Ülkemin halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ülkemin halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2019 Perşembe

Nasıl Kıydınız!


Bu ağacı kesmişler. Bu bir meşe ağacıydı; belki de 100 yaşında. Bugün gördüm, göz yaşlarımı tutamadım.Yüzlerce kuş barındırıyordu. Kocaman kırmızı kuyruklu sincaplar oynaşırdı dallarında. Koca gövdesini devirmişler. Dalcağızları yerlere serilmiş. Ayrıca aynı yerde yedi sekiz tane kocaman zeytin ağacını da kesmişler. Bakımsız olsalar da meyve doluydu üstleri. Dedelerinizin kemiklerini sızlattınız. Aferin size!

27 Ekim 2017 Cuma

Zengarden Beni Delirtti!



Zengarden Beni Delirtti Arkadaşlar!
Zamanınız varsa okuyun, bugün bana yarın başka tüketicilere.. Geçen ayın 30 unda sipariş verdim. Toplam 120 liralık bir alışveriş. Canlı bitkiler ve bir kaç tohum. Kredi kartı ile peşin ödeme yaptım! Ürünler bir türlü elime geçmedi. Evet göndermişler ama benim bilgim dışında kargo şirketi adres bulunamadı diye tutanak tutup geri göndermiş. Bu arada ben Zengarden halkla ilişkiler görevlisi hanım ile sürekli görüşüp durum takibi yapıyorum; iade istemediğimi belirtiyorum. Adreste sorun olmadığını, gerekirse güvenli ikinci bir adres vereceğimi söylüyorum. ''Tamam'' diyorlar ve bana iki defa telefon açıp ürünleriniz yarın mutlaka elinize geçecek diye bilgi veriliyor. ''Ürünler elime geçse bile artık ölü olarak gelecekleri kesin, lütfen yeni ürünleri yeni adresime gönderin'' diyorum. Şirket yetkilisi ile görüşüp size iletiriz diyor, Müşteri Temsilcisi. Sonra'' Tamamdır, yeni adrese yeni ürünleri önümüzdeki pazartesi göndereceğiz, zararınızı karşılayacağız'' diyorlar. Bugün perşembe ve hala yok. Az önce tel. ile aradım ve bu kez,'' geri dönen ürünlerden biri ölmüş, diğerini ve tohumları kargo ücreti size ait olmak üzere gönderebiliriz'' demez mi! Daha önce böyle söylememiştiniz deyince şirket politikası diyor. Çok sinirliyim dostlar, çok..

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Türkler Neden Mutsuz?

Ulus olarak bir yılda 36 milyon kutu antideprasan kullandığımızı biliyor muydunuz?  Bu,kayıtlara geçen yani Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı rakam..  Acaba bu  ilaçlar ne derece işe yarıyor?


GALLUP’un, 20015 yılında  arasında dünya çapında gerçekleştirdiği “mutluluk” araştırmasında Türkiye maalesef son  10 ülke içinde.  İnanmayanlar göz atabilir:

 http://www.hurriyet.com.tr/dunya-mutluluk-arastirmasinda-ilginc-sonuclar-28505502

Danimarkalıların yüzde 82 si kendisini “mutlu” olarak tanımlarken Türkiye’de bu oran sadece yüzde 13.

Yani durum şu: Mutsuzum, mutsuzsun, mutsuzuz.

Piyasalardaki onlarca kitap, insanları daha mutlu  daha sağlıklı yapmanın yollarını  açıkladığını iddia ediyor.  Belli ki, mutsuzluğumuz   insanların  zayıf olduğu yönlerini keşfedenler ve bundan para kazanmak isteyenler  için iyi bir kazanç alanı.

Okuduğum  bir makalede, bir uzman ( haydi adını da vereyim Dr. Tanju Sürmeli) “Türkler genellikle beyinlerinin ön bölümünü iyi kullanmıyor” diyor.
Ve devam ediyor:
''Dolayısıyla sabırsızlık, duygusallık, saldırganlık, motivasyonsuzluk, ani öfke patlamaları gibi iyi tanıdığımız özellikler ön planda.

