Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2019 Cumartesi

Giuseppe Ungaretti



10 Şubat 1888 , İskenderiye doğumlu şair Giuseppe Ungaretti, sözcükleri olabildiğince ölçülü kullanarak, en az sözcükle en derin etkiyi bırakan şairlerden biridir.

''Yüreğim benim /en azaplı ülke''diyen bir şairi düşünün. Savaşı yaşayan bir çok insan gibi pek çok acı barındırmıştır içinde. Onun ayrıcalıklı yönü kalemidir kuşkusuz. Başka yüreklere sızabilme yeteneği kalemi ile güç bulur.

İskenderiye'de doğmuş, İtalya'da sonlanmış yaşamı, o liman kentinin izleriyle doludur. İtalya ve Fransa yıllarından sonra, evi olan Roma'da yaşadığı yüzyılın çaresizliğini, kısacık dizeleri ile ustaca anlatmıştır. Savaş yıllarının derin acılarını, yüreklerde hissettirse de, kahramanlığı hiç yüceltmedi.

Bu evlerden
yalnız
bir kaç
parça duvar kaldı

İnsanlardan
yanımdaki
pek azı
kaldı

Yürekte oysa
eksik haç yok

Yüreğim benim
en azaplı ülke

Guiseppe Ungaretti



DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN BURAYI TIKLAYIN




27 Ağustos 2016 Cumartesi

Kahkaha Çiçeği (Gündüz Sefası)


Çok eski zamanlarda, uzak bir ülkenin mutsuz bir kralı varmış. Mutsuzluğu nedendir bilinmez.. Evet, o bir kral olsa da sonuçta insan. Kim bilir ne dertleri, ne özlemleri, ne kaygıları, ne yoksunlukları vardır içine gömdüğü, bilinmez ki... Bilinen bir şey  varmış ki, bu kralın yüzü hiç mi hiç gülmezmiş.

Öte yandan sarayın yakınlarında, küçük bahçesi içindeki  kulübesinde yaşayan kimsesiz bir çiçekçi kız varmış. Minik saksılarda yetiştirdiği çeşit çeşit çiçekleri satarak yaşamını sürdürürmüş.  Küçücük bahçesinde yetişen gülleri, lavantaları, karanfilleri de unutmamalı. Onları da genç adamlar sevgililerine, eşlerine vermek için satın alırlarmış. Bazı insanlar  da, hasta ziyaretine giderken, annelerini, kayınvalidelerini ya da arkadaşlarını mutlu etmek için uğrarlarmış bu küçük bahçeye. Her mevsim bir şeyler bulunurmuş orada. Kışın zerenler, kış gülleri, ilkbaharda ve yazın hemen her tür çiçek, sonbaharda krizantemler rengarenk, mis kokuları ile mutluluk saçarmış etrafa. İlkbahardan itibaren bu güzelliklere kuşlar, kelebekler eşlik edermiş. Tabii ki bir de çiçekçi kızın kahkahaları.. Kazandığı paralarla zar zor geçinse de mutlu bir hayatı varmış  bu kızın. Kahkahaları bazen saraya kadar ulaşır, penceresi açık ise,  kral tarafından duyulurmuş. Kral bu duruma şaşırır, biraz da kızarmış. ''Bu kadar gülünecek ne olabilir ki bu dünyada? '' diye sorarmış kendi kendine. Derken bir gün daha çok sinirlenmiş ve ''şu kahkaha atan kızı bana getirin, öğrenelim bakalım neymiş bu  mutluluğun kaynağı'' demiş. 

Adamları derhal kıza durumu iletmişler ve hazırlıklı olması için uyarmışlar: ''Kralımız son derece sinirlidir ve yüzü hiç gülmez. Onu kızdırmamaya özen göstermelisin'' diye..
Kız durumu anlamış ve son anda geri dönüp kulübesinden minicik bir paket almış. Kralın huzuruna çıkınca, kral onu şöyle bir süzmüş, yoksul olduğu her halinden belli olan kıza yanıtını çok merak ettiği soruyu sormuş: '' Söyle bakalım küçük hanım, sana her gün neşeli kahkahalar attıran şey nedir?''
Kız, biraz korksa da cesaretini toplayıp yanıt vermiş:
''Kral Hazretleri, size bunu sözlerle açıklayamam. Yaşayıp görmeniz lazım.'' demiş ve içinde bir kaç tohum olan minik hediyesini takdim etmiş. Bunları pencerenizin tam altına kendi ellerinizle dikin. Biliyorum işinin ehli bahçıvanlarınız var, onlar da başka tohumlar dikebilirler ama bunları kendiniz dikin lütfen ve  ara sıra sulamayı sakın unutmayın. Kurumalarına izin vermeyin. İşin sırrı bu işte'' deyip kralın huzurundan ayrılmış. Kral, '' tüm önemli işlerimi bırakıp  bu tohumları mı dikeceğim, bir de sürekli belli aralıklarla sulayacağım demek. Ne saçma!''  demiş demesine de içi bir türlü rahat etmemiş ve tohumları dikmiş, sulamış.

