18 Kasım 2017 Cumartesi

Kazlarla Harika Bir Gün

Bugün öğleden sonra ırmak kenarında ailece piknik yaptık. Muhteşem bir doğa ve enfes bir hava vardı.

Bir de orada mutlu mutlu takılan kazlar.  Öyle pozlar verdiler ki,


























Onları görüntülemeye doyamadım...

30 Ekim 2017 Pazartesi

Kim Ölmüş Biraz Romantizmden !


Bir  arkadaşım  var; hem  de esaslısından.. Hani  denir  ya ''yalnızca  iyi  gün  dostu  değil, gerçek  dosttur''  diye. Bu  söz  onun  için  çok  uygun.. Ne  zaman  anılarımız canlansa,  iyi  ve  kötü  günlerimizde  yaşadığımız  binbir  paylaşım  gelir  gözümün  önüne. Hangisini  anlatayım, anlatmakla  bitmez  ki... Komik şoförlük  maceralarımız, okula  geç  kalışlarımız, alışverişlerimizde yaşadığımız eğlenceli  olaylar,  mutlu günlerimiz, çok  acı  günlerimiz, çoğunlukla  da komik  olma  kaygısı  gütmeden doğal  hali  ve  kıvrak  zekası  ile  durum  komedilerini  aratmayan  halleri..  Ama  bir  yönü  var ki,  şaşar  kalırım.  Bu  güzel,  bu şekerden  yapılma  kalbi  olan  arkadaşım  öyle  bir  Doğrucu Davut'tur ki, romantizm  falan etkilemez  onu. ''Ah ne  hoş  bir ay  var bu  akşam'' desem ''Aman canım  üzerindeki  pörtlek  göz  gibi  kraterleri bildiğim için  bana  hoş  gelmiyor''
der.

Ya  da  bir  gelinle  damat görsek tesadüfen,  benim  gözlerim  dolar, ''çok  yakışmışlar, inşallah mutlu  olurlar''  derim,
o:
-İnşallah  öyle olur  ama  üç  beş  gün  sonra  didişmeye  başlarlar.
der.  Bu  asla  onun   kötü  niyetinden  değildir  ama romantizmle  işi  yoktur  ve gerçekçidir.

Bir  demet  çiçek  götürseniz, sevinir  sevinmesine  ama  söylemeden  de  duramaz:
-Keşke  koparılmasa  bu  çiçekler,  dalında daha  güzeller  çünkü, 
deyiverir.

Romantik bir  slow müzik   dinliyorsanız  der  ki,
-Şöyle  hareketli  bir  şeyler  dinleyelim  de  kendimize  gelelim.. Ve  hiç  üşenmez  şıkır  şıkır  oynar bile.. Onun  enerjisi, yaşama  bağlılığı  bir  başkadır.
Çocuklarımız  birlikte  büyüdü  sayılır. Hem  iş  arkadaşım, hem de komşum  diyebileceğim yakınlıkta  oturduk  yıllar  boyu.  Şimdi  biraz  uzağız. Şehir dışında gönlünce  güzel  bir  eve  aldı, emekliliğin  tadını  çıkarıyor  canım  arkadaşım. Bu  yüzden ne  anılarımız  var... Bugün  nedense  hep  gözümün  önüne  geliyor, çok  özlemişim. İlk  fırsatta  arayıp görüşmem  lazım.




 Arkadaşımı anarken  aklıma  geldi  bu  romantizm konusu:)

Ama  birazcık  da   olsun  yaşamımızda ,  bunun  ne  zararı  olabilir?
 Romantik  şarkılar dinlemenin,  ayın  ne  kadar  güzel  olduğunu düşünerek  seyretmenin, sonbahar  yapraklarının  harika  renklerine  hayran  kalarak hafif  çiseleyen  yağmurda  yürümenin, dün  sokakta fotoğraf  çekimleri yapılırken  rastladığım  gelin  ve  damadın ömür  boyu  mutlu  olacağını  düşünmenin  nesi  kötü olabilir?  Ara sıra  bunları  yapmak  yaşamın  gerçeklerinden  koparmıyor insanı.. Bana  iyi geliyor  doğrusu...
Bu  resimler  benim  gibi(arasıra)  romantizmden hoşlananlar  için.