Bu özelliklerin hiçbirinin mutlulukla yakından uzaktan ilgisi yok. 

Hepsi tek başlarına birer mutsuzluk kaynağı.

Türkiye’de insanlar hep bir kavga ortamında. Politika sahnesinde, medyada kavga olunca beyin negatif bir döngüden çıkamıyor” diyor.

Arkasından da önerilerini sıralayıp,  kendi geliştirdiği  yöntemlerden söz ediyor.. Ayrıca  bu konu ile ilgili  bir de kitap yazmış.

 Ben , ''bu kitap, o kitap diye tavsiyelerde bulunacak  konumda  değilim. Üstelik bu tür kitapların pek çoğunun okuruna değil de  maddi kazanç yolu ile yazarına  mutluluk verdiğini de düşünmüyor değilim.
Ancak mutsuzluklarımız konusunda  kafa yormamız gerektiğine  düşünüyorum. Yaşamın  zorlukları ile baş edebilme konusunda   her insanın yapabileceği bir şeyler olduğuna inananlardanım. Şahsen ben  kişilerin  hatta uzmanların ''Şöyle yapın, böyle yapın!'' tavsiyelerinden çok kendi mutsuzluğumuzun kaynağını  keşfedip  ona göre önlemler almamız  gerektiğini düşünüyorum. Bir de  başkalarının durum ve duygularını anlayabilmenin önemli olduğuna inanıyorum. Yani  ben merkezci olunca daha çok mutsuz oluyor insanoğlu.
Elbette, hayattan zevk alabilme  konusu  da önemli.. Bunu başarmak için kendimizi tanıyıp zaman ve çaba göstermemiz  gerekiyor. ''Zaman ve koşullar!''  dediğinizi duyar gibiyim.. Eee ne yapalım, emek olmadan başarı da olmuyor.
Gerektiğinde güvenilir bir uzmandan yardım almak  işe yarayabilir. Yine de iş  insanın kendi beyninde başlar ve biter gibi geliyor bana.


  Hepinize sağlıklı bir beden ve ruh diliyorum. Mutsuzluklar  hepimizden uzak  olsun.

3 Şubat 2017 Cuma

Zeytin Ağacı Aşktır, Yaşam Felsefesidir

Ağaçlara hiç kıyamam. Hangi tür olurlarsa olsunlar  hepsi de başımın tacı,  gözümün gönlümün şenlendiricisidir.

Ama biri var ki..  Yüzlerce yıldır Akdeniz, Ege kıyılarında var olma savaşı veren, medeniyetlere katkıda bulunmuş, insanlara bolluk bereket getirmiş, bir o kadar da nankörce, hoyratça zarar  verilmiş çilekeş zeytin ağacı. Benim için ağaçların kraliçesidir. Öyle mağrur, ulaşılmaz, hükmeden bir kraliçe değil ama.. Sarıp sarmalayan, fedakarlık yapan, savaşan, aşa, işe katkıda bulunan ana kraliçe.  Bolluğun, barışın, adaletin  simgesi olmuş ta yüzyıllar öncesinde.  Taşlı, susuz yerlerde bile bereketini esirgememiş.

Buralara gelince onu daha yakından tanıdım, tanıdıkça da  hayranlığım arttı. Ötede beride ihmal edilmiş, kaderine terk edilmiş, bakımsız,  yaşlı zeytin ağaçları  gördükçe onlara duygusal bağlarla bağlandım. Her birerinin farklı silüetlere sahip olduğunu fark edip onları sanat eseri gibi algıladım. Doğanın yıllar boyunca  şekillendirdiği sanat eserleri..





















































Kızlarımla  gidip mutlu olduğum zeytinlikler, gövdesine dayanıp dinlendiğim o güzelim zeytin ağaçları işte beni böyle derinden etkiliyor dostlar..