Kısa bir süre sonra tohumlar çimlenmiş, boy atmaya başlamış. Sarayın bahçesinde işinin ehli  bahçıvanların yetiştirdiği çeşit çeşit  çiçekler olmasına rağmen kralın gözü penceresinin altında büyümekte olan bitkiden başkasını görmüyormuş. Bu bitki adeta takıntı olmuş kralda. Her sabah uyanınca  penceresini açıp aşağıya bakıyormuş. ''Aaa, ne kadar da büyüdü, bu bir sarmaşıkmış meğer'' diyormuş. Derken bitki ilk tomurcuklarını vermiş. Kralın yüzünde bir gülümseme olmuş. Hizmetkarı odaya girince kralın yüz ifadesini görüp çok şaşırmış. Bir kaç gün sonra tomurcuklar patlayıp koyu mor çiçeklere dönüşmüşler ve kral heyecanla çiçeklerine bakmış. ''Tanrım, bu ne güzel bir olay, ben ektim, ben büyüttüm bu güzel şeyleri'' diyormuş. Derken çiçekleri ziyaret eden bir kelebek uçarak kralın hizmetkarının burnuna konmuş. Hizmetkar şaşkın bir ifade ile şaşı gözlerle bakarken kral gülmeye başlamış, hem de kahkaha ile.. Tahmin ettiğiniz gibi, o çiçekler, kahkaha çiçekleriymiş.

Sanırım bu masalımsı öykünün anlatmak istediği kahkaha çiçeğinin özel bir çiçek olması değil. Ama bu masalda başka bir  çiçek değil de kahkaha çiçeğinin  seçilmesi tesadüf de değil. Bu çiçek bir sembol. Önemli olan, her konumda, her statüde insanın biraz emekle, biraz sabırla yeni bir şeyler deneyerek yaşamına renk ve anlam katabileceği..  Kahkaha çiçeğine gelince; bu yetiştirmesi kolay, kısa sürede gelişen  her ortama, her iklime uyumlu üstelik, oldukça neşeli, hoş çiçekler açan bitki, bu masala çok yakışmış bence. Eminim sizlerin bahçelerine, balkonlarına da yakışacaktır. Hepinizin, yüzünüzü güldüren uğraşıları  olsun. Bol kahkahalar! Sağlıcakla kalın.














20 Ekim 2013 Pazar

Can Dostum / W. Bruce Cameron Can Dostumun Yolculuğu / W. Bruce Cameron


Daha önce de  köpekler ya da kediler hakkında yazılmış romanlar okumuştum. Çocukluğumdan beri hayvanlarla güçlü sevgi bağları kurabilen biri olarak çok da severek okumuştum bu kitapları.

Can Dostum ve devamı olan Can Dostumun Yolculuğu kitapları da çok sağlam gözlemlere dayalı, zaman zaman hüzünlendiren, bazen de güldüren, köpeklerin dünyasına kapı açan yapıtlar. Elbette bu dünyanın baş köşesinde o köpeklerin insanları var.
Bana göre gerçekten de büyüleyici bir dünya. Ben zaten bunu keşfetmiş biri olarak  her iki romanı  da oldukça öğretici buldum. Romanlarda bir kaç farklı yaşam boyunca, sadece köpeklerin değil, bir köpeğin varlığının amacı olabilen insanların da hüzünlü, mutlu, basit, karmaşık yaşamlarından kesitler  göreceksiniz.

Özellikle, bir köpek evlat edinmeyi aklından geçiren, ya da pek istemediği halde çeşitli nedenlerle (özenti, hediye edilme, çocuğu istiyor diye vs) bir köpeği yaşamına almak zorunda kalan, ama bunun ciddiyeti üzerinde kafa yormayan, kolaylıkla ondan vaz geçen ya da  geçebileceğini düşünen insanlar bu kitapları mutlaka okumalı.    

24 Haziran 2013 Pazartesi

Begonvilli Ev Halleri

Selam Dostlar,
Epeyce ara verdiğim günceme kaldığım yerden devam ediyorum. Elbette sıcak gündem sosyal paylaşım sitelerinden  izlendi ve görüşler belirtildi.. Ancak  blog sayfamda paylaşımlar yapmak pek içimden gelmedi. Çünkü  bu sayfanın konsepti belli. Zaman zaman ülke gündeminden uzak kalamasam da  konularımız  ve ilgi alanlarımız  ortalama bir Türk ailesinin  günceli,  hobileri..  Umudumuzu ve gönül desteğimizi  eksik etmeden yaşamın gereklerini yerine getirmek gerekiyor.

Begonvilli Ev yine bildiğiniz gibi.

Farklı olarak Minik'imiz  kulağından bir operasyon geçirdi. Ameliyat  sonrası ilk günümüz kabus gibiydi..Yaşı nedeni ile  zorlansa da şu an iyi sayılır.

Minik patili can dostları olanlar için küçük bir hatırlatma: Köpek ve kediciklerinizin dış kulaklarını sık sık elinizle  yoklayın, kontrol edin. İçi sıvı dolu  keseciklere rastlarsanız  zaman kaybetmeden veterinere baş vurun. Rahatsızlığın adı: Hematom. Aslında muhtemelen orta ya da iç kulaktaki  başka bir rahatsızlığın  uzantısı. yani kaşımaya, çizilmeye bağlı ortaya çıkıyor. Tedavisi  cerrahi girişim ve tabii ki diğer rahatsızlığın da  tedavi edilmesini  gerektiriyor.

