Ruh ve Beden Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ruh ve Beden Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2020 Çarşamba

Toplumsal Ruh Sağlığımız Tehlikede!


İnsanlar sanki pimi çekilmiş bomba! Baskı altında gerçek kişiliklerin ortaya çıktığını bilmek için psikolog olmaya gerek yok. Dün akşam kendi kişisel  Facebook sayfasında bir hanım, güncelimiz olan konu ile ilgili olarak bir rahatsızlığını belirtti. Bir kaç ılımlı yorumdan sonra biri azarlarcasına bir yanıt verdi ve saniyeler içinde gerginlik arttı ve inanılmaz derecede çirkin hakaretler yağdı. Bu kişi bir erkek. Sorun erkek kadın ayırımı ile ilgili olmasa da, böyle olması gelenek, görenek ve görgü kuralları olarak durumu daha da çirkinleştiriyor. Arkadaş grubunuzdan birinin, farklı düşünüyor diye size en ağır hakaretleri rahatlıkla yapması ne kadar korkunç bir şey! Evet zor günler yaşıyoruz. Herkesin her konuda bire bir aynı düşünmesi, yaşananları aynı şekilde değerlendirmesi olacak şey mi? Olayın çok ama çok hafifi bir hobi grubu olan Bahçe Meraklıları grubumuzda da oldu. Grup üyelerinden biri içsel gerginliğini yorumlarına yansıttı. Kesinlikle hakaret etmediği halde gereken yapıldı. O kişi şu an grupta değil. Zaten üye kabulünde çok titiz davranıyoruz; artık tam anlamı ile kılı kırk yarmaya başladık.. Bu örneği vermemin nedeni; koşullarımız ne kadar ağır olursa olsun, hepimiz aynı durumdayız. Kimseyi kırmaya, üzmeye hakkımız yok. Hele sıkıntılarımızın acısını başkalarından çıkarmak, insanlara hakaret etmek, olacak şey değil! Bu daha önce olmayıp da şimdi olmuşsa örtülü karakter bozukluğunu ele veriyor. Bu durumda kendi rahatsızlığımızı sağaltmak için sağa sola saldırmak yerine makul ve mantıklı uğraşılarla şu zor günleri atlatmaya çalışmak en doğrusu değil mi? Sabırla okuyanlar olmuştur umarım. Sağlıcakla kalın.

30 Kasım 2019 Cumartesi

Sevgili Ormanımda Harika Bir Yürüyüş

 Bugün ormanda, köpek kızlarımla harika bir yürüyüş yaptık.  Tablo gibi sonbahar görüntülerini, tertemiz havayı, yağmur sonrası, ilkbaharı beklemeden uyanan doğayı görmek, yaşamak büyük şans..





























3 Temmuz 2017 Pazartesi

Türkler Neden Mutsuz?

Ulus olarak bir yılda 36 milyon kutu antideprasan kullandığımızı biliyor muydunuz?  Bu,kayıtlara geçen yani Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı rakam..  Acaba bu  ilaçlar ne derece işe yarıyor?


GALLUP’un, 20015 yılında  arasında dünya çapında gerçekleştirdiği “mutluluk” araştırmasında Türkiye maalesef son  10 ülke içinde.  İnanmayanlar göz atabilir:

 http://www.hurriyet.com.tr/dunya-mutluluk-arastirmasinda-ilginc-sonuclar-28505502

Danimarkalıların yüzde 82 si kendisini “mutlu” olarak tanımlarken Türkiye’de bu oran sadece yüzde 13.

Yani durum şu: Mutsuzum, mutsuzsun, mutsuzuz.

Piyasalardaki onlarca kitap, insanları daha mutlu  daha sağlıklı yapmanın yollarını  açıkladığını iddia ediyor.  Belli ki, mutsuzluğumuz   insanların  zayıf olduğu yönlerini keşfedenler ve bundan para kazanmak isteyenler  için iyi bir kazanç alanı.