En çok da ihmal edilmiş hatta her fırsatta zarar verilmiş olmaları içimi acıtıyor. Burada durum şu; bakım gören bir kaç bahçe dışında çoğunun ancak sahiplerinin dedelerinin sağlığında dibi çapalanıp, çalıdan, taştan  temizlenmiş. Zaten bunlar ormanın kıyısına, hatta içlerine dikilmiş. Yasal sahipleri kim? o bile belli değil. Bu ağaçlardan, hasat zamanı nasıl acımasızca, diğer mirasçılardan kaçırma duygusu ile yolunup dalları kırılarak  zeytin toplandığını hayretle ve üzüntü ile seyrediyorum.. Bir de son yıllardaki en büyük sorun hemen her yere denetimsizce yapılan evler. Plan yok, program yok. İnşaatların yol açtığı çevre kirliliği korkunç boyutlarda. Atıklar zeytin ağaçlarının olduğu alanlara dek yayılmış durumda. Yani durum hiç iç açıcı değil. Hasat zamanı büyük bir aç gözlülükle saldırılan ağaçlar hiç korunup gözetilmiyor. Bakımsızlıktan  bir yıl  zeytin vermeyince hemen kesilip odun olarak yakılıyorlar. İnsanların bu kadir kıymet bilmezliği nedense buralarda yadsınmıyor. Kimsenin rahatsızlık duyduğu yok. Bir kaç yıl sonra sayılarının çok daha azalacağını düşünüp kederleniyorum. Burayı satın alınca bahçemize diktiğimiz iki zeytin ağacına nasıl sevgi ile baktığımı tahmin edersiniz. Umarım sahillerimizdeki zeytin ağaçları değerini bilen insanlarca korunur. Yoksa çocuklarımız bu muhteşem güzelliği hiç tanıyamayacaklar. Sağlık kaynağı zeytin yağını ithal ürünler raflarında, çok pahalı olacağı için uzaktan seyredecekler.


22 Nisan 2016 Cuma

23 Nisan Kutlu Olsun!

Ne güzel bayramdır! Geleceğimiz, umudumuz çocuklara armağan edilmiş.. Nasıl da anlamlı!  Coşku ile kutlanılası bayram!


Biz 23 Nisanları böyle kutlardık..  Bizim çocuklarımız da böyle kutladılar.
Ata'mıza minnet ve şükranlarla!


Ellerinize, yüreklerinize sağlık minik ressamlar!


Karanlık düşünceli insanlar hiç heveslenmesinler, çocuklarımızın çocukları, hatta onların çocukları da böyle kutlayacaklar!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!

27 Aralık 2015 Pazar

Sevgili Ormanımın Utanç Köşeleri


Güncemi  takip ediyorsanız ''Sevgili ormanım'' diye benimsediğim, gönülden bağlandığım doğa parçasını az çok tanıyor olmalısınız.



Evime çok yakın, hatta balkonumdan bir bölümünü görebiliyor, rüzgar esiyorsa mis gibi çam kokusunu  alabiliyoruz.







Özellikle köpek kızlarımla orada yaptığım yürüyüşler benim en büyük mutluluk kaynağım.


















Yukarıdaki karelerde gördükleriniz doğanın bize verdikleri... Yüksek oksijen oranı, ilkbaharda tam bir görsel şölene dönüşen enfes orman bitkileri, kuşlar, sincaplar sizlere gösteremediklerim..  Bunlara yakın olduğum için ne kadar şükrettiğimi, bize verdikleri için doğaya nasıl minnet duyduğumu anlatamam. Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var!

Ya bizim doğaya verdiklerimiz? Bunu görmek bana çok acı veriyor.  Sizlere göstermek de öyle.. Şimdi  orman yoluna ve ormana daha yakın bakalım:
Aşağıdaki karede ormanın eteğinde yer alan bir karpuz tarlası görüyorsunuz. Bu tarla köyün muhtarına ait. Her yıl kiraya veriyor.






