Memleketimin Halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Memleketimin Halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2017 Cumartesi

Engellerle Yaşamak Hiç Kolay Değil


Eşim de bir engelli.. Emin olun engellilerin ve engelli yakınlarının yaşamı çok zor! Sözde yapılan iyileştirmelerin aslı astarı yok. Hepsi boş laf. Ancak toplumun hoş görüsü ve vicdanı durumu biraz düzeltebilir. Bu da bazen oluyor, çoğu kez de olmuyor. Zaten beklentimiz acıma duygusu değil empati duygusu. Çünkü aslında herkes her an bir engelli adayıdır. Dilerim kimsenin başına gelmez ama engelli olmak an meselesi. Engelli yakını olmak da... Umarım bu konuda farkındalığımız artar.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

On Yumurta Kaç Öğretmen Eder?


Öyküyü, Facebook'ta  Antalya Kitap Grubu adlı grubumuzda bir hekim arkadaş paylaşmış.  Çok duygulandım. Siz de duygulanın bakalım;


ON YUMURTA KAÇ ÖĞRETMEN EDER ?! ;
Daha ilkokuldayım. Evde telefon çaldı. Koştum, açtım. Babamın okul arkadaşı Kerim amca. O da babam gibi öğretmen. Çocukluğumuzun öğretmenleri işte… İki söz arasında hemen birkaç soru, her fırsatta öğretmenliği yaşıyor ve yapıyor. Telefonda hemen sınav başladı....
-Zafer, İstiklâl Marşımızı kim bestelemiştir?
- Zafer, Konya’nın plakası kaç?
Hepsini yanıtlıyorum.
Ardından o zaman bana çok garip gelen bir soru geliyor:
-Zafer, ON YUMURTA KAÇ ÖĞRETMEN EDER?
Şaşırıyorum.
- O nasıl soru Kerim Amca?
Kerim Amca telefonda uzun uzun gülüyor. “Bak,” diyor. “Okulun akıllısı Zafer. Yanıtını bilmediğin bir soru buldum işte. Şimdi telefonu babana ver. Sonra da babana sor. O sana yanıtını verir.”
Babamla Kerim Amcamın telefon görüşmesi bitince, babama soruyorum:
- Baba, Kerim Amcam sordu. On yumurta kaç öğretmen eder?
Babam da gülmeye başlıyor. Ardından, gülerek başlayan, ama bittiğinde ikimizin de gözyaşlarıyla yıkanan aşağıdaki öyküyü anlatıyor:
Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinin yaklaşık yirmi kilometre güneyinde yan yana iki orman köyü vardır. Boşnakköy ve Armutlu.
Her iki köyde de hayat zor, insanları yoksuldur.
1950 yılının güneşli bir Temmuz sabahında, bu iki köyün en çalışkan iki öğrencisi Ali ve Kerim, birkaç yıl içinde öğretmen okullarına dönüşecek olan Köy Enstitüsü sınavına katılmak için ilçe merkezine yola çıkarlar. Tabii yürüyerek.
Ali’nin elinde küçük bir sepet ve sepetin içinde on tane yumurta var. Evde para olmadığından, annesi ilçede satıp, sınav için lâzım olacak kalem, silgi gibi ihtiyaçları alması için bu on yumurtayı, biraz kendi evinden, biraz da komşulardan toplayarak Ali’ye vermiş.
Kerim’in ailesi daha da fakir olduğundan, Kerim’de o da yok. Yaklaşık yirmi kilometre yolu yürüyerek ilçe merkezine ulaşıp, hemen bir bakkala giriyor ve on yumurtayı satarak bir kalem ve bir silgi alıyorlar. Kalemi de, silgiyi de ikiye bölerek paylaşıyor ve sınava giriyorlar.
İkisi de başarmıştır. Ancak bilmedikleri bir şey var. Sınav iki gün. Bu iki küçük köylü çocuk, sınava girip akşama köylerine dönmeyi düşünürken, şimdi Hükümet Konağı'nın önünde, neredeyse ağlamaklı geceyi nerede geçireceklerini bilmeden, bir aşağı, bir yukarı yürümekte…
Cadde üzerindeki evlerden birinde, bu iki köylü çocuğa merakla bakan bir kadın onları eve çağırır. Durumu öğrenince onları doyurur. Akşama eşi de işten gelir ve çocukları o gece misafir ederler.
İkinci gün de sınav başarılıdır. Birkaç ay sonra Kastamonu Gölköy Köy Enstitüsüne kayıt ve ardından şanla şerefle geçen otuz yılı aşkın öğretmenlik yaşamı…
Babam, öykünün sonun şöyle bağladı:
BAK OĞLUM, KÖYDEN ON YUMURTAYLA ÇIKAN İKİ ÇOCUĞUN ÖĞRETMEN, SUBAY, MÜHENDİS, MİLLETVEKİLİ HATTA CUMHURBAŞKANI OLABİLDİĞİ YÖNETİME CUMHURİYET DENİR !!!???...