Bebek kedilerimiz  bugün tam iki aylık oldular.  Çok güzeller  ve şükürler olsun sağlıklılar. İki tanesi sahiplendirilecek gibi. Koşulları uygun olursa ve caymazlarsa isteyen iki aile var.
Hala  annelerini emiyorlar küçük danalar:)


Gördüğünüz gibi merdiven ahalimiz  oldukça kalabalık:)

Bahçemizle pek ilgilenemiyorum ama yine de keyifli saatler geçirmemize yetecek  kadar cömert  bir bahçe.




 En çok da bizim minik  patililer mutlu oluyorlar bahçede.


Bu yastıkları bahçe için yaptım ama bir kaç gün evde kullanayım dedim.


Bu arada ağırlıklı olarak köşe yazıları  okunsa da, neyse ki kitap okumaya devam.

Son olarak Nazan Bekiroğlu'nun ''Lâ: Sonsuzluk Hecesi'' adlı kitabını bitirdim. Ustalıkla yazılmış.. Özellikle Habil-Kabil bölümü insanoğlunun hırslarını sorgulatan  etkileyici bir  bölüm. 
Begonvilli Ev'den şimdilik bu kadar dostlar. Hepinize  gönlünüzce bir hafta ve takibinde aydınlık günler diliyorum. 

24 Şubat 2013 Pazar

Şakayık Çiçeği ve Çağrıştırdıkları

 En  çok sevdiklerimden biri.






Renkleri, zarif formları ile saksıda ya da yerde ilkbaharın en güzel çiçeklerinden biri  de şakayık bana göre..


Şakayık - Vikipedi
Her yıl bir kaç saksı satın alırım ama üretmeyi ya da  bir dahaki yıla yaşatmayı  başaramam.






Bu yıl yine deneyeceğim. Eğer bu konuda deneyimli olanınız varsa tavsiyelerinizi bekliyorum.

Şakayık demişken:
http://www.youtube.com/watch?v=vnehNtzlOx0


Bir de yıllar önce okuduğum 'ın ünlü romanı Şakayık geldi aklıma. Çin'de yaşayan Yahudi bir ailenin Çinli hizmetçisi narin ve  tatlı kızın  platonik aşkını konu alan roman Çin'in büyülü atmosferinde yaşanan imkansız aşkı anlatan  şiir tadında bir baş yapıt.

25 Kasım 2011 Cuma

Kuyruklu Yıldızın Oğlu / Mark Twaın



Samuel Langhorne Clemens (30 Kasım 183521 Nisan 1910), daha çok takma adı Mark Twain olarak bilinir, Amerikalı mizahçı, satirist, roman yazarı, yazar ve öğretmen.

O, 19. Yüzyıl Amerikan Edebiyatının en önemli mizah yazarı. Işıltılı zekasının ürünü ince esprileri, eşsiz hayal gücü ile edebiyat dünyasındaki  yerini aldı.

Tom Sawyer'ın Maceraları,Huckleberry Finn'in Maceraları, Adem ile Havva'nın Güncesi  gibi çok bilinen yapıtlara imza atmış.

Edebiyat tarihinde daktiloyla yazılan ilk roman Mark Twain'e aitti..(İlk kez  daktiloyla yazılan roman olarak Tom Sawyer  gösterilse de  tamamı  daktiloyla yazılan  kitabı Mississippi'de Yaşam'dır)

Önce Tom Sawyer'ın maceraları çıktı.Öksüz Sawyer'ın Mississippi boyunca geçen macerası çok sevildi. Bu akıllı, yaramaz ve macera düşkünü çocuk  yıllar sonra bile bir çok kişinin kahramanı oldu.
Özellikle bir çiti boyaması istenenTom'un bunun büyük bir iş olduğunu arkadaşlarına inandırıp, onlardan istediklerini alıp çiti boyamalarına izin vermesi her daim akıllarda kaldı.


Tom'un arkadaşı Huckleberry Finn'in maceraları ise daha sonra geldi. Kimileri bu roman için ''Amerikan edebiyatının ilk büyük yapıtıdır'' der.

Tom gibi yaramaz olan Huckleberry aynı zamanda biraz daha asiydi.
Twain ile ilgili  yazılacak çok şey var. Yaşamı başlıbaşına ilginç bir öykü ama burada bu kadarından söz edebildim.

Yaşam Öyküsü ve Diğer Bilgiler Burada

Bazıları nükteli, bazıları ironik eşsiz söylemlerinden bir kaçı ile  yazımı bitiriyorum :


  • Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ediyor.
  • Hiçkimse izlemiyormuş gibi dans et, Hiç incinmemiş gibi sev, Hiçkimse dinlemiyormuş gibi şarkı söyle, Dünya cennetmiş gibi yaşa.
  • Beni yarı yolda bıraktığını sanıp, o yolda koşarken nefes nefese kalanlar.. Yolun sonunda sizi bekliyorum.
  • Yarın, geride kalan hayatımızın ilk günüdür.

14 Kasım 2011 Pazartesi

Bir Garip Orhan Veli



Bugün Orhan Veli'nin ölüm yıl dönümü. 61 Yıl önce kaybettik O'nu. Henüz 36 yaşındaydı ve İstanbul aşığıydı..

Konuştuğu gibi, anlaşılır yazdığı için o dönemlerde yadırganmış, bazı edebiyatçılar tarafından eleştirilmiş.

