Sosyoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Türkler Neden Mutsuz?

Ulus olarak bir yılda 36 milyon kutu antideprasan kullandığımızı biliyor muydunuz?  Bu,kayıtlara geçen yani Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı rakam..  Acaba bu  ilaçlar ne derece işe yarıyor?


GALLUP’un, 20015 yılında  arasında dünya çapında gerçekleştirdiği “mutluluk” araştırmasında Türkiye maalesef son  10 ülke içinde.  İnanmayanlar göz atabilir:

 http://www.hurriyet.com.tr/dunya-mutluluk-arastirmasinda-ilginc-sonuclar-28505502

Danimarkalıların yüzde 82 si kendisini “mutlu” olarak tanımlarken Türkiye’de bu oran sadece yüzde 13.

Yani durum şu: Mutsuzum, mutsuzsun, mutsuzuz.

Piyasalardaki onlarca kitap, insanları daha mutlu  daha sağlıklı yapmanın yollarını  açıkladığını iddia ediyor.  Belli ki, mutsuzluğumuz   insanların  zayıf olduğu yönlerini keşfedenler ve bundan para kazanmak isteyenler  için iyi bir kazanç alanı.

Okuduğum  bir makalede, bir uzman ( haydi adını da vereyim Dr. Tanju Sürmeli) “Türkler genellikle beyinlerinin ön bölümünü iyi kullanmıyor” diyor.
Ve devam ediyor:
''Dolayısıyla sabırsızlık, duygusallık, saldırganlık, motivasyonsuzluk, ani öfke patlamaları gibi iyi tanıdığımız özellikler ön planda.

Bu özelliklerin hiçbirinin mutlulukla yakından uzaktan ilgisi yok. 

Hepsi tek başlarına birer mutsuzluk kaynağı.

Türkiye’de insanlar hep bir kavga ortamında. Politika sahnesinde, medyada kavga olunca beyin negatif bir döngüden çıkamıyor” diyor.

Arkasından da önerilerini sıralayıp,  kendi geliştirdiği  yöntemlerden söz ediyor.. Ayrıca  bu konu ile ilgili  bir de kitap yazmış.

 Ben , ''bu kitap, o kitap diye tavsiyelerde bulunacak  konumda  değilim. Üstelik bu tür kitapların pek çoğunun okuruna değil de  maddi kazanç yolu ile yazarına  mutluluk verdiğini de düşünmüyor değilim.
Ancak mutsuzluklarımız konusunda  kafa yormamız gerektiğine  düşünüyorum. Yaşamın  zorlukları ile baş edebilme konusunda   her insanın yapabileceği bir şeyler olduğuna inananlardanım. Şahsen ben  kişilerin  hatta uzmanların ''Şöyle yapın, böyle yapın!'' tavsiyelerinden çok kendi mutsuzluğumuzun kaynağını  keşfedip  ona göre önlemler almamız  gerektiğini düşünüyorum. Bir de  başkalarının durum ve duygularını anlayabilmenin önemli olduğuna inanıyorum. Yani  ben merkezci olunca daha çok mutsuz oluyor insanoğlu.
Elbette, hayattan zevk alabilme  konusu  da önemli.. Bunu başarmak için kendimizi tanıyıp zaman ve çaba göstermemiz  gerekiyor. ''Zaman ve koşullar!''  dediğinizi duyar gibiyim.. Eee ne yapalım, emek olmadan başarı da olmuyor.
Gerektiğinde güvenilir bir uzmandan yardım almak  işe yarayabilir. Yine de iş  insanın kendi beyninde başlar ve biter gibi geliyor bana.


  Hepinize sağlıklı bir beden ve ruh diliyorum. Mutsuzluklar  hepimizden uzak  olsun.

23 Nisan 2016 Cumartesi

Sıcağı Sıcağına Köyde 23 Nisan Kutlamaları

Bu sabah heyecanla uyanıp önce balkonuma Bayrağımızı astım. Kahvaltı faslından sonra kameramı kaptığım gibi  köy okulunun yolunu tuttum. Uzaktan gelen müzik sesleri beni daha da heyecanlandırdı.  Yıllar öncesine  dönüverdim. Öğrencilerimle kutlama törenlerinde  yaşadığım tatlı telaşlar geldi aklıma..