22 Ocak 2015 Perşembe

Kredi Kartı Kullananların Dikkatine!



Teyzemin başına geldi;

Teyzem kredi kartını çok gerekmedikçe kullanmaz. Bazı aylar hiç kullanmaz. Bazen de bir  iki kalemlik bir alışveriş yapar. Limitinin çok çok altında  bir ödemesi olur ve gününden önce de öder.
Geçtiğimiz günlerde kart ekstresinde küçük küçük taksitlendirilmiş, İstanbul'dan alınmış bir  elektronik eşya ödemesi görmüş. Çok şaşırmış. Çünkü kendileri Antalya'da yaşıyorlar. İstanbul'a da yıllardır gitmediler.  Evet taksitler küçük ama alınan ürünün bedeli oldukça yüksek. 500 liranın biraz üzerinde. Aslında burada miktar az da olsa, çok da olsa tehlike büyük. Dolandırıcılığın boyutu ve yapılış şekli çok önemli. Bir şekilde kart bilgilerinize ulaşıp size hissettirmeden küçük taksitler halinde paranızı çalıyorlar! O bilgilere nasıl ulaştıklarını bilemiyorum. Eğer çok dikkatli iseniz ekstrelerinizde fark ediyorsunuz. Bazen de her aldığımızı tek tek kontrol etmiyoruz. Çok sayıda kart kullananların işi daha da zor. İşte o zaman  dolandırıcılar için ideal kurbanız.

Teyzemin oğlu  bir şekilde banka ile  bu sorunu çözüp ödenen  miktarları geri aldı. Kartı iptal ettirip yenisini aldılar  ama bu  sorunu çözünceye dek ödedikleri telefon görüşmesi ücreti oldukça yüklüydü.

Sonuç olarak, kart bilgilerimizi korumak için  çok dikkatli olacağız ve harcamalarımızı  mutlaka kontrol edeceğiz.

23 Kasım 2014 Pazar

Bir Günümüz




Biz kızımla bu sabah sevgili ormanımızda güzel bir yürüyüş yaptık.



Bu patikalarda yürüdük, orman meyvelerinin fotoğraflarını çektik.

 

 


 Çam ormanlarının yanıbaşındaki zeytinlikleri hayranlıkla seyrettik.

 
Yoncaların üzerinde, harika renklere sahip bu tırtılı görünce onun da fotoğrafını çektik.


 Daha yılbaşına epeyce zaman olduğu halde yol kenarındaki kokinaları görmek çok hoştu!
 
 
Çam ağaçlarının olduğu yere gelince bunu görmek çok üzücüydü..  Görüldüğü gibi işaret konulmamış bir çam ağacı kesilmiş. Yani kaçak kesim:(( 
Güzelim çam ağacı boylu boyunca uzanmış. Sincaplara, kuşlara yuva olamayacak bundan böyle..  Vicdansız birilerinin evini ısıtacak.
 