Bu, tarlaya giden yol. Gördüğünüz gibi sorun yollarda başlıyor. Eski bir otomobil lastiği yolun ortasındaki su birikintisinde duruyor. Ama bu  nedir ki...

İyice yaklaşınca tarlanın  bir bölümünü çevreleyen ormanının ötesine berisine atılmış tarımsal çöp yığınlarını görürsünüz.











Bu durumu  tarlanın sahibi ile defalarca konuştum. Bu ormanın hepimizin  olduğunu, çiftçilik yapmak için köye gelen insanların bu kirliliği oluşturmaya hakları olmadığını söyledim.  Nedense  kirlilikten değil de benim uyarılarımdan rahatsız oldu, bunu hissettim.
Hatta bir yürüyüş sırasında  rastladığım çiftçileri bizzat uyardım. ''Tamam, alırız'' dedikleri halde hasat sonrası tüm çöplerini bırakıp gittiler.


Ne yazık ki ormanın kirletilmesi sadece o tarla ile sınırlı değil.  Hemen her yerde  aşağıdaki  görüntüler var.



Not: Bu resimleri  daha bu sabah çektim.





Yazın ortalık turist kaynıyor. Onları da kendimize benzetmiş olmalıyız ki kiraladıkları arazi araçları ile gezerken çöplerini fırlatıp gidiyorlar. Yol kenarları, güzelim orman yolları, piknik alanı olmaya uygun yerler iğrenç çöplerle dolu.

 Bu utanç köşeleri ruh sağlığımı bozuyor, burada yaşayan insanlara antipati duymama neden oluyor. Hayatım boyunca  ortalığa  bir kibrit çöpü bile atmamış biri olarak, utanması gereken insanların yerine utanıyorum.


14 Eylül 2015 Pazartesi

Begonvilli Ev Halleri


Gökyüzü yine masmavi.. Bahçemizdeki  kocaman selvi ağacında yine kuşlar ötüyor olup bitenden habersiz.. Çiçekler de açmaya devam ediyorlar iyi kötü..
Ama hiçbir şey keyif vermiyor..  Yok!  Tadı tuzu kalmadı hayatımızın.  Oysa küçük mutlulukları biriktirip kocaman sevinçler yaşayan insanların evidir Begonvilli Ev.  Bu bambaşka bir durum. İçimizdeki acı eksilecek gibi değil.




Bahçeden de elimizi çektik epeydir. O güzelim fosfor yeşili çimlerimiz bile kurudu. Üzgün olsak da suladık, bakımını yaptık ama içimizdeki kapkara duygular onlara da geçti sanki ve bir de baktık ki  sararıp kurudular. Mutlaka  bilimsel bir açıklaması vardır. Belki yanlış bir şeyler yapmışızdır. Yine de keyifsiz ve karamsar  günlerimizde kurumaları bana  manidar geliyor.





Çiçeklerimizin de pek keyfi yok.  Siz deyin mevsimdendir, ben diyeyim, ruh halimizden.. 


Neyse ki, beyaz zakkumlar inatçılar... Beyaz beyaz açıp sanki  diyorlar ki,  ''Yapmayın böyle,  yaşam devam ediyor,  bizleri  ihmal etmeyin ki  acılarınızı hafifletelim, size moral verelim''




Bazı yazılarımı karamsar  bulup  beni uyaran sevgili dost, bu yazımdan da hoşlanmayacak ama ne edeyim,  durum bu..

 Kayıplarımız için  ne  kadar üzülsek az  ama  sadece üzülmek  hiç bir işe yaramıyor.
 Birilerinin  yanlışlarının  bedelini  ulusça ödüyorsak düzeltmek de bize düşer.  Başka ne demeli..






