Edebiyat / Felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat / Felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2013 Pazartesi

Begonvilli Ev Halleri

Selam Dostlar,
Epeyce ara verdiğim günceme kaldığım yerden devam ediyorum. Elbette sıcak gündem sosyal paylaşım sitelerinden  izlendi ve görüşler belirtildi.. Ancak  blog sayfamda paylaşımlar yapmak pek içimden gelmedi. Çünkü  bu sayfanın konsepti belli. Zaman zaman ülke gündeminden uzak kalamasam da  konularımız  ve ilgi alanlarımız  ortalama bir Türk ailesinin  günceli,  hobileri..  Umudumuzu ve gönül desteğimizi  eksik etmeden yaşamın gereklerini yerine getirmek gerekiyor.

Begonvilli Ev yine bildiğiniz gibi.

Farklı olarak Minik'imiz  kulağından bir operasyon geçirdi. Ameliyat  sonrası ilk günümüz kabus gibiydi..Yaşı nedeni ile  zorlansa da şu an iyi sayılır.

Minik patili can dostları olanlar için küçük bir hatırlatma: Köpek ve kediciklerinizin dış kulaklarını sık sık elinizle  yoklayın, kontrol edin. İçi sıvı dolu  keseciklere rastlarsanız  zaman kaybetmeden veterinere baş vurun. Rahatsızlığın adı: Hematom. Aslında muhtemelen orta ya da iç kulaktaki  başka bir rahatsızlığın  uzantısı. yani kaşımaya, çizilmeye bağlı ortaya çıkıyor. Tedavisi  cerrahi girişim ve tabii ki diğer rahatsızlığın da  tedavi edilmesini  gerektiriyor.

Bebek kedilerimiz  bugün tam iki aylık oldular.  Çok güzeller  ve şükürler olsun sağlıklılar. İki tanesi sahiplendirilecek gibi. Koşulları uygun olursa ve caymazlarsa isteyen iki aile var.
Hala  annelerini emiyorlar küçük danalar:)


Gördüğünüz gibi merdiven ahalimiz  oldukça kalabalık:)

Bahçemizle pek ilgilenemiyorum ama yine de keyifli saatler geçirmemize yetecek  kadar cömert  bir bahçe.




 En çok da bizim minik  patililer mutlu oluyorlar bahçede.


Bu yastıkları bahçe için yaptım ama bir kaç gün evde kullanayım dedim.


Bu arada ağırlıklı olarak köşe yazıları  okunsa da, neyse ki kitap okumaya devam.

Son olarak Nazan Bekiroğlu'nun ''Lâ: Sonsuzluk Hecesi'' adlı kitabını bitirdim. Ustalıkla yazılmış.. Özellikle Habil-Kabil bölümü insanoğlunun hırslarını sorgulatan  etkileyici bir  bölüm. 
Begonvilli Ev'den şimdilik bu kadar dostlar. Hepinize  gönlünüzce bir hafta ve takibinde aydınlık günler diliyorum. 

24 Şubat 2013 Pazar

Şakayık Çiçeği ve Çağrıştırdıkları

 En  çok sevdiklerimden biri.






Renkleri, zarif formları ile saksıda ya da yerde ilkbaharın en güzel çiçeklerinden biri  de şakayık bana göre..


Şakayık - Vikipedi
Her yıl bir kaç saksı satın alırım ama üretmeyi ya da  bir dahaki yıla yaşatmayı  başaramam.






Bu yıl yine deneyeceğim. Eğer bu konuda deneyimli olanınız varsa tavsiyelerinizi bekliyorum.

Şakayık demişken:
http://www.youtube.com/watch?v=vnehNtzlOx0


Bir de yıllar önce okuduğum 'ın ünlü romanı Şakayık geldi aklıma. Çin'de yaşayan Yahudi bir ailenin Çinli hizmetçisi narin ve  tatlı kızın  platonik aşkını konu alan roman Çin'in büyülü atmosferinde yaşanan imkansız aşkı anlatan  şiir tadında bir baş yapıt.

8 Şubat 2013 Cuma

İsa'nın Son Gecesi



Paulo Coelho bir Leonardo da Vinci hikayesi anlatmış bir kitabında.

Kitapsever bir dostum da bana anlattı:

Kardinaller Leonardo'dan İsa'nın Son Gecesini anlatan bir tablo yapmasını isterler.  O da kabul eder.  Büyük bir zevkle tabloya başlar. Tabloda İsa'ya ve Yahuda'ya  modellik edecek insanlar aramaya başlar.  Havarileri çizer ancak  İsa'yı ve Yahuda'yı çizmek zordur.  Hz. İsa için temiz yüzlü güzel bir insan, Yahuda için de çok çirkin, suratından kötülüğü belli olan bir tip aramaktadır.  Bir süre sonra bir kilise korosunda ruhani, çok güzel bir yüz bulur ve Hz. İsa olarak resmeder. Fakat Yahuda modeli için bir türlü aradığı melanet suratı bulamaz.. Aradan beş yıl geçer. Sonunda kardinallerden tepki alır. Sanatçıyı tembellikle suçlayıp artık eserin bitirilmesini istemektedirler.  O gece meyhanelerden birinde sarhoş yüzü  çökmüş, çirkin suratlı bir adam  bulur. ''Tamam!'' der. ''İşte şeytanı kötüye en yakın ifade eden surat bu'' Ve adam ayılmadan Yahuda'yı çizer. Fakat resim bitmek üzereyken adam ayılır ve ''Ben bu resmi tanıyorum'' der.