 
 Eve dönünce, akşamdan hazırlıklarını yaptığım aşuremizi pişirdim. Tarifi diğer mutfaklarda pişenlerle üç aşağı beş yukarı benzeşen aşuremizin özelliği şu:
Anneannemin ve annemin titizlikle yaptığı gibi  cevizlerin ve bademlerin iç kabuklarının  soyulması. Bunu yapabilmek için beş dakika kadar  kaynar suda haşlanıyorlar. Biraz oyalayıcı olsa da lezzet farkı uğraşmaya değer.
 Konuklara ve  komşulara ikram edildi..
Güzel geleneklerimizin unutulmaması  dileği ile..

24 Aralık 2013 Salı

Bu Memleket Arpalık mı?


Arpalık deyimini bilenler çoktur. Bilmeyenler de bir zahmet  tıklayıp öğrensinler. http://tr.wikipedia.org/wiki/Arpal%C4%B1k_Maa%C5%9F%C4%B1  Başlangıçta iyi niyetle  bahşedilen bir ayrıcalık diyebiliriz ama çok suistimallere açık olduğu  zamanla zaten ortaya çıkmış. Haksız kazanç, başkalarının emeğini, yerini yurdunu  sömürme, hak etmediği halde gelir elde etme ortamlarını ve fırsatlarını  anlatan  bir sözcük olmuş.
Kısacası, Osmanlı'dan kalma bu uygulama tarihe gömülse de uzantıları kanserli tümör gibi memleketi sarmış  durumda. Makam ve yetki sahibi olan insanlar bu durumlarını eğer kişisel çıkarları için kullanmakta sakınca görmüyorlarsa, dahası yolsuzluklarla yakın bağlantıları varsa bu onların memleketi arpalık olarak görme  zihniyetleri ile yakından alakalı. Öyle inanmışlar ki yaptıklarının suç olmadığına, kendilerini savunma şekilleri, ''yüzsüzlüğün bu kadarı da olmaz!'' dedirtiyor.

27 Ağustos 2013 Salı

Vatan ki bu insanların evidir!



Son günlerde bu dizeler aklıma ve dilime daha çok takılır oldu..

''sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman, vatan ki , bu insanların evidir! sevgilim , 'onlar' vatana düşman

Çünkü....
Daha çok, daha çok kazanma hırsı ile her yolu, her yöntemi geçerli sayan birileri , doğayı ve hatta insanı hiçe sayarak insanlığından fersah fersah uzaklaştığını gözümüzün içine soka soka her türlü baskı unsuru ile meydan okuyorlar..

Ve o zaman şiiri baştan alıyor zihnim:


onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

akar suyun

meyve çağında ağacın,

serip gelişen hayatın düşmanı.

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :

- çürüyen diş, dökülen et-,

bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,

Ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet.

Bursa da havlucu Recebe,

Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan'a düşman,

fakir köylü Hatçe kadına,

ırgat Süleyman'a düşman,

sana düşman, bana düşman,

düşünen insana düşman,

vatan ki bu insanların evidir,

sevgilim, onlar vatana düşman
Nazım Hikmet RAN

Şiiri Zülfü Livaneli'nin sesinden dinlemek için


31 Mart 2013 Pazar

Tezatlar Ülkesi!

Şimdi sizinle sabah yürüyüşümden kareler paylaşacağım. Eminim ''Ne muhteşem yerler!'' diyeceksiniz..

 
 
 
 
Şimdi de madalyonun öteki yüzünü görelim; bu ikinci yüz benim  içimi çok acıtıyor.
 