Türk edebiyatında "Birinci Yeni" diye de adlandırılan bu çıkışları, şiirde parıltılı sözcüklerin egemenliğini yıkmış. Sokaktaki insanı ön plana çıkarmış. Biçim şiirin kalıbıyken kendisi haline gelmiş onun şiirlerinde. Duygular, yaşama sevinci, gündelik yaşamın ve sokaktaki insanların sorunlarına ağırlık vermiş. Durmadan araştırmalar yaparak, yeni denemelerle şiirini sürekli ileri götürmeye çalışan bir şair .. Moliere, Gogol, Sartre gibi yazarlardan çevirileri var. Tüm bunları kısacık yaşamına sığdırmış Üstad.
Hiç kuşkusuz ilk akla gelen şiiri ''İstanbul'u Dinliyorum'' dur ama her şiiri, her dizesi yaşamın ta kendisidir. Toprağı bol olsun!


Şiirlerini Dinle

4 Eylül 2011 Pazar

Aşk Asla Pişmanlık Duymamaktır! / Erich Segal

 Bu iddialı söz Segal'e ait.






Hani şu dünyanın belki de en iyi aşk romanı olan Aşk Hikayesi'nin yazarı Erich Segal.



O, herkesin saygı duyduğu bir edebiyat profesörüydü.  Basmakalıp bir öykü anlattığı söylenerek çok eleştirildi.

Segal ise sadece ''aşk asla pişmanlık duymamaktır''dedi.

Aşk Hikayesi kimsenin hatta yazarı Erich Segal'in bile anlayamadığı şekilde ortalığı allak bullak etti..


Dünyaya bir hastalık sonucu veda etmek, gençlere (hatta yaşlılar) Napalm bombaları, uçaksavar mermileri veya Rambo bıçaklarıyla ölmekten çok daha romantik geliyordu. Çünkü işin içinde aşk vardı.


Love Story New York Times'ın en çok satanlar listesinde tam kırk bir hafta birinci sırada kaldı..


Erich Segal daha sonra Sınıf, Doktorlar,Sadakat anlaşması, Ödüller ve Aşk Hikayesi'nin devamı niteliğindeki Oliver'in hikayesi'ni de yazdı. Hiç biri Aşk Hikayesi'nin başarısına ulaşamadı.







Ya  filmine  ve unutulmaz  şarkısına ne demeli?  Hadi onları da devam yazımızda anlatalım. Sevgili okuyucum sıkılmasın..

22 Temmuz 2011 Cuma

Şiir / Aragon / Seni Seviyorum Elsa



Siyah Klavye adlı blog  sayfasının  yazarı Sevgili Arkadaşım bugün  Elsa ile Aragon'un  büyük  aşklarını  anlatmış.
Yüreğimde  bir  sızlama  ile  okudum  yazıyı.  Huzurlu  ve  mutlu  iki yaşlı  insan  resmine  takılıp  kaldı  gözlerim..Kim bilir  kimler böylesine  büyük  bir  aşkın benzerini  yaşadığını  düşünüp   birlikte  yaşlanmayı  hayal  ederken ayrı  düştüler  .. Ya  da  kavuşamadan ayrıldılar.. Belki  de  hastalıklar,  ölümler  ayırdı bazılarını...
Elsa  ile  Aragon  şanslı  insanlarmış.  Okumaya  doyamadığım muhteşem  şiiri geldi  aklıma.  Hani  şu  şairin ''Mutlu aşk  yoktur'' dediği  şiir..
Ama  onu  değil  bir  başka  şiirini paylaşacağım.  Aşkın  en  nazenin  hali  var  bu  şiirin  dizelerinde..''Geçen  günler  incinmesin''  diyecek  kadar  nazenin.... Bu  incelik  yüreğime  dokunuyor,  belki  başka  yüreklere  de  dokunur.....

ELSA SENİ SEVİYORUM

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Seninle bütün bir mevsim ne güzeldi
O yaz kitaplardaki kadar öyle güzeldi
Manastır ormanında seni mutlu ettiğimi sandım
Toulon rıhtımında akşamın rengine kandım
İster bana budala ister çılgının teki de
Mutluluk nedir ki umutlar çekip gidince
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Geçen yıl yapraklar solarken şarkı söylüyordum
Veda ederken bile bir gün görürüm diyordum
Ölenler dünyaya yeniden geleceğini sanır
Tatlı sözlere kananlar ergeç aldanır
Gözlerime bak hele orda nice güzelsin
Yüreğimi çılgınlıklarımı duymuyor musun
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Solgun bir piyaniste benzeyen güneş bak işte
Hep aynı sözleri aynı şarkıyı söylemede
O tehditten uzak günleri sevgili anımsa
Ne mutluyduk ikimiz evimizde Montparnasse’da
Artık yaşam karadüzen sürüp gidecek
Soğuk Akşam oldu şimdiden Tekliyor yürek
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Pörsümüş bir yonca gibi sana sunduğumda hani
Ne sevmiştin bu şarkıyı üzgün sesini
O gün bu gün el değmemiş uyuyordu bende
Unutulmuş çekmeceden şimdi çıkardım işte
Hiç değilse sevdiğin bir şey buldum diye avundum
Elsa’m halden anlamazım seni nasıl seviyorum
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Billur bir şarkıdır bu seni mırıldanıyor
Söylediğim her sözcük boşuna değil diyor
Gün gelir sözcükler de dönüşür gözyaşına
Gün gelir sözcükler de büyü’dür tek başına
Sevgilim çarpıp duran şu pancuru kapatalım
Yağmur damlasının sesiyle biz bize kalalım
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Türkçesi: Erdoğan ALKAN

17 Mayıs 2011 Salı

Sayın Timur Ugan'ın Bir Duyurusu Var !

