Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2020 Cumartesi

Bizde Corona Virüsü Günlüğü



. Perşembe günü eşimin ve kendimin zorunlu ilaçlarımızı almak için köy minibüsüne binip Manavgat'a gittim. Dolmuşta her gidişimde gördüğüm dedeler gayet rahat, bağıra çağıra konuşarak, yakın temastan zerre kadar rahatsız olmadan Manavgat'a gidiyorlardı. Bu dedeler orada ne yaparlar? Benden başka kimsede maske, eldiven yoktu. Maalesef yolda tüküren, duraklarda yan yana bekleyen insanlar gördüm. Dönüşte taksi ile döndüm. Taksi dezenfektan kokuyordu ama şoför maskesizdi.. Köyde komşularda gözlediğim ise sürüler halinde bir evden diğerine gidip gelmeler. Sanırım kimse akrabalarında virüs olma olasılığını düşünmüyor. Oysa çoğunun iş yerleri Manavgat'ta. Bu insanlar berber, kahveci ya da otel çalışanı. Unutmayalım ki ölenler ya da taşıyıcılar da birilerinin akrabası, eşi. Buralarda durum bu. 

30 Kasım 2019 Cumartesi

Sevgili Ormanımda Harika Bir Yürüyüş

 Bugün ormanda, köpek kızlarımla harika bir yürüyüş yaptık.  Tablo gibi sonbahar görüntülerini, tertemiz havayı, yağmur sonrası, ilkbaharı beklemeden uyanan doğayı görmek, yaşamak büyük şans..





























19 Nisan 2016 Salı

Kafkaslardan Gelen Sağlık İksiri: Kefir


Bilmeyen yoktur.. Yine de kısaca anlatayım:
18. Yüzyıla dayanan bir tarihçesi var. Kafkasya'dan tüm dünyaya yayılmış. Kafkas bir aile bir sır gibi uzun yıllar saklamış ama Rus Sağlıkçılar Derneği bu  harika ürünün peşine düşüp sonunda kefir mayasına ulaşmışlar. Filmlere konu olabilecek  bir öyküsü var; merak edene burada (Tık)
Düzenli olarak tüketmek gerekiyor. İşte o zaman mucize başlıyor. Bağışıklık sistemini onarıp güçlendiriyor.Kemikler, saçlar, cilt vs. harika oluyor. Bir zindelik, bir aktif olma isteği, sormayın.. Özellikle  yaşlılara ve çocuklara çok yararlı. Yıllar, yıllar  önce yapmıştım. Eşim çok ağır bir kortizon tedavisi görüyordu. Bu ilacın yan etkilerinden korunması için  tavsiye edilmişti. Gerçekten  çok yararını görmüştük.

Marketlerde görüyoruz son yıllarda. Ancak her bi şeyin ev yapımına pek meraklı olan ben,  evde kefir yapmaya karar verdim. Evet, başardım. Ev yapımı yoğurt kıvamında, hafif ekşi, azıcık köpüklü bir içecek. İçecek diyorum, tüketim şekli bu.




Evde kefir  yapabilmek için öncelikle  kaliteli bir  kefir mayasına ihtiyacınız var.  Ben mayamı  güvenilir bir sanal marketten getirttim. Maya haşlanmış karnabahar görünümünde. Bir de taze ve doğal süte ihtiyacımız var. Kaynatıp soğutularak oda sıcaklığına  getirilmiş sütü, tercihen kaymağını alarak, metal olmayan bir kapta maya ile buluşturuyorsunuz. Ben toprak güveç kabında yapıyorum. Cam, porselen, pyrex olabilir. Mayalama işleminin püf noktası mayayı asla kaşıkla temas ettirmemek.Tahta kaşıkla  kaba bırakıp süt ekleyin. Sonra bir tülbentle ya da kağıt havlu ile  üstünü örtüyoruz. Yoğurt mayalar gibi sarmak sarmalamak yok! Oda sıcaklığında bırakıp mayalanmasını bekleyin. İklim farklılıklarından  dolayı  bu süre  değişebilir. Benim ilk kefirim iki günde mayalandı. Ertesi gün ve sonrasında bir günde mayalanma  gerçekleşti.
Bir dahaki sefere işlem yapmak için mayayı kefirden  plastik bir süzgeç  yardımı ile, hafifçe sallayarak ayırıyoruz. Sonra  maya taneciklerini temiz, kireçsiz sudan geçirip iyice süzüyoruz. Artık tekrar mayalama işlemine geçebiliriz. Zamanla maya taneleri çoğalıyor.  İşte o zaman  eşe dosta verebilirsiniz.