Aşağıdaki  karelerde gördüğünüz molozlar ve çöp yığınları  yukarıdaki ağaçlıklı yolun hemen beş on metre aşağısında yer almaktadır. Hemen yanından beş hatta yedi yıldızlı otellere giden ana yol geçmektedir. Oteller de molozların neredeyse yanı başındadır. Yani ana yolun  kaldırımında yürürken başınızı sağa çevirdiğiniz zaman ağaçların arasından bu iğrenç görüntüleri görürsünüz. 
 
 
 
 
 
 
Benim kullandığım yürüyüş yolunu ve bisiklet yolunu kullanan  onlarca turist, bu görüntülere şaşkınlıkla bakıyorlar ve kınayıcı aşağılayıcı sözler sarfediyorlar. Bu sözleri duyunca utançla  uzaklaşıyorum çünkü bu durumun hiç bir savunması olamaz.
 
Kısacası dostlar, bu postu da utanarak ama bir tepki olarak  yayımlıyorum. Çünkü bu çöp yığınları ve molozlar için verdiğim dilekçeye yanıt dahi verilmedi. Üstelik yığınlar gün geçtikçe büyüyor.. Tıpkı benim üzüntüm ve utancım gibi..
 
 
 


 

9 Ekim 2012 Salı

Manavgat'ın mimari şaheseri tarihi Naras Köprüsü ve çevresi

Sizleri yine Antalya'nın cennet köşelerinden birine götüreceğim. Manavgat - Oymapınar Baraj Yolu üzerinde, ünlü Manavgat Şelalesi'ne bir kaç kilometre uzaklıkta  bulunan  Romalılar'dan kalma mimari harikası taş köprü ve çevresini  göstereceğim sizlere..




Bir zamanlar, çok yakınlardaki SELEUKEIA'da  barınan Roma lejyonlarının geçtiği bu muhteşem köprü  bugün de sapasağlam.. Fotoğrafta da görüldüğü gibi etrafı oldukça yoğun bitki örtüsü ile kaplı. Köprü ve altından akmakta olan Naras Çayı, bu görüntü ile bir tablo gibi..



Ne var ki bir de madalyonun öteki yüzü var!

Hoş olmayan, görünce canınızı yakan, içinizi acıtan diğer yüzü..

Bu yüze ait fotoğrafları paylaşmıyorum çünkü buna içim elvermiyor. Üstelik bu sayfaları yabancılar da izliyor. O yüzden utancımız bize kalsın:(



Üzerine titrenmesi gereken tarihi ve doğal güzelliği ile bir hazine olan bu harika yer, para kazanma uğruna  çöplük haline getirilmiş.

Hemen yakınında yer alan bir işletme, bu enfes  manzara ile tam bir tezat oluşturan  görüntüsü ve köprünün ayaklarına  boşalttığı  çöpleri ile bu güzellikleri katlediyor!!! Bir kaç yıldır faaliyet gösteren restorant  kafe  zaten  görüntü olarak çirkin bir yama gibi. Bir de etraftaki çöp yığınlarını görünce içim acıdı.. Daha önceki gidişlerimde  gördüğüm  yaban ördeklerinin de sayıları oldukça azalmış.  Son gidişimde yani on gün kadar önce o güzelim turkuaz rengi çay  ise  bulanık  ve kirliydi. 

Orada yaşayan insanların  bu durumu  pek de önemsemediklerini görünce  daha da üzüldüm..

İşte böyle dostlar! Elbette Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ilgili birimlerine durumu bildiren  dilekçelerimi yazdım, yanıt verilmedi.. Manavgat Kaymakamlığı'na da göndermek istedim ancak kaymakamlığın resmi sitesinden teknik bir sorun  nedini ile dilekçe gönderilemiyor.






26 Eylül 2012 Çarşamba

AOÇ Başkanlık Sarayı Olmasın ! Olmamalı!!!