Okuduğum  bir makalede, bir uzman ( haydi adını da vereyim Dr. Tanju Sürmeli) “Türkler genellikle beyinlerinin ön bölümünü iyi kullanmıyor” diyor.
Ve devam ediyor:
''Dolayısıyla sabırsızlık, duygusallık, saldırganlık, motivasyonsuzluk, ani öfke patlamaları gibi iyi tanıdığımız özellikler ön planda.

Bu özelliklerin hiçbirinin mutlulukla yakından uzaktan ilgisi yok. 

Hepsi tek başlarına birer mutsuzluk kaynağı.

Türkiye’de insanlar hep bir kavga ortamında. Politika sahnesinde, medyada kavga olunca beyin negatif bir döngüden çıkamıyor” diyor.

Arkasından da önerilerini sıralayıp,  kendi geliştirdiği  yöntemlerden söz ediyor.. Ayrıca  bu konu ile ilgili  bir de kitap yazmış.

 Ben , ''bu kitap, o kitap diye tavsiyelerde bulunacak  konumda  değilim. Üstelik bu tür kitapların pek çoğunun okuruna değil de  maddi kazanç yolu ile yazarına  mutluluk verdiğini de düşünmüyor değilim.
Ancak mutsuzluklarımız konusunda  kafa yormamız gerektiğine  düşünüyorum. Yaşamın  zorlukları ile baş edebilme konusunda   her insanın yapabileceği bir şeyler olduğuna inananlardanım. Şahsen ben  kişilerin  hatta uzmanların ''Şöyle yapın, böyle yapın!'' tavsiyelerinden çok kendi mutsuzluğumuzun kaynağını  keşfedip  ona göre önlemler almamız  gerektiğini düşünüyorum. Bir de  başkalarının durum ve duygularını anlayabilmenin önemli olduğuna inanıyorum. Yani  ben merkezci olunca daha çok mutsuz oluyor insanoğlu.
Elbette, hayattan zevk alabilme  konusu  da önemli.. Bunu başarmak için kendimizi tanıyıp zaman ve çaba göstermemiz  gerekiyor. ''Zaman ve koşullar!''  dediğinizi duyar gibiyim.. Eee ne yapalım, emek olmadan başarı da olmuyor.
Gerektiğinde güvenilir bir uzmandan yardım almak  işe yarayabilir. Yine de iş  insanın kendi beyninde başlar ve biter gibi geliyor bana.


  Hepinize sağlıklı bir beden ve ruh diliyorum. Mutsuzluklar  hepimizden uzak  olsun.

27 Nisan 2016 Çarşamba

Kır Çiçeklerinin Büyüsü


Tam da bu mevsim, doğa buralarda  tüm marifetini sergileyen bir ressam  gibi renklerini  tuvaline döküyor.


Ama ne renkler!




Eflatun, mor ve pembenin böylesine enfes bir beraberliğini  en uygun yeşil tonu ile tamamlamayı  ancak o kotarabilir. Sabah yürüyüşümüzde topladığım  bu harika kır çiçeklerinden gözlerimi alamıyorum. Bu güzelliklerin yanı başımda olması ne büyük şans. Bana öyle iyi geliyorlar ki.... Her gün bir kaç kez  yinelediğim o cümle geliyor aklıma:

Teşekkür ederim Tanrım!



19 Nisan 2016 Salı

Kafkaslardan Gelen Sağlık İksiri: Kefir


Bilmeyen yoktur.. Yine de kısaca anlatayım:
18. Yüzyıla dayanan bir tarihçesi var. Kafkasya'dan tüm dünyaya yayılmış. Kafkas bir aile bir sır gibi uzun yıllar saklamış ama Rus Sağlıkçılar Derneği bu  harika ürünün peşine düşüp sonunda kefir mayasına ulaşmışlar. Filmlere konu olabilecek  bir öyküsü var; merak edene burada (Tık)
Düzenli olarak tüketmek gerekiyor. İşte o zaman mucize başlıyor. Bağışıklık sistemini onarıp güçlendiriyor.Kemikler, saçlar, cilt vs. harika oluyor. Bir zindelik, bir aktif olma isteği, sormayın.. Özellikle  yaşlılara ve çocuklara çok yararlı. Yıllar, yıllar  önce yapmıştım. Eşim çok ağır bir kortizon tedavisi görüyordu. Bu ilacın yan etkilerinden korunması için  tavsiye edilmişti. Gerçekten  çok yararını görmüştük.

