Sağlıklı Beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlıklı Beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2017 Cuma

Zeytin Ağacı Aşktır, Yaşam Felsefesidir

Ağaçlara hiç kıyamam. Hangi tür olurlarsa olsunlar  hepsi de başımın tacı,  gözümün gönlümün şenlendiricisidir.

Ama biri var ki..  Yüzlerce yıldır Akdeniz, Ege kıyılarında var olma savaşı veren, medeniyetlere katkıda bulunmuş, insanlara bolluk bereket getirmiş, bir o kadar da nankörce, hoyratça zarar  verilmiş çilekeş zeytin ağacı. Benim için ağaçların kraliçesidir. Öyle mağrur, ulaşılmaz, hükmeden bir kraliçe değil ama.. Sarıp sarmalayan, fedakarlık yapan, savaşan, aşa, işe katkıda bulunan ana kraliçe.  Bolluğun, barışın, adaletin  simgesi olmuş ta yüzyıllar öncesinde.  Taşlı, susuz yerlerde bile bereketini esirgememiş.

Buralara gelince onu daha yakından tanıdım, tanıdıkça da  hayranlığım arttı. Ötede beride ihmal edilmiş, kaderine terk edilmiş, bakımsız,  yaşlı zeytin ağaçları  gördükçe onlara duygusal bağlarla bağlandım. Her birerinin farklı silüetlere sahip olduğunu fark edip onları sanat eseri gibi algıladım. Doğanın yıllar boyunca  şekillendirdiği sanat eserleri..





















































Kızlarımla  gidip mutlu olduğum zeytinlikler, gövdesine dayanıp dinlendiğim o güzelim zeytin ağaçları işte beni böyle derinden etkiliyor dostlar..






En çok da ihmal edilmiş hatta her fırsatta zarar verilmiş olmaları içimi acıtıyor. Burada durum şu; bakım gören bir kaç bahçe dışında çoğunun ancak sahiplerinin dedelerinin sağlığında dibi çapalanıp, çalıdan, taştan  temizlenmiş. Zaten bunlar ormanın kıyısına, hatta içlerine dikilmiş. Yasal sahipleri kim? o bile belli değil. Bu ağaçlardan, hasat zamanı nasıl acımasızca, diğer mirasçılardan kaçırma duygusu ile yolunup dalları kırılarak  zeytin toplandığını hayretle ve üzüntü ile seyrediyorum.. Bir de son yıllardaki en büyük sorun hemen her yere denetimsizce yapılan evler. Plan yok, program yok. İnşaatların yol açtığı çevre kirliliği korkunç boyutlarda. Atıklar zeytin ağaçlarının olduğu alanlara dek yayılmış durumda. Yani durum hiç iç açıcı değil. Hasat zamanı büyük bir aç gözlülükle saldırılan ağaçlar hiç korunup gözetilmiyor. Bakımsızlıktan  bir yıl  zeytin vermeyince hemen kesilip odun olarak yakılıyorlar. İnsanların bu kadir kıymet bilmezliği nedense buralarda yadsınmıyor. Kimsenin rahatsızlık duyduğu yok. Bir kaç yıl sonra sayılarının çok daha azalacağını düşünüp kederleniyorum. Burayı satın alınca bahçemize diktiğimiz iki zeytin ağacına nasıl sevgi ile baktığımı tahmin edersiniz. Umarım sahillerimizdeki zeytin ağaçları değerini bilen insanlarca korunur. Yoksa çocuklarımız bu muhteşem güzelliği hiç tanıyamayacaklar. Sağlık kaynağı zeytin yağını ithal ürünler raflarında, çok pahalı olacağı için uzaktan seyredecekler.