Aylar önce yazmıştım, bu sabahın haberlerinde görünce içim acıdı; çiftliğin ağaçlarını kesmeğe başlamışlar. Yeniden paylaşıyorum:
Sevgili komşum Colette'in sayfasında okudum.( evimi seviyorum ) O da
Sevgili ASORTİK KREP 'in bloğunda görmüş ve paylaşmış.
''Yok artık!! Yazıklar olsun!!'' diye bir tepkiden sonra hemen paylaşma girişiminde bulundum.
Bu fotoğraf oldukça yeni.(27 Haziran 2012 tarihli) Tık Fotoğraftaki kişilere dikkatli bakın! Doymamış olmalılar ki, çiftliği babalarının çiftliği konumuna getirme daha da önemlisi Atatürk'ün izlerini silme çabasındalar..

AOÇ ( Atatürk Orman Çiftliği ) Başkanlık Sarayı yapılmak isteniyormuş. Ankara Mimarlar Odası bu uygulamaya karşı çıkmak üzere imza kampanyası başlatmış. Destek vermek isterseniz, http://www.mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=4681&Page=1 bağlantısına tıklayabilirsiniz.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Levent Kırca'nın Pazar Yazıları



Levent Kırca'nın uslubunu bilenler bilir; öyle zekice dokundurur ki, gülümsetirken içinize oturur taş gibi söyledikleri. Çünkü gerçekleri dile getirir. Zaten zeki olamayanın başarabileceği bir şey değildir bu..
Her pazar gazeteyi elime alınca Aydınlık'ta ilk iş olarak Fikret Otyam'ın ve Levent Kırca'nın sayfalarına atlarım. İçim acısa da ülkenin ahvalini bir de onlardan dinlemek isterim. Tabii ki diğer yazarların da hakkını yemeyelim. Çarpıklıkları, yalanı, yanlışı, haklıyı haksızı, korkmadan, çekinmeden ( Sabahattin Önkibar, İsmet Özçelik ve diğerleri) cesurca dile getirdikleri için minnetle dolup taşarak okurum yazılarını..

Bakın Levent Usta bugün neler yazmış:
''Bundan daha komik bir ülke her halde yoktur. Sorunlar diz boyu değil, gırtlağa dayanmış. Boğulduk boğulacağız anasını satayım. Ne cumhuriyet kalmış, ne Atatürk. Ülkenin ilericisi, aydını hapishanelerde çürütülüyor. Amerika'nın buyruğu üzerine Orta Doğu allak bullak...Suriye'nin toprağı ve petrolü ABD'nin iştahını kabartıyor. Biz de maşacılık yapıyoruz. Atatürk kendi kurduğu meclise giremezken, ordu evlerinde hacılar, şeyhler, hocalar fink atıyor. Onca sorun varken Hülya Avşar Antalya Film Festivali'nde jüri başkanı olsun mu olmasın mı, bu tartışılıyor. Gazeteler korktukları için gerçekleri yazamıyorlar. Malum, çoğu da yandaş medya. ''
Ve uzayıp gidiyor yazı.. Uzunca olsa da sıkılmadan zaman zaman buruk gülümsemelerle okuyor, okurken düşünüyor, düşünüyorsunuz..

Bu giriş parağrafından sonrasını okumak için aydınlık Gazetesi'ndeki yazıya göz atın.. Ama önce söyleyin; sadece giriş cümleleri bile halimizi özetlemiyor mu?

12 Temmuz 2012 Perşembe

Allah'ım bitsin bu azap!

Bu sabah erkenden şehre gitmek zorunda kaldım,

Hissedilen sıcaklığın 50 derece civarında olduğu bir saatte, 16.00 gibi sağ salim ve işlerimi halletmiş, anneciğimi görmüş olarak döndüm. Siteye adım atar atmaz bitişik köyden gelen yüksek volümlü korkunç elektro sazlı müzik ile şoke olmuş vaziyette eve kendimi attım. Tüm camları kapayıp klimaları açmak da kar etmedi. Bu saat oldu, beş on dakikalık araları saymazsak kesintisiz devam ediyor. Avaz avaz söylenen şarkı-türkünün de ne olduğu belli değil aslında.. Öyle bir baş ağrısına neden oldu ki bende, gözlerimi açamıyorum.