Değerli  blog  yazarı arkadaşımız  Timur  Ugan'ı  Wordpress uzantılı  blog  sayfamı  oluşturunca  tanıdım. Dünya  görüşü, yaşama  bakış  açısı,  paylaşımları  ve çabaları  ile  örnek  alınası  bir  insan. Aynı  zamanda  bir  şair. Çok  beğendiğim  şiirlerini  anlamlı  bir  proje  için  hem  sanatseverlere  hem  de  hayvanseverlere  sunuyor.   İşte  Sayın  Timur  Ugan'ın  sayfamda  paylaşmaktan  onur  duyduğum  duyurusu:

Değerli  blog dostlarım,  siz  de  sayfalarınızda  paylaşırsanız  sevinirim.

Marmara Ereğlisi ve Yeni Çiftlik  barınakları için canla başla didinen bir avuç gönüllüye destek amacıyla…

Değerli Dostlar; Y. Çiflik ve M.Ereğli barınaklarının acil olarak tamir ve bakım ve eksiklerinin giderilmesine katkı olarak mütevazi bir kişisel girişimde bulunmak istedim.
Fikir aldığım arkadaşlarımızın da katkılarıyla bir öneri oluştu.
Mevcut  600 adet  “Deniz Sevdası”  şiir kitabımdan yakın çevremizdeki 60 arkadaş onar adet  alır ve isteği üzere yakın çevresinde dağıtırsa 3000 tl ye yakın bir gelir elde etmek mümkün…
Bu paranın 1500 tl. si en azından barınakların acil tamiratlarını, fayans döşenmesini sağlar. Diğer yarısı da dosyası hazır olan “Hayvan Öyküleri ve Şiirleri ” kitabımın ikinci bir gelir kaynağı olarak  basılmasını sağlayabilir.
Daha öneriyi tartışırken 5 değerli arkadaşım 10 ar adet istekte bulundular bile.
Özetle 10′ ar adet kitap alacak 55 arkadaşımıza da gereksinim var. Böylece bulunduğunuz uzak yerlerden bile canlara bir katkınız olabilecek.
İstek için facebook mailime, ya da  4031984@gmail.com  e-postama adresinizi bildirmeniz yeterli. Kargo ile 10 adet kitap hemen elinize ulaşacak. Ödemesi de ” ptt “den kolayca ve ucuza  ” Timur Ugan /  Silivri-Gümüşyaka / istanbul” adresi ile Gümüşyaka postanesindeki hesabıma gönderilebilir ve barınaklarla sürekli ilgilenen arkadaşlarımızın önereceği sıraya göre benim de yardımımla gerekli tamirat ve tadilatlar için aktarılabilir.
Sevgi ve Saygılarımla…
“DENİZ SEVDASI” – 100 Sayfa Adet fiatı 5 tl dir.
HAYDİ DAYANIŞMAYA !
Timur Ugan








24 Nisan 2010 Cumartesi

Severek Okuduklarımdan / İhanet / Karin Alvtegen



Karin Alvtegen İsveç'li bir yazar. Lagerlöf'lerin, İbsen'lerin, Kierkegaard'ların ülkesinden. İhanet, İsveç'in günümüz edebiyatında aldığı yeri göstermesi açısından önemli bir yapıt.''İnsanın en büyük korkusu terkedilmek ve reddedilmektir'' düşüncesine dayalı olarak kurgulanmış.

Yazar, genç bir anne olan Eva'nın evliliği ile ilgili sorunları olduğunu farketmesi ile başlayan bir sorgulama sürecinin, onu nasıl intikama yönelttiğini gösteriyor romanında.

Kocasının gittikçe belirginleşen soğukluğu karşısında evliliğini gözden geçirmek zorunda kalan Eva, kocasının oğlunun öğretmeniyle aşk yaşadığını öğrenince duyduğu acı ve öfke onu intikama yöneltiyor..
Alvtegen,oldukça alışılmış bir öyküden yola çıktığı İhanet adlı romanında, bilinen kalıpları yerle bir ederek okuru şaşkınlık içinde bırakıyor. Aldatılmanın acısını tüm psikolojik boyutlarıyla gözler önüne sererek, yıkıcılığımızın nasıl denetlenemez sonuçlara yol açabileceğini gösteriyor. Yazarın büyük duygusal yıkımlar yaşayan insanların ruh yapısını derinliğine yansıtmaktaki ustalığı, İhanet'i sıradan bir polisiye olmaktan çıkarıp usta işi bir gerilim romanına dönüştürüyor.

18 Nisan 2010 Pazar

Severek Okuduklarımdan / Emile Zola / Meyhane



Emil Zola’nın bu dev yapıtı, evrensel bir durumu, yani yaşamla başa çıkabilme kavgasını, zaman ve mekan kavramlarını aşarak, yanıbaşımızda olup bitiyor gibi, usta bir gerçekçilikle, süsleyip püslemeden önümüze koyuyor. Her ne kadar romanın kişileri başarısız ve ezilmiş insanlar olsalar da, yazarın da belirttiği gibi özünde iyi insanlar. Bu insanların çıkmazlarda bocalayıp batağa düşmelerinde kendi aymazlıklarının payı oldukça belirgin şekilde anlatılıyor.

