13 Aralık 2017 Çarşamba

Dikenli Kabak (Rodos Kabağı) Yetiştiriyorum





Selam dostlar,
 Dün köy minibüsünü kaçırmamak için koştururken bir mahalle bakkalının önünde bir sepet dolusu bu dikenli kabakları gördüm. Rodos Kabağı, Şayot Kabağı da denilen harika bir sebze. Uzun yıllardır yememiştim. Antalya'da kızartması, cevizle ve sarımsakla yapılan çok lezzetli bir sos eşliğinde meze ya da soğuk yiyecek olarak sevilir. Tadı biraz tatlımsıdır ve sözünü ettiğim cevizli teratordaki limon ve sarımsakla çok yakışır. Annem yanına mutlaka tereyağlı sade bulgur pilavı da yapardı. İsteyene tarifini veririm sonra. Son on dakikam kaldığı için acele bir alışverişle iki tane aldım. Dikkat ederseniz biri yeşil ve taze, diğeri daha sarı ve iri. Bunlardan yeşil olanı yeriz, diğerini de dikerim diye özellikle öyle seçtim. Dikilmesine gelince; bu hemen olmuyor. Bir süre iyi ışık alan sıcak bir ortamda bekleyecek. Sonra yeşil, bir sürgün verecek. Bu sürgün en az bir karış olunca da yumuşak, çiftlik gübresi ile zenginleştirilmiş bir yere, sürgün kısmı dışarıda kalacak şekilde 45 derecelik bir açı ile gömülecek. Tahminime göre mart başlarında toprakla kavuşacak. Yaz boyunca büyüyecek. Unutmadan söyleyeyim; bu bir sarmaşık. Yani tırmanabileceği bir çardağa ya da dalları uygun bir ağaca ihtiyacı var. Ekimde çiçek açıp tam da bu mevsim yani kış başlarında meyve verecek. Şubat-Mart ayında bitki kuruyacak. Bitki kuruyup tekrar yeşererek bu döngü içerisinde uzun süre yaşamını sürdürüyor. Bütün bunları anneannemin bahçesinden anımsıyorum da unuttuğum bir şey varmış. Bu bitkiyi yetiştirmek için iki tane dikilmeliymiş. Tozlaşma olup meyve vermesi için böyle olması gerekiyormuş. Yeşil ve taze olanı çimlendirmem zor olacağından en kısa zamanda olgun ve sarı renkli bir meyve daha almam gerekiyor. Kasabaya gitmek benim için epey zor olduğu için canım sıkıldı doğrusu. Bakalım bu  güzel sebzeyi yetiştirebilecek miyim?