Deneyecek olanlara şifa olsun, afiyet olsun...



Sayfamıza biraz renk!





Gelincikler bahçemden.  Aklınızda olsun; tomurcuk olarak  toplayıp suya koyunca böyle kıvır kıvır ve çok baskın renkli  açıyorlar. Vazoda daha çok dayanıyorlar.








27 Aralık 2014 Cumartesi

Kolum Kırıldı!


Sevgili dostlar,
bu kez Begonvilli Ev'den kötü haber var. Dün akşam üzeri kurt kızımı gezdirirken, başıboş bırakılmış tavuklara atlaması yüzünden düştüm ve yerde sürüklendim. Sol kolum, bileğimin üzerinden iki yerden kırıldı. Çok sıkıntılı geçen geceden sonra içim rahat etmedi, sizlere haber vermek istedim.

Sevgi ve selamlarımla..

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Ufak ama önemli bir bilgi! Saklama Kaplarının Kullanım Sayısı

''Hani şu marketlerden ya da pazar yerlerinden satın aldığımız plastik saklama kapları var ya; onların pek çoğunun (neredeyse tamamının) sadece 5 kullanımlık olduğunu biliyor muydunuz?

Ben de yeni öğrendim. Sanıyordum ki, eskiyene kadar, ne bileyim, çizilene ya da görünümü bulanıklaşıncaya dek kullanılabilirler.  İşte öyle değilmiş. Tabii ki yiyecek saklamakla ilgili bu kural. Bu kutuların altına dikkatlice bakarsanız en fazla kullanabileceğiniz sayının yazılı olduğunu göreceksiniz.

Ayrıca, peynir kabı, yoğurt kabı vs olarak kullanılan kapların altında da 1 sayısı var. Yani bunlar da tek kullanımlık ambalajlar. Asla birden fazla sayıda kullanılmayacak. Her plastik kabın altında 1,2,5 gibi rakamlarla azami kullanım sayıları belirtilmiş. En iyisi camdan şaşmamalı.  Evet  biraz ağır oluyorlar ama çok daha sağlıklılar. Söz konusu sağlığımız olduğu için önemli bir konu bence..''

Yukarıdaki yazıyı, bir hemşire arkadaşımın beni uyarması ile yazmıştım. Ancak, daha sonraki araştırmalarımda, bu rakamların o kabın yapıldığı maddenin zararlı içeriğini derecelendirme  amaçlı yazıldığını  öğrendim.  Düzeltmek üzere sayfamı açınca tam da  bununla ilgili bir yorumla karşılaştım.Yorum yazan Cemile Hanım'ın da  uyarısı bu  yönde. ''Bu rakamlar, kullanım sayısını değil de madde içeriğini anlatıyor'' diyor.  Ortada olan bir şey var ki sonuçta plastik olan ham maddeler bir takım zararlı içeriklere sahip. Artık doğruya ulaşmak için  araştırmak sizlere kalıyor.

26 Haziran 2014 Perşembe

Tükürük Bezi Taşı



Daha önce ne duymuş ne de görmüştüm.

Başıma gelince öğrendim. Bakın neler oldu;
Üç gün önce boynumda, sağ tarafta, çene altında bir şişlik ve ağrı ile başladım güne. Yutkunma zorluğu ve ağzımı açamama durumu vardı. Ee biraz korktum, çünkü uzak bir akrabamızı boğazındaki şişlikle başlayan çok eziyetli bir süreçten sonra kaybetmiştik. Neyse uzatmayayım, o gün ''of!puf!'' larla geçti. Baktım ertesi gün çene altındaki kitle büyüyor ve ağrı da artıyor, korkum iyice arttı. Hemen  iyi bir hekim arayışına girdim. Malum bu çevreyi iyi tanımıyorum. Antalya'da olsak sorun değil.  Artık, bıktırıcı araştırmalar, gerekli gereksiz pek çok tetkik beni bekliyordu. Bir de  kötü  bir sonuç olasılığı..  Bu arada ben açım, su dahi içemiyorum. Beynimde 40 türlü olumsuz düşünce dolaşıp duruyor. Eşimi düşünüyorum, kızlarımı, Minik'imi düşünüyorum. Onları kimlere emanet ederim, yoksa sokaklara mı düşerler? Delireceğim. Bu arada Biber'i sevgili eski komşum Emine Hanım'a, Jane'i Sezoş'a veririm diyorum ama Haylaz Colette ortada kalıyor. Köpek kızlarım ve yaşlı Minik'im hepten zordalar. Badem yıllarca çile çektikten sonra şimdi  mutluluğu buldu. Cins değil diye kimse almaz. Kuyruk hiper aktif, kimse istemez. Minik yaşlı, onu da istemezler.. İşte böyle düşüne düşüne aklımı kaçıracağım. Ertesi gün mutlaka doktora gitmeliyim diye bir uzmandan randevu aldım. Muayene saati gelene dek biraz dinlenmeye, başarabilirsem uyumaya çalışayım dedim. Ağrım belki biraz azalır diye bir aspirini suda eritip içtim. Bu arada ben ilaç içmekten nefret ederim. Ezbere ağrı kesici falan asla almam. halimi anlayın artık. Daha sonra bir 20 dakika kadar uyumuşum. Uyanınca gördüm ki, boğazımdaki ağrı ve şişlik daha bir  zorlayıcı olarak devam etmekte. İşte tam o anda hafifçe öksürdüm galiba ve ağzıma tık diye sert bir parça geldi. Önce dişim kırıldı sandım ama dişlerimde sorun olmadığını görünce çok şaşırdım. Evet bu taş  görünümlü sert parça boğazımdan çıkmıştı. Olayın ardından Antalya'daki tanıdık bir uzmandan bilgi aldım.