Bu arada komşunun geçici olarak baktığı anne ve yavru köpeklerin  durumu iç acıtıcı.. Pamuk Anne'nin öyküsü burada(tık)  

Henüz yirmi günlük oldukları halde üç yavru kaldı. İkişer üçer eksildiler,  yani birileri gelip  onları götürdü.  Oysa daha anne sütü  almaları gerekirdi..

Aile bu sabah iki yavruyu alıp memleketine gitti. Anne ve kalan  son üç yavru  yapayalnız kaldılar. Evin çocukları  yavruları  oyuncak gibi öyle çok mıncıkladılar  ki, anne artık onlarla ilgilenmiyor. Emzirmek istemiyor. Öğleyin  gidip anneyi besledim. Yavrulara da yiyebilecekleri ciğerli bir püre hazırladım ama anneleri hırlayıp onları kovdu ve yavrular için hazırladığım özel mamayı da yalayıp yuttu.

Yavrular akşama dek aç kalıp mızıldandılar. Ne yapabilirim diye  düşünmekten başıma ağrılar girdi.  Derken Pamuk'un  eski sahibi geldi. Durumu anlattım ona. Neyse ki o  Pamuk'u yatırıp yavrularını emzirmesini sağladı. Gündüzleri gelemeyeceğini, sadece akşamları gelebileceğini  söylüyor. Peki günde bir kez beslenmek bu yavrulara yetecek mi?










Şimdilik Begonvilli Ev'den bu kadar. 

Umarım hep birlikte daha güzel günlere ulaşırız. Sağlıcakla kalın..

26 Aralık 2013 Perşembe

Çocuklar Mutlu Olmalı!


Her çocuk mutlu olmayı hak eder. Bu günlerde daha sık düşünür oldum onları, daha doğrusu geleceklerini.. Belki de her şeyden çok önemsememiz gereken sevgili varlıkları.

24 Aralık 2013 Salı

Bu Memleket Arpalık mı?


Arpalık deyimini bilenler çoktur. Bilmeyenler de bir zahmet  tıklayıp öğrensinler. http://tr.wikipedia.org/wiki/Arpal%C4%B1k_Maa%C5%9F%C4%B1  Başlangıçta iyi niyetle  bahşedilen bir ayrıcalık diyebiliriz ama çok suistimallere açık olduğu  zamanla zaten ortaya çıkmış. Haksız kazanç, başkalarının emeğini, yerini yurdunu  sömürme, hak etmediği halde gelir elde etme ortamlarını ve fırsatlarını  anlatan  bir sözcük olmuş.
Kısacası, Osmanlı'dan kalma bu uygulama tarihe gömülse de uzantıları kanserli tümör gibi memleketi sarmış  durumda. Makam ve yetki sahibi olan insanlar bu durumlarını eğer kişisel çıkarları için kullanmakta sakınca görmüyorlarsa, dahası yolsuzluklarla yakın bağlantıları varsa bu onların memleketi arpalık olarak görme  zihniyetleri ile yakından alakalı. Öyle inanmışlar ki yaptıklarının suç olmadığına, kendilerini savunma şekilleri, ''yüzsüzlüğün bu kadarı da olmaz!'' dedirtiyor.

2 Temmuz 2013 Salı

Anılarımızdan


"Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayım derken,
Var olan aşınıyor azar azar zamanla.

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.

Anılarım kar topluyor inceden,
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu,
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.

Sevgiden caydığım yerde darıl bana."


 Bu şiiri yazan adam yakılmaz, eli öpülür. Fakat yobaz ateşinde boğmuşlardı rahmetli Metin ALTIOK'u. Anılarımız kar toplamasın inceden...

1 Haziran 2013 Cumartesi




Canımdan çok sevdiğim ülkemde vatansever insanlar bu durumda iken yazılarıma ve paylaşımlarıma ara veriyorum. Dilerim en kısa zamanda ilahi adalet  gerçekleşir.