8 Aralık 2017 Cuma

Kedi Aşkım


O sevgili varlıklar ne zamandır benim dünyamdalar? Kedilerden söz ediyorum. Doğrusu kesin bilmiyorum. Çok küçüklüğümden beri diyelim.. Anneannemin evinde değil de bahçesinde her zaman bir iki kedisi olurdu. Sarman’ı ve Fatoş’u anımsıyorum. O zamanlar  çocuk bilincimle  özenle bakılmaları gerektiğini bilmiyordum. Bunu çok sonraları öğrendim.  Sözünü ettiğim yıllarda insanlar kedi ve köpeklere çok özel bir ilgi göstermeseler de,  onlara nefret duymazlar ve acımasızca da davranmazlardı. Kediler rahattı hatırladığım kadarı ile. Zaten yaşam alanları da bugün olduğu gibi daraltılmamıştı. Trafik belası yoktu. Bahçeden bahçeye atlayıp yaşayıp giderlerdi. Şimdi yaşam alanlarını ellerinden alıp apartman denilen beton yığınlarını diktik. Kalan azıcık toprağı  betonla kaplayıp  otopark olarak kullanıyoruz.  Ötemizde berimizde yaşamaya çalışanlar ise sevilmiyor, istenmiyor. En az bizim kadar onlara da ait olan bu dünyada sinir küpü bazı insanların kolay hedefi oldular. Ne hazindir ki, çileli ve kısa yaşamlarının destekçisi olanlar da bu dışlanmadan  nasibini aldılar.  Oysa ki kedili yaşamı keşfedenler bilir, ne sevgili varlıklardır.  Onlar keyif ve huzur kaynağıdır.  En belirgin özellikleri kafalarına göre  takılmalarıdır.J Canları ne isterse onu yaparlar. Örneğin sizin onu sevmek istemeniz  önemli değildir onlar için. Eğer onlar bu isteği duyarsa yaklaşırlar. Buradaki incelik onların bir takım menfaatler için sevecen davranışlar göstermemeleri. Keşke  bu özellik insanlarda da olsa da sahte sevgi pıtırcıkları deşifre olsalar, öyle değil mi?  Bu davranış biçimi onların bencil ve nankör oldukları anlamına gelmez. Tam tersi,  hiç kimseye eyvallahlarının olmadığının göstergesidir. Bu da bana uyarJ  Onların davranışlarına , duruşlarına en çok yakışan sözcükler, asil, içten, sevimli, şirin, yaramaz, gururlu diye uzar gider. Birbirlerinden çok farklı karakterde olduklarından içlerinde arsız olanlar da yok değil hani. Bizim Nazmiş gibi. Kapıdan kovsan balkondan çıkar gelir.Yine de insanın arsızından iyidir onların arsızlığı.  Çok tatlıdırlar çoook..  İllaki, cins ya da çok güzel, renkli gözlü uzun tüylü olmaları gerekmez. Çünkü her kedinin cezbedici tarafları vardır. Sokaktan alınanlar bile eve müthiş uyumlu, harika dostlar olabilirler. Bakınız: Jane  ve Colette.
 Jane'im


Colette'im

Onları sevmek öyle sağaltıcı, öyle doyumsuz bir duygu ki,  bir kez hayatınıza  girdilerse hiç onlarsız  olamayacağınızı düşünürsünüz. Şu an bile biri minderinde kıvrılmış uyuklarken  diğeri dizlerime tırmanmaya çalışıyor  ve onları sevmeye doyamıyorum.
Biber'im

Anlayacağınız o mırıldanmalardan, miyavlardan uzak kalmama olanak yok. Bir anlamda hiç büyümeyecek çocuklarım var.  Çünkü düzenli doyurup, temizlikleri ile, aşıları ve Tanrı korusun  sağlık sorunları ile  uğraşacağım ömrüm oldukça. Hem yalnız evimi paylaştıklarım için değil, tesadüflerle karşılaştıklarım ya da yanımda yakınımda bulundukları için, yardıma ve bakıma muhtaç olanlarla da ilgileneceğim. Bu hep böyle oldu, böyle olacak..

 Pofuduk ve Yavruları

 Bütçemi denkleştirmek için kıvranırken  onların payı  hep dokunulmaz olacak. Olası sürprizlere hep hazırlıklı olacağım.

Ellerimde, kollarımda hatta yüzümde hasta bir sokak kedisinin neden olduğu  çizikler hep olacak.

Nazmiş(Geçen yıl bu günlerde zehirlemişlerdi, evde özel bakıma aldım, bu sırada bana çok tırmık attı:)

   Soğuk gecelerde  içim titreyecek, dışarıdakiler için. Ha, bir de evdeki tampon görevim  hep sürecek; yaramaz  çocuklarını korumaya alan anneler gibi. Suçlarını gizlemek için ne lazımsa yapacağım, evde huzur olsun diye. Tüm bunlara eyvallah!  Çünkü ben iflah olmaz bir kedi aşığıyım. Ne edeyim, benim sevgim  sınır, kural tanımıyor. Umarım sizlerin de yüreciğinizde bu sevgiye yer vardır. Çünkü ben bu sevgiyi  tanımayanlar için üzülüyorum.


5 Aralık 2017 Salı

Fırında Karnıbaharlı Havuçlu Somon

Çoktandır şöyle keyifli bir Begonvilli Ev  yemeği tarifi paylaşmadığımı fark ettim. Keyifli  diyorum; yapması kolay, içeriği zengin ve lezzeti de oldukça  güzel. Bugün pişirdim; haydi buyurun...


