14 Şubat 2010 Pazar

Yaşamdan / Antalya'da Pazar Sabahı



Bu sabah inanılmaz güzellikte bir hava var Antalya'da. Her sabah bitirmek için biraz aceleci davrandığım sabah yürüyüşümü uzatasım geldi ve öyle de yaptım. Pırıl pırıl tertemiz ılık bir hava ve denizin üzerindeki ışık oyunları bize eşlik etti. Değişmez yürüyüş arkadaşım Minik de çok keyifliydi. Hoplaya zıplaya çimenlere daldı. Kazağını çıkardık önce.
Ördekler de sabah keyfi yapıyorlardı

Kafeler söz birliği etmişçesine Fransızca romantik aşk şarkıları çalıyorlardı ve kahvaltı masaları hazırlanıyordu, malum Sevgililer Günü. Manzara ise enfesti; her günkünden daha bir güzeldi denizin ve yeşilliklerin renkleri.



Dekor amacı ile yetiştirilen muz ağaçları meyvelerini büyütmenin keyfiyle hışırdıyorlardı. Limon ağaççığı yine geçen yıl olduğu gibi meyvesini vermişti. Tek çocuklu bir ailenin özenle büyütülmüş çocuğu gibi pırıl pırıldı mis kokulu meyvesi. Kayalarda enfes tırmanıcı bitkiler minicik çiçekleri ile büyülüyordu kendisini farkedenleri. Bu güzelliği farkettiğim için mutlu oldum. Hele kuşların oluşturduğu koro enfesti. Onların fotoğrafını çekemedim çünkü nefis senfonilerini bölüp rahatsız etmek istemedim.

13 Şubat 2010 Cumartesi

Tokat'ın Yürek Yakan Türküsü / Hey Onbeşli Onbeşli

Bu fotoğraftaki çocuk yüzlere bir bakın. Onlar henüz açmamış çiçek tomurcukları gibiydiler..

1315 doğumlulara Anadolu'da kısaca "15 li"denirdi.
Bu tarih günümüz takvimiyle 1899 yılına denk geliyor.
15 lilerin çok büyük bir bölümü Kurtuluş Savaşı'mızda bütün cephelerde savaşmış, yaralanmış, şehit olmuş veya esir düşmüşlerdir.
Bu neslin hazin hikayesi Anadolu'da iyi bilinir."hey 15 li 15 li Tokat Yolları Taşlı"türküsü onlara yakılmıştı.

Türkünün öyküsü burada

Çanakkale muharebelerinin 1915' de cereyan ettiği hatırlanırsa bu gençlerin 16-17 yaşlarında cepheye sürüldüğü görülür.

Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

12 Şubat 2010 Cuma

Yaşamdan / Fırtına Sonrası Antalya





Ne acılar yaşandı. Can kayıplarımız oldu ama yaşam devam ediyor. Ortalık böylesine dingin ve ılık tertemiz bir hava var şu an.

11 Şubat 2010 Perşembe

Naif Resmin Öncülerinden / Niko Pirosmani

Niko Pirosmani olarak da bilinen Niko Pirosmanaşvili (d. 5 Mayıs 1862 - ö. 1918), ünlü Gürcü halk ressamıdır. Naif sanatın öncüsü kabul edilir. Picasso'nun en sevdiği ressam olara bilinir.




O, resim sanatının marjinallerinden biridir.


Evsiz bir avareydi, arada sırada tabelalarını boyadığı dükkânların kilerinde kalırdı. Kendine ait bütün eşyası üstündeki giysilerle içine resimlerini, fırçalarını koyduğu çantadan ibaretti. Yaptığı iş karşılığında çok az para kazanır, çoğu zaman yatacak yer ve şarap karşılığında çalışırdı.