Ama beterin beteri varmış; az önce silahlar da patlamaya başladı. Duyduğumuz seslerden ödümüz koptu. Bir de orada olanları düşünün.. Ne yaparım ne ederim, kimlere şikayet etmem gerekiyor, hiç bilemiyorum.. Evet, mutlu bir gününüzü kendinizce eğlenerek kutluyor, düğün dernek yapıyorsunuz ama bu kadar uzun süre, bunca gürültü ve o sıkılan kurşunlar neyin nesi? Düğünlerde sıkılan kurşunların pek çok can aldığını duyuyoruz. Yine de ders alınmıyor demek ki..Biz ne zaman akıllanacağız?

29 Şubat 2012 Çarşamba

Ne Yapıyorsun Doktor?

 Bu da Bekir Coşkun'un kaleminden:

NE YAPIYORSUN DOKTOR?..



Benim sarı piknik buzluğumdan var ellerinde, hastabakıcı giysili adamlar hızla koşuyorlar merdivenlerden...
Arkalarında kameraman ordusu...
Bacaklar gidiyor...
Kollar geliyor...
*
Haberler var gazetelerde:
“Böbrek yanlış hastaya gitti...”
“Kollar karıştı...”
“Bacağı düşürdüler...”
*
Yüz takılan hasta, aynayı alıp kendi yüzüne bakamadan, medyayı içeriye doldurup Türkiye’ye gösterdiler...
Doktor, “Çok mutlu ama şimdi gülemiyor, altı ay sonra gülecek” diyordu...
Bir kız, “Yüz babamın, ondan bana kalan bir parça” diye ağlıyor kapıda...
*
Bir insana kol takıyorlar...
Ertesi gün geri alıyorlar kolu...
Kendisinin değildi zaten “kolum gitti” diyemiyor...
İkinci haber:
“Ayağını da geri aldılar...”
Ve son haber:
“Dayanamadı, öldü Şevket...”
*
O zaman bir başka kadın ağlıyor:
“O eller oğlumun elleriydi, uymadıysa çöpe atmasınlar...”
*
İnsanlar, iyi ile kötü arasına sıkışmış, kendi ellerini okşayıp, ayaklarını yoklayıp, gidip aynada kendi yüzlerine bakıp çıkmak istiyorlar karmaşık duyguların içinden...
Kader göstermesin...
Bir gün başkasının eli elinizde...
Ya da yüzünüz sizin değil...
Ağlayacaksın, dudaklar katılmıyor...
Sileceksin, yanaklar elin...
*
Önemli bir iş yapıyor aslında doktor...
İnsanlara yaşamlarını geri vermek için çabalıyor...
İnsanlığa hizmet...
Kutsal...
*
Ama böyle ilkel ve kötü görüntülerle olmak zorunda mı?..
Görgüsüzce...
Duygulara saygısız...
Özensiz...
Reyting yarışında olan televizyonlarla, reklam peşinde olan doktorların yarışı mıdır bu kollar, bacaklar, yüzler?..
Böyle midir tıp?..

******
29 Şubat 2012 - BEKİR COŞKUN
bcoskun@cumhuriyet.com.tr

14 Şubat 2012 Salı

Antalya-Kemer Çıralı İçin Tehlike Çanları



Antalya'nın Çıralı sahilleri eşsiz özellikleri olan doğal güzelliklerimizdendir.

1.Derece Doğal SİT Alanı ve arkeolojik alandır. Onlarça çeşit endemik türün yaşadığı nadide yerlerden biridir. Ayrıca Caretta Caretta üreme alanıdır ve sözümona uluslar arası ölçekte önemli koruma altındadır.