19 Nisan 2016 Salı

Kafkaslardan Gelen Sağlık İksiri: Kefir


Bilmeyen yoktur.. Yine de kısaca anlatayım:
18. Yüzyıla dayanan bir tarihçesi var. Kafkasya'dan tüm dünyaya yayılmış. Kafkas bir aile bir sır gibi uzun yıllar saklamış ama Rus Sağlıkçılar Derneği bu  harika ürünün peşine düşüp sonunda kefir mayasına ulaşmışlar. Filmlere konu olabilecek  bir öyküsü var; merak edene burada (Tık)
Düzenli olarak tüketmek gerekiyor. İşte o zaman mucize başlıyor. Bağışıklık sistemini onarıp güçlendiriyor.Kemikler, saçlar, cilt vs. harika oluyor. Bir zindelik, bir aktif olma isteği, sormayın.. Özellikle  yaşlılara ve çocuklara çok yararlı. Yıllar, yıllar  önce yapmıştım. Eşim çok ağır bir kortizon tedavisi görüyordu. Bu ilacın yan etkilerinden korunması için  tavsiye edilmişti. Gerçekten  çok yararını görmüştük.

Marketlerde görüyoruz son yıllarda. Ancak her bi şeyin ev yapımına pek meraklı olan ben,  evde kefir yapmaya karar verdim. Evet, başardım. Ev yapımı yoğurt kıvamında, hafif ekşi, azıcık köpüklü bir içecek. İçecek diyorum, tüketim şekli bu.




Evde kefir  yapabilmek için öncelikle  kaliteli bir  kefir mayasına ihtiyacınız var.  Ben mayamı  güvenilir bir sanal marketten getirttim. Maya haşlanmış karnabahar görünümünde. Bir de taze ve doğal süte ihtiyacımız var. Kaynatıp soğutularak oda sıcaklığına  getirilmiş sütü, tercihen kaymağını alarak, metal olmayan bir kapta maya ile buluşturuyorsunuz. Ben toprak güveç kabında yapıyorum. Cam, porselen, pyrex olabilir. Mayalama işleminin püf noktası mayayı asla kaşıkla temas ettirmemek.Tahta kaşıkla  kaba bırakıp süt ekleyin. Sonra bir tülbentle ya da kağıt havlu ile  üstünü örtüyoruz. Yoğurt mayalar gibi sarmak sarmalamak yok! Oda sıcaklığında bırakıp mayalanmasını bekleyin. İklim farklılıklarından  dolayı  bu süre  değişebilir. Benim ilk kefirim iki günde mayalandı. Ertesi gün ve sonrasında bir günde mayalanma  gerçekleşti.
Bir dahaki sefere işlem yapmak için mayayı kefirden  plastik bir süzgeç  yardımı ile, hafifçe sallayarak ayırıyoruz. Sonra  maya taneciklerini temiz, kireçsiz sudan geçirip iyice süzüyoruz. Artık tekrar mayalama işlemine geçebiliriz. Zamanla maya taneleri çoğalıyor.  İşte o zaman  eşe dosta verebilirsiniz.















Deneyecek olanlara şifa olsun, afiyet olsun...



Sayfamıza biraz renk!





Gelincikler bahçemden.  Aklınızda olsun; tomurcuk olarak  toplayıp suya koyunca böyle kıvır kıvır ve çok baskın renkli  açıyorlar. Vazoda daha çok dayanıyorlar.








