İnsanlar sanki pimi çekilmiş bomba! Baskı altında gerçek kişiliklerin ortaya çıktığını bilmek için psikolog olmaya gerek yok. Dün akşam kendi kişisel Facebook sayfasında bir hanım, güncelimiz olan konu ile ilgili olarak bir rahatsızlığını belirtti. Bir kaç ılımlı yorumdan sonra biri azarlarcasına bir yanıt verdi ve saniyeler içinde gerginlik arttı ve inanılmaz derecede çirkin hakaretler yağdı. Bu kişi bir erkek. Sorun erkek kadın ayırımı ile ilgili olmasa da, böyle olması gelenek, görenek ve görgü kuralları olarak durumu daha da çirkinleştiriyor. Arkadaş grubunuzdan birinin, farklı düşünüyor diye size en ağır hakaretleri rahatlıkla yapması ne kadar korkunç bir şey! Evet zor günler yaşıyoruz. Herkesin her konuda bire bir aynı düşünmesi, yaşananları aynı şekilde değerlendirmesi olacak şey mi? Olayın çok ama çok hafifi bir hobi grubu olan Bahçe Meraklıları grubumuzda da oldu. Grup üyelerinden biri içsel gerginliğini yorumlarına yansıttı. Kesinlikle hakaret etmediği halde gereken yapıldı. O kişi şu an grupta değil. Zaten üye kabulünde çok titiz davranıyoruz; artık tam anlamı ile kılı kırk yarmaya başladık.. Bu örneği vermemin nedeni; koşullarımız ne kadar ağır olursa olsun, hepimiz aynı durumdayız. Kimseyi kırmaya, üzmeye hakkımız yok. Hele sıkıntılarımızın acısını başkalarından çıkarmak, insanlara hakaret etmek, olacak şey değil! Bu daha önce olmayıp da şimdi olmuşsa örtülü karakter bozukluğunu ele veriyor. Bu durumda kendi rahatsızlığımızı sağaltmak için sağa sola saldırmak yerine makul ve mantıklı uğraşılarla şu zor günleri atlatmaya çalışmak en doğrusu değil mi? Sabırla okuyanlar olmuştur umarım. Sağlıcakla kalın.
Bir dost Facebook sayfasında paylaşmış.
Çok hüzünlü bir anımda okudum. Bir başka türlü içim burkuldu. Bizi yavaşlatan, yoran, üzen ne çok yükümüz varmış meğer, kurtulmamız gereken....
''Yazmayan kalemleri.
Sayfası bitmiş defterleri.
Kulpu kırık fincanları.
‘Zayıflayınca giyerim’ kotunu.
Son 5 aydır giymediğiniz kıyafetleri.
... Arka balkona tıkıştırdığınız, bir gün yüzünü yenilerim pırıl pırıl olur dediğiniz o sandalyeyi.
Dibi kararmış tencereyi.
Taşındığınız hangi evden kaldığı, hangi kapıyı açtığı artık meçhul olan o anahtarları.
Sırf genç ve güzel çıkmışsınız diye yanınızda o hiç sevmediğiniz tiple poz verdiğiniz fotoğrafı.
Çekmecenin dibindeki müzik kasetlerini (kaset mi kaldı allah aşkına)
Atın.
Ohh bir ferahlayın bakalım. Tamam mı?
Şimdi ihtimalleri atın.
‘Olacaktı, son anda olmadı’ları atın, olmamış işte.
Takılıp kaldığınız o günü.
Düşünüp durduğunuz o lafı.
Atın.
Küstüğünüz için uzun zamandır görmediklerinizin aklınızda kalan son görüntüsünü.
Alındıklarınızın, gücendiklerinizin hiç umurunda olmayan o ‘olayı’
Atın.
O hiç beceremediğiniz yemeğin tarifini
Kestiğiniz eski gazete küpürünü
İçinizi kemiren o ukteyi
Atın.