27 Ekim 2017 Cuma

Zengarden Beni Delirtti!



Zengarden Beni Delirtti Arkadaşlar!
Zamanınız varsa okuyun, bugün bana yarın başka tüketicilere.. Geçen ayın 30 unda sipariş verdim. Toplam 120 liralık bir alışveriş. Canlı bitkiler ve bir kaç tohum. Kredi kartı ile peşin ödeme yaptım! Ürünler bir türlü elime geçmedi. Evet göndermişler ama benim bilgim dışında kargo şirketi adres bulunamadı diye tutanak tutup geri göndermiş. Bu arada ben Zengarden halkla ilişkiler görevlisi hanım ile sürekli görüşüp durum takibi yapıyorum; iade istemediğimi belirtiyorum. Adreste sorun olmadığını, gerekirse güvenli ikinci bir adres vereceğimi söylüyorum. ''Tamam'' diyorlar ve bana iki defa telefon açıp ürünleriniz yarın mutlaka elinize geçecek diye bilgi veriliyor. ''Ürünler elime geçse bile artık ölü olarak gelecekleri kesin, lütfen yeni ürünleri yeni adresime gönderin'' diyorum. Şirket yetkilisi ile görüşüp size iletiriz diyor, Müşteri Temsilcisi. Sonra'' Tamamdır, yeni adrese yeni ürünleri önümüzdeki pazartesi göndereceğiz, zararınızı karşılayacağız'' diyorlar. Bugün perşembe ve hala yok. Az önce tel. ile aradım ve bu kez,'' geri dönen ürünlerden biri ölmüş, diğerini ve tohumları kargo ücreti size ait olmak üzere gönderebiliriz'' demez mi! Daha önce böyle söylememiştiniz deyince şirket politikası diyor. Çok sinirliyim dostlar, çok..

10 Ekim 2017 Salı

Fransız Kadife Çiçeği İle Losyon Yapımı


Fransız kadife çiçekleri hemen her bahçede kolaylıkla yetişen, zarif, hoş kokulu hemen hemen hiç  bakım istemeyen çiçeklerdir.  Bizim bahçeye de  bir kaç yıl önce dikmiştim. Sonrasında  yere dökülen tohumları kendiliğinden çoğalmaya devam ettiler. Bana kalan istemediğim yerlerde  gereğinden fazla çıkanları sökmek oldu. Doğal bir  böcek ve sinek savıcı olduğunu biliyordum ama bu sabah Faecbook'taki Bahçe Meraklıları grubumda üyemiz A. Kadir Bekçi Bey'in bir paylaşımı ile  çok daha marifetli olduklarını öğrendim. Evde zeytinyağı ve  Fransız kadife çiçeği ile kolaylıkla yapabileceğiniz bir losyonun  tam da  şu günlerde  çok işime yarayacağını öğrendim. Her yıl bu günlerde cildim aşırı kurumaya başlar, çatlar. Bu yüzden özel ve oldukça pahalı ürünler almak zorunda kalırım. Doğrusu hiç birinin mucizevi bir sonuç verdiğini söyleyemem.  Hatta market ürünlerine  çok fark atan pahalı bir ürün görmedim. Yine de içim rahat etmediği için o pahalı ürünlere yönelirim.  Kadife çiçeğinin ne işe yaradığı kaynak belirterek anlatıldığı için  bu losyonu hazırlamaya karar verdim. Siz de denemek isterseniz kaynak sayfaya bir  göz atın.

 https://divadonnabella.wordpress.com/2015/11/11/zeytinyaginda-demleme-kadife-cicegi/


