13 Ocak 2018 Cumartesi

Mandalinalı Kek

Bu kek, mis kokulu mevsim keklerine güzel bir örnek. Çünkü mandalinalı, harika kabaran, pratik bir kek.






 Uzun uzun tarif vermeyeceğim. Malzemeler ve kısaca tekniğini açıklayıp  denemek isteyenlere ''kolay gelsin''  diyeceğim.
4 yumurta
2,5 su bardağı elenmiş un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
yarım çay bardağı sıvı yağ+yarım çay bardağı eritilmiş tereyağı
1 su bardağı  şeker
1 su bardağından  1 parmak eksik mandalina suyu+rendelenmiş kabuğu (ben Kıbrıs mandalinası kullandım)

Yapılışı: Sıvıları şekerle kuvvetlice bir kaç dakika çırpıyoruz.

Kabartma tozu ve vanilya ile birlikte  elenmiş unu kaşıkla  çırpılmış sıvılara  ekleyip pürüzsüz oluncaya dek karıştırıyoruz.

Önceden  180 derece  olarak  ısıtılmış  fırında 40 dakika pişiriyoruz.

Deneyenlere afiyetler olsun.

12 Ocak 2018 Cuma

Bir Limon Hikayesi

Üç yıl önce küçük bir bahçesi olan evimizi satın aldığımız zaman bahçe hiç de iç açıcı durumda değildi. Bir kaç bakımsız meyve ağacı, iki palmiye ve iki begonvil,  adam boyu otlarla kaplı bahçede çok hüzünlü bir görüntü içindeydi. Palmiyeler  dışında  diğer ağaçların sökülüp yenilerinin dikilmesi tavsiye edildi. Ne var ki ben yaşlı ve  çok bakımsız limon ağacının sökülmesini istemedim. Nedense girişteki o ağaca kıyamadım. Bahçıvana o ağaca çok iyi bakmasını söyledim. Dibi güzelce kabartılıp  çiftlik gübresi verildi, özenle budandı. Yine de ilk yıl çok az meyve verdi. Meyveleri  sert ve susuzdu. Geçen yıl bakımını ve budamasını kendim yaptım. Bu yıl  limon ağacımız  şahane meyveler verdi.




























17 Aralık 2017 Pazar

Yağmur Sonrası Orman Yürüyüşümüz

Gece boyunca yağmur yağdı. Hava açınca Köpek kızlarımla güzel bir yağmur sonrası yürüyüşü yaptım. Tertemiz hava  ve görüntüler enfesti.  Ben anlatmayayım, buyurun birlikte  gezelim:


Bu yollarda yürüdük!



Bu vadiyi önce  yukarıdan izledik.







Sonra aşağıya indik


















Kara'cık çok mutlu oldu!
Tabii ki ben de...

13 Aralık 2017 Çarşamba

Dikenli Kabak (Rodos Kabağı) Yetiştiriyorum





Selam dostlar,
 Dün köy minibüsünü kaçırmamak için koştururken bir mahalle bakkalının önünde bir sepet dolusu bu dikenli kabakları gördüm. Rodos Kabağı, Şayot Kabağı da denilen harika bir sebze. Uzun yıllardır yememiştim. Antalya'da kızartması, cevizle ve sarımsakla yapılan çok lezzetli bir sos eşliğinde meze ya da soğuk yiyecek olarak sevilir. Tadı biraz tatlımsıdır ve sözünü ettiğim cevizli teratordaki limon ve sarımsakla çok yakışır. Annem yanına mutlaka tereyağlı sade bulgur pilavı da yapardı. İsteyene tarifini veririm sonra. Son on dakikam kaldığı için acele bir alışverişle iki tane aldım. Dikkat ederseniz biri yeşil ve taze, diğeri daha sarı ve iri. Bunlardan yeşil olanı yeriz, diğerini de dikerim diye özellikle öyle seçtim. Dikilmesine gelince; bu hemen olmuyor. Bir süre iyi ışık alan sıcak bir ortamda bekleyecek. Sonra yeşil, bir sürgün verecek. Bu sürgün en az bir karış olunca da yumuşak, çiftlik gübresi ile zenginleştirilmiş bir yere, sürgün kısmı dışarıda kalacak şekilde 45 derecelik bir açı ile gömülecek. Tahminime göre mart başlarında toprakla kavuşacak. Yaz boyunca büyüyecek. Unutmadan söyleyeyim; bu bir sarmaşık. Yani tırmanabileceği bir çardağa ya da dalları uygun bir ağaca ihtiyacı var. Ekimde çiçek açıp tam da bu mevsim yani kış başlarında meyve verecek. Şubat-Mart ayında bitki kuruyacak. Bitki kuruyup tekrar yeşererek bu döngü içerisinde uzun süre yaşamını sürdürüyor. Bütün bunları anneannemin bahçesinden anımsıyorum da unuttuğum bir şey varmış. Bu bitkiyi yetiştirmek için iki tane dikilmeliymiş. Tozlaşma olup meyve vermesi için böyle olması gerekiyormuş. Yeşil ve taze olanı çimlendirmem zor olacağından en kısa zamanda olgun ve sarı renkli bir tane daha almam gerekiyor. Kasabaya gitmek benim için epey zor olduğu için canım sıkıldı doğrusu. Bakalım bu  güzel sebzeyi yetiştirebilecek miyim?

