26 Temmuz 2011 Salı

Yazlık Hasır ve Örgü Çantalar

Hasır ve örgü çantalar,yaz gelince vaz geçilmezlerimdendir. Özellikle şapka, gözlük ve sandaletlerle çok yakıştıklarını düşünüyorum.

Aşağıdakiler en çok beğendiklerim.

Jack Rogers tote bag



FOSSIL handbag



Nine West tote bag


ASOS tote bag



Handbag



Flora Bella tote bag

)

Cappelli handbag

)

Helen Kaminski Fadey Lg - Raffia Macrame Bag: Hatsinthebelfry.com



Flora Bella bag



FOSSIL tote bag

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Nostalji / Antalya

1930'lu yıllara ait bu fotoğrafta, büyük bir olasılıkla Un Fabrikası'nda öğüttüğü unlarını at arabasıyla İskele Yokuşu'ndan çıkaran bir Antalyalı görülüyor. Eski Antalyalılar yokuşu ''Cemal Bey Yokuşu'' olarak adlandırırdı.
Ve  aşağıda  aynı  yeri  benim  objektifimden  görüyorsunuz.




24 Temmuz 2011 Pazar

Ah Amy !!! :((( İngiliz şarkıcı Amy Winehouse evinde ölü bulundu.



Kıvırcık  kapkara  saçlarınla, muhteşem  sesinle  yakıyordun  sahneleri..

Ne  yaptın  sen  Amy,  ne  yaptın!!!

Clup 27'ye  katılmak zorunda  mıydın? 

22 Temmuz 2011 Cuma

Hüzünlü bir Vedalaşma / Sevgili Verago, Nereye?


Blog  dünyasına  iddiasız  ve  en  doğal  halimle  girmiştim.  Konseptimin  ne  olacağını  inanın  düşünmedim  bile. Öyle  ya  ''neysem oyum'' mantığı  ile  içimden  geleni  paylaşacaktım  besbelli.. Tanıtım  yazımda  da  söylediğim  gibi küçük  bir  ev, hayvanlar,  kitaplar, sanatsal  eğilimler,  elişleri   hepsinden  önemlisi yaşamı  yaşam  yapan  küçücük  güzelliklerin  farkındalığı  ile dostluğun  paylaşımın  esas  olduğu,  hüznüyle  sevinciyle   insan  ilişkileri...

Bir  an  bile  konu  sıkıntısı  çekmeden, doğaçlama, günün  getirdikleri ile  bu  günlere  geldik.

Bu  arada  yaşamın  her  alanında her  yerde  karşılaştığımız  türden  her  tür  insanla burada da  karşılaştım. Derken bir  de  baktım  ki, natural  selection olayı  burada  da devreye  girdi.  Kendiliğinden  özeller ve  vazgeçilmezler  bir  bir internet güncemizde  ve  gönül  güncemizde  yerlerini  aldılar... Bazılarını  görmeden  öyle  bir  tanıdık  ve  sevdik  ki,  reel  yaşamda  hiç  karşılaşmamış  olmamızın  çok  da  önemli  olmadığını  anlamış  oldum. Hani  ''adam  gibi adam''  dedikleri  türden  insanlar  bunlar.  Cinsiyet  ayrımcılığı  kokan  bu  deyimi  ben  ''insan  gibi  insan ''  olarak  düzelteyim.  Çünkü  kadın  ya  da  erkek  olmaları  zerre  kadar  önem  taşımıyor  benim  gözümde. Onların  tanımını  yapmak  yersiz  olur.

İşte  onlardan  biri  Verago nickli   blog  yazarı  arkadaşım  yüreği  kadar  güzel  sayfasında doğallığı, yaşama  saygıyı  ve  bilgece  yaşam  felsefesini  yansıtıyordu  tüm  içtenliği  ile.. Ps  başına  geçince  mutlaka  uğradığım  sayfalardan  biriydi. Fotoğraflarına  hayran  kalıyor,  kısa  ama  anlamlı  yazılarını  keyifle  okuyordum..

Ne  yazık  ki  bloğunu  kaldırmış:(((

Gerçekten  son  derece  üzüldüm.. Eğer  izleyebileceğim  blogların  sayısını  zorunlu  olarak  beşe  ona  indirecek  olsaydık, onun  sayfası  mutlaka  kalanlar  arasında  olurdu..