Hayatı iniş çıkışlarla, yanılsama ve hayallerle, tutarsız, hatta mantıksız denebilecek davranışlarla doludur; ki bunlar onun çoğu zaman acele karar veren ve kolay kontrol edilemeyen bir kişiliğe sahip olduğunu gösteriyor. Belki de bu tutumu yüzünden evsiz bir yoksul olarak yaşamış ve kimsesiz olarak ölmüştür; öyle ki mezarının nerede olduğu bugün bile bilinmiyor.

Resim eğitimi almış değildi. Resimlerinde geleneksel halk sanatından, dini resim ve kiliselerdeki duvar resimlerinden, dergilerdeki desenlerden, Rus popüler resimlerinden, 18. yüzyıl İran portresinden, taşbaskı İran kitaplarındaki resimlerden ve hatta birçok evin duvarını süsleyen sıradan fotoğraflardan bile yararlanıyordu.

Resimlerine gelince... Kendi buluşu siyah muşamba üzerine yaptığı resimlerinde çarpıcı, blok renkler kullanır Pirosmani. Ancak aslına bakılırsa bu renkler karanlık, kasvetlidir; resimlere bir sertlik verirler. Resmi yapılan kişiler günlük yaşamdan alınmış sıradan kişilerdir. Her şey açıkça algılanabilirdir. Böyle kolayca algılanabilir olmalarının nedeni her çiftçi gibi Pirosmani'nin de dünyanın güzelliğini yüceltmesinden kaynaklanır. Öyle ki eserlerinde sanki bu güzelliği çoğaltmaya çalışır gibidir.


Sıra dışı yaşamı, ölümünden sonra resimlerinin kazandığı büyük başarı ne kadar gerçeküstü bir insanla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Resimleri ise naif ve belirlenmemiş bir bakışın ürünleri olarak bizi etkilemeyi sürdürüyor.

Daha FazlasıBurada



Biyografisi Burada

9 Şubat 2010 Salı

Yaşamdan / Antalya'da Zor Günler

Antalya'da cumartesiden beri zor günler yaşanıyor. Korkunç bir fırtına ve şiddetli yağış yaşamı felç etti. En acısı da can kayıplarımız. Acımız çok büyük.






Daha Fazlası Burada

8 Şubat 2010 Pazartesi

Özel Günler / Sevgililer Günü mü? Zorla Satış Yapma Kampanyası mı?




Böylesine bir yazı pek de sempatik gelmeyebilir ama ne yapayım, içimde mi kalsın? Bunlar benim düşüncelerim. Farklı düşünenlere sonsuz hoş görü ve saygı benden.


Özel günlerin para kazanma amacına yönelik kullanılması benim için çok rahatsız edici bir konu. Ötesi, bir anlamda sosyal baskı unsuru.

Zaten kel başa şimşir tarak örneği bir tüketim toplumu olduk sonunda. Şişkinleşmiş kredi kartı borçları en az ödeme ile geçiştirilirken ödenemeyen kiralar ve faturalar çok da yadırganmıyor artık günümüzde. Yine de reklam kampanyaları ''tüketin, tüketin!''diye yırtınmaya devam ediyor. İşte sözde özel günler de bu duruma çanak tutuyor.

''Şu kadarcık bir şey '' isteyen hanımlar sanki tüm kadınları temsil ediyor. Neyse ki bu doğru değil.

Gelelim Sevgililer Günü'ne. En küçük fırsatı kaçırmıyoruz maaşallah. Öyle ya senede bir kez kutlanan bir gün; güzel, pahalı bir hediye gelse fena mı olur? Şık bir yerde romantik bir yemek de olsa olsa bir 100 liraya malolur. Saçtı baştı, karşılıklı hediyeydi derken siz hesaplayın artık. Eh biraz parasal sıkıntı varmış, ne yapalım. Zaten o sıkıntı hep var. Bunları yapmasak, yapan birileri olacak ve biz de ''onlardan neyimiz eksik?'' psikolojisine gireceğiz. İşte tam istedikleri böyle düşünmemiz. ''Alın, borçlanın ödeyemezseniz faizi ile ödersiniz. Hem canım yaşam koşulları böylesine telaşla zorlarken bizleri karşılıklı sevgimizi gösterecek fırsat mı kalıyor? İşte size fırsat. Sadece bir gün boyunca romantik sevgilileri oynayıp o gün boyunca benlik şişmesinden çatlayacak hale geliriz, başımız göğe erer.