Meğerse tükrük kanallarında taş oluşabiliyormuş. Bu taşlar zamanla kanalı tıkayıp oradaki dokuların şişmesine ve ardından da iltihaplanmasına neden oluyormuş. Pek çok durumda ameliyatla çıkartılması gerekiyormuş ama tahmin edeceğiniz gibi hassas  ve zor  bir ameliyat. Neyse ki benim taşım kendiliğinden düştü. Üç gün boyunca neler çektiğimi anlatamam. Ertesi sabah yani şu an şişlik  biraz küçülmüş. Bu taşlar yüzde yirmi olasılıkla yine oluşuyormuş. Umarım  tekrar oluşmaz. Bu  sabah hastalanalı beri ilk kez düzgün bir kahvaltı yaptım ama hala ağrım var. Yine de eşimle espriler yapıyoruz. Diyorum ki;
''Bunca acı çekmeme karşın şöyle minik bir pırlantam olsaydı bari. Şimdiye dek hiç kıymetli bir taşım olmadı ama ne gezer, kötü görünümlü, pütürlü bir çakıl taşım oldu. '' Şaka bir yana değerli taşlara falan pek düşkünlüğüm yok. İlla ki istesem mutlaka olurdu, cidden önemsediğim şeyler değiller.
Ben yaşadım, sizler yaşamayın, aklınızın bir köşesinde olsun, olur da karşılaşırsanız panik yapmayın diye  paylaştım. Sağlıklı , harika günleriniz olsun.

19 Kasım 2013 Salı

Omega3'ün Doğru Kullanımı



On yıl kadar önce doktor tavsiyesi ile tanıştım omega 3 tabletleri ile. Akademisyen bir aile dostumuz, ''günde iki tane alıver, yararını göreceksin'' demişti.  Ancak, o tavsiye edilen,  günde  iki tabletin içeriği, kaç mg olduğu vs hakkında en ufak bir bilgim olmadan almıştım o yıllarda. Tek bildiğim, Omega 3 yağ asitlerinin vücut tarafından üretilmediği ve  çok da gerekli olduğuydu. Balık yağı, keten tohumu, ceviz, semizotu  gibi besinlerde  bulunduğu biliyordum ancak  hayat boyu bunları düzenli ve yeterli miktarda  almamız mümkün olamayacağı için besin takviyesi olarak alınması gerekiyor. Omega 3 'ün kalp damar sağlığının korunmasında,  alerji ve zihinsel hasarların önlenmesinde ve daha bir çok konuda önemli olduğu biliniyor.
Daha sonraları onca Omega 3'ü boşuna mı aldık? dedirtecek  yazılarla karşılaşır olduk. Buradaki makalede olduğu gibi  Kafalarımız karıştı tabii ki. Ne de olsa bu tür besin takviyeleri ticari  ürünlerdi ve çok da büyük bir pazar oluşturulmuştu.
Üstelik  Omega 3 içeren ürünlerin bazılarının  kalitesiz olduğu, kirli denizlerden çıkarılan  soğuk deniz balıklarından elde edilmiş olanların ağır metaller  içerdiği söyleniyor. Her firma kendi ürününün en iyi en yeterli ürün olduğunu savunuyor, diğerlerine güvenmememizi  telkin ediyor. Bütün bu kafa karıştırıcı durumlara rağmen benim gibi,  Omega 3 takviyesine ihtiyacınız olduğunu düşünenlerdenseniz; önce doğru ürünü  bulmalıyız. Ayrıca bilmemiz gereken bir  konu daha var:
Alınması gereken miktar. Aldığınız ürünün içindeki DHA  ve  EPA oranlarına mutlaka bakın! Ben bunların ne olduğunu da araştırdım: EPA (Eikosapentaenoik asit), DHA docosahexaenoic asit, her yaştaki insan için  gerekli uzun zincirli yağ asitleriymiş.
 Piyasadaki ürünlerde, genellikle  3'e 2  oranı bulunuyor. Demek ki, 500 mg'lık  bir takviyede  300 mg EPA için 200 mg DHA oluyor. Günlük alınması gereken DHA+EPA miktarı bana 500-1000 arasında olmalı diye önerildi.
Bir başka tavsiye de, Omega 3 tabletini aldığınız an, içeriğindeki maddelerin kandaki oksijenle reaksiyona girmesi nedeni ile gücünü kaybetmesi. Bu nedenle  içeriğinde  E vitamini olanları tercih etmeliymişiz.

