30 Kasım 2019 Cumartesi

Sevgili Ormanımda Harika Bir Yürüyüş

 Bugün ormanda, köpek kızlarımla harika bir yürüyüş yaptık.  Tablo gibi sonbahar görüntülerini, tertemiz havayı, yağmur sonrası, ilkbaharı beklemeden uyanan doğayı görmek, yaşamak büyük şans..





























16 Kasım 2019 Cumartesi

Giuseppe Ungaretti



10 Şubat 1888 , İskenderiye doğumlu şair Giuseppe Ungaretti, sözcükleri olabildiğince ölçülü kullanarak, en az sözcükle en derin etkiyi bırakan şairlerden biridir.

''Yüreğim benim /en azaplı ülke''diyen bir şairi düşünün. Savaşı yaşayan bir çok insan gibi pek çok acı barındırmıştır içinde. Onun ayrıcalıklı yönü kalemidir kuşkusuz. Başka yüreklere sızabilme yeteneği kalemi ile güç bulur.

İskenderiye'de doğmuş, İtalya'da sonlanmış yaşamı, o liman kentinin izleriyle doludur. İtalya ve Fransa yıllarından sonra, evi olan Roma'da yaşadığı yüzyılın çaresizliğini, kısacık dizeleri ile ustaca anlatmıştır. Savaş yıllarının derin acılarını, yüreklerde hissettirse de, kahramanlığı hiç yüceltmedi.

Bu evlerden
yalnız
bir kaç
parça duvar kaldı

İnsanlardan
yanımdaki
pek azı
kaldı

Yürekte oysa
eksik haç yok

Yüreğim benim
en azaplı ülke

Guiseppe Ungaretti



DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN BURAYI TIKLAYIN




1 Kasım 2019 Cuma

Enfes Kakaolu Kek

    Şu günlerde burada sık sık Begonvilli  Ev tarifleri görüyorsunuz. Blog konseptimde mutfağımıa özgü tarifler vardı zaten. Ara sıra sonucundan emin olduğum  sevilen, beğenilen tariflerimi paylaşıyordum. Tesadüfen bir kaç gün ara ile yapınca ve  blog  yazılarıma zaman ayırma gayreti de olunca  tariflerimin sayısı artıverdi. Bir de amaç bu tariflerin kaybolmaması. Nasıl  pişirdiğimi unutma durumları olmuyor değil.  Daha çok hafta sonları konuklarım gelince çay ve kahve ile ikram etmek için denediğim tuzlu ve tatlı atıştırmalıkları gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim. İşte bunlardan birisi:












Granül  ya da süzme kahvenin yanına çok yakışan  kekimizin tarifine buyurun:

3 Çay fincanı un
1 çay ficanı şeker
3 yumurta
1 su bardağı tereyağ (eritilmiş)
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı süt
2 çorba kaşığı kefir
Yarım çay bardağı su.
1 paket kabartma tozu
iki çorba kaşığı (tepeleme) dark kakao
Bir kaç damla vanilya özütü.
Bir tutam tarçın

       Yumurtaları ve şekeri çırpma makinesinde önce yavaş, sonra hızlı devirde  3- 4 dakika çırpıyoruz. Eritilmiş tereyağı ve sıvı yağı mayonez yapar gibi azar azar ekliyoruz. Diğer sıvıları ekleyip  biraz daha çırpıyoruz.Unu, ve diğer kuru malzemeyi katıp tahta kaşıkla  hızlıca pürüzsüz  bir hamur elde ediyoruz. Eritilmiş tereyağı ile yağlanmış kalıba döküp kalıbı şöyle bir  sallıyoruz ki, hava  boşluğu kalmasın. Önceden ısıtılmış fırında 180 derecede pişiriyoruz. Pişirme süresini kendi fırınınızın özelliğine göre ayarlamanız gerekecektir. Deneyecek olanlara  afiyet olsun.
Not: Ben benmari edilmiş beyaz çikolata ve nar ile süsledim.