4 Ekim 2017 Çarşamba

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü


Bugün 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü,
Yıllar önce, farkındalığa katkım olması amacı ile bu grafiği hazırlayıp bloğumda ve kullandığım diğer sosyal ağlarda paylaşmıştım. Elbette, sokak canları için doğrudan ve dolaylı başka çabalarım da oluyor. Benim gibi düşünen ve hisseden insanlar, gruplar da onların yaşam hakları konusunda ellerinden geleni yapmaktalar. Ne var ki, içimizi acıtan, yüreğimizi yakan hayvan hakları ihlalleri o günden bu yana aynen devam etmekte. Bu konularda hassas olan ve ne yazıkki azınlıkta kalan bizler dışında kimsenin etkilendiği ve aldırdığı yok. Yine de umutsuzluğa kapılmadan, insanlık ölçütlerinden biri olan, onları koruma, sevme, sevdirme çabalarımıza devam edeceğiz. Sadece özel günlerde değil ihtiyaçları olan her an yanlarında olacağız. Elimizden geldiğince! Bu dünya yalnız insanlara ait değil. 


29 Eylül 2017 Cuma

Yeni Mutfak

Hiç bir şeyden çekmedim, eski mutfağımdan çektiğim kadar..  Evin benden önceki sahipleri dev insanlarmış. Mutfak tezgahı standartlardan 15 cm yüksekti. Ben zaten ufak tefeğim. Sadece o olsa; kullanışsız dolaplar, ölü alanlar, kalın  tuğlalarla yapılmış  bölmeler, korkunç zor çekilen çekmeceler. Şükürler olsun ki kabus bitti. Uzun bir  ön çalışma yaptım. Pek çok mutfak fotoğrafı ve  hazır mutfak inceledim. Mutfak ekipmanlarımı gözden geçirip yenilemem gerekenleri yeniledim.  Tam dört mobilyacı ile  görüşüp işlerini inceledim. Yaptıklarını çok beğendiğim birini verdiği aşırı yüksek fiyattan dolayı, bir diğerini, zevksiz olduğu için,  ikincisini de  söz verdiği saatte gelmediği için eleyip sonuncuya  gördüğünüz mutfağı yaptırdım. Mobilyacım yaptığım çizimlere büyük ölçüde sadık kaldı. Kusursuz olmasa da kabul edilebilir bir iş çıkardı. Granit, seramik ve kulpların seçiminde yaşadığım zorlukları, elektrikçi ile olan sorunları, su arıtıcısının montajında oluşan gerginlikleri ne siz sorun ne ben anlatayım. Bir de uzunca bir süre bahçe mutfağında yemek pişirmek zorunda olduğum için pek çok  malzeme ve araç gereci taşımam hiç kolay olmadı. Sonuçta bitti. 

İşte yeni mutfağım:
























Kilerin içini  görüntülemeyi unutmuşum











Ve bu da korkunç eski mutfak


9 Eylül 2017 Cumartesi

Blogda Teknik Sorunlar Var!



Çok değer verdiğim dostlardan gelen yorum ve yorum yanıtlarını görünce sevinerek onayladım.. Ancak ne oldu dersiniz? Yok oldular!!! Üzgünüm...

3 Eylül 2017 Pazar

Muhteşem Gelin Pasta


Yumuşacık, ipeksi, kıvamı mükemmel bir pasta  yemek isterseniz deneyin.