Unutmayın, dozaj önemli!  Çünkü eksik doz boşuna alınmış tabletler demek. Fazla doz ise kanı  sulandırıcı etkisinden dolayı tehlikeli .  Önerilen doz 1000-1500 mg.  Siz yine de  doktorunuza danışarak belirleyin dozunuzu.

Evet, bu konuya uzun süredir kafa yormaktayım.  Anlayacağınız, epeyce araştırdım   Derli toplu bilgilere ulaştığım şu siteye de göz atabilirsiniz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Omega-3_ya%C4%9F_asitleri
Hepinize sağlıklı, kaliteli  bir yaşam diliyorum.

12 Ekim 2013 Cumartesi

Yarına Yönelik Kaygılar Bu Günü Karartmasın!

Hiç Böyle Bir Güzellik Gördünüz mü? (Tık)


diye yazmıştım iki yıl önce. 
Komşum, mutlu yuvasında, çok sevdiği eşi, çocukları ve harika kedileri ile yaşayan hoş, zarif bir hanımdı.
İşte bu  bakımlı ellerin sahibi sevgili Ayten Hanım şu an çok hasta. Antalya'nın en donanımlı hastanesinde aylardır derin uykularda... 

Yaşam dolu, kendine çok iyi bakan, çok zevkli, enfes bir evde yaşayan sanatçı ruhlu güzel kadın, sağlık sorunu bile sayılmayacak, görmezden gelinebilecek ama kendince sorun saydığı  bir durum için operasyon  geçirirken yaşanılan bir aksilik yüzünden yoğun bakımdan çıkamıyor.
Onu sık sık düşünüyorum,  iyileşmesi için dualarımı eksik etmiyorum. 
Geriye kalan  zarif hediyelerine bakıp hüzünleniyorum.


Onun  bu hali aylardır  yüreğimde sızı, gözümde yaş oldu.. Bunca ay sonra neden mi paylaşıyorum?

Bu sabah kahvaltı sofrasını hazırlarken, eşim  şehir merkezine inmemi gerektiren  bir iş için  ısrarla beni uyardı. Onun gereğinden fazla kaygılandığını  hissettiğim için  rahatsız oldum. Eşimin,  önümüzdeki günlerle ilgili kaygılarının makul olmayan ölçülerde olduğunu ve  içinde bulunduğumuz anı huzurlu yaşamasına engel olduğunu, benim için de baskı unsuru oluşturduğunu  anladım. Elbette  yarını düşünerek yaşamalıyız ancak  bu düşünmenin boyutları o anın güzelliklerini  görmemize engel olacak kadar büyük olmamalı, öyle değil mi...  Belki de o çok kaygılandığımız yarını yaşayamayacağız.

Güzelliklerle dolu yarınlarınız  hep olsun dostlar ama yaşamın sürprizleri de aklınızın bir köşesinde olsun..

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Ve Kapari Çayı İle Tanıştık

Dün uzunca anlatmıştım:
Burada(Tık)

Özenle topladığım kapari çiçeklerini  yıkayıp gölgede kuruttum.  Kuruyunca azıcık kaldığını söylemeliyim. 1/5 litrelik demleme kupasına iki çay kaşığı kadar koyup, kaynadıktan sonra iki üç dakika  bekletilmiş su ile demledim. 15 dakika sonra şekersiz olarak içebiliyorsunuz.


 Demlenince kurutulmuş çiçekler  açılıyor.