Minik parçalara  ayırdığım orta boy karnıbaharı ve küp küp doğradığım havuçları  buharda yarım saat pişirdim. Derince bir sos kabında üç yumurta, bir kahve fincanı  sıvı yağ, bir kaşık yoğurt, bir tepeleme çorba kaşığı dolusu un, tuz, karabiberden oluşan sos hazırlayıp rendelenmiş kaşar  ekledim. Buharda pişirdiğim sebzeleri  sosla  harmanladım. Lezzet versin diye bir  tutam biberiye de ekledim.  Bu tamamen  size kalmış.


Somonların  sadece bir  tarafını tavada çok az sıvı yağda bir kaç dakika  pişirdim.


Kızaran taraf üste gelecek şekilde  fırın kabına aldım.


Sosla karıştırdığım sebzeleri  balıkların üzerine yayıp, üzerine bir dilim bayat ekmeği kırıntı haline getirerek serptim. Bu  hoş bir kıtırlık veriyor. En üste biraz daha rendelenmiş kaşar ekleyip çok az zeytinyağı serpiştirdim.



200 derecede üstü kızarıncaya dek pişirdim.



Bu arada salatamız  hazırlandı.









 Denerseniz Afiyetler Olsun!


2 Aralık 2017 Cumartesi

Engellerle Yaşamak Hiç Kolay Değil


Eşim de bir engelli.. Emin olun engellilerin ve engelli yakınlarının yaşamı çok zor! Sözde yapılan iyileştirmelerin aslı astarı yok. Hepsi boş laf. Ancak toplumun hoş görüsü ve vicdanı durumu biraz düzeltebilir. Bu da bazen oluyor, çoğu kez de olmuyor. Zaten beklentimiz acıma duygusu değil empati duygusu. Çünkü aslında herkes her an bir engelli adayıdır. Dilerim kimsenin başına gelmez ama engelli olmak an meselesi. Engelli yakını olmak da... Umarım bu konuda farkındalığımız artar.

1 Aralık 2017 Cuma

Kimse Size Yalan Söyleyemez



Bunu ben söylemiyorum, ABD li hipnoterapist David J. Lieberman söylüyor bir kitabında. Amerika'da çok ilgi görüyormuş.

Karşısındakini test etme amaçlı mı yoksa yalan söylemeye eğilimli kişilerin kendini ele vermeme kaygısı mı, kitabı bu denli ilginç kılan? Varın siz düşünün.

Ben henüz okumadım ama ülkemizde de yayımlanmış bu kitap. Kitapta sözü edilen veriler oldukça mantıklı ve gözlemlenebilir geldi bana.
Lieberman'ın araştırmalarına göre, birinin yalan söyleyip söylemediğini aşağıdaki ipuçlarıyla anlayabilirmişiz:

- Yalan söyleyen kişi göz temasından kaçınır, göz göze gelmemek için elinden geleni yapar.

- Yalan söyleyen ya da bir gerçeği saklayan kişi, ellerini ve kollarını daha az kullanır.

- Kendisine soru sorulduğunda elleri sımsıkı kapanıyorsa ya da avuçları aşağı dönükse bu yalanın ya da kandırmanın sinyalidir.

- Ellerini yüzüne ya da boynuna doğru götürüyor olabilir ama bedeniyle teması sadece bu kısımlarla sınırlı kalır.

- Verdiği cevap nedeniyle içinin rahat olduğunu göstermeye çalışan kişi belli belirsiz kaçamak bir şekilde omzunu silker.

- Kişinin el kol hareketleri ile söylediği sözler arasında zamanlama hatası vardır. Baş hareketleri mekaniktir.

- Şaşırmış, korkmuş ya da mutluymuş rolü yapıyorsa, yüzünde beliren ifade, ağız bölgesiyle sınırlı kalacaktır.

- Yalan söyleyen kişi ayakta dururken ya da otururken konuşma sırasında sırtını dik tutmaz.

- Kendisini itham eden insandan uzaklaşmak isteğiyle muhtemelen bakışlarını kapıya doğru çevirir.

- Konuştuğu insanla ya çok az fiziksel temas kurar ya da hiç kurmaz.

- İşaret parmağını ikna etmek istediği kişiye yöneltmez.

- Kendisini itham eden kişiyle arasına bir takım nesneler koyar.