 O güzelim çocuk şarkıları,  neredeyse tüm köyde duyuluyordu. Köy okulumuz  bayrama gayet güzel hazırlanmış. Her yer bayraklarla donatılmış, köy halkı için oturma yerleri hazırlanmış. Muhtarımız, okul müdürü ile tanıştırdı. Kısa sohbetten sonra hemen  deklanşöre basmaya başladım. Pek çok fotoğrafın hepsini paylaşamasam da sizin için seçtiklerim köyümüz hakkında fikir verecektir.



















































Çocuklarımıza  nice mutlu, coşkulu bayramlar olsun.

4 Eylül 2013 Çarşamba

Metrodaki Kemancı



Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider. 

Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder. 

Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider. Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder. 

En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar. 

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hâkim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz. 

Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı... 

Bu gerçek bir hikâyedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. 

Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz idi? 

SÖZÜN ÖZÜ: Dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa başka neleri kaçırıyoruz acaba? 

17 Mayıs 2013 Cuma

Ders Çıkarılası Bir Öykü



Ormanın birinde Aslanlar toplanmış. "yahu" demişler, "hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader. Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük... Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor, eee balık yakalayacak halimiz de yok... N'aapsak? " Bir tanesi "en iyisi, öküzlere saldıralım" demiş, "iri yarı görünüyorlar ama ne pençeleri var, ne dişleri diş... Tam dişimize göre!" Olur mu? Olur. Hücum! Ama evdeki hesap çarşıya uymamış; Öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer...Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış. Aslanlar aç bilaç. N'aapsak, n'aapsak? "tilkiye danışalım" demişler. Tilki "kolay" demiş, "beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim..." Kabul etmişler. Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş, "saygıdeğer öküzler" demiş, "aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar... Ama; Şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o... Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü, Kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın! " Öküz heyeti düşünmüş taşınmış, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" Mantığıyla, verivermişler sarı öküzü...Aslanlar da afiyetle yemiş. Bir gün, iki gün ....Tilki gene gelmiş. "bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz" demiş Ve eklemiş: "ama şu var ya benekli öküz, benekli öküz, O burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, Canları çekiyor, verin, kurtulun!"Öküz heyeti düşünmüş, "otlağın selameti için"Teslim etmiş benekli öküzü... Üç gün, dört gün...Tilki gene gelmiş.Kuyruğu uzun olanı... Burnu beyaz olanı...Tombul olanı...Tek tek alıp, gitmiş. Otlak seyrelmiş. Semirmiş aslanlar. Günlerden bir gün... Artık tilki gelmemiş! Gerek kalmamış çünkü. Doğrudan aslan gelmiş. "hanginizi istiyorsam, Canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, Adamı hasta etmeyin!" demiş. Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, "keşke sarı öküzü vermeseydik" demiş ama iş işten geçmiş. ... İşte Öküzlük böyle bir şeydir... 

 Bu hikaye sebebiyle, dünyaca ünlü alman şair ve tiyatro yazarı Bertolt Brecht akla geliyor... Bir şiirinde aynen şunları yazmıştı: "Naziler önce komünistleri tutukladılar; Komünist değilim diye ses çıkarmadım. Sonra Yahudileri tutukladılar, Yahudi değilim dedim, sesimi çıkarmadım. Sosyal demokratları tutukladılar, Savunmak bana mı kaldı dedim, sesimi çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde; Etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı!" 

2 Nisan 2013 Salı

4 Mart 2013 Pazartesi

Sen Ne Tatlısın Baha!