Şekersiz olarak içilebilen  berrak renkli hafif bir çay elde ediyorsunuz.  İçimi  kolay, çiçeklerindeki kokuyu hissedebildiğiniz bol şifalı bir çay bu.
Afiyet olsun!

20 Ağustos 2013 Salı

Harika Bitki:Kapari


Bu egzotik görünümlü çiçeklere dikkatli bakın! Eflatun renkli erkek organları, beyaz taç yaprakları ve yeşil çanak yaprakları ile  oldukça dikkat çekici. Bazılarına hoş bile  gelebilecek baygın bir kokusu var.  Ancak, meyveleri, tomurcukları  ve sürgünleri  suya  bırakılınca pek de  güzel kokmuyor. Bu kadar  ayrıntılı anlattığım  çiçekler, kapari bitkisinin  çiçekleri.

Bir süre önce kapari bitkisinden söz etmiştim.

Yazı burada (Tık)

Bir bitkiden tıbbi anlamda yararlanabilmek için kulaktan dolma bilgilere pek güvenemem.  Bu kez bu bitkinin gerçekten yararlı olduğuna ikna oldum doğrusu. Çünkü kaparinin pek çok rahatsızlığa çare olabileceğini söyleyen bilim adamını ailece tanıyoruz.
Talesemi Federasyonu Genel Başkanı ve Akdeniz Kan rahatsızlıkları Vakfı Başkanı Prof. dr. Duran Canatan özellikle kapari çayı  ile ilgili  bilimsel araştırmaların  sonuçlarının son derece olumlu olduğunu söylüyor.
Konu ile ilgili gazete haberi burada

Kapari çayının nasıl hazırlandığı da burada

Hala  hak ettiği ilgiyi göremeyen kapariyi ''Yanı Başımızdaki  Hazine'' başlığı ile tanıtmaya çalışmıştım. Şimdi bu harika bitkiye ilgim biraz daha arttı  ve haftada iki  gün  sabahları yakınlarımda keşfettiğim  kapari çalılarını ziyaret edip,  çoğalmalarına engel olmayacak şekilde çiçek, tomurcuk ve kapari karpuzu olmak üzere bir miktar ürün  topluyorum.  Bir kaç  minik kavanoz salamuramız hazır ama yenecek hale gelmesi için beklememiz gerekiyor.
İki avuç kadar çiçeği de  çayı için kurutmak üzere hazırladım.

Eğer çevrenizde varsa sizler de bu bitkiden yararlanın ve iyi koruyun, yok olmasına izin vermeyin.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Canım arkadaşım, başaracaksın!

Melek kalpli arkadaşımız zor günler yaşıyor. Manevi desteğiniz için:
idillehayatadevam

23 Nisan 2013 Salı

Begonvilli Ev Halleri

Sevgili dostlar; öncelikle merak edenler için sağlığımla ilgili  bir haber vermek istiyorum. Dün yani, 22 Nisan pazartesi sabahı sağ bileğimden  bir operasyon geçirecektim. Ancak eşimin ve yakınlarımın ısrarı ile iki farklı uzmanın daha görüşleri için  iki hastanenin  kapısını aşındırdık.
Sonuç: Biri derhal ameliyat derken diğer  ikisi, durumumda düzelme olduğunu, güç kaybının oldukça  az olduğunu söylediler. Şimdilik operasyonun gerekli olmadığı  yönünde açıklamalarda bulundular. Bu durumda ameliyatı iptal ettirdik. Egzersizlere ve koruma odaklı tedaviye  devam.
Tahmin edeceğiniz gibi az çok  rahatladım ama rahatsızlığımın  ne denli önemli olduğunun bilincindeyim. Eğer durumumda kötüye gidiş olursa yeniden operasyon konusuna  döneceğiz..

Öte yandan burada havalar  bir açık bir kapalı. Şemsiye kapıda hazır, yürüyüşlere devam..

Ellerimin durumundan dolayı bahçe işleri yapamasam da bahçevanların yardımı ile maydanoz, dereotu, rezene vs tohumlarımızı ikinci kez dikiyoruz.
Bir öncekiler mi? Aşağıda:)



Bu arada bol bol  kitap okuma fırsatım olması teselli edici oluyor.


Lara sahillerinde baharla birlikte, uçurtma şenlikleri, binicilik gibi  faaliyetler var. Bize de izlemek düşüyor.
 

Ve son olarak, kurutulmuş  çiçek sevenler için bir öneri;  bu bitki çok dekoratif ve dayanıklı.



15 Nisan 2013 Pazartesi

Önce Sağlık!