Marketlerde görüyoruz son yıllarda. Ancak her bi şeyin ev yapımına pek meraklı olan ben,  evde kefir yapmaya karar verdim. Evet, başardım. Ev yapımı yoğurt kıvamında, hafif ekşi, azıcık köpüklü bir içecek. İçecek diyorum, tüketim şekli bu.




Evde kefir  yapabilmek için öncelikle  kaliteli bir  kefir mayasına ihtiyacınız var.  Ben mayamı  güvenilir bir sanal marketten getirttim. Maya haşlanmış karnabahar görünümünde. Bir de taze ve doğal süte ihtiyacımız var. Kaynatıp soğutularak oda sıcaklığına  getirilmiş sütü, tercihen kaymağını alarak, metal olmayan bir kapta maya ile buluşturuyorsunuz. Ben toprak güveç kabında yapıyorum. Cam, porselen, pyrex olabilir. Mayalama işleminin püf noktası mayayı asla kaşıkla temas ettirmemek.Tahta kaşıkla  kaba bırakıp süt ekleyin. Sonra bir tülbentle ya da kağıt havlu ile  üstünü örtüyoruz. Yoğurt mayalar gibi sarmak sarmalamak yok! Oda sıcaklığında bırakıp mayalanmasını bekleyin. İklim farklılıklarından  dolayı  bu süre  değişebilir. Benim ilk kefirim iki günde mayalandı. Ertesi gün ve sonrasında bir günde mayalanma  gerçekleşti.
Bir dahaki sefere işlem yapmak için mayayı kefirden  plastik bir süzgeç  yardımı ile, hafifçe sallayarak ayırıyoruz. Sonra  maya taneciklerini temiz, kireçsiz sudan geçirip iyice süzüyoruz. Artık tekrar mayalama işlemine geçebiliriz. Zamanla maya taneleri çoğalıyor.  İşte o zaman  eşe dosta verebilirsiniz.















Deneyecek olanlara şifa olsun, afiyet olsun...



Sayfamıza biraz renk!





Gelincikler bahçemden.  Aklınızda olsun; tomurcuk olarak  toplayıp suya koyunca böyle kıvır kıvır ve çok baskın renkli  açıyorlar. Vazoda daha çok dayanıyorlar.








26 Aralık 2015 Cumartesi

Yaşlılık Halleri

Bir kaç yıl önce yazıp paylaşmışım  bu yazıyı. Tekrar neden mi paylaşıyorum? Çünkü  bırakıp geldiğim kent hayatında  özlediğim bir kaç  şeyden biri de onlar:) Ayrıca  bu geçen süre boyunca aralarından bir kaçını kaybettik. Ben de  o sözünü ettiğim yaşlara biraz daha yaklaştım.
 Sonsuzluğa göçenlere rahmet, kalanlara ise sağlık ve güzellikler diliyorum.
Bakın neler yazmışım:

Doğanın değişmez yasası; yeterince ömrü olan herkes yaşlanacak. Genç kalmak için onca çaba, onca araştırma ve bilimsel çalışmalar bir yere kadar. Belli yaşlara gelinince yalnızca fiziksel değişimler değil, karakter ve davranışlarda da değişiklikler oluyor.


Onları seviyorum.Tatlı huysuzluklarını bile:) Geçen yıl bir kaç kez annemlerin yaş ortalaması 65-66 olan (içlerinde 80 inde olan da vardı, 55.inde olan da) bir kabul günü grubuna katıldım. Oldukça hoş anılarım oldu.