Not: Twitter ve Facebook sayfalarımda sadece ülke gündemi ile ilgili takiplerimi yapmakta, mesaj ve paylaşımlarıma devam etmekteyim.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Begonvilli Ev Halleri ( Bir İmza Kampanyası, Bir İntihal Olayı ve ..)

Sevgili dostlar,
gönül istiyor ki, buradan hep güzellikler paylaşayım, mutluluk  verici olayları  ve durumları anlatayım..

Ne yazık ki öyle çok olumsuzluklarla  iç içe yaşıyoruz ki, bunların hiç sözünü etmeden yaşamak  olası değil. İstemesem de farkındalıklarımızın artması umudu ile zaman zaman paylaşmak zorunda kalıyorum..
Örneğin, Antalya'da yaşanan ve basında yer alan, Duacı Köyü'nde bulunan bir  köpek eğitim merkezinde, eğitim ve pansiyon hizmeti amaçlı kendilerine bırakılan köpeklere yapılan işkence  olayı..
Videolarla kanıtlanan bu insanlık dışı duruma nasıl seyirci kalınabilir? En azından  suçluların cezalandırılması ve benzer yerlere örnek olması  için imza kampanyasına katılımı yürekten destekliyorum. Aşağıdaki linki tıklayıp ayrıntılara ulaşabilirsiniz.
http://www.change.org/tr/kampanyalar/antalya-duaci-k%C3%B6y%C3%BC-e%C4%9Fitim-merkezi-cezalandirilsin-gerekli-cezanin-almasini-istiyoruz?utm_campaign=twitter_link_action_box&utm_medium=twitter&utm_source=share_petition

Sözünü edeceğim diğer konu da bir intihal olayı. Yani çalıntı yazı.

Dün farkettim; okumakta olduğum Yrd. Doç. Kahraman Arslan'ın ''Hayata Yön Veren Hikayeler '' adlı kitabında, 204. sayfada  ''Gözyaşı'' adlı bir öykü var. Bu öykü kadınları anlatan  hoş bir hikayecik. Bu kitaptaki her öykü alıntı ve tek tek kaynaklar belirtilmiş. Web sayfalarında yer almış mı? diye araştırırken bir de ne göreyim; köşe yazarı Nazlı Ilıcak bu öyküyü, 13 Mayıs tarihli Sabah Gazetesi'ndeki  kendi köşesinde, Anneler Günü nedeni ile ''Anneler ve Çocuklar''  başlığı ile  kendi  yazısı gibi  paylaşmış. Yazının kaynağı da belirtilmemiş.  http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2012/05/13/anneler-ve-cocuklar Bir de aynı sayfada yasal uyarı var: ''Yazarın yazılarının  kopyalanması, paylaşılması yasaktır!'' diye. Kendin çal ama  öyle bir sahiplen ki, kimse şüphelenmesin! Ne kadar ironik değil mi?  Biz  toplum olarak  fazla okuyan insanlar değiliz ya; yuttururuz  sanmış sözde yazar.. Nazlı Ilıcak'ı  ve o yazının yayımlanmasından sorumlu  tüm gazete görevlilerini kınıyorum.

Hep olumsuzluklardan söz edip canınızı sıkmak istemezdim ama  bunlar da bilinmeli ve Begonvilli Ev'de kafa yorulan, gündemde olan konular.

Hadi bağışlatmak için  dün  yaptığım  baykuşlu yastığı paylaşayım;
Eşimin  yakası eprimiş gömleğini kullanarak yaptım bu yastığı. Çok şirin oldu.