20 Mart 2010 Cumartesi

Dünya Çocuklarının En Çok Okuduğu Kitap / Çocuk Kalbi



Dünya çocuklarının en çok okuduğu kitap olan Çocuk Kalbi kitabının yazarı Edmondo de Amicis, bu kitabı oğlunun trajik intiharından sonra bulduğu not defterindeki anılarına bakarak yazmış. Kitap 17 Ekim1886'İtalya'da okulların ilk açıldığı günde yayımlanmış ve sadece bir ay içinde tam kırk kez yeniden basılmış. Yayım tarihinden sonraki ilk bir yıl içinde on dile çevrilmiş.

Daha FazlasıBurada


Amicis'in kitabı beğenildiği kadar eleştirilmiş de.. Önce Katolikler ve bazı siyasetçiler, kutsal bakışı kitapta çocuklara aksettirmediği için Amicis'e yüklenmişler.Daha sonraları ise, Çocuk Kalbi kitabında sık sık ''O kıvırcık saçlı ve çok yakışıklıdır, onun yanında ben de kendimi ikinci hissediyorum ama bundan mutluluk duyuyorum''şeklinde cümleler kullanması nedeni ile eşcinsellikle itham edilmiş. Bu suçlamaların en ağırı Umberto Eco'dan gelmiş. Eco, Amacis'in düpedüz faşist olduğunu öne sürerek, Çocuk Kalbi kitabının da faşizm propagandası yaptığını iddia etmiş. Hatta hırsını alamayıp, Kraliçe Loana'nın Gizemli Alevi kitabında bir karakterini şöyle konuşturur:
''Ona De Amicis'in Çocuk Kalbi adlı kitabını okuduğumu söylemiştim, bana onu hemen atmamı, De Amicis'in bir faşist olduğunu söylemişti. Kurşuna dizeceksin böylelerini, kurşuna. Asıl De Amicis gibileri açtılar faşizme yolu''

İtalyan Ordusu'nda savaşan, bir çok ülke dolaşıp anılarını yazan yazarın ne denli faşist olduğunu Çocuk Kalbi kitabından anlayamadım ama Umberto Eco'nun da bir bildiği vardır elbette diyorum.

Yazarın 1874'de geldiği İstanbul'a dair anılarını da yazdığı İstanbul adlı kitabı da bir çok dile çevrilmiş.

5 Şubat 2010 Cuma

I Never Promised You a Rose Garden / Sana Gül Bahçesi Vadetmedim


Çalışma masamda epeyce kalabalık bir okunacaklar listesi oluşunca, bir kaç kez sırasını başka kitaplara kaptıran SANA GÜL BAHÇESİ VADETMEDİM öncelik kazandı. Belki de dikkatle okunması gerektiği kanısı uyandırdığından ya da yazarın okuyacağım ilk yapıtı olduğundandır bu güne dek bekletilmesi. Genellikle yazar hakkında araştırma yapıp bilgi toplarım bir kitaba başlamadan önce. Az çok tanıdık bir yazarsa, bu biyografik bilgilenmeyi kitabı okuduktan sonra yaptığım da olur. Bu kez önce yazarı tanıma isteğim baskın çıktı.

Amerikalı çağdaş roman ve öykü yazarı Joanne Greenberg, uzun süre Hannah Green lakabını kullanarak yazmış.Genç yaşta yaşadığı akıl hastanesi deneyimini Sana Gül Bahçesi Vadetmedim adıyla romanlaştırmış. 1989 ‘da ömrünün elli yedinci yılında yayımladığı Sana Gül Bahçesi Vadetmedim’i edebiyat dünyası ısrarla görmezden gelmiş. Eleştirmenler romanın farklı dillere çevrilerek milyonlarca satması karşısında ilgisizliklerini bir kenara bırakmak zorunda kalmışlar. Yine de romanı edebî açıdan yetersiz bulmuşlar.



Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, şizofreni üzerine yazılmış, şizofreniyi anlatan ve tanıtan önemli bir yapıt olarak olarak kabul ediliyor ve aslında bu hastalığa ve hastalara karşı toplumsal anlamda taşıdığımız önyargıların ne de boş olduğunu vurguluyor.

Şizofreni, toplumumuzda ve birçok toplumda hala tabu olarak görülen bir hastalık ne de olsa. Halk arasındaki kabulüyle ''delirmek''.. Ve şizofrenler de korkulması gereken insanlar. İşte bu düşünceyi ve bunun yanı sıra görece eğitimli, aydın insanların bakış açısıyla şizofreninin genelde bir entelektüel hastalığı olduğu kanısını da çok açık bir biçimde yalanlıyor bu roman.

Deborah’ın kendine dönük şiddeti, sanrıları ve hezeyanlarını okumak, şizofreninin yakıcı yüzünü ve aslında hiç de bazılarının sandığı gibi eğlenceli bir hastalık olmadığını anlamanızı sağlıyor. Bir yandan da tabu haline getirilecek bir yanının bulunmadığını anlıyorsunuz. Hiç kimsenin tutulmak istemeyeceği türden, acı verici bir hastalık ama bir hastalık işte.. Onlar dışarıda olmaktan korktukları için içerideler zaten. Bizim de onlardan ürkmemiz, aradaki uçurumları derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor.

