Hayvan Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayvan Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2017 Çarşamba

Sabah Yürüyüşümüz

Bu sabah sıcak bastırmadan Kara ile ormanın patikalarında yürüdük. Hemen her gün sabah erken saatlerde ve  diğer köpek kızlarımla da akşama doğru yaptığım  yürüyüşlerde, etrafı ilk kez görüyormuş gibi gözlemleyip keyif  aldığımı  fark ettim. Fazla söz etmeden görüntülerle sabah yürüyüşümüzün izlencelerini sunuyorum:






































22 Nisan 2016 Cuma

İlkbaharı Kırlarda Yaşamalı!

Burada ilkbaharın en güzel günlerini yaşıyoruz. Sabahları tatlı bir serinlikle uyanıyor, öğleye doğru  iyice ısınsak da  henüz bunalmadan yürüyüşler yapabiliyoruz. Biliyorum ki bu günler çabucak geçecek. Bir süre sonra takvim   ilkbaharı gösterse de  nem oranı git gide artarak  kavurucu sıcaklar kendini hissettirecek. İşte bu nedenle fırsat buldukça bu güzel günleri kırlarda, sevgili ormanımın  patikalarında değerlendirmek istiyorum. Buralarda bu keyfin farkında olan bir Allah'ın kulu olmamasına hayret ediyorum. İşleri güçleri olması nedeni ile değil.. Hemen hemen her gün sabahtan akşama dek  küçük çocukları ile kapı  önlerinde  diğer komşular ile oturup bağıra çağıra sohbetler ediyorlar. Onların  da yaşam tarzı bu..




Bana gelince, günlük işlerimi planlayıp, sabah yapılması gerekenleri  halleder etmez, alıp köpek kızlarımı, ormanın kıvrımlı yollarında aşağıda göreceğiniz güzelliklerin tadını çıkarıyorum. Elbette hepsini paylaşamıyorum. Orman sarmaşıklarının, ada çaylarının, kekiklerin harika kokuları, pastoral bir şarkı gibi gelen kuş cıvıltıları, yol kenarında otlayan keçilerin  melemeleri, kelebeklerin  pür telaş etrafta uçuşmaları, sizlere ulaştıramadığım güzellikler. Yine de  renklerden bir demet sunmak istedim.

Baş rollerde  yol arkadaşım Badem





Burada  her dönemeçte ya da sapılan her patikanın sonunda fon değişiyor.  Az önce papatyalarla dolu bir yerden geçerken, birden  sarı çiçeklerin halı gibi  etrafı kapladığı bir düzlüğe gelebiliyorsunuz.




















Bu yonca familyasından  yer örtücü bir bitki.














Son günlerde çok kaplumbağa görüyorum.





Badem vadiyi seyrediyor.





Aşağıda  tek tük erguvan ağaçları var.





Bu bitki bir adaçayı türü. Gezdiğim blogların birinde  bir Fransız bayanın bahçesinde peyzaj bitkisi olarak kullanıldığını gördüm. Cezayir Adaçayı olarak tanıtmış. 





Ormanda  bulduğum  vahşi orkideler.





Yine ormanda  rastladığım  yabani süsen.






Bu ağaç  ormanın eteklerindeki vadide büyümüş yabani armut ağacı. Burada Zingit diyorlar.




Aynı vadide yabani elmalar da var.




Bu günlük bizden bu kadar.  Sizlere de gönlünüzce güzellikler yaşamanızı diliyorum.

9 Nisan 2016 Cumartesi

Bu Köpeği Tanıyor musunuz Tuğba Hanım?


Sorabilmeyi çok isterdim! Bu köpeği tanıyor musunuz Tuğba Hanım?