17 Mayıs 2013 Cuma

Ders Çıkarılası Bir Öykü



Ormanın birinde Aslanlar toplanmış. "yahu" demişler, "hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader. Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük... Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor, eee balık yakalayacak halimiz de yok... N'aapsak? " Bir tanesi "en iyisi, öküzlere saldıralım" demiş, "iri yarı görünüyorlar ama ne pençeleri var, ne dişleri diş... Tam dişimize göre!" Olur mu? Olur. Hücum! Ama evdeki hesap çarşıya uymamış; Öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer...Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış. Aslanlar aç bilaç. N'aapsak, n'aapsak? "tilkiye danışalım" demişler. Tilki "kolay" demiş, "beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim..." Kabul etmişler. Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş, "saygıdeğer öküzler" demiş, "aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar... Ama; Şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o... Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü, Kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın! " Öküz heyeti düşünmüş taşınmış, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" Mantığıyla, verivermişler sarı öküzü...Aslanlar da afiyetle yemiş. Bir gün, iki gün ....Tilki gene gelmiş. "bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz" demiş Ve eklemiş: "ama şu var ya benekli öküz, benekli öküz, O burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, Canları çekiyor, verin, kurtulun!"Öküz heyeti düşünmüş, "otlağın selameti için"Teslim etmiş benekli öküzü... Üç gün, dört gün...Tilki gene gelmiş.Kuyruğu uzun olanı... Burnu beyaz olanı...Tombul olanı...Tek tek alıp, gitmiş. Otlak seyrelmiş. Semirmiş aslanlar. Günlerden bir gün... Artık tilki gelmemiş! Gerek kalmamış çünkü. Doğrudan aslan gelmiş. "hanginizi istiyorsam, Canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, Adamı hasta etmeyin!" demiş. Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, "keşke sarı öküzü vermeseydik" demiş ama iş işten geçmiş. ... İşte Öküzlük böyle bir şeydir... 

 Bu hikaye sebebiyle, dünyaca ünlü alman şair ve tiyatro yazarı Bertolt Brecht akla geliyor... Bir şiirinde aynen şunları yazmıştı: "Naziler önce komünistleri tutukladılar; Komünist değilim diye ses çıkarmadım. Sonra Yahudileri tutukladılar, Yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım. Sosyal demokratları tutukladılar, Savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde; Etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!" 

18 Nisan 2013 Perşembe

Yorumsuz!

Olay yeri


Tanığı olduğum bir olay üzerine Belediye'ye yazdığım dilekçe ve aldığım yanıt aşağıdadır:

Konu: Belediyenize ait 07 FFC 40 Nolu araç kullanıcısı hakkında suç duyurusu
Sayın Yetkililer
Yukarıda belirttiğim adreste ikamet etmekteyim. Sabah yürüyüşü sırasında  (saat 8.45 gibi) Arıtma tesislerinin  bitiminde yürüyüş yoluna park etmiş 07 FFC 40 plakalı aracın  sürücü koltuğundaki kişi çöplerini yol kenarındaki çim ekili bölüme atmıştır. Yürüyüş arkadaşımla birlikte, aracın sol camında belediyeye ait olduğu yazılı tabelayı görünce şaşkınlık içerisinde kaldık. İkinci bir kişi sol taraftaki ağaçlık bölgeden çıkıp araca bindi. Bu kişinin oraya ne amaçla gittiğini tahmin etmekle beraber,  görmediğimiz için  bu konuda yorum yapamıyorum. Çöpü atan kişiye sözlü uyarıda bulundum ve kınadığımı belirttim. Kendisi hiç yanıt vermeden aracını çalıştırıp oteller istikametinde uzaklaştı. Anlayacağınız  bu sabah ''İmam böyle yaparsa cemaat ne eder'' atasözüne uygun tirajikomik bir olaya tanık olduk. Zaten çevredeki aşırı kirletilmeden son derece üzüntü duyan bir vatandaş olarak üzüntüm daha da artmıştır. Büyük çabalarla  ve beklentilerle destek olduğumuz belediyemizin mensubu bazı insanların bu ilkel tutumları moral çöküntüsü ve güvensizlik nedeni olmuştur. Başta, tanık olduğum olayın zanlısı kişi olmak üzere  belediye çalışanlarının  disipline edilmesi konusunda gereğinin yapılmasını saygı ile arz ederim.
İ. Şahin
Olay tanığı arkadaşım:N. Meral

Kurum Cevabı:

Sayın ŞAHİN
Söz konusu olay ile ilgili olarak  bahsedilen kişiler uyarılmıştır.
Bilgilerinize rica ederim.