19 Kasım 2013 Salı

Omega3'ün Doğru Kullanımı



On yıl kadar önce doktor tavsiyesi ile tanıştım omega 3 tabletleri ile. Akademisyen bir aile dostumuz, ''günde iki tane alıver, yararını göreceksin'' demişti.  Ancak, o tavsiye edilen,  günde  iki tabletin içeriği, kaç mg olduğu vs hakkında en ufak bir bilgim olmadan almıştım o yıllarda. Tek bildiğim, Omega 3 yağ asitlerinin vücut tarafından üretilmediği ve  çok da gerekli olduğuydu. Balık yağı, keten tohumu, ceviz, semizotu  gibi besinlerde  bulunduğu biliyordum ancak  hayat boyu bunları düzenli ve yeterli miktarda  almamız mümkün olamayacağı için besin takviyesi olarak alınması gerekiyor. Omega 3 'ün kalp damar sağlığının korunmasında,  alerji ve zihinsel hasarların önlenmesinde ve daha bir çok konuda önemli olduğu biliniyor.
Daha sonraları onca Omega 3'ü boşuna mı aldık? dedirtecek  yazılarla karşılaşır olduk. Buradaki makalede olduğu gibi  Kafalarımız karıştı tabii ki. Ne de olsa bu tür besin takviyeleri ticari  ürünlerdi ve çok da büyük bir pazar oluşturulmuştu.
Üstelik  Omega 3 içeren ürünlerin bazılarının  kalitesiz olduğu, kirli denizlerden çıkarılan  soğuk deniz balıklarından elde edilmiş olanların ağır metaller  içerdiği söyleniyor. Her firma kendi ürününün en iyi en yeterli ürün olduğunu savunuyor, diğerlerine güvenmememizi  telkin ediyor. Bütün bu kafa karıştırıcı durumlara rağmen benim gibi,  Omega 3 takviyesine ihtiyacınız olduğunu düşünenlerdenseniz; önce doğru ürünü  bulmalıyız. Ayrıca bilmemiz gereken bir  konu daha var:
Alınması gereken miktar. Aldığınız ürünün içindeki DHA  ve  EPA oranlarına mutlaka bakın! Ben bunların ne olduğunu da araştırdım: EPA (Eikosapentaenoik asit), DHA docosahexaenoic asit, her yaştaki insan için  gerekli uzun zincirli yağ asitleriymiş.
 Piyasadaki ürünlerde, genellikle  3'e 2  oranı bulunuyor. Demek ki, 500 mg'lık  bir takviyede  300 mg EPA için 200 mg DHA oluyor. Günlük alınması gereken DHA+EPA miktarı bana 500-1000 arasında olmalı diye önerildi.
Bir başka tavsiye de, Omega 3 tabletini aldığınız an, içeriğindeki maddelerin kandaki oksijenle reaksiyona girmesi nedeni ile gücünü kaybetmesi. Bu nedenle  içeriğinde  E vitamini olanları tercih etmeliymişiz.

Unutmayın, dozaj önemli!  Çünkü eksik doz boşuna alınmış tabletler demek. Fazla doz ise kanı  sulandırıcı etkisinden dolayı tehlikeli .  Önerilen doz 1000-1500 mg.  Siz yine de  doktorunuza danışarak belirleyin dozunuzu.

Evet, bu konuya uzun süredir kafa yormaktayım.  Anlayacağınız, epeyce araştırdım   Derli toplu bilgilere ulaştığım şu siteye de göz atabilirsiniz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Omega-3_ya%C4%9F_asitleri
Hepinize sağlıklı, kaliteli  bir yaşam diliyorum.

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Ve Kapari Çayı İle Tanıştık

Dün uzunca anlatmıştım:
Burada(Tık)

Özenle topladığım kapari çiçeklerini  yıkayıp gölgede kuruttum.  Kuruyunca azıcık kaldığını söylemeliyim. 1/5 litrelik demleme kupasına iki çay kaşığı kadar koyup, kaynadıktan sonra iki üç dakika  bekletilmiş su ile demledim. 15 dakika sonra şekersiz olarak içebiliyorsunuz.


 Demlenince kurutulmuş çiçekler  açılıyor.

Şekersiz olarak içilebilen  berrak renkli hafif bir çay elde ediyorsunuz.  İçimi  kolay, çiçeklerindeki kokuyu hissedebildiğiniz bol şifalı bir çay bu.
Afiyet olsun!

20 Ağustos 2013 Salı

Harika Bitki:Kapari


Bu egzotik görünümlü çiçeklere dikkatli bakın! Eflatun renkli erkek organları, beyaz taç yaprakları ve yeşil çanak yaprakları ile  oldukça dikkat çekici. Bazılarına hoş bile  gelebilecek baygın bir kokusu var.  Ancak, meyveleri, tomurcukları  ve sürgünleri  suya  bırakılınca pek de  güzel kokmuyor. Bu kadar  ayrıntılı anlattığım  çiçekler, kapari bitkisinin  çiçekleri.