Bu sabah köpeğimle ormana doğru yürüyüş yapıyorduk.  Fotoğrafta gördüğünüz terier cinsi köpekle karşılaştık.  Köpeğin hali  içler acısı diye nitelendirilebilir. Tasmasız, rengi kirden toprak rengine dönüşmüş, tüyleri yumak yumak olmuş, perişan durumda bir hayvancık.  Ben bu görüntülere dayanamam.  Belli ki terk edilmiş bir hayvan diye düşündüm.  Öylece  durmuş bize bakıyordu. Yanımdaki  kendi köpeğim Badem biraz agressif olduğundan ne yapacağımı bilemedim.  Bir koşu  eve dönüp Badem’i bıraktım, yanıma yiyecek, su ve  tasma alıp tekrar koşa koşa orman yoluna gittim. Bir yandan da  hala oralarda olması için  dua ediyorum. . Fazla uzaklaşmamış, onu buldum. Mamayı ve suyu bırakıp biraz geriye çekildim. Terieri olanlar bilir; (benim köpeklerimden biri de terierdir)  onların bir bakışı vardır. Başlarını yana doğru eğip sizin ne dediğinizi anlamaya çalışırlar. Bu da öyle yaptı ve beni kalbimden vurdu.  Sonra mamayı yemeye başladı. Ben biraz uzaktan izlerken veterinerimi aradım.  Durumu anlattım.  Köpeği eve kadar götürmeyi başarabilirsem gelip traşını, gerekli aşılarını yapmasını rica ettim. Sonra da yuva arayışına gireriz dedim. Muhtemelen  bu hayvancık  bana kalır diye de kaygılandım.  Çünkü evde üç köpek, iki kedi var.  Sağlık durumum da pek iyi değil.. Sağ olsun ”siz eve gidince haber verin, gelirim” dedi.  Bu arada, bilmeyenler için  belirteyim, ben bir köyde yaşıyorum. Veteriner  oldukça uzak.  Ne yazık ki tasmayı  takmayı başaramadım. Köpek korktu ve uzaklaştı.. Üzülerek eve döndüm. İki saat sonra  içime sinmedi, kendi terier cinsi köpeğim  Minik’i de alıp tekrar oraya giderken daha da yakınımıza geldiğini gördüm. Uzaktan sevdim ve Minik’le beni takip etmesi için teşvik ettim. Bahçe kapısına kadar  bizi izledi. Neredeyse başarıyorduk ama bizim  Kurt Kız ve Badem kendi  bölümlerinden havlayıp köpekçiği korkuttular. Tekrar kaçtı. Buraya kadar beni oldukça üzen bu öykü sonra daha da ilginç hale geldi. Ben  köpeği belki ürkütmeden alabilirim diye yola çıktım, köyün  genç kızlarından bir grupla karşılaştım. Köpeği  gördüler, benim yardım amaçlı izlediğimi anlayınca, o köpeği tanıdıklarını söylediler. ”Hep gelir buralara, aç aç gezer yollarda” dediler.Köpeğin  kime ait olduğunu duyunca  şaşırdım ve çok üzüldüm. Eğer doğru ise bizim köye  bir kaç kilometre uzaklıkta bulunan bir çiftliği  olan,  kırk yılda bir oraya gelen Tuğba Özay’ın köpeğiymiş. Getirip çiftliğine bırakmış ve muhtemelen  hayvanın bu  durumda olduğunu bilmiyor.  Ne diyeyim; hiç mi aklına gelmez, hiç mi merak etmez.  Emanet ettiği  insanlar nasıl bir vicdana sahip ki hayvan bu halde? Peki   sorumlu bir veterineri yok mu? Ben üç kuruşluk emekli maaşımla sorumluluğunu aldığım hayvanların her türlü veteriner hizmeti almasını sağlıyorum.  Ne aşılarını, ne sağlık kontrollerini ihmal etmiyorum. Çağırdığım zaman köye  gelen bir veterinerimiz var. Bu köpek ve varsa o çiftlikteki diğer hayvanlar kim bilir  hangi koşullardalar. Yapmayın, etmeyin, bakamayacağınız hayvanların günahına girmeyin…

15 Şubat 2016 Pazartesi

Minik'im Kırlarda

Yaşlı dostum Minik uzunca bir süredir yürüyüş yapmıyordu. Soğuk kış günlerinde evin sıcak köşelerinde uyumayı tercih ediyor, arada bir bahçede dolaşmakla yetiniyordu.

Dün  şahane bir sabaha uyanınca Kurt Kız ve Badem'in orman yürüyüşünden sonra Minik'i de kısa bir yürüyüşe çıkarmak geldi aklıma. Fazla uzağa gitmeden, yorulduğunu hissedince kucağıma alırım diye düşündüm. Sonrasında yavaş adımlarla eve en yakın kırlara doğru yürüdük. Etraf ilkbahara yaklaşmanın habercileri ile doluydu.