Malzemeler
Muhallebisi için:
5 su bardağı süt
3 kaşık un
3 kaşık nişasta
1 paket şekerli vanilya
1 çay bardağı şeker
1 poşet krem şanti
Üzeri için kıyılmış bitter çikolata

Pandispanya için:
5 yumurta
1 su bardağı süt
1 su bardağından  bir parmak eksik şeker
1 su bardağı eritilmiş tereyağı, sıvı yağ karışımı (yarı yarıya)
1,5 su bardağı un
3 yemek kaşığı kakao
1 paket vanilya

Yapılışı:
Önce muhallebiyi pişirip soğumaya bırakmak gerekiyor. Krem şanti dışındaki malzemeler soğuk sütle birleştirilip karıştırılarak orta ateşte pişirilir. Pürüzsüz bir muhallebi için karıştırma önemli. Kaynamadan sonra  altı kısılıp bir kaç dakika daha pişirilip soğumaya bırakılır. Ilıyınca  krem şanti eklenip iyice  yedirilir ve streç filmle kapatılıp buz dolabında bekletilir.

Pandispanya için yumurtalar ve şeker önce bir dakika yavaş, sonra  4 dakika da hızlı olarak çırpılır. Yağ ve süt eklenir. Kabartama tozu, vanilya ve kakao ile birlikte elenmiş  un eklenip çırpılmış yumurtalara katılır. Ben bu aşamada mikserin çırpıcı ucunu  çıkarıp  hamur karıştırıcı ucu taktım. Çünkü sadece  unun  sıvılara yedirilmesi gerekiyor. Çırpma işlemine devam edilirse  pandispanyanın  sıkı olma olasılığı var. Yağlı kağıt  serilmiş dikdörtgen tepsiye  dökerek 170 dereceye ayarlanmış ve  beş dakika kadar ısıtılmış fırında  35 dakika pişirilir.  Pandispanya soğuyunca boylamasına  üçe kesilir. Katların arasına  muhallebi sürülür. En üste daha bol yayılarak kıyılmış bitter çikolata ile  süslenir ve buz dolabında  dört beş saat  dinlendirilir. Afiyetler olsun!

17 Ağustos 2017 Perşembe

Bahçe Ürünü İcir Pestili


Bu yıl bahçemizdeki incir ağacı harika meyveler verdi. Bol ve tatlı incirleri çok çabuk  tüketmek gerekir. Çünkü sıcakta derhal bozulur, kurtlanıp böceklenir. Komşularla da paylaşamıyoruz, herkesin incir ağaçları var.







Bu değerli meyveyi ziyan etmeye içim elvermedi. Facebook'ta kurduğum Bahçe Meraklıları grubunun  üyelerinden Sadet Hanım'ın yapıp grup sayfasında  paylaştığı incir pestilleri bana ilham verdi.  İlk  etapta 3kg kadar incir toplayıp ilk partiyi yaptım. Sadet Hanım'ın tarifine birazcık kendimce eklemeler yaptım. Şöyle ki; Soyduğum incirlere parlaklık ve kışa kadar dayanıklılık sağlasın diye kg başına 3 çorba kaşığı şeker ekledim. Yine kg başına  1 kaşık da nişasta ekleyip orta ateşte karıştırarak pişirdim. Kaynayınca  altını kısarak 10 dakika daha pişirip  el blenderından geçirdim. Fırın tepsilerinin altına yağlı kâğıt sererek kağıdı  su ile ıslattım. Muhallebi kıvamındaki kaynamış incir karışımını incecik olacak şekilde tepsilere yaydım. Üzerlerini  bir tülbentle örtüp güneşte kurumaya bıraktım. Bizim yakıcı güneşimizde beş günde kurudu.  Kağıttan çıkarma aşamasında kağıt yerine  ince bez ya da tülbent kullanmadığıma pişman oldum. Kağıdı özellikle kenar kısımlarda çıkarmak zor oldu. Bunu yaşayıp da öğrenmenin adı  deneyim. Bu deneyimimi de aktarmış oldum.  Rulolar yapıp  sunum ve tadına bakmak işin en zevkli kısmı. Üç kg incirden üç  fırın tepsisi oldu. Kışa saklayacak kadar olmasa da incirler  çöpe gitmemiş oldu. Ertesi gün  2kg. daha incir toplayıp ikinci partiyi yaptım. Bu kez bir bardak susamı fırınlayıp son aşamada pestile karıştırdım. Böylece geçen yıldan kalan susamları değerlendirmiş oldum. Susamlı pestilin lezzeti çok güzel oldu. Ancak kuruması biraz daha uzun sürdü. Pestil yapmayı  denemediyseniz deneyin.