Sevgili  Verago, belki  birazcık  hatırımız( benim  gibi  düşünen  biri  daha  olduğunu  biliyorum)  varsa  bu  yazıyı  okursun  ve  yine  paylaşımlarına  devam  edersin...

Bahçendeki  minik  patili  dostlarını,  horozları, tavukları, kuşları, ağaçları   ve  elbette  seni  çok  özlüyorum..
Sevgiler, selamlar  Begonvilli Ev'den...

Şiir / Aragon / Seni Seviyorum Elsa



Siyah Klavye adlı blog  sayfasının  yazarı Sevgili Arkadaşım bugün  Elsa ile Aragon'un  büyük  aşklarını  anlatmış.
Yüreğimde  bir  sızlama  ile  okudum  yazıyı.  Huzurlu  ve  mutlu  iki yaşlı  insan  resmine  takılıp  kaldı  gözlerim..Kim bilir  kimler böylesine  büyük  bir  aşkın benzerini  yaşadığını  düşünüp   birlikte  yaşlanmayı  hayal  ederken ayrı  düştüler  .. Ya  da  kavuşamadan ayrıldılar.. Belki  de  hastalıklar,  ölümler  ayırdı bazılarını...
Elsa  ile  Aragon  şanslı  insanlarmış.  Okumaya  doyamadığım muhteşem  şiiri geldi  aklıma.  Hani  şu  şairin ''Mutlu aşk  yoktur'' dediği  şiir..
Ama  onu  değil  bir  başka  şiirini paylaşacağım.  Aşkın  en  nazenin  hali  var  bu  şiirin  dizelerinde..''Geçen  günler  incinmesin''  diyecek  kadar  nazenin.... Bu  incelik  yüreğime  dokunuyor,  belki  başka  yüreklere  de  dokunur.....

ELSA SENİ SEVİYORUM

Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Seninle bütün bir mevsim ne güzeldi
O yaz kitaplardaki kadar öyle güzeldi
Manastır ormanında seni mutlu ettiğimi sandım
Toulon rıhtımında akşamın rengine kandım
İster bana budala ister çılgının teki de
Mutluluk nedir ki umutlar çekip gidince
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Geçen yıl yapraklar solarken şarkı söylüyordum
Veda ederken bile bir gün görürüm diyordum
Ölenler dünyaya yeniden geleceğini sanır
Tatlı sözlere kananlar ergeç aldanır
Gözlerime bak hele orda nice güzelsin
Yüreğimi çılgınlıklarımı duymuyor musun
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Solgun bir piyaniste benzeyen güneş bak işte
Hep aynı sözleri aynı şarkıyı söylemede
O tehditten uzak günleri sevgili anımsa
Ne mutluyduk ikimiz evimizde Montparnasse’da
Artık yaşam karadüzen sürüp gidecek
Soğuk Akşam oldu şimdiden Tekliyor yürek
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Pörsümüş bir yonca gibi sana sunduğumda hani
Ne sevmiştin bu şarkıyı üzgün sesini
O gün bu gün el değmemiş uyuyordu bende
Unutulmuş çekmeceden şimdi çıkardım işte
Hiç değilse sevdiğin bir şey buldum diye avundum
Elsa’m halden anlamazım seni nasıl seviyorum
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Billur bir şarkıdır bu seni mırıldanıyor
Söylediğim her sözcük boşuna değil diyor
Gün gelir sözcükler de dönüşür gözyaşına
Gün gelir sözcükler de büyü’dür tek başına
Sevgilim çarpıp duran şu pancuru kapatalım
Yağmur damlasının sesiyle biz bize kalalım
Kıyısında öpüşlerin
Ne çabuk geçiyor zaman
Sakın da ola sakın aman
Geçen günler incinmesin
Türkçesi: Erdoğan ALKAN

21 Temmuz 2011 Perşembe

Evde Dantel Şıklığı

Nostaljik  ve zarif  dantel  örtüler,  uygun  yerlerde  kullanılınca ayrı  bir  güzellik katıyorlar ortama.