Kendimle çeliştiğim anlar yaşadım sayende:)

Ben çocukların ve hayvanların yarışmalarda boy göstermelerini hoş karşılamıyorum. Çünkü  kendi tercihleri olmadığını biliyorum. Öyle bile olsa o yaştaki bir çocuk doğrunun yanlışın, kendisine zarar ya da yarar sağlayacak ortamların durumların ayrımına varamaz.
Ama bu Baha var ya...
izledikçe daha da izleyesim geldi; o tombik yanakları mıncıklamak,  bagetleri tutan ellerini ısırmak geldi içimden:))) Dört yaşında bu nasıl bir  ritm duygusu, o bilmişlik, o tatlılık ve zeka... Maşallah sana Baha! Anne baba hangi duygu ve beklentilerde bilemem. İşin psikolojik ve sosyolojik boyutlarını irdelemek beni aşar. Sadece tehlikeleri hissedebilen biri olarak çok güzel yerlere gelmeni diliyorum.
Umarım o pırıltılı dünya seni içine alıp harcamaz Baha'cık..

4 Ekim 2012 Perşembe

Savaşa Hayır!


 
Bir ülke toprağına, birlik ve bütünlüğüne, bağımsızlığına göz dikilirse savaşır. Dış güçler kendi menfaatleri için ülkeyi savaşa sürüklemek istiyorlar diye savaşa dahil olmak korkunç bir durum.Onların süper devlet olup dünyayı sömürmeleri planlarının parçası olmayı asla tasvip etmiyoruz!

 

20 Eylül 2012 Perşembe

İnsanlık Halleri

Öyle bir psikolojiye girdik ki ulusça;

neredeyse gülmekten, gülümsemekten utanır olduk.. Hep tedirgin, hep üzüntüye hazır olma halleri.. Blog sayfalarında bile insanlar, neşeli, keyifli paylaşımlar yapmağa çekinir oldu. Acı habersiz  gün geçmiyor ki.. Henüz bir şoku atlatmadan  beterin beteri denebilecek  olaylar, durumlar.. Vah vah! Tuh tuh! ve  popülist söylemler..''Vatan sağ olsun!'' lafı ise kafama tokmak  gibi gelir oldu artık; içi boş ama  acıtan bir tokmak...

Oysa insanız, üzüleceğiz  de, yeri geldikçe  gülümseyeceğiz de..''Benim acım seninkinden fazla, sen gülüp eğleniyorsun, bak ben nasıl da yas tutuyorum''   tavırlarını  sığ ve  yersiz buluyorum. Bana göre  asıl aymazlığımız, üzüntümüzü yaşayıp  sonra  bir daha olmayacakmış gibi davranmak. Nedenlerini, nasıllarını fazla irdelememek. Lanetler okuyup, acımızı incinmişliğimizi, korkularımızı ifade edip ötesini kurcalamamak. İşte genel  tutumumuz böyle.  Siyah kurdeleler, serzenişler elbette  susmaktan iyidir ama başka bir şeyler yapmamız gerekmiyor mu ulusça, ne dersiniz? Söylemek istediklerimi anlayan anlamıştır..

28 Nisan 2012 Cumartesi

Ülkemiz sosyal uyumsuzlar cenneti

Sosyal uyumsuzluğun ceremesini uyumlu ve saygılı insanlar çekiyor.

Nasıl mı?

Çevrenize bakın.. Kısa bir süre yeterli.
Durakta bekleyenler, parkta gördüğünüz insanlara vs.

Örneğin sabah yürüyüşü sırasında
bu sabah gördüklerimi söyliyeyim:

Koca kadın, güzelim mayıs ağacının dallarını çekiştirip kırarak mavi minik çiçeklerini yoluyor, elindeki poşete dolduruyor. Ne edecekse?
Yer: Çevredeki yeşil kalmış ender nefes alma alanlarından biri olan Subaşı Parkı.

Kaldırımın duvar tarafındaki büyük boyutlu sarmaşıkların arasını tuvalet olarak kullanan bir adam. Belli ki akşamdan kalma, muhtemelen de evsilerden biri.
Yer: 100.Yıl Falez Oteli yanı..

Otobüs durağının çevresi sigara izmaritleri ile öylesine kirletilmiş ki; durakta elinde sigara ile bekleyen herkes gözümde potansiyel kirletici.
Yer: Yüzüncü Yıl bulvarındaki duraklar. Aslında tüm duraklar..