29 Ekim 2019 Salı

Menengiç Ağacı

           Buralarda, özellikle her yıl ekim ayında, hayran hayran  seyrettiğim iki ağaçtan biridir menengiç ağacı. Diğeri de eski okurlarımın  tahmin edebileceği gibi zeytin ağacı elbette.
https://begonvilliev.blogspot.com/2018/12/zeytin-agac-asktr-yasam-felsefesidir.html

           Yine belirtmeliyim ki tüm ağaçlar çok değerlidir benim için. Ağaçların yaprağına, çiçeğine, meyvesine, dalına, endamına bakmalara doyamam. Sizlere tuhaf gelebilir ama ağaçların ruhu olduğuna inanırım; hem de istisnasız iyi ruhlar. Onlara yakın olunca kendimi  daha iyi hissederim.

            Menengiç ağacını tanıyordum tanımasına da, kokusunu duyabilecek, tohumlarının o büyülü aromasını tadacak kadar yakından görmemiştim. Doğa yürüyüşlerimde, tam da bu mevsimde salkım salkım kırmızımsı yer yer koyu yeşile dönüşen meyvelerini görünce  '' bu menengiç olmalı''  dedim. Sordum, araştırdım, özelliklerini öğrendikçe hayranlığım arttı. Bu gün  köpek kızlarımla yaptığım uzun doğa yürüyüşünde çamların arasında gördüğüm menengiç kümeleri mıknatıs gibi  çekti beni. Bol bol fotoğraf çektim. Dokundum, yeşile dönüşen meyvelerinin tadına baktım. Kırmızıların çok ekşi ve buruk bir tadı var. Koyu yeşile dönenler hoş kokulu ve çerez tadında.



           Menengiç (Çitlenbik) (Pistacia terebinthus), sakız ağacıgiller  ailesinden bir ağaç. Güneydoğu Anadolu'da, Akdeniz Bölgesi'nin dağlık, kırlık alanlarında kendiliğinden  yetişiyor. Çalı ya da ağaç formunda olabiliyor. Yörelere göre çitlenbik, çedene, çıtlık, bıttım gibi adları var.Çocukluğumda çitemik olarak  söylendiğini anımsıyorum.  Antalya'nın Akseki ve Manavgat ilçelerinde “Çöğre” olarak isimlendiriliyor. Burdur'daki Bucak ilçesinde çıtlık şeklinde adlandırılıyor. Belki de bilmediğimiz başka adları da vardır.

         Aşılanarak Antep fıstığı ağacına dönüştüğünü biliyor muydunuz? Ayrıca tohumlarının hafifçe kavrulup öğütülmesi ile  elde edilen ürün menengiç kahvesi adı ile tanınıyor.  Son zamanlarda doğal ürünlere ilginin artması menengiç kahvesinin de yaygınlaşmasına neden oldu. Biz ailece severek içiyoruz.  Bir de menengiç sabunu var. Oldukça yağlı olan tohumlarından yapılan bu sabunun cildi onarma  özelliği olduğu söyleniyor.


















Menengiç ağacının böyle keçi boynuzuna benzeyen bir meyvesi daha var.


          Bu güzel ağacın yakınlarımda olması beni mutlandırıyor. Yöremizde, yakınımızda değeri bilinesi daha ne  güzellikler var kim bilir.  Yeter ki görmesini bilelim, tanımak için  çaba gösterelim. Koruyup gözetmek  boynumuzun borcu, öyle değil mi? Sağlıcakla kalın dostlar.

     

26 Ekim 2019 Cumartesi

Armutlu Kapalı Turta


Bu kadar  lezzetli ve hafif olacağını tahmin etmiyordum. Hafif kıtır, içi lapa olmayan, ideal ıslaklıkta bir turta.

İç Malzemesi:

2 Adet armut
2 kaşık toz şeker

Hamuru İçin:
1 çay bardağı eritilmiş tereyağı (Yarısı yoğururken hamura  katılacak, diğer yarısı açma işlemi sırasında fırça ile aralara sürmek için kullanılacak)
1 çay bardağı süt
Yarım çay bardağı ılık su
1 yumurta
1 paket vanilya
1 çay bardağından  çeyrek eksik şeker
Yarım çay kaşığı karbonat, bir tutam tuz, 2 çorba kaşığı elma sirkesi.
3 su bardağı un.
Öncelikle  2 adet irice armudu 1 parmak kalınlığında dilimleyip, iki kaşık dolusu şeker serptiğimiz  döküm tavada karamelize ederek pişiriyoruz. Hafif ateşte 3-4 dakika çevirmemiz yeterli.