Ben  yapamıyorum, çünkü ince  iplerle  uğraşacak  sabrım  yok. (Gerçi  buradakiler  kalınca  iplerle  örülmüş  ama  fena  da  olmamışlar.)

Ama   yapabilecek  olsaydım aşağıdaki  örtülerden  yapmak ve çay.  kahve masalarıma zerafet  katmak  isterdim...








19 Temmuz 2011 Salı

Çabalarımız Sonuç Verdi / Antalya Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevi'ne Röntgen Cihazı Alınmış

 Sokak  köpeği Tarçın'ı  hatırladınız  mı? Evimin  önünde  bir  otomobil  çarpıp  kaçmıştı.Önce  Belediye'nin  tedavi  merkezine  göndermiştim.  Durumunu  öğrenmek  için  telefon  ettiğimde ''röntgen cihazımız  yok, ameliyat  edmeyiz '' demişlerdi.  Geri  alıp kendi  imkanlarımla  tedavi  ettirmiştim..
........
Anımsayacaksınız, bir  süre  önce  Antalya  Sokak Hayvanları Tedavi  ve  Bakım Merkezi'nde röntgen  cihazı olmadığı  için  yaralı  ve hasta  sokak  hayvanlarına müdahale  edilemediği  konusu  ile  ilgili  geçtiğimiz  kış  başında yaşadıklarımı  sizlerle  paylaşmıştım.  Otomobilin  çarptığı  bir  sokak  köpeğini  merkeze  ulaştırıp  sonra  da  geri  almak  zorunda  kaldığımı, tedavisini ve  kırıkların  kaynama sürecini nasıl  zor  koşullarda  tamamladığımı  anlatmıştım. Sonra  da  sizlerden  dilekçelerinizle  destek  olmanızı  istemiştim. Pek  çok  arkadaşım konuyu kendi  sayfalarında  paylaşıp  dilekçeler yazdılar.

Şimdi  sıkı  durun; Abim'den   yanıt  geldi.  Röntgen  cihazı  alınmış. ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ABİM Servisi‏
7/18/2011
To................
From: ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ABİM SERVİSİ (abim@antalya.bel.tr)
Sent: Monday, July 18, 2011 11:42:49 AM
To:......... @hotmail.com

18344 KAYIT NUMARASI VE 18.07.2011 TARİHLİ VETERİNER ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜMÜZÜN KONUYLA İLGİLİ CEVABI ;
Sayın İ.... Ş......,
Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevimizde kullanılmak üzere Haziran ayında alınan röntgen cihazımız, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun belirlediği standartlara göre inşaatı yapılan röntgen odamızın tamamlanmasıyla 4 Temmuz’dan itibaren sokak hayvanları için kullanılmaya başlanmıştır.
Bilgilerinize rica ederiz.
ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
Veteriner İşleri Şube Md

İşte Projem / Sokaktaki Canlar İçin

Yıllardır sokakta yaşam savaşı veren sokak hayvanlarının çilesini yakından takip ediyorum. Çok yoğun bir çalışma yaşamını sonlandırıp Minik'i sahiplendikten sonra sokakta pek çok aç, hasta hayvanın olduğunu farkettim. Hepsi de her türlü tehlikeye açık yaşam savaşı veriyorlardı. Üstelik bu hayvanlar çoğu insan tarafından nefretle ve iğrenilerek tepki görüyor, istenmiyor. İlgilenen insanlar da bu tepkilerden nasibini alıyor. Oysa biz onların yaşam alanlarını yok ettik. Bahçelerini, ağaçlarını, doğal besin kaynaklarını ortadan kaldırıp beton yığınlarını diktik ve yetmezmiş gibi de yaşamaya çalışan, en az bizim kadar yaşam hakkı olan bu canlıları görmek bile istemez olduk.. Otomobille çarpılıp, bir paçavra gibi bırakılıp gidildi pek çoğu. Bir lokma yiyecek çok görüldü onlara. Kovuldular, dövüldüler, tekmelenilerek öldürüldüler. Kendi pisliğimizle boğulacak kadar yaşanmaz kentler oluşturduk ama sadece onların pis ve çevreye zararlı olduğu düşünüldü. Yavrularını canlı canlı çöp bidonlarına, yaşlı ve hasta olanlarını ormanlara, uzak köşelere atmakta hiç bir sakınca görmedi bazı vicdansızlar. Dahası hasta ruhlu işkenceci insanlar tarafından akla gelmedik kötülüklere maruz kaldılar, zehirlendiler, tecavüz edildiler. Koca koca devlet kurumları, belediyeler sahip çıkacak yerde toplu katliamlara kadar götürdüler işi. Özellikle Antalya gibi turistik beldelerde her yıl turizm sezonu başlarken belediye ekiplerince onlarcası yüzlercesi toplanıp zehirlendi, iplerle boğuldu..Hangi birini anlatayım; bunlar benim tanık olduklarım.. Tahminime göre hepimizin çevresinde olup biten, zaman zaman tv'de izlediğimiz durumlar..