6 Ağustos 2017 Pazar

Terk Edilmiş Ev

Terk edilmiş evler beni  hep etkilemiştir. Bir zamanlar renkli yaşamların yuvası olmuş, kim bilir hangi nedenle ve  en çok da o kaçınılmaz son ile yapayalnız, kimsesiz kalmış evler.. Bu belgesel  tadındaki  fotoğraf karelerini görünce alıntıya itibar etmeme kuralımı  bir kenara bırakıp  sizlerle paylaşıyorum.
Yıllardır kimsenin dokunmadığı ev!
Dünya üzerinde çok fazla terk edilmiş mülk bulunuyor. Japonya'da çürümeye bırakılan tema parkı veya 1930'lu yıllarda ünlenen Doğu Ekspresi hatta Mike Tyson'ın Ohio konutu bile zaman içinde terk edildi. 


Terk edilen evlerde sonuç genellikle ürkütücü oluyor. Yabani otlarla kaplanan, rutubetlenen ve çürüyen evler...


Fotoğrafçı Maikal Brant, terk edilmiş evleri çektiği bir koleksiyon yapıyor. Brant'ın makinesinden çıkan evlerden birini sizler için seçtik.

 Terk edilmiş bu evde resim çerçevesine kadar her şey yerli yerinde duruyor.


Kalkan duvar kağıtları, örümcek ağları veya tozlanmış zeminleri tabi ki inkar etmiyoruz fakat kesinlikle gördüğümüz en iyi terk edilmiş evlerden birisi.

 Yastıklar ve yorganlar her zamanki yerinde muntazam bir şekilde dursa da üstlerinde uyumak pek mümkün gibi görünmüyor.

Evin dekorasyonu da oldukça zarif bir şekilde yapılmış.

 Yıllara meydan okuyan bu ev hala çok güzel.





1 Ağustos 2017 Salı

Sade Yaşam, Huzurlu Yaşam!


Sevgili Dostlar,
 Bir önceki paylaşımımda ''Sanılanın Aksine Satın Aldıkça Daha Mutlu Olmuyoruz''  başlıklı harika yazı ile bu konuyu ele almıştım. Kaynağını bilmediğim bu yazı muhtemelen bir çeviriydi ama evrensel bir sorunu ele aldığı için bana fazlası ile hitap ediyordu. Uzunca bir süre  bloğa dönüp bakmadığım için gelen yorumlardan haberim olmamıştı.  Dün gördüm ki, oldukça ilgi görmüş. Çok yararlı olabilecek görüşler içeren mesajlar yazılmış. O halde bu önemli konu burada kalmasın ve kendi  yaşamlarımıza uyarlayıp bazı çıkarımlarda bulunalım istedim.  Çünkü böyle önemli bir konu alıntı yazılarla geçiştirilmemeli.
Sade ve az tüketime yönelik, az eşyalı bir yaşam tarzı için herkesin farklı nedenleri olabilir. Yaşam koşullarımız, şehrimiz, ülkemiz farklı olabilir. Kimimiz çevre bilinci nedeni ile, kimimiz  istifçiliğe yönelik bir tv. belgeseli izleyip etkilendiği için, kimimiz de daha az yorulup daha çok  tasarruf etmek için sadeleşmeye ilgi duyuyor olabilir. Bende bunların hepsi var. Sonuçta amacımız iç huzuru içinde daha rahat yaşamak ise bunun yollarını kendimize göre bulmamız lazım. Ben de kendimden örneklerle durumu gözden geçirmeye karar verdim:

