Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2013 Salı

Vatan ki bu insanların evidir!



Son günlerde bu dizeler aklıma ve dilime daha çok takılır oldu..

''sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman, vatan ki , bu insanların evidir! sevgilim , 'onlar' vatana düşman

Çünkü....
Daha çok, daha çok kazanma hırsı ile her yolu, her yöntemi geçerli sayan birileri , doğayı ve hatta insanı hiçe sayarak insanlığından fersah fersah uzaklaştığını gözümüzün içine soka soka her türlü baskı unsuru ile meydan okuyorlar..

Ve o zaman şiiri baştan alıyor zihnim:


onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

akar suyun

meyve çağında ağacın,

serip gelişen hayatın düşmanı.

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :

- çürüyen diş, dökülen et-,

bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,

Ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet.

Bursa da havlucu Recebe,

Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan'a düşman,

fakir köylü Hatçe kadına,

ırgat Süleyman'a düşman,

sana düşman, bana düşman,

düşünen insana düşman,

vatan ki bu insanların evidir,

sevgilim, onlar vatana düşman
Nazım Hikmet RAN

Şiiri Zülfü Livaneli'nin sesinden dinlemek için


1 Haziran 2013 Cumartesi




Canımdan çok sevdiğim ülkemde vatansever insanlar bu durumda iken yazılarıma ve paylaşımlarıma ara veriyorum. Dilerim en kısa zamanda ilahi adalet  gerçekleşir.

Not: Twitter ve Facebook sayfalarımda sadece ülke gündemi ile ilgili takiplerimi yapmakta, mesaj ve paylaşımlarıma devam etmekteyim.

2 Nisan 2013 Salı

28 Ekim 2012 Pazar

Cumhuriyet Bayramı'mız Kutlu Olsun!



Cumhuriyetimiz

Kutlu olsun!

Var olsun!

Hep olsun!

Atatürk'e göre sadece cumhuriyete sahip olmak yeterli değildir.
Ona layık olmak da gereklidir.


4 Ekim 2012 Perşembe

Savaşa Hayır!


 
Bir ülke toprağına, birlik ve bütünlüğüne, bağımsızlığına göz dikilirse savaşır. Dış güçler kendi menfaatleri için ülkeyi savaşa sürüklemek istiyorlar diye savaşa dahil olmak korkunç bir durum.Onların süper devlet olup dünyayı sömürmeleri planlarının parçası olmayı asla tasvip etmiyoruz!

 

5 Eylül 2012 Çarşamba

Bu nasıl bir acı!

Ulusumuzun başı sağ olsun!
Bu nasıl bir acı! 25 şehit daha!Nedeni belli değil MİŞ! Nasıl bir ülkede yaşıyoruz?

9 Ağustos 2012 Perşembe

Sözler Tükendi

Dahası umutlar da tükenmekte. Bu acıları yaşatanlara lanet olsun!!

Ulusumuzun başı sağ olsun..

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Levent Kırca'nın Pazar Yazıları



Levent Kırca'nın uslubunu bilenler bilir; öyle zekice dokundurur ki, gülümsetirken içinize oturur taş gibi söyledikleri. Çünkü gerçekleri dile getirir. Zaten zeki olamayanın başarabileceği bir şey değildir bu..
Her pazar gazeteyi elime alınca Aydınlık'ta ilk iş olarak Fikret Otyam'ın ve Levent Kırca'nın sayfalarına atlarım. İçim acısa da ülkenin ahvalini bir de onlardan dinlemek isterim. Tabii ki diğer yazarların da hakkını yemeyelim. Çarpıklıkları, yalanı, yanlışı, haklıyı haksızı, korkmadan, çekinmeden ( Sabahattin Önkibar, İsmet Özçelik ve diğerleri) cesurca dile getirdikleri için minnetle dolup taşarak okurum yazılarını..

Bakın Levent Usta bugün neler yazmış:
''Bundan daha komik bir ülke her halde yoktur. Sorunlar diz boyu değil, gırtlağa dayanmış. Boğulduk boğulacağız anasını satayım. Ne cumhuriyet kalmış, ne Atatürk. Ülkenin ilericisi, aydını hapishanelerde çürütülüyor. Amerika'nın buyruğu üzerine Orta Doğu allak bullak...Suriye'nin toprağı ve petrolü ABD'nin iştahını kabartıyor. Biz de maşacılık yapıyoruz. Atatürk kendi kurduğu meclise giremezken, ordu evlerinde hacılar, şeyhler, hocalar fink atıyor. Onca sorun varken Hülya Avşar Antalya Film Festivali'nde jüri başkanı olsun mu olmasın mı, bu tartışılıyor. Gazeteler korktukları için gerçekleri yazamıyorlar. Malum, çoğu da yandaş medya. ''
Ve uzayıp gidiyor yazı.. Uzunca olsa da sıkılmadan zaman zaman buruk gülümsemelerle okuyor, okurken düşünüyor, düşünüyorsunuz..