Hamuru için listedeki tüm malzemeleri karıştırarak  elimize yapışmayacak bir hamur elde ediyoruz. 3 Bardak un tam gelse de unu kontrollü eklemenizi tavsiye ederim. Buzdolabında 15 dakika kadar dinlendirdiğimiz  hamuru 6 bezeye ayırıyoruz. Her bezeyi merdane ile  pasta tabağı büyüklüğünde açıyoruz. Aralarına  bir fırça yardımı ile bolca eritilmiş tereyağ sürerek, üçünü tabana, üçünü de üste kullanmak üzere  üçerli iki grup  yapıyoruz. Birinci ve ikinci  grubu  ayrı ayrı  merdane ile  tart kalıbımızdan taşacak şekilde açarak büyütüyoruz. Üste kullanacağımız daha küçük olmalı. Birini alta serip elimizle  hafifçe bastırarak tart kalıbına yerleştiriyoruz. Karamelize edilmiş  armutları  iç olarak hamurun üzerine yayıyoruz. Daha küçük çaplı olan diğer hamuru üzerine yayıp  kenarlarını içe kıvırıyoruz. Bu işlemin çeşitli teknikleri var. Meraklıları çok güzel  kenar kıvırma şekilleri yapıyor. Ben fazla uğraşmadım çünkü köpek kızlarımın yürüyüş  zamanı geliyordu.  Üzerine çatalla delikler açabilirsiniz ya da  keskin bir bıçakla bir kaç çizik atabilirsiniz. Üzerine erimiş tereyağı sürüp 180 derece de önceden ısıtılmış fırında pembeleşinceye dek pişiriyoruz. Ben serpmedim ama biraz  pudra şekeri serpip ılık olarak servis yapabilirsiniz. Hamuru hafif kıtır, mis kokulu, gerçekten  enfes bir  tturta. Armut yerine elma da çok güzel oluyor.  Deneyenlere afiyet olsun.

22 Ekim 2019 Salı

Tombul Tavuklarımız ve Yakışıklı Horozumuz

        Radikal bir kararla, fazla da kafa yormadan  kent yaşamından kopup  çam ormanının eteklerindeki  köye yerleşeli neredeyse 5 yıl oluyor.  Sosyal yönden zorlanıyoruz zaman zaman. Bazı ihtiyaçlarımızın giderilmesinde de sorun yaşayabiliyoruz. Burada market yok, eczane yok vs. vs. Yine de burada olmanın avantajlarının farkındayız. Temiz hava, kaliteli taze ve doğal gıdalara daha kolay  erişim,  harika orman yürüyüşleri, küçük bahçemizde  yetişen çiçekler, cömertçe meyve veren ağaçlar bizi mutlu  ediyor. Ayrıca patililerimize  daha uygun bir ortam olduğu için burada olmaktan memnunuz. Gitgide çevre ile uyumlu yaşamaya evrilme  hem keyifli hem de tatmin edici. Şöyle ki, kendi sebzemizi yetiştirmek, meyve ağaçlarının bakımını yapmak bir tür egzersiz yerine geçiyor. Meyvelerin olgunlaştığını görmek, taze taze tüketmek de ödül oluyor. Bir şeyler üretmenin  zevki bir başka.