- Bilinçaltından sızan gerçek duygular, düşünceler ve niyetler dil sürçmesi şeklinde ortaya çıkar.

- Karşısındaki kişi anlattığı hikayeye inanana kadar fazladan bilgi vermeye devam eder.

- Sorulara asla doğrudan cevap vermez, dolaylı olarak ima eder.

- Yalan söyleyen kişi, ben, biz ve bizim gibi zamirleri ya çok az kullanır ya da hiç kullanmaz.

- Kullandığı kelimeler açık ve net olmayabilir.

- Sorulan soruya oranla aşırı bir tepki gösterir.

- Yalan söyleyen kişi, bütün sorularınıza cevap verebilir ama kendisi size soru sormaz

- David J. Liberman ın araştırmasına göre, yalan söyleyen kişi, konu değiştirildiğinde rahatlar ve gerginliği azalır. Yalancıları tanımanın diğer yolları da şöyle:

- Haksız yere suçlandığına sinirlenmez.

- Gerçeği söylemek gerekirse , Dürüst olmak gerekirse ve Neden yalan söyleyeyim ki gibi cümleler kullanır.

- Soruyu önceden düşünmüş ve cevabı hazırlamıştır.

- Sorunuzu tekrar etmenizi ister ya da soruya soruyla karşılık verir.

- Konuşmasına, Yanlış anlamanı istemem ama gibi bir cümleyle başlar.

- İlginizi dağıtmak için şaka yapar ya da dalga geçer.

- Daha ayrıntılı açıklama gerektiren konuları sıradan bir şeymiş gibi aktarır.

- Hikayesi o kadar inanılmazdır ki, sırf bu yüzden inanırsınız.

Ne diyorsunuz? Epeyce ipucu var değil mi?



KİTAP HAKKINDA BİLGİLER BURADA

18 Kasım 2017 Cumartesi

Kazlarla Harika Bir Gün

Bugün öğleden sonra ırmak kenarında ailece piknik yaptık. Muhteşem bir doğa ve enfes bir hava vardı.

Bir de orada mutlu mutlu takılan kazlar.  Öyle pozlar verdiler ki,


























Onları görüntülemeye doyamadım...

30 Ekim 2017 Pazartesi

Kim Ölmüş Biraz Romantizmden !


Bir  arkadaşım  var; hem  de esaslısından.. Hani  denir  ya ''yalnızca  iyi  gün  dostu  değil, gerçek  dosttur''  diye. Bu  söz  onun  için  çok  uygun.. Ne  zaman  anılarımız canlansa,  iyi  ve  kötü  günlerimizde  yaşadığımız  binbir  paylaşım  gelir  gözümün  önüne. Hangisini  anlatayım, anlatmakla  bitmez  ki... Komik şoförlük  maceralarımız, okula  geç  kalışlarımız, alışverişlerimizde yaşadığımız eğlenceli  olaylar,  mutlu günlerimiz, çok  acı  günlerimiz, çoğunlukla  da komik  olma  kaygısı  gütmeden doğal  hali  ve  kıvrak  zekası  ile  durum  komedilerini  aratmayan  halleri..  Ama  bir  yönü  var ki,  şaşar  kalırım.  Bu  güzel,  bu şekerden  yapılma  kalbi  olan  arkadaşım  öyle  bir  Doğrucu Davut'tur ki, romantizm  falan etkilemez  onu. ''Ah ne  hoş  bir ay  var bu  akşam'' desem ''Aman canım  üzerindeki  pörtlek  göz  gibi  kraterleri bildiğim için  bana  hoş  gelmiyor''
der.

Ya  da  bir  gelinle  damat görsek tesadüfen,  benim  gözlerim  dolar, ''çok  yakışmışlar, inşallah mutlu  olurlar''  derim,
o:
-İnşallah  öyle olur  ama  üç  beş  gün  sonra  didişmeye  başlarlar.
der.  Bu  asla  onun   kötü  niyetinden  değildir  ama romantizmle  işi  yoktur  ve gerçekçidir.

Bir  demet  çiçek  götürseniz, sevinir  sevinmesine  ama  söylemeden  de  duramaz:
-Keşke  koparılmasa  bu  çiçekler,  dalında daha  güzeller  çünkü, 
deyiverir.

