Hayvan Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayvan Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Haziran 2017 Çarşamba
Sabah Yürüyüşümüz
Bu sabah sıcak bastırmadan Kara ile ormanın patikalarında yürüdük. Hemen her gün sabah erken saatlerde ve diğer köpek kızlarımla da akşama doğru yaptığım yürüyüşlerde, etrafı ilk kez görüyormuş gibi gözlemleyip keyif aldığımı fark ettim. Fazla söz etmeden görüntülerle sabah yürüyüşümüzün izlencelerini sunuyorum:
22 Nisan 2016 Cuma
İlkbaharı Kırlarda Yaşamalı!
Burada ilkbaharın en güzel günlerini yaşıyoruz. Sabahları tatlı bir serinlikle uyanıyor, öğleye doğru iyice ısınsak da henüz bunalmadan yürüyüşler yapabiliyoruz. Biliyorum ki bu günler çabucak geçecek. Bir süre sonra takvim ilkbaharı gösterse de nem oranı git gide artarak kavurucu sıcaklar kendini hissettirecek. İşte bu nedenle fırsat buldukça bu güzel günleri kırlarda, sevgili ormanımın patikalarında değerlendirmek istiyorum. Buralarda bu keyfin farkında olan bir Allah'ın kulu
olmamasına hayret ediyorum. İşleri güçleri olması nedeni ile değil.. Hemen hemen her gün sabahtan akşama dek küçük çocukları ile kapı önlerinde diğer komşular ile oturup bağıra çağıra sohbetler ediyorlar. Onların da yaşam tarzı bu..
Bana gelince, günlük işlerimi planlayıp, sabah yapılması gerekenleri halleder etmez, alıp köpek kızlarımı, ormanın kıvrımlı yollarında aşağıda göreceğiniz güzelliklerin tadını çıkarıyorum. Elbette hepsini paylaşamıyorum. Orman sarmaşıklarının, ada çaylarının, kekiklerin harika kokuları, pastoral bir şarkı gibi gelen kuş cıvıltıları, yol kenarında otlayan keçilerin melemeleri, kelebeklerin pür telaş etrafta uçuşmaları, sizlere ulaştıramadığım güzellikler. Yine de renklerden bir demet sunmak istedim.
Baş rollerde yol arkadaşım Badem
Burada her dönemeçte ya da sapılan her patikanın sonunda fon değişiyor. Az önce papatyalarla dolu bir yerden geçerken, birden sarı çiçeklerin halı gibi etrafı kapladığı bir düzlüğe gelebiliyorsunuz.
Bu yonca familyasından yer örtücü bir bitki.
Son günlerde çok kaplumbağa görüyorum.
Badem vadiyi seyrediyor.
Aşağıda tek tük erguvan ağaçları var.
Ormanda bulduğum vahşi orkideler.
Yine ormanda rastladığım yabani süsen.
Bu ağaç ormanın eteklerindeki vadide büyümüş yabani armut ağacı. Burada Zingit diyorlar.
Aynı vadide yabani elmalar da var.
Bana gelince, günlük işlerimi planlayıp, sabah yapılması gerekenleri halleder etmez, alıp köpek kızlarımı, ormanın kıvrımlı yollarında aşağıda göreceğiniz güzelliklerin tadını çıkarıyorum. Elbette hepsini paylaşamıyorum. Orman sarmaşıklarının, ada çaylarının, kekiklerin harika kokuları, pastoral bir şarkı gibi gelen kuş cıvıltıları, yol kenarında otlayan keçilerin melemeleri, kelebeklerin pür telaş etrafta uçuşmaları, sizlere ulaştıramadığım güzellikler. Yine de renklerden bir demet sunmak istedim.
Baş rollerde yol arkadaşım Badem
Burada her dönemeçte ya da sapılan her patikanın sonunda fon değişiyor. Az önce papatyalarla dolu bir yerden geçerken, birden sarı çiçeklerin halı gibi etrafı kapladığı bir düzlüğe gelebiliyorsunuz.
Bu yonca familyasından yer örtücü bir bitki.
Son günlerde çok kaplumbağa görüyorum.
Badem vadiyi seyrediyor.
Aşağıda tek tük erguvan ağaçları var.
Bu bitki bir adaçayı türü. Gezdiğim blogların birinde bir Fransız bayanın bahçesinde peyzaj bitkisi olarak kullanıldığını gördüm. Cezayir Adaçayı olarak tanıtmış.