Hemen hepsi de konuşkan, neşeli hanımlar. Bir de işitme sorunları olmasa...Fıkraları aratmayacak dialoglar oluyordu bu yüzden. Sorular soruluyor, alakasız yanıtlar alınıyor ve birbirlerine gülüp aynı duruma kendileri düşüyorlardı.

Yaşlarına göre oldukça bakımlılar. Saç, baş, manikür, pedikür fena değil. Hele biri vardı ki, hem de en yaşlılarından biri, İtalyan şapkası,uyumlu giysileri ile fark atıyordu diğerlerine. Yaşlı modası deyip geçmeyin, kendilerine göre bir trendleri var:) Gözlükleri takıp birbirlerinin giysilerini, aksesuvarlarını öyle bir inceliyorlardı ki..



En hoş anekdotlar ikram faslında oluyordu. Hemen hepsinin yüksek tansiyon, şeker ve kolestrol sorunu olduğu için biz annemle çok dikkatli bir menü seçtik. Tuz miktarlarını düşük tuttuk, az miktarda sıvı yağ kullandık ikramlarımızda. Ama tüm hanımlar tuz ekliyerek yediler. Başta hepsi temkinli davransa da sohbet ilerledikçe ve acıkılınca perhizler unutuldu..

Kuzenim Emine de anneme ve teyzeme yardım amaçlı katıldı ev sahibeliği sırası bizimkilere gelince. Yaşanılan hoşlukları hala anarız. Örneğin, teyzelerden birisi bir bardak çaydan sonra sadece sıcak su ve limon şeker karışımı isteyince olanlar oldu; tüm hanımlar aynısını istediler. Ne var ki hoşnutsuz ifadelerle çay yerine hazırlanan bu içeceği bitirmek zorunda kaldılar. Birisi bir yiyeceğin tadına bakınca güya fark ettirmeden diğerlerine sinyal veriyordu; ''çok lezzetli, yiyebilirsiniz'' ya da ''pek tavsiye etmem'' anlamında jestler ve mimiklerden oluşan özel bir iletişim dili geliştirmişler kendi aralarında.

İstisnasız çok kibar ve tatlı dilliler. Gülümseyerek, sakin sakin ve insanların gözünün içine bakarak konuşmaları gerçekten yeni nesilde olmayan bir özellik. Bir de çok tutumlu bu görmüş geçirmiş hanımlar. Öyle abartanlar vardı ki tutumlu olmayı, hiç unutmam; bir tanesi, kabul günü sırasını belirlemek için kullanılan çekiliş kağıtlarını saklamamızı istedi. Bir avuç minik kağıt bir ay sonraki ve daha sonraki günlerde de kullanılsın diyordu, zamandan ve kağıttan tasarruf için. Pek çoğunun çok sayıda takip ettiği kabul günü vardı. Çantalarında taşıdıkları minik takvimleri ve not defterleri ile izliyorlardı gün trafiklerini.

Bir çok sağlık sorunlarına rağman kendilerince bir sosyal aktiviteye dahil olmuşlar. Böylelikle bol bol sohbet etme(tatlı dedikodular dahil), dinlenme ve yaşıtları ile bir arada olma şansları oluyordu. İkramları da kızları gelinleri hazırlayınca sorun olmuyordu. Popüler konuları ise, başta sağlık sorunları, evlatlar, torunlar, geziler(bir kısmı sıkı turcular), eski eşyaların yenilenmesi vs ama ille de hastalık ve doktor deneyimleri..