Yıllardır olup bitenlere duyarlı biri olarak onların acısını içimde hissediyorum ve yıllardır kendi olanaklarımla, hiç olmazsa kendi çevremdeki sokak hayvanları için elimden geldiğince çaba gösteriyorum. Ailevi nedenlerle bir dernek ya da yardım kuruluşunda yer alamıyorum. Yine de benim çabalarım bazı dernek ve gönüllülerin dikkatini çektiği için pek çoğu ile iletişimim var. Ancak bu güne dek yaptıklarımı bir adım daha ileri götürüp hasta, yardıma muhtaç sokak hayvanları için kaynak oluşturacak bir proje düşüncesi vardı kafamda. Ben bir adım atarsam, belki diğer hayvanseverlerin de desteği ile başarabiliriz diye düşünüyorum. Damlaya damlaya göl olur mantığı ile yola çıkıyorum.

Bütün kış tığ işi battaniyeler, yastıklar ördüm ve başka ufak tefek elişi çalışmaları yaptım. Tek başıma üretebildiğimin en fazlasını ortaya koymaya çabaladım. Bu ürünleri satışa sunup elde edilen geliri Haysev ya da Haytap adlı derneklerin birine bağışlamak istiyorum. Bu iki kuruluş da olağanüstü çabalarla sokak hayvanları için çalışan, kısıtlı olanakları ile pek çok drama el atan kuruluşlar. Ancak, yapacağım başlangıcın münferit bir bağış olması değil amacım. Başka duyarlı insanların da Begonvilli Ev'de organize olup belli aralıklarla (örneğin ayda ya da iki ayda bir) ürünleri ile katkıda bulunup kendi sayfalarında paylaşmalarını, satışlara, ürün tanıtımlarına katkıda bulunmalarını umudediyorum. Konunun detaylarını sizlerden gelecek görüş ve önerilerle ve zamanla uygulamaya geçtikçe belirleriz. Özellikle internetten satış konusunda deneyimli arkadaşların ilgisini ve yardımını bekliyorum. Bu arada kişisel olarak yaptırdığım tedavi ve ameliyatlara, mama alıp yakın çevremdeki sokak kedilerini ve köpeklerini beslemeye elimden geldiğince devam edeceğim.

Amacım yalnız buradaki sokak hayvanlarına yardım etmek değil. Başlangıçta minicik bir adımla buradan başlayıp eğer başarabilirsek her birimizin çevresine taşımak en büyük isteğim. Zaten Haysev ya da Haytap bu konularda yol gösterecektir.

Bu uzunca yazıdan sonra, pek çok görev ve sorumluluğum içinde, tek başıma oluşturduğum birikimimi sunmak istiyorum. İşte bu rüyalarımı süsleyen amaç için ürettiklerim:































Şimdilik toparlayabildiklerim bunlar ama henüz tamamlanmamış çalışmalarım da var.  bazılarının  da  hazırda  fotoğrafı  olmadığı  için  paylaşamadım.

