Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2019 Cumartesi

Giuseppe Ungaretti



10 Şubat 1888 , İskenderiye doğumlu şair Giuseppe Ungaretti, sözcükleri olabildiğince ölçülü kullanarak, en az sözcükle en derin etkiyi bırakan şairlerden biridir.

''Yüreğim benim /en azaplı ülke''diyen bir şairi düşünün. Savaşı yaşayan bir çok insan gibi pek çok acı barındırmıştır içinde. Onun ayrıcalıklı yönü kalemidir kuşkusuz. Başka yüreklere sızabilme yeteneği kalemi ile güç bulur.

İskenderiye'de doğmuş, İtalya'da sonlanmış yaşamı, o liman kentinin izleriyle doludur. İtalya ve Fransa yıllarından sonra, evi olan Roma'da yaşadığı yüzyılın çaresizliğini, kısacık dizeleri ile ustaca anlatmıştır. Savaş yıllarının derin acılarını, yüreklerde hissettirse de, kahramanlığı hiç yüceltmedi.

Bu evlerden
yalnız
bir kaç
parça duvar kaldı

İnsanlardan
yanımdaki
pek azı
kaldı

Yürekte oysa
eksik haç yok

Yüreğim benim
en azaplı ülke

Guiseppe Ungaretti



DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN BURAYI TIKLAYIN




3 Temmuz 2014 Perşembe

Zernitsky'den İki Tablo ve Tagore'dan Bir Şiir

Leon Zernitsky, tablolarından birinde, kentsoylu 

yaşamın kim bilir hangi anında, hangi nedenle

hüzünlenmiş bu kadının kırılgan zarafetini ve onu dinleyen

moral veren bir erkeği betimliyor.. 

 

Belki de tablodaki kişilerin bambaşka 

öyküleri vardır. Hayat arkadaşı bile değildirler. Ya da 

ressamın hayal ürünü kişilerdir. Bunların hiç önemi yok. 

Hayal gücüm güzel bir birlikteliği düşündürüyor.



Ve bu da aynı  sanatçının  bir başka tablosu


 Bu kez tuvale yansıyan çok başka bir ortam ve
yıllara meydan okuyan bir birliktelik.


Şimdi ikinci tablonun da canlı örneklerini görüyorum
çevremde.


Ve anlıyorum ki; aslolan her nerede yaşanıyorsa, doğru 

kişi ile olabilmek, güzel paylaşımlarla  sırtlayabilmek 

yaşamın getirdiklerini.


 Tagore okuyasım geldi, en duygusalından:)


BENİM GÖLÜME GEL TESTİNİ DOLDURACAK


Ben hep ayaktayım seni bekliyorum 
Benim gölüme gel testini dolduracaksan
Göreceksin sularım ayaklarını öpecek
Aşkımı anlatacak, göreceksin
Bu gölgesi kumlara vuran yağmur bulutudur.
Siyah zülfün üstüne kaşın, gözün üstüne
Bu bir tutamlık yağmur bulutudur vuran
Ben hep ayaktayım seni gözlüyorum
Benim gölüme gel testini dolduracaksan
Tüm bayırı yaban çiçekleri sardı
Taze çime otur, yüzüne peçeni vurma
Sularım seni bekliyor bakıp düşe dalacaksan
Ben hep ayaktayım seni bekliyorum 

 Rabindranath Tagore

27 Ağustos 2013 Salı

Vatan ki bu insanların evidir!



Son günlerde bu dizeler aklıma ve dilime daha çok takılır oldu..

''sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman, vatan ki , bu insanların evidir! sevgilim , 'onlar' vatana düşman

Çünkü....
Daha çok, daha çok kazanma hırsı ile her yolu, her yöntemi geçerli sayan birileri , doğayı ve hatta insanı hiçe sayarak insanlığından fersah fersah uzaklaştığını gözümüzün içine soka soka her türlü baskı unsuru ile meydan okuyorlar..

Ve o zaman şiiri baştan alıyor zihnim:


onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

akar suyun

meyve çağında ağacın,

serip gelişen hayatın düşmanı.

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :

- çürüyen diş, dökülen et-,

bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,

Ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet.

Bursa da havlucu Recebe,

Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan'a düşman,

fakir köylü Hatçe kadına,

ırgat Süleyman'a düşman,

sana düşman, bana düşman,

düşünen insana düşman,

vatan ki bu insanların evidir,

sevgilim, onlar vatana düşman
Nazım Hikmet RAN

Şiiri Zülfü Livaneli'nin sesinden dinlemek için


2 Temmuz 2013 Salı

Anılarımızdan


"Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayım derken,
Var olan aşınıyor azar azar zamanla.