Gördüğüm kadarı ile bu hanımlar ülke ortalamalarına göre ekonomik yönden orta ve ortanın üstünde gelirli, bir ikisi daha varsıl, çocukları tarafından korunup gözetilen bir avuç şanslı denilebilecek yaşlı insan. Keşke tüm yaşlılarımız aynı şansa sahip olabilseler .. Bir de herkese sağlıklı, aklı başında yaşlılıklar diliyorum ki bu çok önemli. Yaş ilerleyince değişen karakter özellikleri ve davranışlar katlanılabilecek boyutta olsun. Bazı durumlar ''Umarım yaşlanınca ben böyle olmam'' dedirtecek kadar vahim.

Her ne olursa olsun, onları seviyoruz...

13 Ağustos 2015 Perşembe

Selam Dostlar!

Uzunca bir süre sizlerle olamadım.

Yaşadığım köyde altyapı sorunları yüzünden internet erişimi yoktu. Bu arada ellerimdeki rahatsızlıklara bir yenisi daha eklendi. Bir kaç yıldır her iki elimde de Carpal Tunel Sendromu  denilen  hastalıkla yaşıyordum. Sonrasında dirseklerimde de Cubital  Tunel Sendromu denilen sinir sıkışmaları  tesbit edildi. Dahası altı ay önce sol kolum kırıldı. Bileğimdeki kırık iyileşti iyileşmesine ama sonrasında sol elimde Tenosinoviti hastalığı ortaya çıktı. Yine yakın  sayılabilecek zamanlarda yaşadığım,  hala tam olarak geçmemiş olan  Tenisçi Dirseği, Golfçü Dirseği rahatsızlıklarını da sayarsam, şaka gibi değil mi? Ne yazık ki gerçek..Yani elleri ve kolları bu kadar çok defolu olan başka birini tanımadım. Tanımak da istemem. Umarım kimsenin başına gelmez.

Gelelim Tenosinoviti'ye; ''o da neyin nesi?'' diyenler için Tenosinoviti Nedir?

İşte böyle dostlar. İnternet bağlantım olsaydı bile muhtemelen sizlere ancak kısa notlar yazabilecektim. Bu akşam sonunda bağlantı gerçekleşti. Tekrar sizlere ulaşabilmek çok güzel. Sayfalarınızı ziyaret edip paylaşımlarınızı görmeyi özlemişim. Kendi sayfamı da özlemişim:) Yorum bırakarak hatırımı soran, bizleri özleyip merak eden dostlara ayrıca teşekkürler..
Begonvilli Ev'den bir kaç kare ile sizlere şimdilik hoşça kalın  diyorum.
Sevgiler, selamlar bizden..






















19 Kasım 2013 Salı

Omega3'ün Doğru Kullanımı



On yıl kadar önce doktor tavsiyesi ile tanıştım omega 3 tabletleri ile. Akademisyen bir aile dostumuz, ''günde iki tane alıver, yararını göreceksin'' demişti.  Ancak, o tavsiye edilen,  günde  iki tabletin içeriği, kaç mg olduğu vs hakkında en ufak bir bilgim olmadan almıştım o yıllarda. Tek bildiğim, Omega 3 yağ asitlerinin vücut tarafından üretilmediği ve  çok da gerekli olduğuydu. Balık yağı, keten tohumu, ceviz, semizotu  gibi besinlerde  bulunduğu biliyordum ancak  hayat boyu bunları düzenli ve yeterli miktarda  almamız mümkün olamayacağı için besin takviyesi olarak alınması gerekiyor. Omega 3 'ün kalp damar sağlığının korunmasında,  alerji ve zihinsel hasarların önlenmesinde ve daha bir çok konuda önemli olduğu biliniyor.
Daha sonraları onca Omega 3'ü boşuna mı aldık? dedirtecek  yazılarla karşılaşır olduk. Buradaki makalede olduğu gibi  Kafalarımız karıştı tabii ki. Ne de olsa bu tür besin takviyeleri ticari  ürünlerdi ve çok da büyük bir pazar oluşturulmuştu.
Üstelik  Omega 3 içeren ürünlerin bazılarının  kalitesiz olduğu, kirli denizlerden çıkarılan  soğuk deniz balıklarından elde edilmiş olanların ağır metaller  içerdiği söyleniyor. Her firma kendi ürününün en iyi en yeterli ürün olduğunu savunuyor, diğerlerine güvenmememizi  telkin ediyor. Bütün bu kafa karıştırıcı durumlara rağmen benim gibi,  Omega 3 takviyesine ihtiyacınız olduğunu düşünenlerdenseniz; önce doğru ürünü  bulmalıyız. Ayrıca bilmemiz gereken bir  konu daha var:
Alınması gereken miktar. Aldığınız ürünün içindeki DHA  ve  EPA oranlarına mutlaka bakın! Ben bunların ne olduğunu da araştırdım: EPA (Eikosapentaenoik asit), DHA docosahexaenoic asit, her yaştaki insan için  gerekli uzun zincirli yağ asitleriymiş.
 Piyasadaki ürünlerde, genellikle  3'e 2  oranı bulunuyor. Demek ki, 500 mg'lık  bir takviyede  300 mg EPA için 200 mg DHA oluyor. Günlük alınması gereken DHA+EPA miktarı bana 500-1000 arasında olmalı diye önerildi.
Bir başka tavsiye de, Omega 3 tabletini aldığınız an, içeriğindeki maddelerin kandaki oksijenle reaksiyona girmesi nedeni ile gücünü kaybetmesi. Bu nedenle  içeriğinde  E vitamini olanları tercih etmeliymişiz.