Bu giriş parağrafından sonrasını okumak için aydınlık Gazetesi'ndeki yazıya göz atın.. Ama önce söyleyin; sadece giriş cümleleri bile halimizi özetlemiyor mu?

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Ülkemin Halleri



Ah benim huyum kurusun!

Güzel güzel çiçekten böcekten, yemekten, gezmekten söz eden, çok çalışan az konuşan, romantik konulu kitaplarla, filmlerle oyalanan, herkesle iyi geçinen sade ev kadını olmak varken birdenbire çenesini tutamayan, haksızlıkları yapanlara da, yapılan yanlışlara tepki vermeyenlere de öfkelenen biri olmanın lüzumu var mı?

Var tabii ki, çünkü ben sadece yukarıda yazdıklarımdan ibaret biri değilim. Ülkemin gerçeklerini yüreğinin ta içinde yaşayan, okuyan, merak eden, araştıran biriyim. Evet, bu sayfalarda politik görüşlere ilişkin yazılar yazmamak daha doğrudur bazı okurlarıma göre. (Onlara da saygı benden) Ama zaman zaman sabır taşı çatırdıyor. Ülke gerçeklerini dile getirmek söz konusu olunca ister istemez politik eleştiriler de dile geliyor. Bir de şu var; dipsiz kuyu gibi, düşüncelerimizi hislerimizi anlatıyoruz yeri geldikçe ama en ufak bir seda gelmiyor ardından. Yine de sessizce kafaları kuma gömmekten iyidir bana göre. Okuyan okur, okumak istemeyen de kapatır geçer sayfayı.

Ülkemin Halleri

Vah benim güzel ülkem! Boğaza nazır Sevda Tepesi adıyla bilinen yer jet hızıyla sit alanı olmaktan çıkarılıveriyor. Çünkü 1984’de Suudi Kraliyet ailesi tarafından satın alınmış zaten. Yine jet hızıyla komisyon kararı ile yapılaşması yolu açlıyor. Dört tane krallara layık villa kondurulacakmış. Hatta kaçak binalar yasal hale getiriliyor. Özetin özeti olarak aktardığım olayların nedenini, ayrıntılarını varın siz araştırın. Ayıptır ve günahtır. Ülke topraklarını yağmalatmanın hiçbir haklı gerekçesi olamaz..

AOÇ için neler planladıklarından dün söz etmiştim zaten. Bir kaç kişi dışında pek de umursayan olmadığını düşünüyorum.

Pek çok aydın, ordumuzun 252 generali ve daha kim bilir kaç alt rütbeli askeri tutuklu. Düşünün; şanlı ordumuz diye yüzyıllarca övündüğümüz bir kurumun bu hallere düşmesinin nedenlerini, ayrıntılarını varın siz araştırın. Bir ülkenin aydınlarını ve en saygın kurumunu bu hale getirmenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Madem bu kadar tehlike içeren bir durum söz konusuydu, bu günleri mi beklediniz?

Öyle bir hale geldik ki; ülkenin, varlığını borçlu bulunduğumuz kişiye bir düşmanlık, bir saygısızlık! Atatürk’ü sevmek, övmek suç. Atatürk’ün izlerini silme çabaları çok aşikar. Dış güçlerce beslenen , ülkeyi bölme yöntemlerinin baş aktörü konumundaki kişileri yere göğe koyamama , methiyeler düzme, başta en üst düzeydekiler olmak üzere tüm devlet kurumlarında en doğal tavır.

Diğer yandan padişahvari gövde gösterileri.. İstanbul’un silüetini değiştirecek büyük projeleri varmış. Siz önce halkın karnını doyuracak, yolsuzlukları sona erdirecek, iç savaşı bitirecek projeler üretin. Üretmekle de kalmayın, hayata geçirin. 10 yıl oldu, koskoca 10 yıl!