Şu günlerde evimin  bir bölümünde yenileme çalışmaları sürüyor. Mutfağımı daha kullanışlı ve ferah bir ortam yapma çabası içindeyim. Bu zor ve külfetli iş benim için gereksiz  eşya ve araçları görüp onlardan kurtulmam için iyi bir fırsat oldu. Burada detaya girip yazıyı fazla uzatmayacağım ama emin olun kullanılmayan ya da az kullanılan çok ama pek çok şeye sahibiz. Bunların bizimle yaşam alanlarımızı işgal etmeleri  temizlik, düzen ve göz estetiği yönünden  büyük rahatsızlık nedeni. Alırken harcadığımz paralar ayrıca iç sızlatıcı bir durum. Yenileme işi bitince kesin kararlıyım, mutfağımda gereksiz bir  bardak ya da fincan dahi olmayacak. Sonra da  sıra  evin diğer bölümlerine gelecek.

Çoğumuzun hiç kullanmadığı ya da  çok az kullandığı ne çok eşyası var kim bilir.. 80-100 parçalık yemek takımları, gardroplar dolusu giysiler, onlarca ayakkabılar  vs. vs.  Bendekileri saysam utanç içinde kalırım. Geç kalmış olsam da sistemli bir şekilde hepsi gidecek. Kışa kadar bu sorunu çözüp sade ve huzurlu olacağını düşündüğüm yeni yaşamıma adım adım ulaşmayı planlıyorum. Bunu şöyle ya da böyle yapacağım diye kesin kurallar koymuyorum ama kafamda bazı yöntemler oluşmaya başladı. Mutfak yenileme  işinden  dolayı biz mutfaktan başlıyoruz. Mutfağımı gereksiz eşyalardan dolayısı ile kalabalıktan arınmış, aradığımı bir çırpıda bulabileceğim duruma getirdikten sonra sanırım giysi dolaplarına el atacağım. Zaten bunu her yıl  az çok yapıyor, giyilmeyen ya da az giyilenleri elden çıkarıyorum. Bu yıl biraz daha dikkatli yapacağım. Sonra ev tekstili ile ilgili azaltmalarım olacak. Gerçekten  düzenli olarak kullandığım çarşaflar, nevresimler, örtüler,  masa örtüleri elimin altında tutup  diğerlerini alt kattaki depo odama yaptıracağım raflara koymayı düşünüyorum. Çünkü örtü türü şeylerin eskisi de yenisi de  her an lazım olabiliyor. Özellikle patilileri olan evlerde. Kendimi kaptırıp  her şeyi  elden çıkarırsam lazım olunca bulma sıkıntısı  doğabilir. Buna özen göstermeli. Önümdeki üç aylık planda sözünü ettiğim depoyu da gereksiz  yere saklanan eşyalardan  arındırma projem var. İstifçilerin evi gibi her  saklanılan eşyayı tek tek elden geçirip elemeye  kalkarsam başarısız olabilirim. Bunun yerine  bana  gerçekten gerekli olan mangal, bahçe şemsiyesi, şövalem, dikiş malzemelerim, evin artan boyaları ve  alet edevatın  listesini çıkarıp geri kalan her şeyi gözden çıkarmam gerekiyor. Örneğin kullanılmayan elektrik sobaları, nesli kesilmiş fayans artıkları, koliler dolusu kitaplar...

Bir de onarılır ve kullanılır diye depoda bir köşede duran aletler var. Üç yıldır ne onarıldılar ne de kullanıldılar. Vantilatör, eski bir şofben vs. Bunların artık hiç bir şansı yok bu evde.