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.

Anılarım kar topluyor inceden,
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu,
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.

Sevgiden caydığım yerde darıl bana."


 Bu şiiri yazan adam yakılmaz, eli öpülür. Fakat yobaz ateşinde boğmuşlardı rahmetli Metin ALTIOK'u. Anılarımız kar toplamasın inceden...

24 Şubat 2013 Pazar

Yavaş yavaş ölürler (Muere lentamente)


Yavaş yavaş ölürler (Muere lentamente)

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler,
Gururlarını yıkanlar
Hiçbir zaman yardım
istemeyenler.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.


Pablo Neruda

14 Kasım 2011 Pazartesi

Bir Garip Orhan Veli



Bugün Orhan Veli'nin ölüm yıl dönümü. 61 Yıl önce kaybettik O'nu. Henüz 36 yaşındaydı ve İstanbul aşığıydı..

Konuştuğu gibi, anlaşılır yazdığı için o dönemlerde yadırganmış, bazı edebiyatçılar tarafından eleştirilmiş.

Türk edebiyatında "Birinci Yeni" diye de adlandırılan bu çıkışları, şiirde parıltılı sözcüklerin egemenliğini yıkmış. Sokaktaki insanı ön plana çıkarmış. Biçim şiirin kalıbıyken kendisi haline gelmiş onun şiirlerinde. Duygular, yaşama sevinci, gündelik yaşamın ve sokaktaki insanların sorunlarına ağırlık vermiş. Durmadan araştırmalar yaparak, yeni denemelerle şiirini sürekli ileri götürmeye çalışan bir şair .. Moliere, Gogol, Sartre gibi yazarlardan çevirileri var. Tüm bunları kısacık yaşamına sığdırmış Üstad.
Hiç kuşkusuz ilk akla gelen şiiri ''İstanbul'u Dinliyorum'' dur ama her şiiri, her dizesi yaşamın ta kendisidir. Toprağı bol olsun!


Şiirlerini Dinle

4 Eylül 2011 Pazar

Nostalji / Antalya

Antalya Belediye Binası'nda bir fotoğraf sergisi var. Antalya'nın nostaljik fotoğrafları sergileniyor...


Bu fotoğraflar ben doğmadan, hatta annem ve babam bile dünyada değilken çekilmiş. Örneğin en alttaki 1930 yılına ait. Yine de çocukluğumun ilk yıllarında anımsadığım görüntüleri andırıyor.


Bunlar da benim objektifimden bu günkü kent merkezini gösteren kareler.

Hemen gözümün önünden geçen film kareleri şunlar:
Bahçelerinde portakal, hurma, kayısı, çağla, dut ağaçları olan tek katlı evler.. Daracık caddeler, gıcırdayarak geçen faytonlar. (İlk taksi ve dolmuşlar ilkokul yıllarımda boy göstermişti). Kentin orta yerinde, ana caddeyi boylamasına tam ortasından ikiye ayıran, etrafında palmiyeler dizili, çağıl çağıl akan su kanalı, bomboş sahiller, yerli halkın yazlık olarak kullandığı belediyeden kiralanan Konyaaltı obaları. Sokak aralarında sebze, meyve, süt, hatta züccaciye ve kumaş satan satıcılar. Basmacı Ali'yi anımsıyorum özellikle. Bir  de küçük arabası ile dondurma satan Macun lakaplı dondurmacımız vardı. Her gün sokağımızdan geçmesini beklerdik. Dedem halden aldığı sebze meyveyi ya hamallarla ya da bir faytonla getirirdi eve.

PENCEREMDEN ANTALYA

Ağustos böcekleri kayısı dallarında
Kuma çekilen açık mavi sandallarında
Temiz bir yolculuğun üzüntüsü gibiydi…

Bir hamam nemi vardı gölgenin avucunda
Apaçık pencereler boş sofalar ucunda
Çocukluk yıllarımın birer süsü gibiydi.

Portakal kokusuyla sarhoş gibi bir gemi
Yelkenine bir kanat gibi takıp meltemi
Akardı bir kayısı dalının ortasına.

Umarak onun gibi uzaklaşacağımı,
Camın üstüne gerip böyle on parmağımı
Dizerdim tayfa gibi beyaz güvertesine…

Gemimi benden çaldı diye dağların ardı
Yuvarlanan bir turunç gibi içim karardı,
Halatların üstüne kırk ayak merdivenden.