Zamanı gelince yiyeceğiniz soğuk intikam yemeğini de dökün.
Soğuk yemeğin hiç tadı olmaz, dışarıdan bir döner söyleyin daha iyi.
Buzdolabının üzerindeki diyet listesini (faturaların altında duruyor)
Depodaki koşu bandını.
Atın.
Cevabı olmayan soruları
Kaçırdığınız fırsatları
Atıldığınız işleri
Beceremediğiniz ilişkileri
Kişisel gelişim kitaplarını
Atın.
Arkanızdan konuşanları.
Önünüzü kapayanları.
Alamadığınız terfiyi
Oturamadığınız evi
‘Şimdiki aklım olsa’ları
Aldığınız en kötü karneyi.
Hatta en iyi karneyi.
Çalışmayan saatleri.
İşe yaramayan fikirleri.
Kaçan trenleri.
Zamansız yaşlandıran dertleri.
‘O gün’ olanları.
Halının altına süpürdüklerinizi.
Dolabın dibine iteklediklerinizi.
Atın.
Bakın, ne güzel güneş çıktı.
Banu Kiremitçi Bozkurt
Kulpu kırık fincanları.
‘Zayıflayınca giyerim’ kotunu.
Son 5 aydır giymediğiniz kıyafetleri.
... Arka balkona tıkıştırdığınız, bir gün yüzünü yenilerim pırıl pırıl olur dediğiniz o sandalyeyi.
Dibi kararmış tencereyi.
Taşındığınız hangi evden kaldığı, hangi kapıyı açtığı artık meçhul olan o anahtarları.
Sırf genç ve güzel çıkmışsınız diye yanınızda o hiç sevmediğiniz tiple poz verdiğiniz fotoğrafı.
Çekmecenin dibindeki müzik kasetlerini (kaset mi kaldı allah aşkına)
Atın.
Ohh bir ferahlayın bakalım. Tamam mı?
Şimdi ihtimalleri atın.
‘Olacaktı, son anda olmadı’ları atın, olmamış işte.
Takılıp kaldığınız o günü.
Düşünüp durduğunuz o lafı.
Atın.
Küstüğünüz için uzun zamandır görmediklerinizin aklınızda kalan son görüntüsünü.
Alındıklarınızın, gücendiklerinizin hiç umurunda olmayan o ‘olayı’
Atın.
O hiç beceremediğiniz yemeğin tarifini
Kestiğiniz eski gazete küpürünü
İçinizi kemiren o ukteyi
Atın.
Zamanı gelince yiyeceğiniz soğuk intikam yemeğini de dökün.
Soğuk yemeğin hiç tadı olmaz, dışarıdan bir döner söyleyin daha iyi.
Buzdolabının üzerindeki diyet listesini (faturaların altında duruyor)
Depodaki koşu bandını.
Atın.
Cevabı olmayan soruları
Kaçırdığınız fırsatları
Atıldığınız işleri
Beceremediğiniz ilişkileri
Kişisel gelişim kitaplarını
Atın.
Arkanızdan konuşanları.
Önünüzü kapayanları.
Alamadığınız terfiyi
Oturamadığınız evi
‘Şimdiki aklım olsa’ları
Aldığınız en kötü karneyi.
Hatta en iyi karneyi.
Çalışmayan saatleri.
İşe yaramayan fikirleri.
Kaçan trenleri.
Zamansız yaşlandıran dertleri.
‘O gün’ olanları.
Halının altına süpürdüklerinizi.
Dolabın dibine iteklediklerinizi.
Atın.
Bakın, ne güzel güneş çıktı.
Banu Kiremitçi Bozkurt
Bu arada; sevgili can yoldaşım, bacıcığım, Naciş'im, sen de o güzel yüreğini yıpratan yüklerinden kurtul ve bir an önce sağlığına kavuş. Seni çook seviyorum canım arkadaşım. Dualarım seninle.
