Ağaçların üzerine yapıştırılmış ilanlar.. Oldukça ayrıntılı yazılmışlar. ''Yerlere, izmarit, kağıt, poşet, boş şişe, yiyecek artığı atmayınız!'' Yine de listede yazılanları yerlerde görebilirsiniz.
Yer: Evimin karşısındaki küçük Sağlıklı Yaşam Parkı. Aslında tüm parklar, hatta yollar.

Kaldırımda sohbet ederek yavaş yavaş yanyana yürüyen kadınlar. Hızlı yürümeniz gerekiyorsa bu engeli aşmanız lazım. Hele köpeğiniz varsa yanınızda bir de azar işitme olasılığınız var. Oysa yolu düşüncesizce işgal edenler onlar.
Yer: Yüzüncü Yıl Bulvarı kaldırımları.

Köpeği olan biri olarak, her gördüğümde, hem çevreye olan saygımdan hem de potansiyel kirletici sanılacağımı düşündüğümden üzülmeme mahçup olmama neden olan
yol kenarında ve parkta bırakılmış köpek kakaları. Bazı köpek sahipleri hiç poşet taşımıyorlar.
Yer: Tüm sokaklar



Bu verdiğim bir kaç örneğin dışında küçüklü büyüklü pek çok sosyal yaşama uygun olmayan davranışı rahatlıkla sergileyen insanların sayısı az değil.
Üstelik bu davranışları sergileyenlerin hiç biri de rahatsızlık duymuyor; böyle yapmak haklarıymış gibi.

Dediğim gibi tüm bu olumsuzlukların acısını kimler çekiyor dersiniz?

Ve

29 Mart 2012 Perşembe

Gözümüzün önündeki vahşet!!!!


Antalya'da yaşayan hayvanseverlerden ve diğer duyarlı insanlardan yardım istiyorum!!!

İnsanlara  huzur versin, dinlenip  spor yapsınlar diye yapılan parklarda  korkunç bir vahşet yaşanıyor ve ben buna tanık oldum.  Olayların  yaşandığı anı görmedim ama  sırtları, bacakları  kesilmiş  feci durumdaki kedileri görünce çılgına döndüm...

Evet, evimin  karşısındaki küçük parkta  kedileri  acımasızca kesiyorlar...

Bir süre önce  sırtında  korkunç bir kesik  olan bir kedi gördüm. Şansım yardım etti, kediyi yakalayıp veterinere götürdüm ve tedavisi oldu. Ayrıca  hazır narkoz almışken kısırlık operasyonu da yaptırdım. Sağlığına kavuşan kediyi  ortamına bıraktım. Oradaki bir grup kedi ile birlikte düzenli olarak da  besliyordum. Bir kaç gün önce bir başka kedinin  sırtında  aynı tür   kesikler gördüm  ama onu yakalayamadım. Ertesi gün mama verirken kısmen  yara spreyini  sıkabildim. Bir kaç gün içinde yarasında iyileşme görülüyordu.. Ancak bu sabah, daha önce tedavi ettirdiğim ve kısırlaştırdığım kedide öncekinden çok daha  fazla  yeni  kesikler olduğunu  gördüm.Tüm arka ayaklarında ve  kalçalarında  feci kesikler vardı. Veterinerime telefon ederek yardım istedim. Kapanla  ve konserve mama ile geldi ama ne yazık ki yine yakalayamadık.
 (Parkta rastladığım ilk kesik olayından söz eden 9 Mart tarihli yazım: Begonvilli Ev Halleri )

 Bunlar  benim ve bir başka hanımın sokakta  beslediği, oldukça uysal  kediler. Normalde insanlardan kaçmıyorlar. Keşke kaçsalar da bunlar başlarına gelmese..Bu kedilerdeki  derin kesiklerin  nasıl olduğu  çok düşündürücü..Veterinerle durum değerlendirmesi yaparken bir hanım  geldi ve aynı olayı kendi evine yakın  başka bir parkta yaşadığını söyledi.  O hanıma göre parklarda alkol  ve uyuşturucu alan bir  grup genç insan bu korkunç olayın failleri..Geçen yıl da böyle kedi kesme olaylarına  tanık olmuş ve şikayette bulunmuş ama  sonuç alamamış. Zaten Antalya'da satanist bir grubun üyeleri bu korkunç  eylemlerini  videoya çekip  Youtube'da  bile paylaşmışlar..