Unutmayın, dozaj önemli!  Çünkü eksik doz boşuna alınmış tabletler demek. Fazla doz ise kanı  sulandırıcı etkisinden dolayı tehlikeli .  Önerilen doz 1000-1500 mg.  Siz yine de  doktorunuza danışarak belirleyin dozunuzu.

Evet, bu konuya uzun süredir kafa yormaktayım.  Anlayacağınız, epeyce araştırdım   Derli toplu bilgilere ulaştığım şu siteye de göz atabilirsiniz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Omega-3_ya%C4%9F_asitleri
Hepinize sağlıklı, kaliteli  bir yaşam diliyorum.

12 Ekim 2013 Cumartesi

Yarına Yönelik Kaygılar Bu Günü Karartmasın!

Hiç Böyle Bir Güzellik Gördünüz mü? (Tık)


diye yazmıştım iki yıl önce. 
Komşum, mutlu yuvasında, çok sevdiği eşi, çocukları ve harika kedileri ile yaşayan hoş, zarif bir hanımdı.
İşte bu  bakımlı ellerin sahibi sevgili Ayten Hanım şu an çok hasta. Antalya'nın en donanımlı hastanesinde aylardır derin uykularda... 

Yaşam dolu, kendine çok iyi bakan, çok zevkli, enfes bir evde yaşayan sanatçı ruhlu güzel kadın, sağlık sorunu bile sayılmayacak, görmezden gelinebilecek ama kendince sorun saydığı  bir durum için operasyon  geçirirken yaşanılan bir aksilik yüzünden yoğun bakımdan çıkamıyor.
Onu sık sık düşünüyorum,  iyileşmesi için dualarımı eksik etmiyorum. 
Geriye kalan  zarif hediyelerine bakıp hüzünleniyorum.


Onun  bu hali aylardır  yüreğimde sızı, gözümde yaş oldu.. Bunca ay sonra neden mi paylaşıyorum?

Bu sabah kahvaltı sofrasını hazırlarken, eşim  şehir merkezine inmemi gerektiren  bir iş için  ısrarla beni uyardı. Onun gereğinden fazla kaygılandığını  hissettiğim için  rahatsız oldum. Eşimin,  önümüzdeki günlerle ilgili kaygılarının makul olmayan ölçülerde olduğunu ve  içinde bulunduğumuz anı huzurlu yaşamasına engel olduğunu, benim için de baskı unsuru oluşturduğunu  anladım. Elbette  yarını düşünerek yaşamalıyız ancak  bu düşünmenin boyutları o anın güzelliklerini  görmemize engel olacak kadar büyük olmamalı, öyle değil mi...  Belki de o çok kaygılandığımız yarını yaşayamayacağız.