Ormanda bulduğum vahşi orkideler.
Yine ormanda rastladığım yabani süsen.
Bu ağaç ormanın eteklerindeki vadide büyümüş yabani armut ağacı. Burada Zingit diyorlar.
Aynı vadide yabani elmalar da var.
Bu günlük bizden bu kadar. Sizlere de gönlünüzce güzellikler yaşamanızı diliyorum.
Etiketler:
Antalya,
Çevrecilik,
Doğa Bilinci,
Dünyadan,
Gezi,
Hayvan Sağlığı,
Hayvan Sevgisi,
Hobilerim,
İlgimi Çekenler
9 Nisan 2016 Cumartesi
Bu Köpeği Tanıyor musunuz Tuğba Hanım?
Sorabilmeyi çok isterdim! Bu köpeği tanıyor musunuz Tuğba Hanım?
Bu sabah köpeğimle ormana doğru yürüyüş yapıyorduk. Fotoğrafta gördüğünüz terier cinsi köpekle karşılaştık. Köpeğin hali içler acısı diye nitelendirilebilir. Tasmasız, rengi kirden toprak rengine dönüşmüş, tüyleri yumak yumak olmuş, perişan durumda bir hayvancık. Ben bu görüntülere dayanamam. Belli ki terk edilmiş bir hayvan diye düşündüm. Öylece durmuş bize bakıyordu. Yanımdaki kendi köpeğim Badem biraz agressif olduğundan ne yapacağımı bilemedim. Bir koşu eve dönüp Badem’i bıraktım, yanıma yiyecek, su ve tasma alıp tekrar koşa koşa orman yoluna gittim. Bir yandan da hala oralarda olması için dua ediyorum. . Fazla uzaklaşmamış, onu buldum. Mamayı ve suyu bırakıp biraz geriye çekildim. Terieri olanlar bilir; (benim köpeklerimden biri de terierdir) onların bir bakışı vardır. Başlarını yana doğru eğip sizin ne dediğinizi anlamaya çalışırlar. Bu da öyle yaptı ve beni kalbimden vurdu. Sonra mamayı yemeye başladı. Ben biraz uzaktan izlerken veterinerimi aradım. Durumu anlattım. Köpeği eve kadar götürmeyi başarabilirsem gelip traşını, gerekli aşılarını yapmasını rica ettim. Sonra da yuva arayışına gireriz dedim. Muhtemelen bu hayvancık bana kalır diye de kaygılandım. Çünkü evde üç köpek, iki kedi var. Sağlık durumum da pek iyi değil.. Sağ olsun ”siz eve gidince haber verin, gelirim” dedi. Bu arada, bilmeyenler için belirteyim, ben bir köyde yaşıyorum. Veteriner oldukça uzak. Ne yazık ki tasmayı takmayı başaramadım. Köpek korktu ve uzaklaştı.. Üzülerek eve döndüm. İki saat sonra içime sinmedi, kendi terier cinsi köpeğim Minik’i de alıp tekrar oraya giderken daha da yakınımıza geldiğini gördüm. Uzaktan sevdim ve Minik’le beni takip etmesi için teşvik ettim. Bahçe kapısına kadar bizi izledi. Neredeyse başarıyorduk ama bizim Kurt Kız ve Badem kendi bölümlerinden havlayıp köpekçiği korkuttular. Tekrar kaçtı. Buraya kadar beni oldukça üzen bu öykü sonra daha da ilginç hale geldi. Ben köpeği belki ürkütmeden alabilirim diye yola çıktım, köyün genç kızlarından bir grupla karşılaştım. Köpeği gördüler, benim yardım amaçlı izlediğimi anlayınca, o köpeği tanıdıklarını söylediler. ”Hep gelir buralara, aç aç gezer yollarda” dediler.Köpeğin kime ait olduğunu duyunca şaşırdım ve çok üzüldüm. Eğer doğru ise bizim köye bir kaç kilometre uzaklıkta bulunan bir çiftliği olan, kırk yılda bir oraya gelen Tuğba Özay’ın köpeğiymiş. Getirip çiftliğine bırakmış ve muhtemelen hayvanın bu durumda olduğunu bilmiyor. Ne diyeyim; hiç mi aklına gelmez, hiç mi merak etmez. Emanet ettiği insanlar nasıl bir vicdana sahip ki hayvan bu halde? Peki sorumlu bir veterineri yok mu? Ben üç kuruşluk emekli maaşımla sorumluluğunu aldığım hayvanların her türlü veteriner hizmeti almasını sağlıyorum. Ne aşılarını, ne sağlık kontrollerini ihmal etmiyorum. Çağırdığım zaman köye gelen bir veterinerimiz var. Bu köpek ve varsa o çiftlikteki diğer hayvanlar kim bilir hangi koşullardalar. Yapmayın, etmeyin, bakamayacağınız hayvanların günahına girmeyin…
15 Şubat 2016 Pazartesi
Minik'im Kırlarda
Yaşlı dostum Minik uzunca bir süredir yürüyüş yapmıyordu. Soğuk kış günlerinde evin sıcak köşelerinde uyumayı tercih ediyor, arada bir bahçede dolaşmakla yetiniyordu.