Bir süre önce kapari bitkisinden söz etmiştim.

Yazı burada (Tık)

Bir bitkiden tıbbi anlamda yararlanabilmek için kulaktan dolma bilgilere pek güvenemem.  Bu kez bu bitkinin gerçekten yararlı olduğuna ikna oldum doğrusu. Çünkü kaparinin pek çok rahatsızlığa çare olabileceğini söyleyen bilim adamını ailece tanıyoruz.
Talesemi Federasyonu Genel Başkanı ve Akdeniz Kan rahatsızlıkları Vakfı Başkanı Prof. dr. Duran Canatan özellikle kapari çayı  ile ilgili  bilimsel araştırmaların  sonuçlarının son derece olumlu olduğunu söylüyor.
Konu ile ilgili gazete haberi burada

Kapari çayının nasıl hazırlandığı da burada

Hala  hak ettiği ilgiyi göremeyen kapariyi ''Yanı Başımızdaki  Hazine'' başlığı ile tanıtmaya çalışmıştım. Şimdi bu harika bitkiye ilgim biraz daha arttı  ve haftada iki  gün  sabahları yakınlarımda keşfettiğim  kapari çalılarını ziyaret edip,  çoğalmalarına engel olmayacak şekilde çiçek, tomurcuk ve kapari karpuzu olmak üzere bir miktar ürün  topluyorum.  Bir kaç  minik kavanoz salamuramız hazır ama yenecek hale gelmesi için beklememiz gerekiyor.
İki avuç kadar çiçeği de  çayı için kurutmak üzere hazırladım.

Eğer çevrenizde varsa sizler de bu bitkiden yararlanın ve iyi koruyun, yok olmasına izin vermeyin.

28 Temmuz 2013 Pazar

Yanıbaşımızdaki hazinelerden biri: Kapari Bitkisi


Dün sabah Minik'le yürürken  yol kenarlarındaki çalı kümelerinin bazılarının kapari bitkisi olduğunu  fark ettim. Üstelik çiçeklerinin yanı sıra  karpuza benzeyen  minicik  meyvelerle doluyduydular.

Nasıl değerlendirildiği hakkında  en ufak bir fikrim olmasa da değerli bir bitki olduğunu biliyordum. Özellikle Kıbrıs'ta ve Akdeniz ülkelerinin mutfaklarında çok  önemsenen bu bitki sanırım  uzunca ve eziyetli bir işlem  görerek tüketilebildiğinden bizde hak ettiği yerde değil. Üstelik  dikenli olduğu için toplaması  zor. Yine de  yanı başımda, bol miktarda olan bu  ürünü mutlaka değerlendirmeliyim diye düşünüyorum. Kısa bir araştırmadan sonra  haklı olduğumu anladım. Doğanın bize karşılıksız sunduğu mucizevi tatlardan biri  olduğu kesin.. Çünkü,  gerçekten  şifa kaynağı olan doğal ve çok  yönlü bir ürün. Şöyle ki; taze sürgünleri, çiçek açmamış tomurcukları, minyatür karpuza benzeyen  meyveleri ve tohumları çok değerliymiş.
Bitkilerin mucizevi ilaçlar olarak lanse edilmesi bana pek doğru gelmese de bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış olanı doğru olarak kullanmaya sıcak bakıyorum. İşte kapari de bunlardan biri.  Üstelik  meraklıları nefis ürünler üretip garnitür ve reçel  olarak tüketiyorlar ve pazarlıyorlar. Oldukça  da pahalı satılıyor. Halk arasında  kedi tırnağı, karga kavunu, menginik, keper, kepere, gavur bostanı, hint hıyarı, bizim buralarda ise gebere otu diye  biliniyor.  Güneşi seven, Karadeniz dışında her  bölgede yetişen ama en çok Akdeniz Bölgesi'nde yayılan bir bitki. Bol miktarda A ve E vitamini içerdiğini, özellikle tomurcuklarında fosfor, demir protein, selüloz ve lipit içerdiğini söylersem  nelere iyi geldiğini tahmin edebilirsiniz.
Şimdi, gelelim  nasıl tüketilir hale  getirebileceğimize:
Ben çevremde bu bitkiyi  keşfetmekte geciktiğim için, taze sürgün dönemini kaçırmışım. Ancak az miktarda  kapalı tomurcuk ve bolca da  meyvesini bulabildim. Meyvelerini koparınca  tadına bakmayı denemeyin, çünkü çok acı. İçinde çok sert olmayan çekirdekleri var. Acı olduğuna göre, zeytin  gibi tatlandırılması  lazım, sonra da salamura ediliyor olmalı diye düşündüm. Zaten öyleymiş.
Aynı  günün akşamı gelen konuklarımdan biri bu konunun  uzmanı bir hanım çıkmaz mı.. Kısaca anlatacak olursam: Yıkanan  meyveler, iğne ile delinerek  bir kaç dakika haşlanacak, sonra suya bırakılacak, sık sık suyu değiştirilerek tatlandırılacak. Daha sonra Kaynatılmış  tuzlu su ve azıcık limon tuzu ile  salamura edilip steril  kavanozlarda saklanacak. Üç dört  ayda olgunlaşıp yenecek duruma geliyormuş. Makarna soslarında, pizza üstünde, balık  garnitürü olarak ya da  doğrudan turşu gibi tüketiliyormuş. Aynı işlemin benzeri  açılmamış tomurcuklar için de yapılıyor.