İçimde başlamayan, bitmeyen bir yolculuk
Kumsalda bir gemiye uzanmış yarı soğuk
Kumral bir deniz kızı masal dinlerdi benden.

Gözlerim balık gibi yosunların ağında
Uyuturdu suların mavi salıncağında
Bir sedef gibi mermer liman bakışlarımı.

İçimde seyrederdim boşalıp doluşunu,
Güneş yüklü bir gemi gibi kayboluşunu
Bir liman kokusunda suya akışlarımı.

SABRİ ESAT SİYAVUŞGİL (1907 – 6 Ekim 1968)

22 Temmuz 2011 Cuma

Şiir / Aragon / Seni Seviyorum Elsa



Siyah Klavye adlı blog  sayfasının  yazarı Sevgili Arkadaşım bugün  Elsa ile Aragon'un  büyük  aşklarını  anlatmış.
Yüreğimde  bir  sızlama  ile  okudum  yazıyı.  Huzurlu  ve  mutlu  iki yaşlı  insan  resmine  takılıp  kaldı  gözlerim..Kim bilir  kimler böylesine  büyük  bir  aşkın benzerini  yaşadığını  düşünüp   birlikte  yaşlanmayı  hayal  ederken ayrı  düştüler  .. Ya  da  kavuşamadan ayrıldılar.. Belki  de  hastalıklar,  ölümler  ayırdı bazılarını...
Elsa  ile  Aragon  şanslı  insanlarmış.  Okumaya  doyamadığım muhteşem  şiiri geldi  aklıma.  Hani  şu  şairin ''Mutlu aşk  yoktur'' dediği  şiir..
Ama  onu  değil  bir  başka  şiirini paylaşacağım.  Aşkın  en  nazenin  hali  var  bu  şiirin  dizelerinde..''Geçen  günler  incinmesin''  diyecek  kadar  nazenin.... Bu  incelik  yüreğime  dokunuyor,  belki  başka  yüreklere  de  dokunur.....

ELSA SENİ SEVİYORUM

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Seninle bütün bir mevsim ne güzeldi
O yaz kitaplardaki kadar öyle güzeldi
Manastır ormanında seni mutlu ettiğimi sandım
Toulon rıhtımında akşamın rengine kandım
İster bana budala ister çılgının teki de
Mutluluk nedir ki umutlar çekip gidince
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Geçen yıl yapraklar solarken şarkı söylüyordum
Veda ederken bile bir gün görürüm diyordum
Ölenler dünyaya yeniden geleceğini sanır
Tatlı sözlere kananlar ergeç aldanır
Gözlerime bak hele orda nice güzelsin
Yüreğimi çılgınlıklarımı duymuyor musun
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Solgun bir piyaniste benzeyen güneş bak işte
Hep aynı sözleri aynı şarkıyı söylemede
O tehditten uzak günleri sevgili anımsa
Ne mutluyduk ikimiz evimizde Montparnasse’da
Artık yaşam karadüzen sürüp gidecek
Soğuk Akşam oldu şimdiden Tekliyor yürek
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Pörsümüş bir yonca gibi sana sunduğumda hani
Ne sevmiştin bu şarkıyı üzgün sesini
O gün bu gün el değmemiş uyuyordu bende
Unutulmuş çekmeceden şimdi çıkardım işte
Hiç değilse sevdiğin bir şey buldum diye avundum
Elsa’m halden anlamazım seni nasıl seviyorum
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Billur bir şarkıdır bu seni mırıldanıyor
Söylediğim her sözcük boşuna değil diyor
Gün gelir sözcükler de dönüşür gözyaşına
Gün gelir sözcükler de büyü’dür tek başına
Sevgilim çarpıp duran şu pancuru kapatalım
Yağmur damlasının sesiyle biz bize kalalım
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Türkçesi: Erdoğan ALKAN

17 Mayıs 2011 Salı

Sayın Timur Ugan'ın Bir Duyurusu Var !

Değerli  blog  yazarı arkadaşımız  Timur  Ugan'ı  Wordpress uzantılı  blog  sayfamı  oluşturunca  tanıdım. Dünya  görüşü, yaşama  bakış  açısı,  paylaşımları  ve çabaları  ile  örnek  alınası  bir  insan. Aynı  zamanda  bir  şair. Çok  beğendiğim  şiirlerini  anlamlı  bir  proje  için  hem  sanatseverlere  hem  de  hayvanseverlere  sunuyor.   İşte  Sayın  Timur  Ugan'ın  sayfamda  paylaşmaktan  onur  duyduğum  duyurusu:

Değerli  blog dostlarım,  siz  de  sayfalarınızda  paylaşırsanız  sevinirim.