8 Aralık 2017 Cuma

Kedi Aşkım


O sevgili varlıklar ne zamandır benim dünyamdalar? Kedilerden söz ediyorum. Doğrusu kesin bilmiyorum. Çok küçüklüğümden beri diyelim.. Anneannemin evinde değil de bahçesinde her zaman bir iki kedisi olurdu. Sarman’ı ve Fatoş’u anımsıyorum. O zamanlar  çocuk bilincimle  özenle bakılmaları gerektiğini bilmiyordum. Bunu çok sonraları öğrendim.  Sözünü ettiğim yıllarda insanlar kedi ve köpeklere çok özel bir ilgi göstermeseler de,  onlara nefret duymazlar ve acımasızca da davranmazlardı. Kediler rahattı hatırladığım kadarı ile. Zaten yaşam alanları da bugün olduğu gibi daraltılmamıştı. Trafik belası yoktu. Bahçeden bahçeye atlayıp yaşayıp giderlerdi. Şimdi yaşam alanlarını ellerinden alıp apartman denilen beton yığınlarını diktik. Kalan azıcık toprağı  betonla kaplayıp  otopark olarak kullanıyoruz.  Ötemizde berimizde yaşamaya çalışanlar ise sevilmiyor, istenmiyor. En az bizim kadar onlara da ait olan bu dünyada sinir küpü bazı insanların kolay hedefi oldular. Ne hazindir ki, çileli ve kısa yaşamlarının destekçisi olanlar da bu dışlanmadan  nasibini aldılar.  Oysa ki kedili yaşamı keşfedenler bilir, ne sevgili varlıklardır.  Onlar keyif ve huzur kaynağıdır.  En belirgin özellikleri kafalarına göre  takılmalarıdır.J Canları ne isterse onu yaparlar. Örneğin sizin onu sevmek istemeniz  önemli değildir onlar için. Eğer onlar bu isteği duyarsa yaklaşırlar. Buradaki incelik onların bir takım menfaatler için sevecen davranışlar göstermemeleri. Keşke  bu özellik insanlarda da olsa da sahte sevgi pıtırcıkları deşifre olsalar, öyle değil mi?  Bu davranış biçimi onların bencil ve nankör oldukları anlamına gelmez. Tam tersi,  hiç kimseye eyvallahlarının olmadığının göstergesidir. Bu da bana uyarJ  Onların davranışlarına , duruşlarına en çok yakışan sözcükler, asil, içten, sevimli, şirin, yaramaz, gururlu diye uzar gider. Birbirlerinden çok farklı karakterde olduklarından içlerinde arsız olanlar da yok değil hani. Bizim Nazmiş gibi. Kapıdan kovsan balkondan çıkar gelir.Yine de insanın arsızından iyidir onların arsızlığı.  Çok tatlıdırlar çoook..  İllaki, cins ya da çok güzel, renkli gözlü uzun tüylü olmaları gerekmez. Çünkü her kedinin cezbedici tarafları vardır. Sokaktan alınanlar bile eve müthiş uyumlu, harika dostlar olabilirler. Bakınız: Jane  ve Colette.
 Jane'im


Colette'im

Onları sevmek öyle sağaltıcı, öyle doyumsuz bir duygu ki,  bir kez hayatınıza  girdilerse hiç onlarsız  olamayacağınızı düşünürsünüz. Şu an bile biri minderinde kıvrılmış uyuklarken  diğeri dizlerime tırmanmaya çalışıyor  ve onları sevmeye doyamıyorum.
Biber'im