Romantik bir  slow müzik   dinliyorsanız  der  ki,
-Şöyle  hareketli  bir  şeyler  dinleyelim  de  kendimize  gelelim.. Ve  hiç  üşenmez  şıkır  şıkır  oynar bile.. Onun  enerjisi, yaşama  bağlılığı  bir  başkadır.
Çocuklarımız  birlikte  büyüdü  sayılır. Hem  iş  arkadaşım, hem de komşum  diyebileceğim yakınlıkta  oturduk  yıllar  boyu.  Şimdi  biraz  uzağız. Şehir dışında gönlünce  güzel  bir  eve  aldı, emekliliğin  tadını  çıkarıyor  canım  arkadaşım. Bu  yüzden ne  anılarımız  var... Bugün  nedense  hep  gözümün  önüne  geliyor, çok  özlemişim. İlk  fırsatta  arayıp görüşmem  lazım.




 Arkadaşımı anarken  aklıma  geldi  bu  romantizm konusu:)

Ama  birazcık  da   olsun  yaşamımızda ,  bunun  ne  zararı  olabilir?
 Romantik  şarkılar dinlemenin,  ayın  ne  kadar  güzel  olduğunu düşünerek  seyretmenin, sonbahar  yapraklarının  harika  renklerine  hayran  kalarak hafif  çiseleyen  yağmurda  yürümenin, dün  sokakta fotoğraf  çekimleri yapılırken  rastladığım  gelin  ve  damadın ömür  boyu  mutlu  olacağını  düşünmenin  nesi  kötü olabilir?  Ara sıra  bunları  yapmak  yaşamın  gerçeklerinden  koparmıyor insanı.. Bana  iyi geliyor  doğrusu...
Bu  resimler  benim  gibi(arasıra)  romantizmden hoşlananlar  için.






27 Ekim 2017 Cuma

Zengarden Beni Delirtti!



Zengarden Beni Delirtti Arkadaşlar!
Zamanınız varsa okuyun, bugün bana yarın başka tüketicilere.. Geçen ayın 30 unda sipariş verdim. Toplam 120 liralık bir alışveriş. Canlı bitkiler ve bir kaç tohum. Kredi kartı ile peşin ödeme yaptım! Ürünler bir türlü elime geçmedi. Evet göndermişler ama benim bilgim dışında kargo şirketi adres bulunamadı diye tutanak tutup geri göndermiş. Bu arada ben Zengarden halkla ilişkiler görevlisi hanım ile sürekli görüşüp durum takibi yapıyorum; iade istemediğimi belirtiyorum. Adreste sorun olmadığını, gerekirse güvenli ikinci bir adres vereceğimi söylüyorum. ''Tamam'' diyorlar ve bana iki defa telefon açıp ürünleriniz yarın mutlaka elinize geçecek diye bilgi veriliyor. ''Ürünler elime geçse bile artık ölü olarak gelecekleri kesin, lütfen yeni ürünleri yeni adresime gönderin'' diyorum. Şirket yetkilisi ile görüşüp size iletiriz diyor, Müşteri Temsilcisi. Sonra'' Tamamdır, yeni adrese yeni ürünleri önümüzdeki pazartesi göndereceğiz, zararınızı karşılayacağız'' diyorlar. Bugün perşembe ve hala yok. Az önce tel. ile aradım ve bu kez,'' geri dönen ürünlerden biri ölmüş, diğerini ve tohumları kargo ücreti size ait olmak üzere gönderebiliriz'' demez mi! Daha önce böyle söylememiştiniz deyince şirket politikası diyor. Çok sinirliyim dostlar, çok..