Uzun zamandır bu derece etkilendiğim bir kitap olmamıştı. Okumasaydım kendimde de bir kısmı mevcut olan önyargılardan kurtulamayacaktım büyük olasılıkla.

17 Ocak 2010 Pazar

Kadın Yazarlar / Doris Lessıng




Doris Lessing, (Doris May Taylor) (d. 22 Ekim 1919 - Kermanşah, İran)

İran'da doğan İngiliz yazar Doris Lessing'in hayatı meydan okumakla geçti. Romanlarında ırkçılığı ve kadın sorunlarını işledi. Halen Londra'da yaşıyor ve yazmaya devam ediyor.

Annesinden yana yaralıydı. Hani vardır ya; annesi ile asla ana kız olamayan ve bunun gizli utancıyla yaşamaya çalışırken, yaşamı boyunca acı çeken kadınlar. Sanıldığı kadar az değildir sayıları. Can ciğer kuzu sarması olan ve annesi ile o özel bağı kuramayanlara hayretle bakan, hatta yadsımadan öte kınayan ana kızlar kadar olmasa da sayıları, ne yazık ki, doğanın bir şaşırtmacası gibi kopuk duygulu ana kızlar da az değildir her toplumda. İşte onlardandır Doris'le annesi de.

Öfkeliydi kendisini doğuran kadına. Yaptıklarına onun ve yapmadıklarına..Bir kez olsun kucağına alıp sarılmamıştı mutsuz bir anında. Fısıldamamıştı kulağına ''bebeğim yanındayım'' diye. Okşamamıştı başını bir kez bile..Bir mesafe vardı aralarında ve bunun taşımakla gurur duyduğu o asil kanla bir ilgisi yoktu. Erkeğinden erkek çoğaltmanın, kendine yeni bir erkek yaratmanın verdiği Tanrıça gururuyla oğluna aşıktı işte annesi, çoğu anneler gibi.

Bu yüzden hep babasını daha çok sevmişti Doris. Birinci Dünya Savaşı'nda babasının eksilen bacağının yerini alan tahta uzantısına bakmamaya çalışarak..


Ne var ki İngiltere'ye katlanamamıştı babası ve tayinini istemişti İran'a, Kirmanşah'a. Bir depresyon çocuğu olan Doris işte burada dünyaya gelmişti. Hayatının ilk yıllarından belleğine kazınan, anadilinden tek kelime bilmeyen sert Fransız dadılarla, Tahran'daki İngiliz kreşi oldu.

Sonra aileyi Rodezya(bu günkü ismiyle Zimbabwe) yılları bekliyordu. Siyahların yoksulluğu, kendi evlerindeki aristokrat yaşam çabasını gösteren kırmızı deri ciltli klasikler ve İran halıları ile nasıl da karşıtlık oluşturuyordu.

Ellerindeki paranın büyük bir bölümü babasının çiftçilik denemeleri alıp götürmüştü. Hem de içten içe tarlalarında altın bulma umudu için.

Protestan oldukları halde, iyi yetişmesi için gönderildiği yatılı Katolik okulunda çok kalamadı. Rahibelerin, sürekli ne kadar günahkar çocuklar oldukları telkinleri ile ve korkutmaları ile, yapılanları ailelerine anlatmamaları için tembihlendikleri halde ailesini ikna etmeyi başardı ve eve döndü. Devam edeceği ortaokulda da fazla kalamadı. Çünkü manastırdan çok da farklı değildi orası da. Onun başarılı olmak gibi bir derdi yoktu. Aralarına gömüldüğü kitapları ile, şiirler öyküler yazmak ona yetiyordu.

Doris'in yaşam öyküsü uzayıp gidiyor tabii ki ama tamamını burada anlatmak olası değil. Ne kadar kısa tutmaya çalışsam da buraya dek olan kısım bile epeyce uzadı..Kısacası, Güney Afrika dergilerinde yayımlanan öykülerinin ardından ilk romanı
Türkü Söylüyor Otlar yayımlandığında artık bilinen bir isimdi. Altın Defter'in yayımlandığı 1960'larda kadın haklarını savunan az sayıda kadından biriydi o.

Sonraki on yıl içinde mistisizmle ilgilendi. Bu ilgisi ona doğa üstü ve bilim kurgu romanlar yazdırdı. Kendisi gibi beklenmeyen bir çocuğun ailesine yaşattığı korkunç olayları anlattığı Beşinci Çocuk'un yayımlandığı 1980'lerde bir de takma isimle bir kitap kaleme aldı. Jane Somers'in Günlüğü'ndeki tanınmamış yazar kendisinden başkası değildi.

''Nasıl olsa biri yazacak, o zaman bunu yapan ben olayım'' diyerek, merak edilen uzun, mücadele ve meydan okumalarla dolu yaşamını Tenimin Altında ve Gölgede Yürümek isimli kitaplarıyla ortaya koyacaktı.

Haberi olmadan adının Kraliçe Elizabeth'in asalet listesine yazılmasına tepki gösterecek ve verilmesi planlanan ''Dame'' ünvanını reddedecekti.

Edebiyatın kendisini delirmekten koruduğunu söyleyen Lessing bugün seksensekiz yaşında. Londra'da sakin bir hayat sürüyor. Her sabah beşte uyanıp tek başına uzun yürüyüşlere çıkıyor. Parklardaki kuşları besledikten sonra evine dönüp yazı masasının başına oturuyor. Yazıyor....