Bitti mi? Bitmedi elbette ama hangi birinden söz edeyim. Ben kendi halinde bir emekli vatandaşım. Bunca yazar çizer, uzman, gazeteci, sanatçı var. Onların içinde her devrin adamı, güçlünün yandaşı olanları ayırın bir kenara; diğerleri mutlaka benden çok daha iyi yapacaktır bu halimizi anlatma işini. Zaten yaşayan bilir bilmesine ülkemin can acıtan hallerini de neden sesimiz hiç çıkmaz, bunu anlamıyorum.. Tutamadım işte çenemi..

28 Mart 2012 Çarşamba

Gerici Eğitim Yasasına Karşı Alanlardaydık!

Eğitim Sen'in Antalya yürüyüşündeydim.




20 Mart 2012 Salı

Şehitlerimizi Uğurlarken



12 Şehidimize  Veda Töreni'ni izliyorum. Yine sözlerin yetersiz kaldığı anlar...

 Elim  varmıyor, havadan, sudan, çiçekten  böcekten  yazmaya..

Şunu  yaptım, bunu  gördüm, okudum, izledim, pişirdim  muhabbetleri  hepten  sıkıyor.

Zaman  zaman  istemeden  de olsa  yaptığım  gibi  hastalık  güncesi  oluşturmaya  ise  hiç  niyetim  yok; utanıyorum..

Yüreğimdeki sızı en korktuğum duygular olan kin ve öfkeye dönüşüyor; ne edeyim elimde değil.. Gerçi kime kızayım bilemiyorum. Gün geçtikçe  onulmaz yaralara, telafisi  olanaksız  hatalara neden olarak ülkenin canına okuyan, bir yandan da  şişine şişine ülkeyi  gönendirdiğini iddia eden  yöneticilere mi, onlara bu fırsatı veren halkıma mı?...

Aklıma  yüzlerce yıl önce dile getirilen bir söylev geliyor:

''Acele Edin ve Defolup Gidin... Oturumunuzu sonlandırmaya geldim. Meclisi yaptığınız her icraat ile kirletmenize ve şerefsizleştirmenize artık kalıcı bir son vermeye geldim. Siz ki fitneci, fesatçı, meclis üyeleri, siz ki iyi bir hükümet olmak dışındaki her şey!!Kiralık sefil yaratıklar, zavallılar, ülkenizi en küçük şahsi çıkar adına satılığa çıkaranlar; birkaç kuruş için Tanrı'ya ihanet edenler, içinizde bir parça da olsun erdem kalmadı mı? Bir parça vicdan da mı yok? Atım kadar bile dindar değilsiniz! Altın sizin yeni Tanrınız olmuş! Satılığa çıkarmadığınız bir değer de kalmadı.. Ulusunuz adına iyi bir şey düşünemez misiniz? Sizi çıkarcı sürüsü, bulunduğunuz bu kutsal meclisi, o varlığınızla kirletiyorsunuz! Tanrının kutsadığı bu meclisi, ahlak yoksunu davranışlarınızla hırsızların ini haline çevirdiniz! Halkın size verdiği yetkiyi kötüye kullandınız. Siz ki, halkın umutsuz dertlerine çare olmalıydınız. Kendiniz halka en büyük dert kaynağı oldunuz! Ama ülkeniz beni asırlardan beri temizlenmemiş bu ahırı temizlemeye çağırdı! Ve bu gücü de bana Tanrı verdi. Bu şeytan ocağını yönetmeye geldim. Vay halinize! Şimdi derhal defolun!!! Acele edin rüşvetin köleleri! Acele edin, gidin! Süslü saltanat eşyalarınızı alın ve defolup gidin!..'

Yukarıdaki söylevin sözleri, tarihte demokrasinin beşiği diye bilinen İngiltere'de söylenmiştir.. Bu sözleri sarf eden kişi, 1653 senesinin 20 Nisan günü, meclis çatısı altında kükreyerek nutuk atan General Oliver CROMWELL ... ...Ve bu nutuk tarihi şekillendiren 50 söylevden biri sayılıyor.

18 Aralık 2011 Pazar

İntihal Her Yerde!


Bilim adamları bunları yaparsa!


Cumhuriyet Gazetesi'nin haberi;

''İntihal ortaklığı

İmzasının bulunduğu makalenin intihal olduğu ortaya çıkan Çankaya Üniversitesi Rektörü Güvenç makale için yardım ettiğini, kandırıldığını iddia etti.''

Kısaca durum şu:
Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ziya Güvenç, Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ergün Kasap ve Aksaray Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Halil İbrahim Dursun’un ortak imzasıyla uluslararası bir dergide(Uluslararası bilimsel bir dergi olan “Communications in Nonlinear Science and Numerical Simulation”ın Mayıs 2010 sayısında) yayımlanan bilimsel bir makalede (“A Simple Analytical EAM Model For Some BCC Metals” adlı makale) bilimsel hırsızlık (intihal) yapıldığı ortaya çıkmış.