10 Ekim 2017 Salı

Fransız Kadife Çiçeği İle Losyon Yapımı


Fransız kadife çiçekleri hemen her bahçede kolaylıkla yetişen, zarif, hoş kokulu hemen hemen hiç  bakım istemeyen çiçeklerdir.  Bizim bahçeye de  bir kaç yıl önce dikmiştim. Sonrasında  yere dökülen tohumları kendiliğinden çoğalmaya devam ettiler. Bana kalan istemediğim yerlerde  gereğinden fazla çıkanları sökmek oldu. Doğal bir  böcek ve sinek savıcı olduğunu biliyordum ama bu sabah Faecbook'taki Bahçe Meraklıları grubumda üyemiz A. Kadir Bekçi Bey'in bir paylaşımı ile  çok daha marifetli olduklarını öğrendim. Evde zeytinyağı ve  Fransız kadife çiçeği ile kolaylıkla yapabileceğiniz bir losyonun  tam da  şu günlerde  çok işime yarayacağını öğrendim. Her yıl bu günlerde cildim aşırı kurumaya başlar, çatlar. Bu yüzden özel ve oldukça pahalı ürünler almak zorunda kalırım. Doğrusu hiç birinin mucizevi bir sonuç verdiğini söyleyemem.  Hatta market ürünlerine  çok fark atan pahalı bir ürün görmedim. Yine de içim rahat etmediği için o pahalı ürünlere yönelirim.  Kadife çiçeğinin ne işe yaradığı kaynak belirterek anlatıldığı için  bu losyonu hazırlamaya karar verdim. Siz de denemek isterseniz kaynak sayfaya bir  göz atın.

 https://divadonnabella.wordpress.com/2015/11/11/zeytinyaginda-demleme-kadife-cicegi/


4 Ekim 2017 Çarşamba

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü


Bugün 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü,
Yıllar önce, farkındalığa katkım olması amacı ile bu grafiği hazırlayıp bloğumda ve kullandığım diğer sosyal ağlarda paylaşmıştım. Elbette, sokak canları için doğrudan ve dolaylı başka çabalarım da oluyor. Benim gibi düşünen ve hisseden insanlar, gruplar da onların yaşam hakları konusunda ellerinden geleni yapmaktalar. Ne var ki, içimizi acıtan, yüreğimizi yakan hayvan hakları ihlalleri o günden bu yana aynen devam etmekte. Bu konularda hassas olan ve ne yazıkki azınlıkta kalan bizler dışında kimsenin etkilendiği ve aldırdığı yok. Yine de umutsuzluğa kapılmadan, insanlık ölçütlerinden biri olan, onları koruma, sevme, sevdirme çabalarımıza devam edeceğiz. Sadece özel günlerde değil ihtiyaçları olan her an yanlarında olacağız. Elimizden geldiğince! Bu dünya yalnız insanlara ait değil. 


29 Eylül 2017 Cuma

Yeni Mutfak

Hiç bir şeyden çekmedim, eski mutfağımdan çektiğim kadar..  Evin benden önceki sahipleri dev insanlarmış. Mutfak tezgahı standartlardan 15 cm yüksekti. Ben zaten ufak tefeğim. Sadece o olsa; kullanışsız dolaplar, ölü alanlar, kalın  tuğlalarla yapılmış  bölmeler, korkunç zor çekilen çekmeceler. Şükürler olsun ki kabus bitti. Uzun bir  ön çalışma yaptım. Pek çok mutfak fotoğrafı ve  hazır mutfak inceledim. Mutfak ekipmanlarımı gözden geçirip yenilemem gerekenleri yeniledim.  Tam dört mobilyacı ile  görüşüp işlerini inceledim. Yaptıklarını çok beğendiğim birini verdiği aşırı yüksek fiyattan dolayı, bir diğerini, zevksiz olduğu için,  ikincisini de  söz verdiği saatte gelmediği için eleyip sonuncuya  gördüğünüz mutfağı yaptırdım. Mobilyacım yaptığım çizimlere büyük ölçüde sadık kaldı. Kusursuz olmasa da kabul edilebilir bir iş çıkardı. Granit, seramik ve kulpların seçiminde yaşadığım zorlukları, elektrikçi ile olan sorunları, su arıtıcısının montajında oluşan gerginlikleri ne siz sorun ne ben anlatayım. Bir de uzunca bir süre bahçe mutfağında yemek pişirmek zorunda olduğum için pek çok  malzeme ve araç gereci taşımam hiç kolay olmadı. Sonuçta bitti. 

İşte yeni mutfağım:
























Kilerin içini  görüntülemeyi unutmuşum











Ve bu da korkunç eski mutfak