Minik papatyalar her yanı doldurmuş.


Sarı çiğdemler açmış.






Güzel bir düzlüğe gelince Minik'i serbest bıraktım.

 Etrafına şöyle bir bakındı.




Bir süre oturup dinlendi.


Sonra ormana doğru yürüdü ama sık sık dönüp beni kontrol etmeyi ihmal etmedi. İşte o an ormana terk edilen yaşlı köpekler geldi aklıma ve göz yaşlarımı tutamadım.






Dönüşte Paşa'nın evinin önünden geçtik.



Başka bir komşunun tavuklarını gördük.



Bizim evin yakınında  Colette bekliyormuş. Bir güzel koklaştılar:)



Eve gelince Minik bir güzel uyudu. Yorulmuş kuzum.


28 Ekim 2015 Çarşamba

Zor Bir Sabah!





Dün akşam üzeri yan taraftaki yavru köpeklerden birinin hasta olduğunu  fark ettim. Komşu adam günlerdir ortalarda yok. Hiç ihmal etmeden mama ve sularını veriyorum ama temizlik yapamıyorum. Hem eşim kızar diye, hem de oraya fazla girip çıkmaktan çekiniyorum ama mama ve su konularını ihmal edemem. Dediğim gibi, yavrulardan birinin halini beğenmedim.  Diğerleri  mamaya saldırıyor ve  doyunca oyun için çıldırıyorlar ama hasta yavru  dünden  beri  hiçbir şey yemiyor.  Bu sabah mamalarını götürdüm. Ona ciğerli, makarnalı torpilli bir tabak hazırladım, yüzüne bile bakmadı. Karton kutuda  halsiz halsiz yatıyor. Mama kaplarını yıkadım, sularını tazeledim. Üzüntü içinde eve döndüm. Bir yandan da eşimi ikna edip  nasıl  onu bir an önce veterinere  ulaştırırım diye düşündüm. Çünkü zaman kaybı  bebek köpek için ölümcül olabilir.Bu arada bilmeyenler için; eşimin ciddi bir sağlık sorunu var. Yalnız kalması riskli. Burada ulaşım  büyük sorun. Sabah kendi otomobilleri ile  kasabaya işe giden  bir komşu aile var. Paşa adlı köpeğin sahipleri. Onlarla aramız iyi. Hasta köpeğin hatırına onları telefonla arayıp durumu anlattım. Onlarla birlikte kasabaya, veterinere gitmek istediğimi söyledim. Ama  bir sorun var,  bizim patililere bakan veteriner kedi ve köpeklerden pek anlamıyor. Biz de iyi bir veteriner arayışındayız. Bir yandan da eşim söyleniyor; ‘’sen bütün köyün  hasta hayvanlarına çare olamazsın’’ diye. Paşa’nın ailesine, yavruyu  onların veterinerine  götürmek  istediğimi söyledim.‘’olur tabii  ama bizim veteriner Side’de’’ dediler. Benim kasabada onlardan ayrılıp yavru ile birlikte Side’ye gitmem sorunL  Ne yapayım, diye düşünürken  yavrulardan sorumlu adama telefon  etmek geldi aklıma. İyi ki numarasını deftere yazmışım, ne olur ne olmaz diye. Birilerini  bulup veteriner işini çözer belki. Adam sanki benim özel bir işim için aramışım gibi kaba ve küstah davrandı. İlgilendiğim için teşekkür edecek yerde ‘’sen ne karışıyorsun? Anlamında tavırlarla yanıtladı beni. Olsun, ben ne yapıyorsam o masum canlar için yapıyorum. Benim için  sonuç önemli, yavrunun bir an önce  tedavi edilmesi,  yaşaması önemli. Adama kızsam da  ısrarcı davrandım, mutlaka veterinere götürülmeli  dedim.  ‘’Şehir dışındayım, yakında geleceğim,  o zaman bakarız’’  dedi. Birilerini  bulup yavruyu mutlaka veterinere ulaştırmasını tembih ettim. Diğer yandan da ben ne yapabilirim diye çözüm aramaktayım. Ah, diyorum, bir an önce bir otomobil almam lazım. Ama şu an çaresizim. Köy minübüsünün gelmesi  saatler alır. Üstelik  büyük olasılıkla köpeği  almazlar.  Kardeşleri  boğuşup oynarken masum yavru karton kutuda  yatıyor, zaman  geçmekte.. Derken  telefonum çaldı, adam yolda olduğunu  az sonra ulaşacağını söyledi. Hemen taşıma çantasını hazırladım. O arada eşimin kahvaltısını hazırladım,  kafam oldukça karışık, canım sıkkın.. Saat on buçuk gibi adam geldi. Zahmet edip bana seslenmiyor bile. Ben yine sırf  yavrunun hatırına  seslenip, ‘’ hoş geldiniz’’ dedim,  yavrunun  durumu hakkında bilgi verdim.  Taşıma kutusu önerimi bile kabul etmeden  hayvanı karton kutuya tıkıştırıp  götürdü.  Eminim dönünce de bana bilgi vermez. Bir olasılık daha var, veteriner yerine anne köpeği aldığı insanlara götürüp bırakabilir de.  Çünkü öyle bir insan..

