkemin halleri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






































.jpg)