  Son zamanlardaki hobimiz  taze yumurta amaçlı tavuk yetiştirmek. Önce biraz araştırıp etrafımı gözlemledim. Komşuların bu işi nasıl yaptıklarına baktım. Gördüm ki  hiç bir şey yapmıyorlar. İyi kötü bir barınma yeri yapıp tavukları ve horozları koyuyorlar içine. Kendi yetiştirdikleri buğday ve  bir de su kabı tamamdır. Hayvancıklar  bütün gün  her yerde gezip gezip akşamları kümeslerine toplanıyorlar. Evimizin yakınındaki ana yolda bile her an tavukların dolaştığını görebilirsiniz. Ne yazık ki bazılarını araçların ezdiği oluyor. Bazılarını da  ormandan gelen aç tilkiler avlıyor. Ben bu üzücü olaylara meydan vermemek için kendi bahçemizin bir bölümünü onlara ayırdım. Yaşayacakları yaklaşık 60 metrekarelik bir  alanı  telle çevirtip güzel bir kümes aldım. Kümes demonte geldi. Bahçıvanla birlikte kurduk. 14 çeşit tahıl bakliyat karışımı özel bir yem aldım. Oğlum da değirmenden buğday ve kepek almış.  Folluklara  saman koyduk. Her şey hazır olunca  tavuklarımız  ve horozumuz geldi. Beş tavuk, bir horozdan oluşan  sürümüz gelir gelmez yumurta vermeye başladı. Veterinerin tarifi üzerine ağızdan  aşılarını verdik. Sabah karışık yem, öğlen su ile karıştırdığımız kepek, öğleden sonra da buğday yiyorlar. Marul, ıspanak, semizotu, yeşil soğan gibi sebze artıklarına bayılıyorlar. Oldukça oburlar. Günde ortalama 3 yumurta alıyoruz. Bize geldiklerinde  küçüklerdi ama hızla büyüdüler. Bazen beşi de yumurtluyor.  Gün aşırı ya da gördükçe  eldiven giyip kümeslerini, folluklarını  temizliyorum. Kendi alanlarında  durmadan geziniyorlar. İşte tavuklu, horozlu hayatımız böyle..





               

















     


20 Ekim 2019 Pazar

Fıstık Ezmeli Kurabiye





             Epeydir uzak kaldığım blog sayfamdan  yeniden merhaba! Enfes bir tarifle  belki kendimi affettirebilirim.

Bu kurabiye, yemek bloggerlerinin pek sevdiği ''tam ölçülü''  tanımlamasına çok uygun. Öncelikle söylemeliyim ki, tarif  neredeyse  özgün. Yani kopyalanmış bir tarif değil ama  elbette  malzemeler karşılşabileceğiniz  diğer fıstık ezmeli kurabiye malzemeleri ile  aynı.

Sözü fazla uzatmadan;

            benim  kurabiyemde şunlar var:

350 gr fıstık ezmesi. Ben içinde şeker olan bir fıstık ezmesi kullandım. Şekersizleri de var. Onlardan kullanacaksanız  aşağıda vereceğim şeker miktarını biraz daha artırabilirsiniz.

1 su bardağından  iki parmak eksik toz şeker. Esmer şeker olsaydı daha iyi olurdu. Bizde kalmamış.

800 ml. un. Dikkat ederseniz unun ağırlığını değil hacmini ölçtüm. Ölçü bardağını kullandım. 800 gr olarak   anlaşılmasın!

2 çorba kaşığı buğday nişastası.

1 su bardağı sıvı yağ.

1 paket vanilya, 1 paket kabartma tozu

Yapılışı: Fıstık ezmesi, yağ ve  şekeri  güzelce karıştırıyoruz.  Mutfak şefi (power chef)  olanlar için bu işlem iki dakikada bitiyor. Daha sonra un, nişasta, kabartma tozu ve vanilyayı ekliyoruz. Unun tümünü değil de önce yarısını ekleyip, kalanını yoğurmaya devam ettikçe azar azar ilave etmekte fayda var. 800 ml  un  tamı tamına  iyi geliyor. Hamur toparlanıp  elde şekil verilecek  hale gelince  minik toplar yapıp   tepsiye diziyoruz.  Önceden ısıtılmış fırında, 170 derecede kurabiyeler çatlayıncaya dek  pişiriyoruz. Ben  pişirmeyi sonlandırdıktan sonra bir iki dakika daha fırında bıraktım. Kurabiyelerinizi soğumadan almaya çalışmayın. Sıcak hali ile dağılabilir.  Deneyecek olanlara afiyetler olsun.  Sağlıcakla kalın.

3 Eylül 2019 Salı

Hoş geldin Lokum!