Son yıllarda iyice farkında olduğum bir  durum  daha var: Evimi seven ve dekorasyon konusuna önem veren biri olarak  bazı ev aksesuarlarımız biraz fazlaca. Bunlar mevsimlere ve özel günlere göre  değişiyor, azalıp çoğalabiliyor.  Kendimce güzel ve zevkli şeyler ama tozlarının alınması,  yerleştirilmesi hiç de kolay değil. Kışın bazılarını ambalajlayıp  karton kutulara yerleştirdim ve depoya koydum.  Yine de epeyce bu tarz ıvır zıvırımız var. O halde çoğu ortada olmamalı ve  depoda   kolay ulaşabileceğim raflarda ruh halime göre  dönüşümlü olarak kullanılmalı. Kalabalık gruplar halinde değil. Ne demiş bilge büyükler; eşyanın  kölesi değil efendisi olun. Onlar sizi kullanmasın, siz onları kullanın.
Tabii ki iş  sadece elimizdeki fazlalıklardan kurtulmakla  bitmiyor. Aslında asıl sorun satın alma evresinde başlıyor. Alış veriş alışkanlıklarımızı ciddi olarak gözden geçirip neleri  doğru neleri yanlış yaptığımızı kavramalıyız. Çok donanımlı aletlerin sadece bir kaç işlevini kullanıyorsak onca fark ödemeye değer mi? Kocaman bir evin sadece bir kaç odasını, iki banyonun sadece birini kullanıyorsak fiyatı üçe dörde katlayan, bu özellikler  için yıllarca banka  kredisi ödemeye değer mi? Benim tanıdığım, böyle evler için ya da üstün donanımlı arabalar için ömrünü yiyip tam ulaşınca ağır hastalıklarla mücadele eden ya da maalesef yaşamını kaybeden insanlar var. Eminim sizin de vardır.
Azla yetinip tam da ihtiyacına göre mal edinen, enerjisini ve zamanını borçla boğuşmak yerine yaşadığı yeri keyfince düzenlemek için  harcamak daha mantıklı değil mi? Ya da bankaları  zengin etmek yerine olanaklar dahilinde tatile çıkmak, gezmek, tozmak..

Az eşya ve her şeyin daha azı ile yaşamanın  önemli bir karar olduğunu, uygulanabilmesi için kararlı olmanın ise ilk koşul olduğunun bilincindeyim.  Bana  nefes alma ve daha az  yorulma şansı olduğunun da  farkındayım.  Bu anlattıklarım benim koşullarıma göre uygulamayı düşündüğüm bir proje.  Sizler de kendi koşullarınızı gözden geçirip  nelere  ihtiyacınız olup neleri gereksiz yere bulundurduğunuzu belirleyebilirsiniz. Unutmamalı; gereksiz her eşya  enerjimizi, ortamımızı, zamanımızı bizden çalıyor.  Bir de bizim ihtiyacımız olmadığını anlayıp gözden çıkardığımız eşyalara gerçekten gereksinim duyan insanlar olduğunu düşününce onların duyacağı mutluluk için bile bu fazlalıkları vermek iyi olur diyorum. Tüm dostlara  selamlar.

25 Temmuz 2017 Salı

Sanılanın Aksine Satın Aldıkça Mutlu Olmuyoruz!


Bu yazıyı bir arkadaşım kaynak belirtmeden  okumam için göndermiş. Fazlası ile katıldığım  görüşler ve tavsiyeler içerdiği için  güncemde de bulunsun istedim.

Amerika'da son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak!
Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?" la ilgili.
Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına.
Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor!
Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor.
Üstelik; mal edinmenin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor.
Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesut ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.
100 Eşyayla Yaşamaya Davet!
Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor.
Hikâye psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar.
Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama, parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor!
Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka!
Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeles'li filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp "Happy - Mutlu" isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor.
New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış! Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.
Avucunuzu Açmayı Denediniz mi?
Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır:
Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki, bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.
Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:
-- Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,
-- Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10-20 kat büyük evlere sahip olmak,
-- Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,
-- Okumadığımız kitaplara sahip olmak,
--Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak,
-- Bize günde 3-5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,
-- Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak,
-- Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak...
Ya da sahip olduğumuzu sanmak...
-- Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar!
O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?
Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz.

"