Sevgili dostlar, biliyorsunuz, el bileklerimdeki ve dirseklerimdeki  sinir sıkışmaları yaşamımı alt üst etmişti.

Aylardır çeşitli tedavi yöntemleri  denedim. Risklerinden dolayı korktuğum ameliyattan kaçındım.  Çok sıkıntılı günler yaşadım, hala  yaşıyorum.

Sonuç mu? Kaçış fayda etmedi. Acil olarak önce sağ bileğimden, sonra da sol bileğimden ve sıra ile dirseklerimden ameliyat olacağım. İlk operasyon önümüzdeki pazartesi  sabahı.

Ve acaip tırsıyorum, çünkü  ellerim ve kollarım söz konusu.. Şimdi sizlerden bu  konuda deneyimi olanların yaşadıklarını  paylaşmalarını  rica ediyorum. Bir de dualarınızı..  Şimdiden  çok teşekkürler.

14 Aralık 2012 Cuma

(Meğer) Seçimlerimiz(miş!!!)


Son zamanlarda yaşadığım  sağlık sorunları nedeni ile oldukça zor günler geçirdim..

Bu süreçte pek çok dostun moral desteği ve deneyimlerini paylaşmaları bana gerçekten iyi geldi.  Bu paylaşımlar  bazen  bir kaç cümle ile  oldu, bazen de sayfalar  dolusu idi.

Ayrı ayrı yanıt yazamadım ama tümü de benim için çok anlamlı, çok güzeldi..

Yalnız bir mektup vardı ki, yalnızca kendime saklayamazdım. Çünkü bana verilen ip uçları belki pek çok insanın da işine yarayabilecek türdendi. Eski bir arkadaşım bir zamanlar okuduğu ama ne yazık ki yazarını ve adını anımsayamadığı bir kitaptan söz ediyordu. Bu kitapta anlatılanlardan aklında kalanlara kendi düşünce ve deneyimlerini de katarak, bana uyarlayıp bir şeyler yazmıştı.  Kendisinin de iznini alarak sizlerle paylaşmak istedim. Bu bir bilimsel makale  değil. Sizlere mantıklı gelebilir, gelmeyebilir de.. Çünkü bazı ifadeler biraz rahatsız edici geldi bana ama dikkatli okuyunca  kötü bir anlam taşımadığını anlıyorsunuz. Örneğin: ''Hasta insanlara lüzumundan fazla ilgi göstermeyin!''sözü.. Görüldüğü gibi,''ilgi göstermeyin'' denmiyor, lüzumundan fazla ilgi göstermeyin deniyor.
Okuyun ve değerlendirin. Belki de yaşamınıza olumlu bir katkısı olabilir...

Benim için  zaman ayırıp bu satırları yazan kadim dostuma teşekkür ediyorum..

İşte bana gönderilen yazı:


Pek çok ipucu vardı ama ben bir kör gibi göremedim..

İpuçları birikti ve çoğaldı ve ben hala anlamadım gerçeği. Ancak düşünce gücü ile ilgili bir kitap okuyunca farkındalığım arttı..

Derken öyle bir dank etti ki, bizzat kendi yaşadıklarım ve yakından tanığı olduğum olaylar gösteriyordu; biz insanlar düşüncelerimiz yolu ile başımıza gelen pek çok şeyin  ve  durumun oluşturucularıyız.

Hoşnut olmadığımız durumları bile bir şekilde (bilinçli ya da bilinçsiz) seçen bizleriz. Elbette kötü ve sıkıntı veren durumları isteyerek, bilerek seçmiyoruz. Zayıflıklarımızla, en çok da çevremizdeki insanların ve koşulların yönlendirmeleri ile, gerek kabullenme gerekse biçilen role uygun hissetme ya da davranma şeklinde oluyor seçimlerimiz. İnanması güç ve mantıksız gibi görünse de yaşamımızdaki  iyiliklerin, kötülüklerin, mutlulukların, acıların, hatta hastalıkların  pek çoğu bizim seçimimiz. Biz bu seçimleri çoğu kez bilinçsizce yapıyoruz. Beyin denilen muhteşem organa bir şekilde hepsini düşünceler yolu ile kaydedip, ne zaman ve nasıl kaydettiğimizi bile bilmeden duygusal tepkimelerle, hissetme yolu ile harekete geçiriyoruz. Çok kabaca ifade ettiğim gibi, kayıt ve tepkimeler zinciri olarak yaşamımıza dolduruyoruz tercihlerimizi ve ne yazık ki biz hiç birini, nasıl yönlendirdiğimizi bilmeden sadece süreçlere ve sonuçlara katlanarak yaşamımızı sürdürüyoruz.