Evet, onları çok seviyorum. Yüreğimi minicik bir çocukken, evimi de  yıllar önce onlara açtım . Her bireri ailenin  vazgeçilmez üyeleri oldular. Çok sevildiler. Mutlu yaşamaları için elimizden geleni yaptık. Kayıpları bize büyük acılar yaşattı. Minik dışında hiç biri planlanıp evlat edinilmedi. Terk edilmiş ya da zor durumda, hatta ölmek üzere bulduklarım oldu. Kendiliğinden bize  gelenler de oldu. Kısacası  hikayelerini ayrı ayrı anlatsam bir kitap bile yazabilirim. Altı yıl önce doğa tutkum ve patili dostlarımız için  yaşam tarzımızı değiştirip kentten köye taşındık.Yıllar yılları kovaladıkça  kedilerimizle, köpeklerimizle oldukça  kalabalık bir aile olduk. Bu arada yaşım ilerledi, sağlık sorunlarım arttı. Yıllardır  hasta  ve özel bakıma gereksinme duyan olan eşimin  durumu da malum.  Son günlerde  patililerin  bakımları, yürüyüşleri konularında zorlandığımı  hissettim. Onların da iyiliğini düşünerek   ''Artık  bu kadar yeter'' deyip  sayıyı artırmama  kararı aldım.

 Bu arada ciddi bir enfeksiyon geçirdim. Uzunca ve yıpratıcı bir tedaviden sonra biraz düzelir gibi olunca tekrar kısa orman  yürüyüşleri yapmaya başladım. Bir kaç gün önce  evden bir kaç km  uzakta, dere kenarında yürürken bu ufaklığın  ağlamalarını duydum. Miyavlama değil, gerçekten de ağlama gibiydi. Karşı kıyıda, dereye doğru uzanmış küçük bir kara çıkıntısında sazlıkların arasında sürekli ağlama sesi çıkarıyordu. Onu görünce yanımda köpek kızlarım  olduğu için  çok korktum. Çünkü oldukça sığ olan dereyi geçip ona zarar verebilirlerdi. Şükürler olsun ki sert komutlarla onları kontrol altına alıp  bir dala bağladım. Ayakkabılarımla suya  girip karşıya geçtim. Kucağıma alınca hiç itiraz etmedi. Tam orada bulunan köprünün devamı olan  yolun kenarına bıraktım. ''Hadi annene git'' diyerek okşadım. Hızlıca köpekleri alıp evime doğru  yürüdüm ama  hiç huzurlu  değildim. Bir de baktım ki köprüyü geçip bizi  izliyor. Ne yapacağımı bilemedim. Eve  ulaşmamız için ormanlık bir alandan geçmemiz gerekiyor. Eğer ufaklık  geri dönemezse  ormanda kaybolup tilkilere av olabilirdi. Biraz daha ilerledim, Bir dönemeçten sonra  onu gözden kaybettim. İçime bir korku girdi. Köpekleri yine  bir çalıya bağlayıp geri döndüm. Bir de ne göreyim, yolun kenarındaki yamaca, ormana doğru tırmanıyor. Beni fark edince durdu, çağırınca  hemen geldi. Kucağıma alıp  eve getirdim. Geri dönüp köpekleri aldığımda hava kararmaya başlamıştı.. Terleyip ateşimin yükseldiğini hissettim. Henüz tam iyileşmediğim için zaten yorgun ve halsizdim ama onu ormanda bırakmadığım için mutluydum.  Tam dört gündür bizde. Çok mutlu, çok huzurlu  ve uyumlu.  İç ve dış parazit damlası yapıldı. Pazar günü veteriner kontrolüne gidecek. Diğer aşıları yapılacak. Daha adı  bile yok. Şimdilik lokum diyoruz. Söylemeyi unuttum; o bir oğlan.

25 Haziran 2019 Salı

.Enfes Kokulu Clematisler Açmış Ama..