Gelelim  beni şüphe içinde bırakan olaylara; aslında  bizim parkta ben böyle bir grubun  akşam karanlığında gelip  tuhaf davranışlar içinde olduklarına tanığım. Hatta  piknik masalarından birini kısmen yakmışlardı.  Alkol ya da uyuşturucu etkisinde olduklarını belli eden  durumları  vardı. Mesleğim gereği okulumuza narkotikten  zaman zaman uzmanlar gelip bizlere bilgi verirlerdi. Yani bu tür çocukları tanıyabiliyorum. Büyük olasılıkla ağır kesikleri olan bu kedilerin  başına gelen böyle bir olay. Zaten  ikinci kedim Colette'i de aynı parkta kuyruğu ve kulakları kesilmiş olarak  bulmuş, tedavi ettirip  bir daha  bırakamamıştım.

Bir de  olayın  başka bir boyutu var; kedilere  bu işkenceleri yapan, onları acımasızca katleden genç insanlar  nasıl bir ruh hali ile yetişiyorlar? Onlara potansiyel katiller ya da caniler demek çok da  önyargılı bir düşünce olur mu? Bence sorun çok büyük.. İçim yanıyor ve psikolojim bozuldu..

Ben  görevimi yapıp  emniyete ve belediyenin ilgili birimine  durumu  bildireceğim. Ancak tek başıma  bir sonuç alabileceğimi sanmıyorum. Bu konuda desteklerinizi bekliyorum.

18 Ocak 2012 Çarşamba

Sokaktaki Evsizlerin Durumu



http://istanbul.indymedia.org/haber/evsizleri-bildirebilmeniz-i%C3%A7in-il-il-tlf-numaralar%C4%B1

adresli sitede, her il için sokakta kötü durumdaki evsizleri bildirebileceğiniz telefon numaraları verilmiş. Tık

Alttaki iki yorumu okuyunca şaşırdım kaldım. Site kopyalamaya karşı önlemli olduğu için o yorumları kopyalayamadım ama kısaca; bir yorumcu bu tür ihbarları aşağılayıcı buluyor, belediyelerin köpek toplama olaylarına benzetiyor.. Diğeri de ''siz sayın beyefendilerin, hanımefendilerin göz zevki bozulmasın diye toplanmalarını istiyorsunuz'' gibi kınayıcı bir yaklaşımla acıtıcı sözler yazmış.

Şimdi bu durumu birlikte değerlendirelim. Lütfen bu önemli konuda  düşüncelerinizi paylaşın benimle..

Sevgili arkadaşlar; önce kendi düşüncelerimi paylaşayım;

O kişilerin büyük bir bölümü bilinçli düşünemeyecek kadar sağlıksız ve maalesef çoğu da alkol bağımlısı olduğundan, bu numaralara haber vermekten başka yapılacak bir şey yok. Evet, o insanların bu durumda olmaları başta devletin ve hepimizin ayıbı . Yine de hayat kurtarmak söz konusu olunca işin duygusal ve sosyal boyutunu düşünme şansımız yok. Göz zevkinizi mi bozuyor suçlaması gibi kınayıcı popülist yaklaşımlar da çözüm getirmiyor. Bırakalım da ölsünler mi? Zaten yorum yazanlar da makul ve mantıklı bir çözüm önermiyorlar.. Biri, gidip zor durumdaki adama sorulsun, ''yardıma ihtiyacın var mı? diye'' demiş. Elbette var ve o insan zaten o an ölüm kalım savaşı vermekte, normal düşünme yetisine de sahip değil büyük olasılıkla.

Ben böyle düşünüyorum.. Lütfen siz de görüşlerinizi paylaşın.

6 Ocak 2012 Cuma

11 Yaşında hamile!


Bu sayfa ağlama duvarına döndü, bağışlayın..

Yazmayacaktım ama  içim elvermedi.  Olayın fotoğrafını koymaya da  içim elvermedi..

Bu  sosyal bir yara. 15-16 yaşındaki çocuk gelinleri duyuyorduk ama bu kadarına da pes doğrusu.  Sapıklığın kılıf uydurulmuş hali.