Rektör Prof. Güvenç, makalede yardım ettiği Dursun’un kendisini kandırdığını savunuyor. Sonuçta Dursun durumu kabul ediyor, İngilizcem yetersiz olduğundan bunlar oldu diyor..

Haberin ayrıntılarını okuyunca her konuda olduğu gibi bilimsel çalışmalarda da ne kadar yetersiz ve aymazlık içinde olduğumuz görülüyor. Kısacası insanın kendine ettiğini başkaları edemiyor.


Sen git, 1996’da Almanya’da yayımlanan başka bir makaleden alıntılar yap, üstelik bir başka bilim adamından da ''benim İngilizcem yetersiz, şu makaleye bir çeki düzen verir misin? '' deyip yardım iste.. Peki kandırıldım diyen Ziya Güvenç'in hiç mi ihmali ya da suçu yok? Koca koca ünvanları taşıyan bu bilimadamları hiç mi alanları ile ilgili çalışmaları ve makaleleri takip etmezler?

Sonuçta Dursun,  Güvenç’e gönderdiği mektubunda, makaledeki intihal olarak nitelendirilebilecek hataları içeren ifadeleri İngilizce bilgisinin zayıflığı nedeniyle yaptığını belirterek “Makaledeki ifadeleri daha önce yayımlanmış bir makaleden alıntı suretiyle kullandığımı sizden saklamış olmamın derin üzüntüsünü yaşıyorum” demiş. Açılan soruşturmada da Dursun suçlu bulunmuş.

"ÜNİVERSİTELERİNDE BİLİMSEL HIRSIZLIĞIN  YAPILDIĞI, ÇALINTI MAKALELERİN, TEZLERİN SIK SIK GÜNDEME GELDİĞİ BİR ÜLKENİN ELBETTE TÜM YAŞAM ALANLARI SOYULACAKTIR"

12 Aralık 2011 Pazartesi

Ülkemde neler oluyor?



Bu yazı başlığı, bir gazeteci edası ile atılmış bir başlık değil sevgili okurlar. Yani neler olduğunu aktarmak amacı ile yazmadım. Tam tersi  olup biteni  izleyip bu uygulamaların  bizleri nereye götüreceğini bilememenin verdiği kaygıyı anlatan bir  başlık bu...

Şimdi yine soruyorum; '' Ülkemde  neler oluyor?''

2012'de okullarda  zorunlu Arapça dersleri başlatılıyormuş. Bilen varsa  söylesin, bu  gerekli mi? Gerekli ise  yararı ne olacak?  Ulusça  tek  eksiğimiz  Arapçayı iyi bilmememiz mi?

Ya  din görevlisi olarak atanacak derin dini bilgisi olan melleler (mollalar)  konusuna ne diyorsunuz? Az önce ana haber bültenlerinde  açıkladılar. 1000 kişilik  bir kadro açılmış ve bu  kadrolara yeterli dini bilgisi olan  kişiler, sınavla!!! atanacaklarmış. Gereğinden fazla İmam Hatip lisesine sahip bir ülkede bir  de alaylı din adamları devlet  kadrolarında  çalışacaklar.  Bunun  mantığını, gerekçesini anlayan varsa  lütfen bana da anlatsın.

Bir  de  Atatürk'ün emri ile kurulan ve  bu güne dek Meclis'in koruma görevini  yapan Muhafız Taburu'nun  artık gerekli olmadığına karar verilmiş. Bundan böyle bu görevi Muhafız Taburu askerleri  değil de polis  ve özel güvenlikçiler yapacaklarmış. Böyle bir  birimin  şimdiye dek  görevini  en iyi şekilde yapması bir yana sembolik  olarak da  bir ağırlığı olduğunu düşünüyorum. Layıkı ile kutlanmayan Cumhuriyet Bayramı'ndan sonra  bu tür  değişiklikler beni  çok rahatsız etti  doğrusu..Atatürk'ün  bıraktıklarının izlerini  silme çabası gibi algılamam gereksiz bir  kuruntu mu dersiniz?

Lütfen  siz  söyleyin, bu olanların  amacı  nedir? Ben  anlayamıyorum  doğrusu..

22 Kasım 2011 Salı

Bu ülkede ters giden bir şeyler var!