22 Ocak 2013 Salı

Türkler Neden Mutsuz?



Ulus olarak bir yılda 36 milyon kutu antideprasan kullandığımızı biliyor muydunuz?  Bu,kayıtlara geçen yani Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı rakam..  Acaba bu  ilaçlar ne derece işe yarıyor?


GALLUP’un, 2005 ile 2009 yılları arasında 155 ülkede gerçekleştirdiği “mutluluk” araştırmasında Türkiye maalesef 103. sıradaymış.

Danimarkalıların yüzde 82 si kendisini “mutlu” olarak tanımlarken Türkiye’de bu oran sadece yüzde 13.

Yani durum şu: Mutsuzum, mutsuzsun, mutsuzuz.

Piyasalardaki onlarca kitap, insanları daha mutlu  daha sağlıklı yapmanın yollarını  açıkladığını iddia ediyor.  Belli ki, mutsuzluğumuz   insanların  zayıf olduğu yönlerini keşfedenler ve bundan para kazanmak isteyenler  için iyi bir kazanç alanı.

Okuduğum  bir makalede, bir uzman ( haydi adını da vereyim Dr. Tanju Sürmeli) “Türkler genellikle beyinlerinin ön bölümünü iyi kullanmıyor” diyor.
Ve devam ediyor:
''Dolayısıyla sabırsızlık, duygusallık, saldırganlık, motivasyonsuzluk, ani öfke patlamaları gibi iyi tanıdığımız özellikler ön planda.

Bu özelliklerin hiçbirinin mutlulukla yakından uzaktan ilgisi yok.

Hepsi tek başlarına birer mutsuzluk kaynağı.

Türkiye’de insanlar hep bir kavga ortamında. Politika sahnesinde, medyada kavga olunca beyin negatif bir döngüden çıkamıyor” diyor.

Arkasından da önerilerini sıralayıp,  kendi geliştirdiği  yöntemlerden söz ediyor.. Ayrıca  bu konu ile ilgili  bir de kitap yazmış.

 Ben , ''bu kitap, o kitap diye tavsiyelerde bulunacak  konumda  değilim. Üstelik bu tür kitapların pek çoğunun okuruna değil de  maddi kazanç yolu ile yazarına  mutluluk verdiğini de düşünmüyor değilim.
Ancak mutsuzluklarımız konusunda  kafa yormamız gerektiğine  düşünüyorum. Yaşamın  zorlukları ile baş edebilme konusunda   her insanın yapabileceği bir şeyler olduğuna inananlardanım. Şahsen ben  kişilerin  hatta uzmanların ''Şöyle yapın, böyle yapın!'' tavsiyelerinden çok kendi mutsuzluğumuzun kaynağını  keşfedip  ona göre önlemler almamız  gerektiğini düşünüyorum. Bir de  başkalarının durum ve duygularını anlayabilmenin önemli olduğuna inanıyorum. Yani  ben merkezci olunca daha çok mutsuz oluyor insanoğlu.
Elbette, hayattan zevk alabilme  konusu  da önemli.. Bunu başarmak için kendimizi tanıyıp zaman ve çaba göstermemiz  gerekiyor. ''Zaman ve koşullar!''  dediğinizi duyar gibiyim.. Eee ne yapalım, emek olmadan başarı da olmuyor.
Gerektiğinde güvenilir bir uzmandan yardım almak  işe yarayabilir. Yine de iş  insanın kendi beyninde başlar ve biter gibi geliyor bana.


  Hepinize sağlıklı bir beden ve ruh diliyorum. Mutsuzluklar  hepimizden uzak  olsun.