Mademki başımıza gelenler bizim seçimimiz, seçimlerimizi doğru yapmayı öğrenmek mümkün müdür? Evet mümkündür. Hem de bunu başarmak sanıldığı gibi karmaşık ve zor değil. Beynimiz yani o mükemmel güç bizim emrimizde aslında. Bu Tanrı'nın en büyük lütfu insanoğluna. Onu kullanabilme bilinci biz insanlara kalmış. Seçimlerimizi yani tercihlerimizi doğru yapmalıyız. Bunu sadece sözlerle ifade etmek bile işe yarayabilir ama asıl önemlisi ve doğrusu seçimlerimizi sık sık olumlamalar yolu ile kendimize, beynimize telkin etmemiz. En basit  aynı zamanda en çarpıcı ve yaşamımızı en çok etkileyen bir örneği ele alalım: Hastalıklarımız.
  Okuduğum kitapta şöyle  bir şeyler  yazıyordu:
''Örneğin; bir rahatsızlığınız var. Muhtemelen vaktiyle bu hastalığı birilerinden bir yerlerden duydunuz ya da böyle bir hastalık durumunu düşündünüz. Yıllar yıllar önce ufacık bir ağrıyı, sızıyı vs aynen şimdiki haliniz gibi kurguladınız, böyle bir hastalığa yakalanabileceğiniz aklınıza geldi. Ama bunu hatırlamıyor bile olabilirsiniz. (Senin kollarındaki ve ellerindeki şu an var olan rahatsızlık gibi..)  İşte yıllar önceki bu düşüncelerinizle hastalık seçimimizi yapmış oluyorsunuz. Sakın ''hastalığı kim seçer, kim hasta olmayı tercih eder?'' demeyin. İnsanoğlu çok karmaşık bir varlık. Farkına bile varmadan, ödümüz kopsa bile bazı durumları kendimize yakıştırabiliyoruz.. Bunun nedenleri pek çok..''

 Başta kendimle ilgili olmak üzere, bunun böyle olduğunu kanıtlayan pek çok durum ve bu durumu yaşayan kişi tanıyorum.. O halde içinde bulunduğumuz andan başlayarak hastalık ve  sıkıntıları düşünmekten, kendimize yakıştırmaktan  vazgeçeceğiz.

Şimdi asıl konuya gelelim, bu zarar veren seçimlerimizden nasıl kurtulacağız? Beynimizi temiz tutup eğiterek. Hiç bir temizlik eylemi kendiliğinden olmaz, bunun için enerji ve zaman harcayacağız ama sonuç mükemmel olacak!

''Kendinize bir bakın, ufak bir rahatsızlığınız varsa bile bunu ifade etmeniz gerekince, örneğin, bir yakınınız, eşiniz, arkadaşınız,  ''şimdi nasılsın?'' dediği zaman, ''çok fenayım, iyi hissetmiyorum, halim yok!'' diyorsanız işiniz zor. Hastalığınız iyileşme sürecine girdiyse bile beyninize aksini iddia ediyor, onu iyileşmeniz için çabalatmak yerine duraksatıyorsunuz demektir. Bu söylediğim ufak rahatsızlıklar için böyle ama ufak rahatsızlıklar büyüklere dönüşebilir. ''Dur!'' demeyi seçin!!''

Şimdi daha basitleştirelim durumu:
Hastalıkları düşünceler yolu ile davet etme!
Sohbetlerde hastalık konularına hiç girme, hastalığı hatırlatan uyaranlardan kaç.
Bir hastalığı asla kendine yakıştırma.
Hasta insanlara lüzumundan fazla ilgi gösterme.
Ortaya çıkan rahatsızlıkları dramatize etme, gerekiyorsa, bilimsel yollara baş vur.
Hastalığını ve şikayetlerini sık sık dile getirme, hatta hiç dile getirme, bir sıkıntın varsa git doktora anlat.
O an için olumlu hissettiğin durumları değerlendir, olumsuzlukları olabildiğince düşünme
En iyi durumları, rahatlatıcı pozisyonları bul ve uygula, yapmayı sevdiğin, yapabildiğin işlere yönel. '' Yapamıyorum hastayım'' bahanesine sığınma.. Dürüstçe, ''aslında şu işi şu an yapabilecek durumdayım ama canım istemiyor'' diye gerçekle yüzleş.
Sabah, akşam ve ne zaman içinden gelirse olumlamalarını yap, yani kendinle, beyninle, yüreğinle konuş.