Güzelliklerle dolu yarınlarınız  hep olsun dostlar ama yaşamın sürprizleri de aklınızın bir köşesinde olsun..

2 Mayıs 2013 Perşembe

Bahar Temizliği


  • Bir dost Facebook sayfasında paylaşmış. 
    Çok hüzünlü  bir anımda okudum. Bir başka türlü içim burkuldu. Bizi yavaşlatan, yoran, üzen ne çok  yükümüz varmış meğer, kurtulmamız gereken....


    ''Yazmayan kalemleri.
    Sayfası bitmiş defterleri.
    Kulpu kırık fincanları.
    ‘Zayıflayınca giyerim’ kotunu.
    Son 5 aydır giymediğiniz kıyafetleri.
    ... Arka balkona tıkıştırdığınız, bir gün yüzünü yenilerim pırıl pırıl olur dediğiniz o sandalyeyi.
    Dibi kararmış tencereyi.
    Taşındığınız hangi evden kaldığı, hangi kapıyı açtığı artık meçhul olan o anahtarları.
    Sırf genç ve güzel çıkmışsınız diye yanınızda o hiç sevmediğiniz tiple poz verdiğiniz fotoğrafı.
    Çekmecenin dibindeki müzik kasetlerini (kaset mi kaldı allah aşkına)
    Atın.
    Ohh bir ferahlayın bakalım. Tamam mı?
    Şimdi ihtimalleri atın.
    ‘Olacaktı, son anda olmadı’ları atın, olmamış işte.
    Takılıp kaldığınız o günü.
    Düşünüp durduğunuz o lafı.
    Atın.
    Küstüğünüz için uzun zamandır görmediklerinizin aklınızda kalan son görüntüsünü.
    Alındıklarınızın, gücendiklerinizin hiç umurunda olmayan o ‘olayı’
    Atın.
    O hiç beceremediğiniz yemeğin tarifini
    Kestiğiniz eski gazete küpürünü
    İçinizi kemiren o ukteyi
    Atın.
    Zamanı gelince yiyeceğiniz soğuk intikam yemeğini de dökün.
    Soğuk yemeğin hiç tadı olmaz, dışarıdan bir döner söyleyin daha iyi.
    Buzdolabının üzerindeki diyet listesini (faturaların altında duruyor)
    Depodaki koşu bandını.
    Atın.
    Cevabı olmayan soruları
    Kaçırdığınız fırsatları
    Atıldığınız işleri
    Beceremediğiniz ilişkileri
    Kişisel gelişim kitaplarını
    Atın.
    Arkanızdan konuşanları.
    Önünüzü kapayanları.
    Alamadığınız terfiyi
    Oturamadığınız evi
    ‘Şimdiki aklım olsa’ları
    Aldığınız en kötü karneyi.
    Hatta en iyi karneyi.
    Çalışmayan saatleri.
    İşe yaramayan fikirleri.
    Kaçan trenleri.
    Zamansız yaşlandıran dertleri.
    ‘O gün’ olanları.
    Halının altına süpürdüklerinizi.
    Dolabın dibine iteklediklerinizi.
    Atın.
    Bakın, ne güzel güneş çıktı.

    Banu Kiremitçi Bozkurt


    Bu arada; sevgili can yoldaşım, bacıcığım, Naciş'im, sen de o güzel yüreğini  yıpratan yüklerinden kurtul ve bir an önce sağlığına kavuş. Seni çook seviyorum canım arkadaşım. Dualarım seninle. 

20 Nisan 2013 Cumartesi

Sabah Yürüyüşümüz

Bu sabahki yürüyüşümüzde bol bol oksijen alıp kır çiçeklerinin fotoğrafını çektim.