Anlayacağınız o mırıldanmalardan, miyavlardan uzak kalmama olanak yok. Bir anlamda hiç büyümeyecek çocuklarım var.  Çünkü düzenli doyurup, temizlikleri ile, aşıları ve Tanrı korusun  sağlık sorunları ile  uğraşacağım ömrüm oldukça. Hem yalnız evimi paylaştıklarım için değil, tesadüflerle karşılaştıklarım ya da yanımda yakınımda bulundukları için, yardıma ve bakıma muhtaç olanlarla da ilgileneceğim. Bu hep böyle oldu, böyle olacak..

 Pofuduk ve Yavruları

 Bütçemi denkleştirmek için kıvranırken  onların payı  hep dokunulmaz olacak. Olası sürprizlere hep hazırlıklı olacağım.

Ellerimde, kollarımda hatta yüzümde hasta bir sokak kedisinin neden olduğu  çizikler hep olacak.

Nazmiş(Geçen yıl bu günlerde zehirlemişlerdi, evde özel bakıma aldım, bu sırada bana çok tırmık attı:)

   Soğuk gecelerde  içim titreyecek, dışarıdakiler için. Ha, bir de evdeki tampon görevim  hep sürecek; yaramaz  çocuklarını korumaya alan anneler gibi. Suçlarını gizlemek için ne lazımsa yapacağım, evde huzur olsun diye. Tüm bunlara eyvallah!  Çünkü ben iflah olmaz bir kedi aşığıyım. Ne edeyim, benim sevgim  sınır, kural tanımıyor. Umarım sizlerin de yüreciğinizde bu sevgiye yer vardır. Çünkü ben bu sevgiyi  tanımayanlar için üzülüyorum.


5 Aralık 2017 Salı

Fırında Karnıbaharlı Havuçlu Somon

Çoktandır şöyle keyifli bir Begonvilli Ev  yemeği tarifi paylaşmadığımı fark ettim. Keyifli  diyorum; yapması kolay, içeriği zengin ve lezzeti de oldukça  güzel. Bugün pişirdim; haydi buyurun...


Minik parçalara  ayırdığım orta boy karnıbaharı ve küp küp doğradığım havuçları  buharda yarım saat pişirdim. Derince bir sos kabında üç yumurta, bir kahve fincanı  sıvı yağ, bir kaşık yoğurt, bir tepeleme çorba kaşığı dolusu un, tuz, karabiberden oluşan sos hazırlayıp rendelenmiş kaşar  ekledim. Buharda pişirdiğim sebzeleri  sosla  harmanladım. Lezzet versin diye bir  tutam biberiye de ekledim.  Bu tamamen  size kalmış.


Somonların  sadece bir  tarafını tavada çok az sıvı yağda bir kaç dakika  pişirdim.


Kızaran taraf üste gelecek şekilde  fırın kabına aldım.


Sosla karıştırdığım sebzeleri  balıkların üzerine yayıp, üzerine bir dilim bayat ekmeği kırıntı haline getirerek serptim. Bu  hoş bir kıtırlık veriyor. En üste biraz daha rendelenmiş kaşar ekleyip çok az zeytinyağı serpiştirdim.



200 derecede üstü kızarıncaya dek pişirdim.



Bu arada salatamız  hazırlandı.









 Denerseniz Afiyetler Olsun!


2 Aralık 2017 Cumartesi

Engellerle Yaşamak Hiç Kolay Değil


Eşim de bir engelli.. Emin olun engellilerin ve engelli yakınlarının yaşamı çok zor! Sözde yapılan iyileştirmelerin aslı astarı yok. Hepsi boş laf. Ancak toplumun hoş görüsü ve vicdanı durumu biraz düzeltebilir. Bu da bazen oluyor, çoğu kez de olmuyor. Zaten beklentimiz acıma duygusu değil empati duygusu. Çünkü aslında herkes her an bir engelli adayıdır. Dilerim kimsenin başına gelmez ama engelli olmak an meselesi. Engelli yakını olmak da... Umarım bu konuda farkındalığımız artar.

1 Aralık 2017 Cuma

Kimse Size Yalan Söyleyemez



Bunu ben söylemiyorum, ABD li hipnoterapist David J. Lieberman söylüyor bir kitabında. Amerika'da çok ilgi görüyormuş.