Olayı düşününce çok boyutlu olduğunu görüyoruz. 11 yaşındaki çocuğun etrafında bir suçlular sarmalı var.. Başta koca kisvesi altındaki  tecavüzcü,  11 yaşındaki kız çocuğunun  annesi, babası  yani ailesi, tecavüzcünün ailesi,  suç duyurusunda bulunmayan hastane çalışanları, hastane polisi,  olayı bilen konu komşu, akraba vs... Bizzat suçu işleyenler kadar olmasa da  tanık olup görmezden gelen herkes suçlu..

30 Haziran 2011 Perşembe

Koruyucu Aile Sistemi

Sevginizi Ertelemeyin....
Hayalindeki koruyucu  aile  siz  olun...

Çocukların sağlıklı  gelişebilmeleri için, kendilerini koruyacak, sevecek, destekleyecek, güven sağlayacak, sosyal  ve maddi gereksinmelerini karşılayabilecek sıcak  aile  ortamına  ihtiyaçları vardır.
Sevginizi  ertelemeyin.. Diğer  elini  siz  tutun.  O'nun koruyucu  ailesi  olun.
 

Koruyucu Aile Hizmeti, öz  ailesi yanında bakılamayan çocukların kısa veya uzun  süreli başka aileler yanında bakılmasıdır.

Koruyucu Aile yanına; öz ailesi bulunan, öz ailesi tarafından bakılamayan, evlat  edindirilemeyen, kız ya da erkek, sağlıklı veya özürlü tek ya da kardeş çocuklar yerleştirilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olup Türkiye'de sürekli ikamet eden, 25-50 yaş arası en az ilkokul mezunu olan kişiler Koruyucu Aile olmak için Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne başvurabilir.
Koruyucu Aile müracaat aşamasında koruyucu ailesi olmak istediği çocuğun yaş, cinsiyet, sağlık durumuna yönelik tercihlerde bulunabilir. Yapılan sosyal inceleme sonucunda müracaat olumlu değerlendirilmişse kişinin  ya da  ailenin talebi dikkate alınarak çocuk ya da  çocuklarla karşılaştırılır.
Koruyucu ailelere bakımını üstlendikleri her çocuk için, çocuğun yaş ve öğrenim durumuna göre artırılarak, eğitim vd.(servis ücreti, kurs ücreti) ücret ödemelerinin yanında, çocuğun sağlık giderleri resmi kurumlardan ücretsiz olarak karşılanır.

Sevginizi  ertelemeyin.. Diğer  elini  siz  turun.  O'nun koruyucu  ailesi  olun.

Çok  sevdiğim  Öğretmen Okulu'ndan  arkadaşım  Ayfer'i (Ayfer Doğan)  yıllar  sonra  bir  mezunlar  buluşmasında  bulduğum  zaman, onun Denizli Koruyucu Aile  Derneği Başkanı  olduğunu  ve  sistemin  oturtulup  yaygınlaştırılması  için yıllardır  büyük  bir özveri  ile  çabaladığını  öğrendim.

BAKIN  NASIL  BAŞLAMIŞ AYFER,  BU  ANLAMLI  YOLCULUĞA:

''Ayfer Doğan ben... 12 yıl önce başladı serüvenim... Geç saatte izlediğim bir televizyon programında tanıştım koruyucu aile modeliyle. Ailemle paylaştım duygularımı ve yapmak istediklerimi. Eşim, çocuklarım nasıl da çabucak onayladılar beni, bugün gibi hatırlıyorum.
Sevgili kızım... 8 yaşında katıldı hayatımıza. Onu büyütürken biz de onunla birlikte duygularımızın zenginliğini keşfettik. Her geçen gün onun hayata dair attığı kocaman adımları gözlemledik, izledik, birlikte paylaştık... Öykümüz mutlu sona doğru ilerliyor... O şimdi bir fakültede sosyoloji okuyor. Kendini geliştiriyor. Bizler de onun yaşama tutunabildiğini görerek huzur duyuyoruz...
Öykümüz bununla da sınırlı değil... 12 yıl boyunca kızımızı, kendi oğullarımızla birlikte büyütürken... sadece bir koruyucu aile olduk. Edindiğimiz deneyim sonucunda neden koruyucu aile modelinin tanıtılmasına katkıda bulunmadığımızı SHÇEK önerene kadar düşünemedik... SHÇEK’in önerisiyle başlayan örgütlenme sürecimiz ilimizdeki koruyucu ailelerimizin de çabasıyla hızlandı... ve devam etmekte...
Örgütlenme sürecimizde, şartlarımın yeniden koruyucu aile olmamaya çok uygun olduğunu fark ettim. Başvurularım çok çabuk yanıt buldu... Şimdi hayatıma yeniden anlam kazandıran iki küçük kız kardeşin koruyucu ailesiyim. Kızlarımla ailemiz şimdi 7 kişilik kocaman bir aile oldu. Her günüm onlarla güzel... onlarla renkli... küçük kızlarımla hayatım daha da anlamlı.. onları yetiştirirken aldığım haz... yaşadığım olumlu duygularla duygu dünyamın zenginliklerini fark ediyor... kendimi çok iyi ve mutlu hissediyorum. Onları çok seviyorum.
Mücadelemizde bize destek veren, bizi cesaretlendiren, özveriyle çalışan Denizli SHÇEK md. Ve uzman arkadaşlarımıza , çalışmalarımıza yürekten katılan, sayımızı artırmak için canla başla çalışan koruyucu ailelerimize, Maddi ve manevi olarak bizi destekleyen değerli dernek üyelerimize sonsuz teşekkürler...
Denizli Koruyucu Aile Derneği Başkanı
AYFER DOĞAN ''
Doğan Ailesi, öz  çocukları ve  koruyucu  aile  olarak kanatları  altına  aldıkları  çocukları  ile  birlikte.

Daha  sonra  Bir  kaç  kez  daha  görüşme  şansımız  oldu. Hatta  en  son  Kuşadası  buluşmamıza  yoğun  dernek  işleri  yüzünden  katılamadığı  için  dönüşte  evine  uğradık.  Eşi  Cüneyt Bey'le koruyucu  ailesi  olduğu  iki  minik  kızı, kedileri,  köpekleri  ile ,  güzel  yuvasında nasıl  bir  dünyası  olduğunu  gördüm.  Çok  duygulandım.   Geçtiğimiz  günlerde  şu  an  üniversite  diplomasını  alan  ilk  manevi  kızının diploma  töreni  için  Isparta'ya  gelince  bize  de  uğradılar. Böyle  bir  arkadaşım  olduğu  için  çok  mutluyum..

30 Mart 2011 Çarşamba

Çocuk Cinayetleri ve Diğer Vahşet Örnekleri


Gazete ''Türkiye cinnetin eşiğinde!''  diye  başlık  atmış  habere.  Bence yanlış;  bu  cinnetin ta  kendisi. İnsanlar küçücük  çocuklara  düşünmesi  bile  korkunç  gelen işkenceleri  yapıp  öldürüyorlar. Ülkenin  dört  bir  yanından işkence  görmüş, tecavüz edilmiş, parçalanmış cesetler  fışkırıyor  adeta. Dayak,  saldırı, yaralama  olayları  sıradanlaştı. Hukukçular, sosyologlar, psikologlar bir  şeyler  söylüyorlar ama gün  geçmiyor  ki,  bir  öncekinden  daha  vahşisi  haber  olarak  karşımıza  çıkmasın!  Bütün  bu  olaylar  toplumsal ve kişisel  sorunların  en  büyük  boyuttaki  çığlıkları.  Böyle  bir  dünyaya doğmak  belki  de  en  büyük  talihsizlik.