Ne yazık ki bu alanda (1. Derece Doğal SİT Alanı) 18 bin metrekarelik bir yer Antalya Orman Bölge Müdürlüğü tarafından Ormanspor’a tahsis edilerek kiralanmıştır. Ormanspor ise kim bilir hangi hesaplarla hülle yaparak bir şahısa bu yeri tekrar kiraya vermiştir. Kiralayan kişi ya da şirket derhal  kafeterya vs inşaası için hazırlıklara başlıyor..

Bölge gerek sahip olduğu doğal güzellikler gerekse pek çok endemik türün yetişme ve yaşama alanı olması, özellikle de koruma altında olan Caretta Caretta’ların yumurtlama bölgesi olması açısından bu derece öneme sahip iken, sözde koruma altında olmasına karşın bir işletmeye sunulmak üzere kiralanıyor. Sonuçta Çıralı'nın doğal güzelliklerini tahrip edici yapılanmaya gidilmesi akıl almaz bir uygulama.

Bu durumda ilk akla gelen sorular şunlardır:
Söz konusu yapılanmanın uluslar arası sözleşmelere aykırı olmasına karşın neden gerekli müdahale yapılmamaktadır?
Bu bölge koruma altında olmasına rağmen böyle bir yapılanma iznini hangi kurum vermiştir?

Birer birer  kaybettiğimiz doğal güzelliklerimiz elden gidince üzülmek onları geri getirmiyor. Ne yazık ki daha önce de Manavgat- Sorgun fıstık çamı ormanının aynı  amaçlar için katledilmesine tanık olmuştuk.

İşte bu yüzden vatandaş olarak onları korumak için ne  gerekiyorsa yapmalıyız.  Eğer bu eşsiz güzellikteki yerin bazı insanların para kazanmaları uğruna tahrip edilmesine, beton yığınları ile doldurulmasına, türlerin  geri gelmemek üzere yok edilişine seyirci kalmak istemiyorsanız siz de bir dilekçe yazarak  görevinizi yapabilirsiniz.

Değerli arkadaşım Timur Ugan sayfasında dilekçe örneğini ve gönderilecek makamları paylaşmış:
Antalya-Kemer-ÇIRALI’ da eylemdeyiz, bekliyoruz. ÇIRALI’yı vermeyeceğiz / Dilekçeye Katılın

Hepinizin desteğini bekliyorum.

18 Ocak 2012 Çarşamba

Sokaktaki Evsizlerin Durumu



http://istanbul.indymedia.org/haber/evsizleri-bildirebilmeniz-i%C3%A7in-il-il-tlf-numaralar%C4%B1

adresli sitede, her il için sokakta kötü durumdaki evsizleri bildirebileceğiniz telefon numaraları verilmiş. Tık

Alttaki iki yorumu okuyunca şaşırdım kaldım. Site kopyalamaya karşı önlemli olduğu için o yorumları kopyalayamadım ama kısaca; bir yorumcu bu tür ihbarları aşağılayıcı buluyor, belediyelerin köpek toplama olaylarına benzetiyor.. Diğeri de ''siz sayın beyefendilerin, hanımefendilerin göz zevki bozulmasın diye toplanmalarını istiyorsunuz'' gibi kınayıcı bir yaklaşımla acıtıcı sözler yazmış.

Şimdi bu durumu birlikte değerlendirelim. Lütfen bu önemli konuda  düşüncelerinizi paylaşın benimle..