Dün şahane bir sabaha uyanınca Kurt Kız ve Badem'in orman yürüyüşünden sonra Minik'i de kısa bir yürüyüşe çıkarmak geldi aklıma. Fazla uzağa gitmeden, yorulduğunu hissedince kucağıma alırım diye düşündüm. Sonrasında yavaş adımlarla eve en yakın kırlara doğru yürüdük. Etraf ilkbahara yaklaşmanın habercileri ile doluydu.
Minik papatyalar her yanı doldurmuş.
Sarı çiğdemler açmış.
Güzel bir düzlüğe gelince Minik'i serbest bıraktım.
Etrafına şöyle bir bakındı.
Bir süre oturup dinlendi.
Sonra ormana doğru yürüdü ama sık sık dönüp beni kontrol etmeyi ihmal etmedi. İşte o an ormana terk edilen yaşlı köpekler geldi aklıma ve göz yaşlarımı tutamadım.
Dönüşte Paşa'nın evinin önünden geçtik.
Başka bir komşunun tavuklarını gördük.
Dün şahane bir sabaha uyanınca Kurt Kız ve Badem'in orman yürüyüşünden sonra Minik'i de kısa bir yürüyüşe çıkarmak geldi aklıma. Fazla uzağa gitmeden, yorulduğunu hissedince kucağıma alırım diye düşündüm. Sonrasında yavaş adımlarla eve en yakın kırlara doğru yürüdük. Etraf ilkbahara yaklaşmanın habercileri ile doluydu.
Minik papatyalar her yanı doldurmuş.
Sarı çiğdemler açmış.
Güzel bir düzlüğe gelince Minik'i serbest bıraktım.
Etrafına şöyle bir bakındı.
Bir süre oturup dinlendi.
Sonra ormana doğru yürüdü ama sık sık dönüp beni kontrol etmeyi ihmal etmedi. İşte o an ormana terk edilen yaşlı köpekler geldi aklıma ve göz yaşlarımı tutamadım.
Dönüşte Paşa'nın evinin önünden geçtik.
Başka bir komşunun tavuklarını gördük.
Bizim evin yakınında Colette bekliyormuş. Bir güzel koklaştılar:)
Eve gelince Minik bir güzel uyudu. Yorulmuş kuzum.
28 Ekim 2015 Çarşamba
Zor Bir Sabah!