Doğa yürüyüşlerini çok seviyorum. Hava koşuları aşırı zorlayıcı olmazsa, her mevsimde mutlaka uzun ya da kısa yürüyüşler yaparım.  Epeyce uzun süredir bunu yaptığım için buraların florasını, faunasını iyi bilirim. Yollardan, patikalardan sadece yürüyüp geçmekle kalmam;  bitkileri, hayvanları inceler, fotoğraflarını çekerim. Onlarca yabani bitkiyi, endemikleri, çok ya da az bulunanları artık kolaylıkla tanıyıp adlarını, bazılarının da Latince adlarını sayabilirim. Çünkü rastladığım bitkileri mutlaka araştırır, notlar alırım. İşte doğa yürüyüşlerini çok sevmemin asıl nedeni, bu yürüyüşler  sayesinde  köpek kızlarımla günlük sporumuzu yaparken çevremdeki bitkileri, hayvanları tanıma olanağı bulmam.

Yine bu yürüyüşler sırasında iki yıl önce, bizi bir dereciğe  ulaştıran patika yolun bir tarafında şahane kokulu bir sarmaşığa rastlamıştım. Görüntüsü çok etkileyiciydi. Bembeyaz çiçekleri, mis gibi kokusu ile göz alıcı bir yabani bitkiydi. Fotoğraflarını çekip araştırdım, Clematis Vitalba (Akasma) olduğunu öğrendim. Aynı bitkinin kültürü de varmış. Çok özenip kültürünü satın aldım. Bahçemde yetiştirmeyi başardım ama asla o gördüğüm harika görüntüyü elde edemedim.  Ertesi yıl aynı günlerde sabırsızlıkla açmalarını bekledim ancak  tam da  clematislerin  olduğu yere moloz dökmüşler. Bir kaç cılız dal azıcık açmıştı. Çok üzüldüm... Derken bu yıl clematislerin açma zamanı sık sık oraya gittim. Bu yıl o güzelim çiçekler kendilerini biraz daha yükseğe çekmişler. İki yıl önceki görkemli halleri ile bol bol açmışlar ,  hem de iki ayrı yerde. Sevindim tabii ki ama....

''Ama''  sözcüğünü kullanmamın nedeni son iki fotoğraf karesinde..






























23 Mayıs 2019 Perşembe

Çiçekler, Kelebekler ve Tabii ki Köpek Kızlarım

Bu sabah yine ormanın eteklerindeydik. Şunun şurasında bir kaç tatlı bahar haftasından sonra ''sıcak, çok sıcak'' diye serzenişlere başlarız. Antalya'nın yazı da fenadır hani. Sıcak nemle birleşir ve adım atamazsınız  evden dışarı. İşte bu nedenle bu günlerin  değerini bilmek lazım. Yol arkadaşlarım can kızlarım olunca daha bir keyifli oluyor doğa yürüyüşlerimiz. Sözü fazla uzatmadan görüntülerle anlatalım. Keşke renkler kadar, kekik kokularını, kuş seslerini  de paylaşabilmek  mümkün olsaydı.





Ben fotoğraf çekerken uslu uslu oturdular.

Vadiye inince kekiklerin çiçek açtığını ve kelebeklerin  uçuştuğunu gördük.






Pembeler kum kekikleri..






Beyazlar ise buranın meşhur bilyalı kekiği.


Çoktandır böyle net kelebek fotoğrafı çekememiştim. Turuncu kelebekler  en ufak kıpırtıdan kaçıyor ama bu koyu renkliler o kadar  hassas değiller. Başardığım için  mutlu oldum. 

9 Mayıs 2019 Perşembe

Begonvilli Ev Halleri


Köpek kızlarla harika bir doğa yürüyüşü ile güne başlamak,




kır çiçeklerinin  sunduğu görsel şöleni izlemek,


bazen tepeciklere tırmanmak,


eve dönünce balkonda açan çiçeklerin renkleri ile büyülenmek,











 bahçede açan güllere iltifatlar etmek,





bitmeyen işler arasında  kendimizi şımartmak için mutfakta fazladan zaman geçirmek,











bahçeden derlenmiş güllerle ''evim, güzel evim'' havalarına girmek

gibi haller işte. Sırada okunacak  pek çok kitap, izlenecek güzel filmler, dinlenecek harika müzikler olsa da elbette onlara da sıra gelecektir.  Yeter ki sağlık olsun.



Sağlıcakla kalın dostlar..