Başlığı okuyunca ''Günaydın! Yeni mi farkediyorsun?''  ''Sadece  bir şeyler mi var, yoksa pek çok şey mi ?'' diye söylendiğinizi duyar gibiyim ve yerden göğe haklısınız. Haksızlıklar, adam kayırmalar, kadrolaşmalar, eğitim ve sağlık alanında sonu gelmez skandallar, ayıplar, vatandaşın güvenliği ve sosyal hakları konusundaki  eksiklikler, yetersizlikler, çarpıklıklar, hukuk alanındaki akıl almaz durumlar vs. vs.

Ben sadece  bir örnek vereceğim. Ekonomi uzmanı olmaya gerek yok, durumu anlamak için. Ufacık ama çok şey anlatabilecek  bir örnek.

Ayrımcılığa, makam  ve mevkiyi bencilce kişisel gereksinimler için kullanmaya dair  bir örnek.

Düz mantıkla, fazla araştırma yapmaya gerek kalmaksızın  durumu basitçe  özetleyen bir örnek..

Bakın meclis lokantasının yemek fiyat listesine!


Bu hayat pahalılığında böylesine  kaliteli yemekler, bu fiyatlarla çıkabiliyorsa, benim üniversite öğrencim neden kuru simite muhtaç, bir tas  sıcak çorba bulamadan  hayatta kalma ve eğitimini yarı aç yarı tok tamamlamak zorunda kalıyor? Neden devlet yurtlarında, yetimhanelerde kalan çocuklarımız  en düşük maliyetli, dolayısı ile  düşük kaliteli yemeklerle (Kurtlu fasulye, küflü bulgurla) karın doyurmak zorunda bırakılıyor? Neden deprem bölgesinde çocuklar  yetersiz beslenmeden (açlıktan) ölüyorlar? Örnekler  çoğaltılabilir. Benim ilk aklıma gelen bunlar..

Yiyin efendiler Yiyin

Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikret

30 Ekim 2011 Pazar

Bu Ne Saçma Bir Uygulama!

 Anlaşılır gibi değil!!
Baloların  falan iptali tamam da Cumhuriyet Bayramı Törenleri'nin iptalini doğru bulmuyorum.

Biz ulusça acılara duyarlı insanlarız. Acımızı yaşıyoruz, gerekeni de yapmak için çabalıyoruz  ama birlik ve beraberlik ruhumuzu besleyen ulusal bayramlarımız hiç bir nedenle iptal edilmemeli..

25 Ekim 2011 Salı

Tüm Türkiye gibi Antalya da Elinden Geleni Yapıyor


Van'da yaşanan depremin ardından Antalya'da, toptancı hali esnafı da yardım için harekete geçti.

DEPREM BÖLGESİNE 13 TON SEBZE VE MEYVE

Van'da yaşanan depremin ardından Antalya'da, toptancı hali esnafı da yardım için harekete geçti. Domates, biber, patlıcan, patates, soğan, mandalina, elma, pırasa gibi çeşitli yaş meyve ve sebze ürünlerinden oluşan toplam 13 tonluk ürün, dün kamyonlarla Van'a gönderildi. Antalya Büyükşehir Belediyesi ile işbirliği halinde yürütülen yardım kampanyasında ihtiyaç doğrultusunda yardımların sürekli yapılacağı açıklandı.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Zor Günlerde Ulusça Elele!



Elimizden ne geliyorsa yapmalıyız..Bizler ulus olarak dayanışmaya  eğilimliyiz. Zor günlerde  birlik olabiliyoruz. 
Yine de fırsatçılar çıkabilir. Bence Kızılay ve Akut güvenilir kuruluşlar.

Böyle bir durumda bile  halkın iyi niyetini kullanmak isteyenlere dikkat!

Not:Dün Antalya'da şehitlerimiz için yürüyüş vardı. Adım başı  gördüğüm bayrak satıcıları fırsatı hiç kaçırmamışlar. Her şeyi ve her durumu kar aracı olarak gören zihniyetten nefret ediyorum.

23 Ekim 2011 Pazar

14 Temmuz 2011 Perşembe

Yine Acı, Yine Gözyaşları

Sözün  bittiği  yerdeyiz.

Çünkü  çok  söz  söylendi  söyleniyor..

Ama  değişen  ne  var?

Şu  an bildiğim bir  şey;  artık  duymak  istemediğim  sözler ( o  klişe  sözler) var.  Hiç  de  acımı  dindirmiyor  o  sözler.  Bir  de  görmek  istemediğim  yüzler ... Yeter  artık! Yeter!!!!