Örneğin senin olumlamaların şöyle olabilir: Elbette sen bunları dilediğin gibi değiştirebilir ya da başka olumlamalar ekleyebilirsin.

Allah'ım, şükürler olsun ki durumumu biliyorum..
İstemeden de olsa davet ettiğim, istemeden de olsa kendime yakıştırıp yaşamıma soktuğum tüm musibetleri, hastalıkları, ağrıyı, sızıyı, düşünceleri yaşamımda, yakınımda, beynimde, bedenimde istemiyorum. Hiç birini kendime yakıştırmıyorum.
Örneğin şu an ve sonrasında güzel güzel nefes alıp, içimin huzurla, mutlulukla dolup taşmasını seçiyorum..
Şu an ve sonrasında sağlıklı olmayı seçiyorum.
Ellerimdeki ağrıların, uyuşmaların, isteğim dışında da olsa benim davetimle geldiğini kabul edip bu sıkıntıların artık beni terketmesini seçiyorum.
Beynime bunları hissetmesi telkinini verdiğim için kendimden ve beynimden özür diliyor, şu an ve sonrasında kesinlikle ağrısız, sızısız, uyuşmasız olmayı seçiyorum..
Ben bu akşam ve bu gece dünden çok daha rahat uyumayı, hiç bir ağrıyı ve o kötü karıncalanmaları hissetmemeyi seçiyorum. Bunları istemeden de olsa yaşamıma soktuğum için pişmanım. Artık defolup gitmelerini seçiyorum..
Vücudumun hala çok iyi durumda olduğunu biliyorum ve tüm organlarımın gayet iyi çalışmalarını istiyor ve seçiyorum. Zaman zaman istemeden de olsa onların düzgün çalışmasına engel olan düşüncelerimi uzaklaştırmayı seçiyorum. Evet kararlıyım; daha sağlıklı olmayı seçiyorum..
Ben bu akşam ve sonrasında daha enerji dolu, daha canlı, daha keyifli bir insan olmayı seçiyorum. Bu seçimimle çok daha kaliteli bir uykuyu hak edeceğimi biliyorum ve zaten öyle uyumayı seçiyorum..
Ben bu akşam ve sonrasında bedenimin ruhumun beynimin daha temiz, daha ferah olmasını seçiyorum. Bunun için gerekeni yapacağım.
Ben bu anda ve sonrasında zihnimin daha berrak, daha dingin olmasını seçiyorum..
Ben bu gün ve sonrasında daha taze, daha güzel, ışık saçan bir kadın olmayı seçiyorum.. 
Midemi lüzumsuz yiyeceklerle doldurmadan sağlıklı beslenmeyi seçiyorum..
Ben şu an ve sonrasında sakin, hoş görülü bir insan olmayı seçiyorum. Daha çok gülümsemeyi seçiyorum..
Ben şu an ve sonrasında kültürlü, akıllı bir insan olmayı seçiyorum. Kesinlikle bunu hak ediyorum.
Ben bu akşam ve sonrasında çok hoş sürprizler yaşamayı seçiyorum..Hayvanların ve iyi insanların mutlu yaşamalarını seçiyorum..
Ben şu an ve sonrasında etrafımda, evimde, bahçemde, yanı başımda hep güzellikler olmasını seçiyorum. Kötülükleri, hastalıkları, kötü insanları, kötü düşünceleri kovuyor, onlardan çok uzak olmayı seçiyorum.
Ben şu an ve sonrasında bolluğu, bereketi, sağlığı güzelliği, huzuru, iyiliği seçiyorum. Bunların aksi durumları hayatımdan kesinlikle kovuyorum..
Ben şu an ve sonrasında kendimi ve iyi olan her şeyi sevmeyi seçiyorum. 
Ben bu seçimimi zaten hak ediyorum..
Beni bu bilinç düzeyine ulaştıran Tanrı'ma şükürler olsun!!!



Not: Sevgili Ella'mın  verdiği linkteki videoyu mutlaka izlemelisiniz. Teşekkürler Ella'cım.
http://www.youtube.com/watch?v=Ij_ZPkKmhek




2 Aralık 2012 Pazar

Yürekten Teşekkürler!

Zarif yorumları ile bana moral desteği veren tüm dostlara  en içten teşekkürlerimi gönderiyorum.

Yavaş yavaş iyileşmekte  olduğumu bilmeniz için bu satırları yazıyorum. Ne yazık ki elerimi fazla kullanamıyorum. Aslında anlatmak istediğim pek çok şey var. Sizlere ayrı ayrı yorum ve teşekkür mesajları yazamadığım için üzgünüm. Hepinize sevgiler, selamlar.