Biyografisi ve Yapıtları İçin Burayı Tıklayın

1 Ocak 2010 Cuma

Enid Mary Blyton / Zencefil Kokulu Kitaplar




Enid Mary Blyton Hakkında Bilgi İçin Burayı Tıklayın



Shakespeare ve Agatha Christie'den sonra kitapları dünya dillerine en çok çevrilen İngiliz yazar olan, kahramanları Afacan Beşler ve Gizli Yediler'in Harry Potter'den bile daha çok okunduğu söylenen Enid Mary Blyton, kitaplarını başkalarına yazdırmak ve eserlerinde ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığı yapmakla suçlandı.

Buna rağmen doksan dile çevrilen kitapları 400 milyondan fazla sattı. Bu kadar ün ve bu ünün sağladığı para, doğal olarak eleştiriler de getirmeye başladı.Bazı eleştirmenler onun kelime dağarcığının çok kısıtlı olduğunu, başaramadığı için doğa ve karakter betimlemelerinden ısrarla kaçındığını ve özellikle çocukları edebi değeri yüksek kitapları okumaktan alıkoyduğunu öne sürdüler. İddialardan biri de kahramanları olan çocuklara zencefilli kurabiye yedirip zencefilli gazoz içirerek, İngiltere'de ve Amerika'da çocukların bu ürünlere üşüşmesini sağladığı yolundaki söylemlerdi. Enid Blyton güya kurabiye ve gazoz üreticileri ile önceden anlaşarak yüklü paralar alıyordu. Kitapları birer reklam pazarlama aracıydı. Ayrıca Maskeli Beşler serisinde sık sık canlandırdığı deniz kenarı manzaralarını anlatırken, İngiltere'nin güney kıyısındaki bir tatil yeri olan Bournemouth'u esas alıyordu. O güne dek kendi halinde sıradan bir sayfiye yeri olan kasaba bir anda büyük bir üne kavuşmuştu. Çocuklar, tıpkı hayranı oldukları Afacan Beşler gibi Bournemouth kıyılarında tatile çıkmak, kamp yapmak istiyorlardı. Bölgenin sakin sahilleri bir anda motellerle, kamp yerleri ile dolup taşmıştı. Blyton'un Afacan Beşler kitaplarındaki köpek Pafi'ye sık sık yedirdiği balık lezzetli mamaların üreticileri ile bazı anlaşmalar yaptığı da öne sürüldü..

Doğrulanamayan parasal ilişkiler, kitaplarında para karşılığı gizli reklam yaptığı iddiaları, arazi spekülasyonları, kitaplarını başka yazarlara yazdırttığı söylentileri, ırkçılık ve cinsel ayrımcılık gibi ciddi savlar, bu gün hala Blyton'un etrafında dönüp duruyor.

Bunca esrarengiz olayı elbette en iyi şekilde Afacan Beşler ile Gizli Yediler çözebilirdi ama ne yazık ki, Enid Mary Blyton'ın 28 Kasım 1968'de bir alzheimer hastası olarak ölümünden sonra onlar da esrarengiz bir şekilde ansızın ortadan kayboldular. Arkalarında bir zencefil kokusu bırakarak..

3 Ekim 2009 Cumartesi

Son Okuduklarımdan / Edebiyat ve Patates Turtası Derneği / Annie Barrows, Mary Ann Shaffer




Elizabeth Gilbert'in kitap hakkında yazdıklarını okuyunca, ben de bu kitabı okumaya karar verdim. Okuyunca da pişman olmadım. Bakın ne demiş Elizabeth;

''En son ne zaman böylesine zekice yazılmış, bu kadar keyifli bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Her şey o kadar gerçek ki, kurgu bir roman okumakta olduğumu unuttum. Karakterler öyle harika çizilmiş ki hepsini arkadaşlarım ya da komşularım sandım. Ne olur bu kitabı kendinizden esirgemeyin. Ben herkesin mutlaka okumasını tavsiye ediyorum.”
Elizabeth Gilbert(Ye Dua Et, Sev'in yazarı)

Kitapta anlatılanlara gelince;

Yıl 1946 , yer Londra ve henüz İkinci Dünya Savaşı travması atlatılmaya çalışılıyor. Yazar Juliet Ashton yeni kitabı için konu bulma arayışındadır. Juliet hiç karşılaşmadığı bir adamla tesadüfen mektup arkadaşı olur.(Ayrıntıları kitabı okuyunca öğreneceksiniz)

Juliet yeni mektup arkadaşı ile yazışırken kendini Guernsey Edebiyat ve Patates Turtası Derneği'nin üyeleri içinde bulur. Çünkü mektup arkadaşının en yakın dostları bu grubun üyeleridir. Almanlardan korunmak amacı ile kurulmuş bu derneğin üyelerinin her birinin ilgi çekici bir hayat öyküsü vardır. Juliet bu kez derneğin etkileyici, sevgi dolu üyeleriyle mektuplaşmaya başlar. Kimi çiftçi, kimi frenolog kimi edebiyat sever olan bu insanların mektupları Juliet'e bambaşka bir dünyanın kapılarını açacak, dinlediği öyküler belki de yaşamını tamamen değiştirecektir.

Keyifli okumalar..