Elbette olanakları olanlar her fırsatta hediyeleşsin, yeter ki özden duygularla yapılsın. Gerçek sevgiler gerekeni yaptırır zaten, dayatmalara ne gerek var. Evlilik yıl dönümü, tanışma yıl dönümü, doğum günleri kişiye özeldir. Herkes imkanlarına göre kendi usulünce kutlar. Ama böyle ticari kaygılar taşıyan özel gün kutlamalarına sıcak bakmıyorum. Olayı kitleselleştirerek bir alışveriş çılgınlığı yaşatmak asıl amaç. Benim için seçilen bir şarkı, yazılan (acemice de olsa) bir kaç dize ve fincanıma güler yüzle doldurulan çay yeterli, sıfır maliyetli olsa da..Eşim de böyle düşünüyor, işine geldiği için öyle olmadığını biliyorum, bunu çoktan kanıtladı.

Gerçek sevgiler diliyorum hepimize. Her günümüz, bizim özel Sevgililer Günü'müz olsun, hediye olmasa da olur.

7 Şubat 2010 Pazar

Havuçlu Portakallı Kek






Malzemesi
3 yumurta
2 çay fincanı şeker
bir çay fincanı sıvı yağ
3,5 çay fincanı un
iki çay fincanı rendelenmiş havuç
1 çay fincanı iri çekilmiş ceviz
1 portakal(kabukları rendelenip suyu sıkılacak)
1 paket kabartma tozu
tarçın

Yapılışı
Önce sıvılar ve şeker çırpılır, sonra un ve diğer malzeme karıştırılır. Önceden ısıtılmış fırında(140 derecede) 55 dakika pişirilir. Siz kendi fırınınızı pişirme durumuna göre ayarlayın.

Begonvili Ev Halleri

Hava bir kaç gündür böyle kapalı buralarda. Olsun, her halini seviyorum Antalya'nın.


Jane de sisli havanın etkisinde kalmış belli ki. Nasıl da seyrediyor. Şu duruştaki zarafete bakar mısınız:)

 Minik'in patchwörk minderini geçen yıl yapmıştım.



Bu yılın ilk turunç reçeli teyzemden geldi.

tarifi burada Çok hamarattır benim teyzem.

Yeni aldığım kek kalıbımı nihayet bu gün denedim. Sonuç mükemmel oldu. Teflon kalıplar bir süre sonra çizildiği için bu kez döküm kalıp aldım. Epeyce aradım ama buldum. Maalesef ithal bir ürün. Umarım bizde de üretilir.



Havuçlu ve portakallı kek. Tavsiye ederim, çok lezzetli. Tarifini vereceğim.


Bu kumaş  sepetleri  de geçtiğimiz  aylarda yaptım.



Bunları da son  ördüğüm  bebek patikleri.. Artık patik örme işinden sıkıldım, bu sonuncusuydu.

6 Şubat 2010 Cumartesi

Hey Gidi Yıllar HEY ! / 70li Yılların Hey Dergisi




Bir zamanlar bir Hey dergisi vardı. 1970'lerin başından 80'lerin sonuna dek yayın hayatına devam etti. Sabırsızlıkla beklerdik çıkmasını.


İşte Hey Dergisi Arşivi

İçeriği mi? 1970 li yıllarda Mançolar, Karacalar, Akbayramlar, Seldalar, Livaneliler, Koraylar ve onlarcası ile röportajlar..Yerli ve yabancı şarkı listeleri(Dünyada ve bizde), yılın sanatçıları,grup tanıtımları, daha neler neler..Tek kanallı siyah beyaz tv ve 45lik plak döneminden söz ediyoruz. O zamanlar bu dergi bizler için ne demekti? Anlamanız için bizim yaşlarda olmanız gerekir. Keşke saklasaymışım Hey dergilerimi diye hayıflanıyorum.