23 Ağustos 2015 Pazar

Pamuk Anne'nin Öyküsü




Pamuk bundan bir ay kadar önce yandaki  eve getirildi. Yandaki ev size daha önce sözünü ettiğim üç sevimli kedi yavrusuna (sözde) bakan komşuların evi. Havuç ve kardeşlerini sizlere anlatmıştım(tık) Sözde diyorum çünkü şu an o  sevimli kediler yok. Pamuk gelince onları meçhul bir yere bıraktılar.

Pamuk'u getiren genç çift, ev değiştirdiklerini, yeni ev sahiplerinin  onu istemediğini söyledi. Pamuk'la beraber  kulübesini ve bir torba mamayı bırakıp gittiler. Bir daha da onları görmedim. Giderken  sık sık geleceklerini, mama ve aşılarını üstlendiklerini söylediler. Anlayacağınız bizim komşular  bunları talep ederek kabul etmişlerdi  Pamuk'u.  Anlaşmanın başka detayları da varmış. Meğer Pamuk hamileymiş. Pamuk doğurunca yavruları paylaşacaklarmış. Anlayamadığım konu şu; Pamuk'u istemeyen ev sahibi yavruları isteyecek mi? Kısa zamanda büyüyecek yavrular elbette istenmeyecek ama onları paylaşan insanların başka  planları olmalı..

Derken  bir gün  Pamuk'a şimdilik bakan bizim komşu aile apar topar  memleketlerine döndü, yalnızca  adam kaldı. İki gün önce o da kayboldu ve  kaldı mı hamile köpekcik demir kapıların ardında.. Tam iki gün kapının altından  besledim,  taze su verdim  ama ne kadar üzüldüğümü anlatamam.. Ertesi gün akşam komşu adam döndü evine. Bir sonraki günün sabahı  Pamuk merdivenin altında doğum yaptı. Doğum saatler boyu sürdü. Dokuz yavrusu oldu ama ikisi  yaşamadı.

Bir gün sonra Pamuk'u getiren adam geldi, yavruları paylaşıp işaretler koydular. Üçünü bizim komşu, dördünü de o adam alacakmış. Bu arada ben merakla '' peki Pamuk ne olacak, burada mı  kalacak? '' diye sordum. Maalesef   düzgün bir yanıt alamadım. '' Bilmiyorum, belki bizde kalır'' diyor komşu adam..Umarım Pamuk Anne'nin  sonu  iyi olur.






24 Haziran 2015 Çarşamba

Serçe'nin Kaderi Bakalım Ne Olacak?




Bu  sabah bahçe katının önünde buldum. Kafacığından darbe almış. İncecik kanamış:((

Yan yatmış nefes almaya çalışıyordu. Bizim kedi kızlardan birinin marifeti mi acaba diye kaygılandım.  Colette yakalamış olabilir. Eğer  bizimkiler ya da yavrulardan biri yakınlarında olsaydı çoktan işi bitmişti. Çok ama çok korkmuş. Yüreciği pır pır atıyordu.

Alıp eve getirdim.  Yatak odasında korumaya aldım. Beş on dakika sonra  fotoğraftaki gibi  ayaklarının üzerinde durabildi. 
Henüz dışarı bırakılacak durumda değil. Üzerini çamaşır sepeti ile örtüp o odaya kimsenin girip çıkmaması için  ev halkını tembihledim.