Peki  hiç  mi  yapılacak  bir  şey  yok? İnsanlar  ben  merkezci  olmaktan vaz  geçip  birbirine  biraz  daha  fazla  değer  verse, çevrede  olup  bitenlerle  daha ilgili  olsa, örneğin anne,  baba,  öğretmen, akraba, komşu  sıfatları  ile  daha  fazla  sorumluluk  alıp  gözünü  biraz  daha  açık  tutsa,  eğitim  kurumları  çok  daha  sıkı bir eğitim  politikası  ile  sadece  kafaları  ezberlenmiş  bilgilerle  dolu  insan  modeli için değil, ahlaki  değerleri  olan, insan  ve  doğa  sevgisi  ile  beslenen  bireyler  hedeflese,
Okullardaki  rehberlik  faaliyetleri  göstermelik  olmasa, toplum  içindeki  hasta  ruhlu  insanların  farkına  varılıp gereken  yaptırımlar  uygulanabilse; tedavi  gerekiyorsa  tedavi,  cezalandırma  gerekiyorsa  yargı  uygulamaları belli  bir  sistem  oluşturularak doğru  ve  zamanında   yapılabilse.. Bunun  için  mağdurlara, sıkıntı  içinde olanlara, taciz görenlere  kulak  verecek,  hatta  onları durumlarını  anlatmaya  teşvik  edecek  sağlam kurum ve  kuruluşların  birimleri  toplumun  her köşesinde  görev  başında  olsa...
''Yapılsa,  olsa''  diye  uzayıp  gider  bu  liste... Gider  de,  bunların  gerçekleştirilmesi  gerçekten  ütopya  mı?  Unutmamalı  ki, bir  toplumda  bu  tür  sorunlar  varsa,  kimse  kendini  ve  çocuklarını  güvende  sanmasın. Herkes gazetelerde,  tv'de dehşet  içinde okuduğumuz,  izlediğimiz  bu  olayların  kurbanı olabilir. Bunun  bilincinde  olarak  toplumca  hassas  davranmalıyız. Bizler rahatsızlığımızı, acımızı  ve kaygılarımızı  ne  kadar    dile  getirirsek  o  kadar önemsenir  bu  sorunlar  ve  çözüm  arayışı  ancak  o  zaman ciddi  anlamda ele  alınır.

13 Aralık 2009 Pazar

Mutfak Yenileme Telaşı Sürerken / Dünya Bir Haftada Neler Yiyor?



Begonvilli Ev'de mutfak yenileme telaşı sürüyor. Eski dolaplar söküldü, yenileri yapım aşamasında. Yer ve duvar seramikleri değişti. Bazı duvarlar kırıldı. Elektrik ve su tesisatı yeniden yapılandırılıyor. Alışveriş ve nakliye sırasında, ustaların koordinasyonunda sayısız aksaklıklar yaşandı, yaşanıyor. Toz, stres ve yorgunluk içinde günler birbirini kovalıyor. Bu arada sıcacık bir fincan kahvenin, çayın özlemini çekmek neymiş anladık. Yemek işini hiç sormayın zaten. Evdeki hayvanlar bile nasibini aldı bu zorluklardan. Minik, veterinerimizde konuk oldu, Jane annemizde. Bir ara eve getirdik ve bir odada tutmaya çalıştık onları ama Minik herkese havladı, Jane alçı küvetine girip çıktı. Kabus gibi günler yaşıyoruz; umarım sonumuz hayırlı olur.

Bu arada yapabileceğim hiç bir iş olmadığı saatlerde kitapları karıştırıyorum ve yaşanılan bir evde yenileme işleri ile baş etmeye çalışırken, ölü zamanları faydalı bir şekilde değerlendirmek için bir şeyler okumaya çalışıyorum. Dün bir ara Hungry Planet(Aç Dünya)adlı bol görselli kitabı inceledim. Dünyanın çeşitli ülkelerinden ailelerin bir haftalık yiyecek, içecek görüntüleri ve harcamalarına ait bilgiler verilmiş. Her ülkeden bir ailenin en favori yemekleri ve kaç dolar tuttuğu da resimlerin altına eklenmiş. Resimlere bakınca dünyadaki zengin ülkelerle üçüncü dünya ülkeleri arasındaki beslenme farkını görüyoruz.


Daha Fazlası Burada


Ecuador


Meksika


Kuwait


İtaly

Bhutan


Mısır


Chad


Polonya


Moğolistan


Japonya


Fransa


China


United States



Germany



Daha Fazlası Burada