Bu sayfanın üzerine tıklayarak okumanız olası.
Arşiv sayfasındaki resimlere tıklayıp önceki ve sonraki sayfaları da görebilirsiniz.

Dean Martin / Thats Amore ve Diğerleri


Ne hoştur Dean Martin'in seslendirdiği şarkılar. Çoğu kez smokinli, çapkın bakışlı haliyle ve elinde sigarası ile gülümserdi fotoğraf karelerinde ve görüntüsüne çok yakışan sesi ile çok hoş aşk şarkıları söylerdi.

Dean Martin, asıl adıyla Dino Paul Crocetti (d. 7 Haziran 1917 - ö. 25 Aralık 1995) İtalyalı Arnavut asıllı ABD'li oyuncu ve şarkıcı.İlginç bir yaşam öyküsü var.


Daha Fazlası Burada

Yıllar, yıllar geçse de dinlemekten hiç bıkmayacağım bir şarkıcı.

Thats Amore
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA


Sway'i bir de Dean'den dinleyin
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA


Gentle On My Mind
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

5 Şubat 2010 Cuma

I Never Promised You a Rose Garden / Sana Gül Bahçesi Vadetmedim


Çalışma masamda epeyce kalabalık bir okunacaklar listesi oluşunca, bir kaç kez sırasını başka kitaplara kaptıran SANA GÜL BAHÇESİ VADETMEDİM öncelik kazandı. Belki de dikkatle okunması gerektiği kanısı uyandırdığından ya da yazarın okuyacağım ilk yapıtı olduğundandır bu güne dek bekletilmesi. Genellikle yazar hakkında araştırma yapıp bilgi toplarım bir kitaba başlamadan önce. Az çok tanıdık bir yazarsa, bu biyografik bilgilenmeyi kitabı okuduktan sonra yaptığım da olur. Bu kez önce yazarı tanıma isteğim baskın çıktı.

Amerikalı çağdaş roman ve öykü yazarı Joanne Greenberg, uzun süre Hannah Green lakabını kullanarak yazmış.Genç yaşta yaşadığı akıl hastanesi deneyimini Sana Gül Bahçesi Vadetmedim adıyla romanlaştırmış. 1989 ‘da ömrünün elli yedinci yılında yayımladığı Sana Gül Bahçesi Vadetmedim’i edebiyat dünyası ısrarla görmezden gelmiş. Eleştirmenler romanın farklı dillere çevrilerek milyonlarca satması karşısında ilgisizliklerini bir kenara bırakmak zorunda kalmışlar. Yine de romanı edebî açıdan yetersiz bulmuşlar.



Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, şizofreni üzerine yazılmış, şizofreniyi anlatan ve tanıtan önemli bir yapıt olarak olarak kabul ediliyor ve aslında bu hastalığa ve hastalara karşı toplumsal anlamda taşıdığımız önyargıların ne de boş olduğunu vurguluyor.

Şizofreni, toplumumuzda ve birçok toplumda hala tabu olarak görülen bir hastalık ne de olsa. Halk arasındaki kabulüyle ''delirmek''.. Ve şizofrenler de korkulması gereken insanlar. İşte bu düşünceyi ve bunun yanı sıra görece eğitimli, aydın insanların bakış açısıyla şizofreninin genelde bir entelektüel hastalığı olduğu kanısını da çok açık bir biçimde yalanlıyor bu roman.