Dün akşam üzeri yan taraftaki yavru köpeklerden birinin
hasta olduğunu fark ettim. Komşu adam
günlerdir ortalarda yok. Hiç ihmal etmeden mama ve sularını veriyorum ama
temizlik yapamıyorum. Hem eşim kızar diye, hem de oraya fazla girip çıkmaktan
çekiniyorum ama mama ve su konularını ihmal edemem. Dediğim gibi, yavrulardan birinin halini beğenmedim. Diğerleri mamaya saldırıyor
ve doyunca oyun için çıldırıyorlar ama
hasta yavru dünden beri hiçbir
şey yemiyor. Bu sabah mamalarını
götürdüm. Ona ciğerli, makarnalı torpilli bir tabak hazırladım, yüzüne bile
bakmadı. Karton kutuda halsiz halsiz
yatıyor. Mama kaplarını yıkadım, sularını tazeledim. Üzüntü içinde eve döndüm. Bir
yandan da eşimi ikna edip nasıl onu bir an önce veterinere ulaştırırım diye düşündüm. Çünkü zaman kaybı bebek köpek için ölümcül olabilir.Bu arada bilmeyenler için; eşimin ciddi bir sağlık sorunu var. Yalnız kalması riskli. Burada ulaşım büyük sorun. Sabah kendi
otomobilleri ile kasabaya işe giden bir komşu aile var. Paşa adlı köpeğin
sahipleri. Onlarla aramız iyi. Hasta köpeğin hatırına onları telefonla arayıp durumu
anlattım. Onlarla birlikte kasabaya, veterinere gitmek istediğimi söyledim. Ama bir sorun var, bizim patililere bakan veteriner kedi ve
köpeklerden pek anlamıyor. Biz de iyi bir veteriner arayışındayız. Bir yandan
da eşim söyleniyor; ‘’sen bütün köyün
hasta hayvanlarına çare olamazsın’’ diye. Paşa’nın ailesine, yavruyu onların veterinerine götürmek istediğimi söyledim.‘’olur tabii ama bizim veteriner Side’de’’ dediler. Benim
kasabada onlardan ayrılıp yavru ile birlikte Side’ye gitmem sorunL Ne yapayım, diye düşünürken yavrulardan sorumlu adama telefon etmek geldi aklıma. İyi ki numarasını deftere yazmışım, ne olur ne olmaz diye. Birilerini bulup veteriner işini çözer belki. Adam sanki
benim özel bir işim için aramışım gibi kaba ve küstah davrandı. İlgilendiğim
için teşekkür edecek yerde ‘’sen ne karışıyorsun? Anlamında tavırlarla
yanıtladı beni. Olsun, ben ne yapıyorsam o masum canlar için yapıyorum. Benim
için sonuç önemli, yavrunun bir an
önce tedavi edilmesi, yaşaması önemli. Adama kızsam
da ısrarcı davrandım, mutlaka veterinere
götürülmeli dedim. ‘’Şehir dışındayım, yakında geleceğim, o zaman bakarız’’ dedi. Birilerini bulup yavruyu mutlaka veterinere
ulaştırmasını tembih ettim. Diğer yandan da ben ne yapabilirim diye çözüm
aramaktayım. Ah, diyorum, bir an önce bir otomobil almam lazım. Ama şu an
çaresizim. Köy minübüsünün gelmesi
saatler alır. Üstelik büyük
olasılıkla köpeği almazlar. Kardeşleri
boğuşup oynarken masum yavru karton kutuda yatıyor, zaman geçmekte.. Derken telefonum çaldı, adam yolda olduğunu az sonra ulaşacağını söyledi. Hemen taşıma
çantasını hazırladım. O arada eşimin kahvaltısını hazırladım, kafam oldukça karışık, canım sıkkın.. Saat on
buçuk gibi adam geldi. Zahmet edip bana seslenmiyor bile. Ben yine sırf yavrunun hatırına seslenip, ‘’ hoş geldiniz’’ dedim, yavrunun durumu hakkında bilgi verdim. Taşıma kutusu önerimi bile kabul etmeden hayvanı karton kutuya tıkıştırıp götürdü.
Eminim dönünce de bana bilgi vermez. Bir olasılık daha var, veteriner
yerine anne köpeği aldığı insanlara götürüp bırakabilir de. Çünkü öyle bir insan..
Etiketler:
Hayvan Hakları,
Hayvan Sağlığı,
Komşular
23 Ağustos 2015 Pazar
Pamuk Anne'nin Öyküsü
Pamuk bundan bir ay kadar önce yandaki eve getirildi. Yandaki ev size daha önce sözünü ettiğim üç sevimli kedi yavrusuna (sözde) bakan komşuların evi. Havuç ve kardeşlerini sizlere anlatmıştım(tık) Sözde diyorum çünkü şu an o sevimli kediler yok. Pamuk gelince onları meçhul bir yere bıraktılar.
Pamuk'u getiren genç çift, ev değiştirdiklerini, yeni ev sahiplerinin onu istemediğini söyledi. Pamuk'la beraber kulübesini ve bir torba mamayı bırakıp gittiler. Bir daha da onları görmedim. Giderken sık sık geleceklerini, mama ve aşılarını üstlendiklerini söylediler. Anlayacağınız bizim komşular bunları talep ederek kabul etmişlerdi Pamuk'u. Anlaşmanın başka detayları da varmış. Meğer Pamuk hamileymiş. Pamuk doğurunca yavruları paylaşacaklarmış. Anlayamadığım konu şu; Pamuk'u istemeyen ev sahibi yavruları isteyecek mi? Kısa zamanda büyüyecek yavrular elbette istenmeyecek ama onları paylaşan insanların başka planları olmalı..