Konu ile ilgili, görüş ve düşüncelerinizi, deneyimlerinizi, tavsiyelerinizi bekliyorum.


glitter-graphics.com

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Umut'un Son Durumu :(

Umut'un son durumu ile ilgili Facebook'taki yorumlar, ne yazıkki durumunun pek iç açıcı olmadığını gösteriyor:


İşte yorumlar:
Begonvilli Ev: Blog sayfamda konuyu ele aldım. Okurlarım gelen yorumlarında yardım edeceklerini söylediler. Ayrıca twitter'da da paylaşanlar oldu. Umut'u kurtaracağız inşallah ama ona acılarını unutturacak bir yuva bulunması için dua ediyorum.
4 saat önce · Beğen · 1 kişi

Jale Ünsal: İnşallah ismet hanım.. Bugün yanına gittim sevdim konuştum, bir ara sustum kafasını kaldırmaya çalışıyor konuş diye... Bir görseniz durumu içler acısı, klinikte isyan ettim dayanamadım:((((
3 saat önce · Beğen · 1 kişi

Deniz Hanım: ben kızımı bu hastalıktan dolayı cuma gunu kaybbettım sımdı haberı okuyunca kotu oldum ınslah umut kurtulur allahın izni ile.
3 saat önce · Beğen · 1 kişi

Jale Ünsal Çok üzüldüm Deniz hanım, Allah sabır versin::((
16 dakika önce · Beğen

Umut İçin Desteğinizi Bekliyoruz!


Umut'u Antalya'nın kavurucu sıcağında, ormanda, hareket etmeden yatarken bulduk. Ayağa kalkamıyordu, kafası devamlı oynuyordu. Ne kadar zamandır aç ve susuz kaldı bilinmiyor ama durumu çok kötüydü. Hemen kucaklandı kliniğe götürüldü, gençlik hastalığı  araştırması, rontgen  çekimi ve kan tahlilleri yapıldı. Sonuç olarak veteriner hekimlerin söylediği çok ağır viral enfeksiyonu olduğuydu. Belli ki sahipleri onu tedavi ettirmek yerine, hasta olduğu için ormana bırakmışlardı! Yavrucak, orada, o sıcakta aç ve susuz kim bir kaç gün kaldıysa, sonunda komaya girmişti. Şu anda serumla besleniyor. Biz onun için elimizden gelen herşeyi yapıp tekrar, sağlığına kavuşması için çabalayacağız. Siz de Umut'a bu süreçte destek olur musunuz? Tedavisinde benim de katkım olsun derseniz, HaySev Derneği'nin aşağıda bulunan hesap numarasına bağışlarınızı yapabilirsiniz.
Lütfen bağışınızın yanına "Umut için" yazınız.
Umut'un tedavi masrafı 1250 TL'dir
HaySev Derneği'ne bağış yapmak isteyen üyelerimiz için hesap numaramız:
Banka: Ziraat Bankası
Şube : Çankaya (798)
Hesap Sahibi: Hayvansevenler Derneği (Haysev)
Hesap No: 56997864-5002
IBAN : TR77 0001 0007 9856 9978 6450 02
Açıklama kısmına lütfen "Umut için" yazınız. 

17 Temmuz 2011 Pazar

Eyvah Eyvah 2



Gecikmeli  de  olsa   dün  izledim.

 Trakyalı  klarnetçi  Hüseyin  ile şarkıcı Firuzanın  komik  öyküsü.

 İlkini  fazla  beklentiye  girmeden çok  sevdiğim  bir  arkadaşımla  izlemiş  her  karesinden  keyif  almıştım. Doğallık,  mekanların  güzelliği,  oyuncuların   karakterleri  yansıtma  başarısı,  dozunda hareketlilik gibi  unsurlarla bezeli  hoş  bir  yapım  izlemiştim. Özellikle tüm  oyuncuların,  canlandırdıkları  kişiyi  seyirciye gerçekmiş  gibi  algılatmaları  önemli  bir  başarı  bana  göre.

Ancak  bu  devam  filminde  aynı  duyguyu  yaşayamadım. Özellikle  sonradan  eklenen  karakterlerde (gitarcı  yakışıklı  dışında)  bir  oturmamışlık  ve  hafif  zorlama  durumu  hissettim  nedense. Müjganın  anne  ve  babası,  vs  biraz  yabancı,  biraz iğreti kalıyordu  diğerlerinin  yanında.

Anne  babanın   beldeye  gelişi  sırasında  yolda  köpeklerinin  çarpılma  sahnesi  ve  sonrasındaki  köpeğe  ilkyardım  görüntüleri   bir  felaketti.  Hayvanseverliğimle  ilgili   olarak  değil, sinema  anlamında  diyorum.