Deborah’ın kendine dönük şiddeti, sanrıları ve hezeyanlarını okumak, şizofreninin yakıcı yüzünü ve aslında hiç de bazılarının sandığı gibi eğlenceli bir hastalık olmadığını anlamanızı sağlıyor. Bir yandan da tabu haline getirilecek bir yanının bulunmadığını anlıyorsunuz. Hiç kimsenin tutulmak istemeyeceği türden, acı verici bir hastalık ama bir hastalık işte.. Onlar dışarıda olmaktan korktukları için içerideler zaten. Bizim de onlardan ürkmemiz, aradaki uçurumları derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor.

Uzun zamandır bu derece etkilendiğim bir kitap olmamıştı. Okumasaydım kendimde de bir kısmı mevcut olan önyargılardan kurtulamayacaktım büyük olasılıkla.

Çok Hoş Bir Sürpriz / Suna Sönmez'le Tanıştım



Bu gün kek kalıbı almak için çarşıya inmiştim. Bir kaç mağaza dolaşıp aradığım özellikleri taşıyan kek kalıbımı bulunca (ayrıca kalıbı da tanıtacağım başka bir yazımda)bir de ara sıra alışveriş ettiğim yün mağazasına uğradım. Şu bir kaç gün önce modelini verdiğim rengarenk paspastan örmek için yün alayım diye. Her zamankinden daha kalabalıktı mağaza. Meğer ünlü bir yün markasının yün örgü danışmanı Suna Sönmez Hanımefendi'nin Örgü Günleri Buluşması varmış. Ben de uzun süredir öğrenmek istediğim nohut deseninin örülüşünü sordum. Uygulamalı olarak öyle güzel öğretiyor ki, gerçek bir örgü uzmanı kendisi. Sohbeti de çok hoş. Begonvilli Ev'i biliyormuş. Mail adresini aldım. Gerektiği zaman haberleşebileceğiz. Nohut desenini öğrettiği için çok teşekkür ediyorum kendilerine.



3 Şubat 2010 Çarşamba

Yaşamdan / Bir Yaş Daha

Bu sabah güne Can Baba'nın öğütlerini okuyarak başladım.

Adına yaşamak dediğimiz olguyu şöyle bir değerlendirip biraz daha duyarlı, biraz daha farkındalıkla duyumsamak istedim. Yaşamı küçük ve gündelik telaşlarla doldururken, güzellikleri farketmeyip başımıza gelen olumsuzlukları dünyanın en kötü halleri gibi algılamak yerine.

Kısacası yaşam acısıyla, tatlısıyla bir bütün. İnsan onuruna yaraşır bir yaşam olsun yeter ki...

Bu gün benim doğum günüm. Bu şiiri kendime ve tüm okurlara armağan ediyorum. Teşekkürler Can YÜCEL.


Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,



Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..

Arkadaşım,
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel


2 Şubat 2010 Salı

Çok Dekoratif Bir Paspas

Bu nefis halıyı blogları gezerken gördüm.



http://euquefiz-vovobaisa.blogspot.com/


Tığ işini sevenler için çok hoş bir model bence. Artan yünleri değerlendirmek için ideal.




Yapılışı burada

Erkek ve Kız Bebekler İçin Patik

Patik örme işini sevdim. Minicik ayaklarda öyle şirin görünüyorlar ki. Neredeyse ''çevremde bebek var mı daha?'' diye patik hediye edilecek bebek araştırmalarına giriştim. Bir süre sonra sıkılırım tabii ki ama bu süre içinde bir kaç bebişe daha öreyim diyorum.






1 Şubat 2010 Pazartesi

Yaşamdan / Akşam Keyfi

Günlerdir yağışlı hava nedeni ile eve tıkılıp kalmıştık. Nihayet güneş yüzünü gösterdi bu gün. Üstelik bahar günlerini aratmayacak kadar sıcaktı hava ve Minik'le hemen kendimizi dışarı attık.
Nihayet kavuştuk!
Keyifler yerinde
Paylaşılamayan top


Yağmur sonrası ortalık tertemiz görünüyor
Bir ara gökyüzünü bulutlar kaplasa da, insanlar denizi seyretmeye devam ediyorlar.


Artık dönüş zamanı