Derken bir gün Pamuk'a şimdilik bakan bizim komşu aile apar topar memleketlerine döndü, yalnızca adam kaldı. İki gün önce o da kayboldu ve kaldı mı hamile köpekcik demir kapıların ardında.. Tam iki gün kapının altından besledim, taze su verdim ama ne kadar üzüldüğümü anlatamam.. Ertesi gün akşam komşu adam döndü evine. Bir sonraki günün sabahı Pamuk merdivenin altında doğum yaptı. Doğum saatler boyu sürdü. Dokuz yavrusu oldu ama ikisi yaşamadı.
Bir gün sonra Pamuk'u getiren adam geldi, yavruları paylaşıp işaretler koydular. Üçünü bizim komşu, dördünü de o adam alacakmış. Bu arada ben merakla '' peki Pamuk ne olacak, burada mı kalacak? '' diye sordum. Maalesef düzgün bir yanıt alamadım. '' Bilmiyorum, belki bizde kalır'' diyor komşu adam..Umarım Pamuk Anne'nin sonu iyi olur.
Etiketler:
Hayvan Sağlığı,
Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları
24 Haziran 2015 Çarşamba
Serçe'nin Kaderi Bakalım Ne Olacak?
Bu sabah bahçe katının önünde buldum. Kafacığından darbe almış. İncecik kanamış:((
Yan yatmış nefes almaya çalışıyordu. Bizim kedi kızlardan birinin marifeti mi acaba diye kaygılandım. Colette yakalamış olabilir. Eğer bizimkiler ya da yavrulardan biri yakınlarında olsaydı çoktan işi bitmişti. Çok ama çok korkmuş. Yüreciği pır pır atıyordu.
Alıp eve getirdim. Yatak odasında korumaya aldım. Beş on dakika sonra fotoğraftaki gibi ayaklarının üzerinde durabildi.
Henüz dışarı bırakılacak durumda değil. Üzerini çamaşır sepeti ile örtüp o odaya kimsenin girip çıkmaması için ev halkını tembihledim.
Umarım yaşama tutunursun serçecik!
14 Haziran 2015 Pazar
Begonvilli Ev Halleri
Geçtiğimiz haftanın olayı, nazlı kızım Jane'in sakatlanmasıydı. En evcil, en sakin kedi kızım nasıl oldu ise göğsündeki şişlikle döndü eve. Bahçeden başka bir yere gitmeyen kedicik, ne yaptı ise kaburga kemiklerinden birinin ucunu kırmış. Kucağıma gelmek isteyince, alayım dedim. Acı ile miyavladı. Yoklayınca göğsündeki şişliği fark ettim. Hemen veterinere koştuk. İki gün klinik bakımı yapıldı. Eve geldiğinde narkoz altındaydı. Sıkı bir bandaj yapılmış. Ne var ki uyanınca o rahatsız edici bandajı asla istemedi. Saatlerce ağladı. Buradaki veterineri aradık ama telefonumuza yanıt alamadık. Gecenin köründe Antalya'daki veterinerimizi aradık ve sağ olsun hemen yanıtladı. Onun yol göstermesi ile bandajı çıkardık.
Kızım melekler gibi uyudu.
Ertesi gün ise normal yaşamına döndü.

Ancak göğsündeki şişlik geçmedi. Veteriner kemik deformasyonun ona zarar vermeden kalacağını söylüyor.
Okumakta olduğum kitabım: Ölü Ruhlar.
Aslında bu kitabı üç yıl önce okumuştum. ''Tekrar okunacak'' diye not almışım. Farklı bir kültürü ve İran'ı tanımak amaçlı tekrar okumaya değer bulmuşum.
Eğer bu kitabı okursanız yalnızlık duygusunun evrensel nedenlerini fondaki İran eşliğinde, İranlı bir ailenin buruk öykülerinde bulacaksınız. İçiniz burkulacak zaman zaman ve onlarla birlikte içsel yolculuklara da çıkacaksınız. İngiltere'de çok popüler olan İranlı yazar Abbas Maroufi'nin okuduğum ilk kitabı.
Belki bizim çiçekleri görmekten bıktınız. Yine de, Begonvilli Ev'in yeni renklerinden olan bu güzel galaları, mevsimi geçmeden bol bol göstermek istedim.
Kışın bir paketten çıkan üç yumruyu saksıya dikmiştim. Yumrular yeni yavrular vererek çıktılar. Saksıyı tamamen doldurup açtılar. Çiçekleri çok dayanıklı. Yarı gölgede gelişiyor. Toprağı kuruyunca sulamanız yeterli.