Senaryo  bütünüyle  fazla  ilginç  değildi. İlk  filmdeki  İstanbul  çekimleri  başarılıydı.   Komedi  unsuru  olarak  çeşitlilik  katıyordu  o  sahneler.  Bu   filmde o  da  yoktu.

Çok  özgün  karakterlerden  olan  terzi fazla geri  plana  itilmiş, bir  kaç  sahnede  çok  az  görünerek  figüran  konumundaydı adeta..

Füruzan'ın  bıçkın  sevgilisi  Fatih tamamen  kadrodan  çıkarılmış,  yerini   gitarist  çocuk  almış..

Demet  Akbağ,   ilk  filmde  olduğu  gibi  bu  filmde  de  çok  başarılı  bana  göre.  Canlandırdığı  karakterin  tam  olarak  hakkını  vermiş, Ata'ya  göre daha  ön  planda  götürmüş işi. Filmin  finalindeki oyununu  çok  sevdim...Ata  ise  başarısızdı  dersem  haksızlık  olur  ama  daha  iyi  olmasını  beklediğim  bir  çizgide  gördüm  kendisini.

Yine  tipik  bahçe  düğünü  sahneleri, kızın  babası  ile atışmalar,  ''ördek boku''  esprisi , Müjgan'ın kaçırılışı  ve  son  anda  eklenmiş  duygusunu  veren  mültecilerin  dramı   filmi  kurtarmaya  yetmemiş.

İlkini  izlemesem  daha  fazla  beğenir  miydim?  Bilemiyorum  ama  çoğu  devam  filmlerinin akıbetine  uğramış  bir  film  bana  göre. Beklentilerimin  altında  buldum  bu  filmi.

16 Temmuz 2011 Cumartesi

İnsanlar Nelere Emek Harcıyorlar? / Yumurta Süsleme Sanatı








Bu süslü yumurtaları görünce, fırça ve boya  kullanılarak  ya da  bir takım yapıştırma teknikleri ile, büyük bir sabır, beceri ve özenle yapıldıklarını tahmin ettim. ''Aman Allah'ım, insanlar nelere emek harcıyorlar?'' dedim.

Ancak yapım aşamalarını gösteren videoyu izleyince şaşkınlığım daha da arttı. Çünkü nakış işler gibi yapıldıklarını gördüm. İnanılır gibi değil, öyle değil mi?


15 Temmuz 2011 Cuma

Tığ İşi Çiçekli Yastıklar




Sokak  hayvanları  ile ilgili bir projem var. Bu projemi yakında sizlerle paylaşacağım  ve  ilginizi, desteğinizi  bekleyeceğim.  Bu  tığ  işi  yastıklar da  projemin  bir parçası. Adım  adım  ilerliyorum.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Yine Acı, Yine Gözyaşları

Sözün  bittiği  yerdeyiz.

Çünkü  çok  söz  söylendi  söyleniyor..

Ama  değişen  ne  var?

Şu  an bildiğim bir  şey;  artık  duymak  istemediğim  sözler ( o  klişe  sözler) var.  Hiç  de  acımı  dindirmiyor  o  sözler.  Bir  de  görmek  istemediğim  yüzler ... Yeter  artık! Yeter!!!!

Pampiş

Tv'de sık sık karşıma çıkınca ben de bir şeyler yazmak istedim ama Üstad öyle güzel yazmış ki..


Pampiş...

Muhterem karım “Pampişi biliyor musun?” dediğinde “Eve yeni kedi aldı” dedim...

Bu durumlarda tebessüm takınarak, çok merakımdan sanki soru soruyormuşum gibi yaparım:

“Şey mi?..”

Bu aslında soru değildir...

Nasıl olsa gelecek yanıta yol açmak diyelim...

*

Kedi değilse bile muhtemel “pampişleri” geçirdim aklımdan o sırada; köpek, tavşan, kuş, kirpi, civciv, kertenkele, çekirge...

Baykuş yavrusu, kuzu, hindi...

*

Ben bu “pampişi” sanki dışarıda da duymuştum; çocukların kıçına sürülen pudra markası gibi de gelmişti bana...