Karşısındakini test etme amaçlı mı yoksa yalan söylemeye eğilimli kişilerin kendini ele vermeme kaygısı mı, kitabı bu denli ilginç kılan? Varın siz düşünün.

Ben henüz okumadım ama ülkemizde de yayımlanmış bu kitap. Kitapta sözü edilen veriler oldukça mantıklı ve gözlemlenebilir geldi bana.
Lieberman'ın araştırmalarına göre, birinin yalan söyleyip söylemediğini aşağıdaki ipuçlarıyla anlayabilirmişiz:

- Yalan söyleyen kişi göz temasından kaçınır, göz göze gelmemek için elinden geleni yapar.

- Yalan söyleyen ya da bir gerçeği saklayan kişi, ellerini ve kollarını daha az kullanır.

- Kendisine soru sorulduğunda elleri sımsıkı kapanıyorsa ya da avuçları aşağı dönükse bu yalanın ya da kandırmanın sinyalidir.

- Ellerini yüzüne ya da boynuna doğru götürüyor olabilir ama bedeniyle teması sadece bu kısımlarla sınırlı kalır.

- Verdiği cevap nedeniyle içinin rahat olduğunu göstermeye çalışan kişi belli belirsiz kaçamak bir şekilde omzunu silker.

- Kişinin el kol hareketleri ile söylediği sözler arasında zamanlama hatası vardır. Baş hareketleri mekaniktir.

- Şaşırmış, korkmuş ya da mutluymuş rolü yapıyorsa, yüzünde beliren ifade, ağız bölgesiyle sınırlı kalacaktır.

- Yalan söyleyen kişi ayakta dururken ya da otururken konuşma sırasında sırtını dik tutmaz.

- Kendisini itham eden insandan uzaklaşmak isteğiyle muhtemelen bakışlarını kapıya doğru çevirir.

- Konuştuğu insanla ya çok az fiziksel temas kurar ya da hiç kurmaz.

- İşaret parmağını ikna etmek istediği kişiye yöneltmez.

- Kendisini itham eden kişiyle arasına bir takım nesneler koyar.

- Bilinçaltından sızan gerçek duygular, düşünceler ve niyetler dil sürçmesi şeklinde ortaya çıkar.

- Karşısındaki kişi anlattığı hikayeye inanana kadar fazladan bilgi vermeye devam eder.

- Sorulara asla doğrudan cevap vermez, dolaylı olarak ima eder.

- Yalan söyleyen kişi, ben, biz ve bizim gibi zamirleri ya çok az kullanır ya da hiç kullanmaz.

- Kullandığı kelimeler açık ve net olmayabilir.

- Sorulan soruya oranla aşırı bir tepki gösterir.

- Yalan söyleyen kişi, bütün sorularınıza cevap verebilir ama kendisi size soru sormaz

- David J. Liberman ın araştırmasına göre, yalan söyleyen kişi, konu değiştirildiğinde rahatlar ve gerginliği azalır. Yalancıları tanımanın diğer yolları da şöyle:

- Haksız yere suçlandığına sinirlenmez.

- Gerçeği söylemek gerekirse , Dürüst olmak gerekirse ve Neden yalan söyleyeyim ki gibi cümleler kullanır.

- Soruyu önceden düşünmüş ve cevabı hazırlamıştır.

- Sorunuzu tekrar etmenizi ister ya da soruya soruyla karşılık verir.

- Konuşmasına, Yanlış anlamanı istemem ama gibi bir cümleyle başlar.

- İlginizi dağıtmak için şaka yapar ya da dalga geçer.

- Daha ayrıntılı açıklama gerektiren konuları sıradan bir şeymiş gibi aktarır.

- Hikayesi o kadar inanılmazdır ki, sırf bu yüzden inanırsınız.

Ne diyorsunuz? Epeyce ipucu var değil mi?



KİTAP HAKKINDA BİLGİLER BURADA

18 Kasım 2017 Cumartesi

Kazlarla Harika Bir Gün

Bugün öğleden sonra ırmak kenarında ailece piknik yaptık. Muhteşem bir doğa ve enfes bir hava vardı.

Bir de orada mutlu mutlu takılan kazlar.  Öyle pozlar verdiler ki,


























Onları görüntülemeye doyamadım...