Dün evimizin yakınındaki karanfil seralarına gittik. Gözlerimiz şenlendi.. Göz alabildiğince, dönümlerce serada yetiştirilen nadide karanfiller büyük bir emekle henüz tomurcuk olarak derleniyor ve bir kısmı ihraç ediliyor, bir bölümü de iç pazarlara, yani buradaki çiçekçilere, otel, motel, tatil köylerine gönderiliyor. Karanfillerin dikim aşamasından toplanmasına dek nasıl bir özenle bakılıp emek verildiğini anlatamam. Sabah güneş doğmadan çalışmaya başlayan insanlar akşama dek uğraşıp didiniyorlar.
Buyrun seralarımızı gezmeye:
Seraların bir bölümünün üzeri açık, bir bölümünün ise tüle benzeyen örtülerle kapatılmış.
Bazıları tomurcuk, bazıları da yarı açmış durumda.
Açmış olanların renklerinin güzelliğini anlatamam. Uçuk pembeden bordoya, sarıdan turuncuya ve mora dek her rengi var.

Serada çalışanlar genellikle ailece bu işi yapıyorlar. Asıl işletmeciler yani büyük patronlar seraların yanına lojmana benzer evler yaptırmışlar ve bu aileleri yerleştirmişler. Kira, elektrik ve su parası ödemiyorlarmış ancak ciddi boyutta emek sarfederek çoluk çocuk çalışıyorlar ve fide başına az bir ücret alıyorlarmış. Bir fidede kaç dal karanfil yetiştiğini sormayı unutmuşum.
Eşi serada çalışırken, Sündüz Hanım da kesilmiş karanfilleri buket yapıyor.
Oğul Şerafettin tezgahın başında.