Sevgili arkadaşlar; önce kendi düşüncelerimi paylaşayım;

O kişilerin büyük bir bölümü bilinçli düşünemeyecek kadar sağlıksız ve maalesef çoğu da alkol bağımlısı olduğundan, bu numaralara haber vermekten başka yapılacak bir şey yok. Evet, o insanların bu durumda olmaları başta devletin ve hepimizin ayıbı . Yine de hayat kurtarmak söz konusu olunca işin duygusal ve sosyal boyutunu düşünme şansımız yok. Göz zevkinizi mi bozuyor suçlaması gibi kınayıcı popülist yaklaşımlar da çözüm getirmiyor. Bırakalım da ölsünler mi? Zaten yorum yazanlar da makul ve mantıklı bir çözüm önermiyorlar.. Biri, gidip zor durumdaki adama sorulsun, ''yardıma ihtiyacın var mı? diye'' demiş. Elbette var ve o insan zaten o an ölüm kalım savaşı vermekte, normal düşünme yetisine de sahip değil büyük olasılıkla.

Ben böyle düşünüyorum.. Lütfen siz de görüşlerinizi paylaşın.

6 Ocak 2012 Cuma

11 Yaşında hamile!


Bu sayfa ağlama duvarına döndü, bağışlayın..

Yazmayacaktım ama  içim elvermedi.  Olayın fotoğrafını koymaya da  içim elvermedi..

Bu  sosyal bir yara. 15-16 yaşındaki çocuk gelinleri duyuyorduk ama bu kadarına da pes doğrusu.  Sapıklığın kılıf uydurulmuş hali.

Olayı düşününce çok boyutlu olduğunu görüyoruz. 11 yaşındaki çocuğun etrafında bir suçlular sarmalı var.. Başta koca kisvesi altındaki  tecavüzcü,  11 yaşındaki kız çocuğunun  annesi, babası  yani ailesi, tecavüzcünün ailesi,  suç duyurusunda bulunmayan hastane çalışanları, hastane polisi,  olayı bilen konu komşu, akraba vs... Bizzat suçu işleyenler kadar olmasa da  tanık olup görmezden gelen herkes suçlu..

23 Ekim 2011 Pazar

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Sözün Bittiği Anlar / Yeter Artık!!!


Acı bir gün ve yıl dönümü...

Canımızdan can alan kayıplar, yok olan  umutlar, yok  edilen hayatlar..
Henüz  bir  ay önce, 14 Temmuz günü  ülke gözyaşlarına boğulmuştu, 20 asker şehit olmuştu. Göz  yaşları kurumadan  yine  aynı acı.. Aynı söylemler.  Değişen bir şey yok....

1999 -17 Ağustos depreminin  acı  anıları,  hala  böyle  bir  durumla  karşılaşılırsa  önemli  bir  yol  alınamamış  olmanın  ezikliği, utancı...  Yine  de  deprem  konusu şu  an  için  ikinci planda..

Kısacası, ölüm hem  de en  en kalleşinden..''Vatan sağ olsun!'' söylemleri  iyice  sinirime dokunmaya başladı açıkçası.. Evet  vatan  sağ  olsun elbette ama  acizliğin , çaresizliğin  bu  söylemlerle örtülmeye  çalışılması  yaraları sağaltmıyor...


29 Temmuz 2011 Cuma

Memleketimin Halleri

Dünyada bir ilk bu! Farkında olun.. Dünyanın en güçlü 5. ordusu tarumar ediliyor. Nasıl? Hükümet+Ordu içinden ve bağlı olunan mihraklardan operasyonlarla! Dünyada ilk kez bir ordunun komuta kademesinin üçte biri içeri alınıyor aynı anda tüm komuta kademesi istifa ettiriliyor. Geçen yıl yeri bir kaç general feda edilerek, ayarlanmış bir komutan TSK'nın başına atanıyor... Atlantik ötesinde küresel çete ve pentagonun özel ofislerinde birileri 'çak çak' diyerek sevinç çığlıkları atıyor! 50 yıl önce ne demişlerdi: 'Türkiye, ABD'nin Ortadoğu'daki jandarmasıdır!' Buna uymayan gider, uyacak olan gelir! Hepimize kolay gelsin... Bu pis oyunda millet karar verecektir...
Banu AVAR, 29 Temmuz 2011


Kaygı ile izliyoruz....