Öğrendim sonra pampişi:

Her alanda sayısız yeteneği olan bir kadın sanatçımızın Twitter’daki inanılmaz başarısıymış meğer...

132 bin tıklama...

Yatmadan önce güzel sözler söylüyor Twitter’dan, güzel pozlar vererek “pampişlerim” dediği tıklayıcılarına görüşlerini açıklıyor...

Eeeee...

Tıklayan tıklayana...

*

Biz kaç gün düşünüyoruz, bin kez araştırıyoruz, iki saat oturup yazı yazıyoruz... Sonra televizyonlara çıkıp “ben yazmıştım” diyerek yazdıklarımızı milletin takdirine sunuyoruz...

Peşinden bakıyoruz “tıklayan” var mı?..

Tık yok...

Ya da işte; ünlü genel yayın yönetmenleri, başyazarlar, yazarlar, editörler, şöhret kalemler, özenle, bezenle sayfalarca oturup yazıyorlar...

Kapağı Pensilvanya’ya atan da var, kendini Kandil Dağı’na vuran da...

Öyle tıklama mıklama olmuyor...

Pampiş yazıyor; 132 bin...

*

Ve uzun uzun düşündüm bunu...

Bir:

Türkiye’nin ileri gitmesi, çağdaş ve laik bir hukuk devleti olması için imama oy veren toplum için bu normaldir...

İki:

Medya iktidarın yandaşı, yanaşması ve silahı haline geldiğinde böyle olur...

Editörler, başyazarlar, yazarlar, lafı beş para etmez birer itibarsıza dönüşüverirler... Kimse dönüp bakmaz ne dediklerine...

*

Ama insanlar bakarlar:

Pampiş ne dedi?..

15 Temmuz 2011 Cumabcoskun@cumhuriyet.com.tr

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Patricia Carli


Eskilere, çok eskilere  gittim  bugün.
İtalyan asıllıFransız pop şarkıcısı, besteci ve şarkı sözü yazarı Patricia Carli'yi  dinlemek  nereden  aklıma  geldiyse... İyi  de  oldu. Çok  severim  nostaljik  parçalar  dinlemeyi.
Eskiler  bilirler; Yé-Yé tarzı müziğin önde  gelen temsilcilerinden olan Patricia,  ününün   doruğunda  olduğu 1960 'lı  yıllarda Türkiye'ye  defalarca konserler  vermeye gelmiş. Sezen Cumhur Önal'ın sözlerini yazdığı kendi parçalarınınTürkçe aranjman plaklarını doldurdu. Kendi şarkılarının sözlerini de yazan Patricia Carli daha sonra şarkı söylemeyi bırakarak Nicoletta, Dalida ve Claude François gibi şarkıcılara söz yazmaya devam etmiş.
12 Mart 1942 yılında(bazı kaynaklara göre 1938 yılında) İtalya'nın Toranto şehrinde Rosetta Ardito  adıyla dünyaya  gelen Patricia Carli Belçika'da yaşarken Fransız müzik çevrelerinin dikkatini çekmiş.  1963 yılında  yerleştiği Fransa'da tanınmış.  Siyah  beyaz  kliplerin  öncülerindenmiş.
Yine 1963 'te yaptığı 'Les Mal-aimés'ile başarıyı sürdürmüş. Bu parçayı Sezen Cumhur Önal'ın yazdığı sözlerle Türkiye'de de plak yapmış, parçanın adı 'Boğaziçi' (veya Özlerim İstanbul'u) olmuştu. Patricia Carli'nin aynı parçasının başka bir aranjmanını da Fecri Ebcioğlu Ajda Pekkan için yapmıştı, bu parçanın adı da 'İlkokulda Tanışmıştık' olmuştu. Sezen Cumhur Önal Carli'nin 'Encore Une Fois' adlı parçasına da Türkçe sözler yazmış ve yine Carli'ye 'Bir Gün Sana Döneceğim' adıyla plak yaptırtmış. Bu Türkçe plaklara birkaç tane daha eklenmiş..
İşte Les Mal-aimés

12 Temmuz 2011 Salı

Yaz Şıklığı






 Begonvilli Ev tarafından Polyvore.com de oluşturuldu.