Sanat dünyasından bir acı kayıp daha... Antalyalıların güler yüzlü eniştesi, tiyatronun ustalarından sevgili Sümer Tilmaç'ı kaybettik. Dünden beri içimde bir sızı... Kim bilir kaç kez görmüşlüğüm var Antalya caddelerinde. Kimi kez bir kafede , kimi kez bir dükkanın önünde esnafla ya da hayranları ile tatlı tatlı şakalaşırken.. Yıllar önce çalıştığım okula bir tiyatro grubunun yöneticisi ve oyuncusu olarak gelmişti de, gösteri sırasında ortadan kaybolan bir öğrenciyi bizimle birlikte aramıştı. Nur içinde yatsın..
Sümer Ağabey, seni özleyeceğim❤
Hüzünleri bir kenara koyup çiçeklerde huzur bulalım; başka yolu var mı..
Bunlar tohumdan yetiştirdiğim salvialar. Salvia, bir adaçayı türü. Yabanisi bizim buralarda bol bol var. İlkbahar başında koyu mor ama biraz daha kısa boylu açıyorlar. Bir katalogda kültür bitkisi olanına rastlayınca hemen sipariş verdim. Gayet güzel çıktılar ve büyüdüler. Ayrıca üç farklı renkte açtılar. Çok dayanıklı ve dekoratifler. Tavsiye ederim.
Begonvilli Ev'den şimdilik bu kadar. Mutlu, güzelliklerle dolu bir pazarınız olsun.
Kızım melekler gibi uyudu.
Ertesi gün ise normal yaşamına döndü.

Ancak göğsündeki şişlik geçmedi. Veteriner kemik deformasyonun ona zarar vermeden kalacağını söylüyor.
Okumakta olduğum kitabım: Ölü Ruhlar.
Aslında bu kitabı üç yıl önce okumuştum. ''Tekrar okunacak'' diye not almışım. Farklı bir kültürü ve İran'ı tanımak amaçlı tekrar okumaya değer bulmuşum.
Eğer bu kitabı okursanız yalnızlık duygusunun evrensel nedenlerini fondaki İran eşliğinde, İranlı bir ailenin buruk öykülerinde bulacaksınız. İçiniz burkulacak zaman zaman ve onlarla birlikte içsel yolculuklara da çıkacaksınız. İngiltere'de çok popüler olan İranlı yazar Abbas Maroufi'nin okuduğum ilk kitabı.
Belki bizim çiçekleri görmekten bıktınız. Yine de, Begonvilli Ev'in yeni renklerinden olan bu güzel galaları, mevsimi geçmeden bol bol göstermek istedim.
Kışın bir paketten çıkan üç yumruyu saksıya dikmiştim. Yumrular yeni yavrular vererek çıktılar. Saksıyı tamamen doldurup açtılar. Çiçekleri çok dayanıklı. Yarı gölgede gelişiyor. Toprağı kuruyunca sulamanız yeterli.
Sanat dünyasından bir acı kayıp daha... Antalyalıların güler yüzlü eniştesi, tiyatronun ustalarından sevgili Sümer Tilmaç'ı kaybettik. Dünden beri içimde bir sızı... Kim bilir kaç kez görmüşlüğüm var Antalya caddelerinde. Kimi kez bir kafede , kimi kez bir dükkanın önünde esnafla ya da hayranları ile tatlı tatlı şakalaşırken.. Yıllar önce çalıştığım okula bir tiyatro grubunun yöneticisi ve oyuncusu olarak gelmişti de, gösteri sırasında ortadan kaybolan bir öğrenciyi bizimle birlikte aramıştı. Nur içinde yatsın..
Sümer Ağabey, seni özleyeceğim❤
Hüzünleri bir kenara koyup çiçeklerde huzur bulalım; başka yolu var mı..
Bunlar tohumdan yetiştirdiğim salvialar. Salvia, bir adaçayı türü. Yabanisi bizim buralarda bol bol var. İlkbahar başında koyu mor ama biraz daha kısa boylu açıyorlar. Bir katalogda kültür bitkisi olanına rastlayınca hemen sipariş verdim. Gayet güzel çıktılar ve büyüdüler. Ayrıca üç farklı renkte açtılar. Çok dayanıklı ve dekoratifler. Tavsiye ederim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)