Marmara Ereğlisi ve Yeni Çiftlik  barınakları için canla başla didinen bir avuç gönüllüye destek amacıyla…

Değerli Dostlar; Y. Çiflik ve M.Ereğli barınaklarının acil olarak tamir ve bakım ve eksiklerinin giderilmesine katkı olarak mütevazi bir kişisel girişimde bulunmak istedim.
Fikir aldığım arkadaşlarımızın da katkılarıyla bir öneri oluştu.
Mevcut  600 adet  “Deniz Sevdası”  şiir kitabımdan yakın çevremizdeki 60 arkadaş onar adet  alır ve isteği üzere yakın çevresinde dağıtırsa 3000 tl ye yakın bir gelir elde etmek mümkün…
Bu paranın 1500 tl. si en azından barınakların acil tamiratlarını, fayans döşenmesini sağlar. Diğer yarısı da dosyası hazır olan “Hayvan Öyküleri ve Şiirleri ” kitabımın ikinci bir gelir kaynağı olarak  basılmasını sağlayabilir.
Daha öneriyi tartışırken 5 değerli arkadaşım 10 ar adet istekte bulundular bile.
Özetle 10′ ar adet kitap alacak 55 arkadaşımıza da gereksinim var. Böylece bulunduğunuz uzak yerlerden bile canlara bir katkınız olabilecek.
İstek için facebook mailime, ya da  4031984@gmail.com  e-postama adresinizi bildirmeniz yeterli. Kargo ile 10 adet kitap hemen elinize ulaşacak. Ödemesi de ” ptt “den kolayca ve ucuza  ” Timur Ugan /  Silivri-Gümüşyaka / istanbul” adresi ile Gümüşyaka postanesindeki hesabıma gönderilebilir ve barınaklarla sürekli ilgilenen arkadaşlarımızın önereceği sıraya göre benim de yardımımla gerekli tamirat ve tadilatlar için aktarılabilir.
Sevgi ve Saygılarımla…
“DENİZ SEVDASI” – 100 Sayfa Adet fiatı 5 tl dir.
HAYDİ DAYANIŞMAYA !
Timur Ugan








19 Mayıs 2009 Salı

Severek Okuduklarımdan / Şiir / FENER, GECE VE YILDIZLAR


Wolfgang Borchert, II. Dünya Savaşı yıllarında savaşın bütün acılarını tattı, yaralandı, hastalıklara yakalandı, savaş karşıtı görüşlerinden ötürü hapis yattı. Henüz 26 yaşındayken öldüğünde, ardında bir dolu şiir ve öyküyle tüm dünyayı etkileyen Kapıların Dışında adlı bir oyun ve yüreklerde bugün de yankılanan savaş karşıtı bir manifesto bıraktı.


FENER, GECE VE YILDIZLAR

Evet, hiç değilse
ben ölünce
bir fener olsam;
tek başıma geceleri,
uykulardayken dünya,
gökte ayla senli benli
sohbete dalsam.

Wolfgang Borchert

27 Nisan 2009 Pazartesi

Edebiyat / Şiir / Guiseppe Ungeretti



10 Şubat 1888 , İskenderiye doğumlu şair Giuseppe Ungaretti, sözcükleri olabildiğince ölçülü kullanarak, en az sözcükle en derin etkiyi bırakan şairlerden biridir.

''Yüreğim benim /en azaplı ülke''diyen bir şairi düşünün. Savaşı yaşayan bir çok insan gibi pek çok acı barındırmıştır içinde. Onun ayrıcalıklı yönü kalemidir kuşkusuz. Başka yüreklere sızabilme yeteneği kalemi ile güç bulur.

İskenderiye'de doğmuş, İtalya'da sonlanmış yaşamı, o liman kentinin izleriyle doludur. İtalya ve Fransa yıllarından sonra, evi olan Roma'da yaşadığı yüzyılın çaresizliğini, kısacık dizeleri ile ustaca anlatmıştır. Savaş yıllarının derin acılarını, yüreklerde hissettirse de, kahramanlığı hiç yüceltmedi.

Bu evlerden
yalnız
bir kaç
parça duvar kaldı

İnsanlardan
yanımdaki
pek azı
kaldı

Yürekte oysa
eksik haç yok

Yüreğim benim
en azaplı ülke

Guiseppe Ungaretti



DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN BURAYI TIKLAYIN