Reçel yapımını da araştırdım. Onu da başka bir yazımızda paylaşmak istiyorum.
Haydi bakalım, şöyle bir çevrenize bakıp yanı başınızda sessizce keşfetmenizi bekleyen bu harika bitkiyle tanışın sizler de.

Tüm dostlara sağlıklı ve mutlu yaşamlar..

1 Mart 2013 Cuma

Ebegümeci

Şifalı bitkilerimizden biri. Üstelik yemeği çok lezzetli. Bir başka gün tarifini vereceğim.
Şimdilik faydalarına bir göz atıp, sabah yürüyüşünde topladığımız çiçekleri ile gözlerimizi şenlendirelim.
Ebegümeci Bitkisi ve Ebegümecinin Faydaları

2 Şubat 2012 Perşembe

Şeker, alkol ve tütün gibi bağımlılık yaratıyor! (muş)


Bunu ben söylemiyorum; California Üniversitesi uzmanları, tüketimi büyük bir hızla artan şeker ve tatlandırıcı maddelerin kullanımının  mutlaka kontrol altına alınması gerektiğini  söylüyorlar.
Dünyaca ünlü  kalp cerrahı Mehmet Öz de sık sık dile getiriyor.
Gıdalara eklenen şeker ve tatlandırıcıların modern insanın beslenmesindeki artan payına dikkat çeken araştırmacılar, dünyada şeker tüketiminin son 50 yılda üç kat arttığı belirtiyor.

Öte yandan özellikle çocuklara yönelik  şekerli  ürünlerin büyük bir  pazarı var. Çocukluk yaşlarda  oluşan obezitenin kalıcı olması uzmanları  düşündürüyor.  Konuyu sadece şekerlemeler, çikolatalar olarak düşünmeyin; gazlı içecekler, enerji içecekleri, bisküviler, kekler, pastalar, reçeller, dondurmalar, sıcak çikolatalar, ikisi-üçü bir arada diye sunulan  hazır kahveler  vs. vs. diye uzayıp giden bir  yiyecekler listesi var.
Çocuklarda obezite konusunda önde gelen bir uzman olan Profesör Robert Lustig, hükümetlerin vergilendirme, şekerli gıda ve içeceklerin okul saatlerinde satışının kısıtlanması ya da belli bir yaşın altındakilere satış yapılmaması gibi uygulamalar önerdi.

Aslında bizim ülkemizde de durum vahim.  Başta anne babalar, öğretmenler ve bu konuda söz sahibi olması gereken tüm insanların bu konunun önemini iyi bilmeleri gerekiyor.