Umarım yaşama tutunursun serçecik!

14 Haziran 2015 Pazar

Begonvilli Ev Halleri

Geçtiğimiz haftanın olayı, nazlı kızım Jane'in sakatlanmasıydı.  En evcil, en sakin kedi kızım  nasıl oldu ise göğsündeki şişlikle döndü eve. Bahçeden başka bir yere gitmeyen kedicik, ne yaptı ise kaburga kemiklerinden birinin ucunu kırmış. Kucağıma gelmek isteyince, alayım dedim. Acı ile miyavladı. Yoklayınca göğsündeki şişliği  fark ettim. Hemen veterinere koştuk. İki gün klinik bakımı yapıldı. Eve geldiğinde narkoz altındaydı. Sıkı bir bandaj yapılmış. Ne var ki uyanınca o rahatsız edici bandajı  asla istemedi. Saatlerce  ağladı. Buradaki veterineri aradık ama telefonumuza yanıt alamadık. Gecenin köründe Antalya'daki veterinerimizi  aradık ve sağ olsun hemen yanıtladı.  Onun yol göstermesi ile bandajı çıkardık. 

Kızım  melekler gibi uyudu.





Ertesi gün ise normal  yaşamına döndü.








Ancak göğsündeki şişlik  geçmedi. Veteriner  kemik deformasyonun  ona zarar vermeden kalacağını  söylüyor.




Okumakta olduğum  kitabım: Ölü Ruhlar.





Aslında bu kitabı üç yıl önce okumuştum. ''Tekrar okunacak''  diye not almışım. Farklı bir kültürü ve İran'ı  tanımak amaçlı tekrar okumaya değer bulmuşum.

 Eğer bu kitabı okursanız yalnızlık duygusunun evrensel nedenlerini fondaki İran eşliğinde, İranlı bir ailenin  buruk öykülerinde bulacaksınız. İçiniz burkulacak zaman zaman ve  onlarla birlikte  içsel yolculuklara da çıkacaksınız.  İngiltere'de çok popüler olan İranlı yazar Abbas Maroufi'nin okuduğum ilk kitabı.



Belki bizim çiçekleri görmekten bıktınız. Yine de, Begonvilli Ev'in  yeni  renklerinden  olan bu güzel galaları, mevsimi geçmeden bol bol göstermek istedim.








Kışın bir paketten çıkan üç yumruyu  saksıya dikmiştim. Yumrular yeni yavrular vererek çıktılar. Saksıyı tamamen doldurup  açtılar.  Çiçekleri çok dayanıklı. Yarı gölgede gelişiyor. Toprağı kuruyunca sulamanız yeterli.





Sanat dünyasından bir acı kayıp  daha... Antalyalıların  güler yüzlü eniştesi,  tiyatronun  ustalarından  sevgili Sümer Tilmaç'ı kaybettik.  Dünden beri içimde bir sızı...  Kim bilir kaç kez  görmüşlüğüm var Antalya caddelerinde. Kimi kez bir kafede , kimi kez bir dükkanın önünde esnafla ya da hayranları ile  tatlı tatlı şakalaşırken.. Yıllar önce  çalıştığım okula bir tiyatro grubunun yöneticisi ve oyuncusu olarak gelmişti de,  gösteri sırasında ortadan kaybolan  bir öğrenciyi bizimle birlikte aramıştı. Nur içinde yatsın..
Sümer Ağabey, seni özleyeceğim❤







Hüzünleri bir kenara  koyup çiçeklerde huzur bulalım;  başka yolu var mı..



Bunlar tohumdan yetiştirdiğim salvialar. Salvia, bir adaçayı türü. Yabanisi bizim buralarda bol bol var. İlkbahar başında koyu mor ama biraz daha kısa boylu açıyorlar. Bir katalogda kültür bitkisi olanına rastlayınca hemen sipariş verdim. Gayet güzel çıktılar ve  büyüdüler. Ayrıca üç farklı renkte  açtılar. Çok dayanıklı ve dekoratifler. Tavsiye ederim.









Begonvilli Ev'den şimdilik bu kadar.  Mutlu, güzelliklerle dolu bir pazarınız olsun.