Leonarda da Vinci çok şaşırır:
''Nasıl tanıyorsun? Bu resmi daha önce hiç kimse görmedi ki...''

''Yok, yok tanıyorum,  biliyor musun, beş sene önce beni kilise korosunda görüp İsa diye çizmiştin''

İşte böyle dostlar..  Güzellik ve çirkinlik birbirine dönüşebiliyor.  Bunu sadece fiziksel  görünüm olarak algılamadım ben. Ne yazık ki çoğu kez de güzelden çirkine gidişin dönüşü olamıyor..

11 Ekim 2008 Cumartesi

Severek okuduklarımdan / Şiir-Felsefe / Chuang Tzu



FAYDASIZ AĞAÇ...
Meyva vermeyen bir ağaç kadar
Faydasız olsun bu yazdıklarım.
Dallarına meyvasına tamah edip
Kimse taşa tutmasın.
Bu yazdıklarım çok budaklı, çok bükümlü
Bir ağaç kadar faydasız olsun.
O zaman marangozlar
Kesip biçmeye değer bulmazlar böyle bir ağacı.
Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz
Bir ağaç kadar faydasız olsun bu yazdıklarım.
Kökü toprakta,
Başı gökyüzüne dönük.
Belki kimse bahçesine dikmez,
Şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu.
Ama
Uzak, kıraç bir ıssızlıkta
Bunalmış bir yolcu
Dibinde oturacağı,
Sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye
Ferahlarsa Bu yeter...
Chuang Tzu
Yukarıdaki dizelerin M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış bir filozof tarafından yazıldığını biliyor muydunuz?
Chuang Tzu, Chuang Tsu, ya da Chuang Tse (Çince okunuşu Cuanğzı) M.Ö. 4.yy'da Çin'in Savaşan Beylikler Döneminde yaşamış bir filozoftur. Yazarı olduğu Taoizm felsefesindeki kitabı da kendi adıyla Zhuangzi olarak anılır.
Zhuangzi'nin felsefesine göre; hayatımız limitli ama öğrenebileceklerimiz limitsizdir;

''Bilebileceğimiz bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimizdir ve az bilgi tehlikeli bir şeydir.

Bütün herşeyin orijini doğadan gelir ve tekrar doğaya döner.

Herkes anlayabildiği kadar yaşar..! Ve anlayamadığı şeyleri umursamadan ölüp gider..! ''
öğretilerini özetleyen, en çok bilinen özdeyişleridir.
Bir de nesiller boyu aktarılan bir öykü ile, bu bilge insanı tanıtmaya çalışayım;
Chuang Tzu ile Huei Tzu, Hao üzerindeki köprüde dolaşıyorlardı. Chuang Tzu: “Küçük balıkların sudan nasıl sıçradığına bak. Bu, balıkların mutluluğudur.” dedi. “Sen bir balık değilsin.” dedi Huei Tzu, “Balıkların mutluğunu nasıl bilebilirsin?” “Sen de ben değilsin.” diye yanıtladı Chuang Tzu, “Benim bilmediğimi nerden biliyorsun?” “Ben, sen değilken senin ne bildiğini bilemezsem.” diye üsteledi Huei Tzu, “Bundan şu çıkar; sen balık değilsen, balığın mutluluğunu bilemezsin.” “Gel asıl soruna dönelim.” dedi Chuang Tzu, “Sen bana balıkların mutlu olduğunu nasıl bildiğimi sordun. Senin sorun benim bildiğimi bildiğini gösteriyor. Ben onu bu köprüdeki (kendi duygularımdan) biliyorum.” (Chuang Tzu’nun Kitabı, Türkçe’si: L. Özşar, Biblos Y.İst. 2004, s.84). Chuang Tzu ile Huei Tzu arasındaki konuşma insanoğlunun en eski sorunlarından birini dile getiriyor: İnsan neyi bilebilir ve neyi bilemez? Yukarıdaki metindeki iki kişinin konuşmalarını dikkatle izlediğimizde, onlardan biri Chuang Tzu, balıkların sudaki sıçramasına bakarak bunu balıkların mutluluğuna yoruyor; arkadaşı (Huei Tzu) ise, balık olmadığı sürece onun, bunu bilemeyeceğini ileri sürüyor. Acaba hangisi haklı? Balık olmadan balığın mutluluğunu bilebilir miyiz? Bu soru (gerçi Grekler soruyu balık bağlamında sormuyorlardı ama sorun daima aynı kapıya çıkıyor) bu kadar belirgin olmamakla birlikte Grekler tarafından da dile getiriliyordu ve orada da, insanın bilgisinin kaynağı sorgulanıyordu.
Chuang Tzu'yu daha yakından tanıyabileceğiniz bir kitap da buldum.Levent Özşar çevirmiş.
http://www.netkitap.com/ayrinti.asp?id=66427&id2=66223 henüz ben de okumadım ama en yakın zamanda okuyacağım.Sizlere de keyifli okumalar.
İsmet Şahin


Severek Okuduklarımdan / Şiir-Felsefe / Chuang Tzu