Oldukça sert geçen kıştan sonra hayallerimi süsleyen bahçeye ve balkona kavuşmak için sabırsızlanıyorum.Tabii ki bunun için sadece hayal etmek yetmiyor.
Öncelikle buranın iklim koşullarına uygun bitkileri araştırdım. Çiçek açma, güneş gölge isteği durumlarını vs öğrendim. Saksıda ya da yerde olabileceklerin ve sarmaşık bitkilerinin yerlerini az çok belirleyip siparişlerimi verdim. Saksı, torf ve gübre alışverişimi de yapıp havaların düzelmesini bekledim. İşte o gün geldi. Sabah erkenden gelen bahçıvanla birlikte tohumları saksılara ektik. Neler ektim bir bilseniz.. Petunyalar, clemantisler, kedi naneleri, festukalar, pentaslar, fesleğenler.. Etiketleyip garaja istifledik.
Çiçeksiz saksılardan sonra biraz güzellikler görelim derseniz; balkonumdaki güller, sümbüllerim ve bahçede bize eşlik eden Jane
13 Şubat 2015 Cuma
7 Şubat 2015 Cumartesi
Ne Olacak Bu Barınakların Hali!
Değerli Hayvan Sever Dostlar!
Manavgat Belediyesi, barınakta yaşanan trajedi ile ilgili savunmaya geçti. Basın açıklamaları yaparak kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Tıpkı aynı acı olaylara neden olan diğer belediyeler gibi. Durumu en kısa zamanda düzelteceklerini söylüyorlar. Ortalık yatışınca aynı düzenin devam edeceğine dair kuşkularım var. Çünkü halktan gelen tepkilerle ne yazık ki insanların yüreğine vicdan koyamıyoruz. Bu duruma yol açan ihmalkar ve acımasız insanlar orada aynı işi yaptıkça durum değişmez! Bu nedenle bir süre sonra konunun unutulup üzerinin örtülmesine izin vermemeliyiz!
Etiketler:
Antalya,
Hayvan Sağlığı,
Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları
4 Şubat 2015 Çarşamba
Ne Olacak Bu Barınakların Hali!
Bugün benim doğum günümdü... Pek de umurumda olmayan doğum günlerimden biriydi. Ortalama bir gün olarak yaşanıp bitecekti ama olmadı.
Pek çok akrabam, arkadaşım, sosyal medya aracılığı ile ya da telefonla arayıp kutladılar, güzel dileklerde bulundular. Hatta hiç ummadıklarım bile. Telefonum defalarca çaldı. Sağ olsunlar, var olsunlar.. Hiç önemsemediğim bu günü ve kendimi önemli bile hissettim bir ara..
Ne var ki şu an içim acılarla dolu. Kolumdaki iki kırığın acısı hiç kalıyor bu acının yanında. Şu an insanlık acısı çekiyorum. Gitgide duyguları yok olan, duyarsızlaşan, yozlaşan kitlelerin arasında ezilen, insan olmanın bilincinde olan pek az kişinin diğerleri adına hissettiği bir acı bu.
Tam bir yıldır bu köyde yaşıyoruz. Kapalı bir çevre. Aracım yok, toplu taşıma araçlarından kısıtlı bir şekilde yararlanıyorum. Sağlık sorunlarımız da olunca çok gerekli olmadıkça şehir merkezine gitmiyorum. Bu nedenle kasaba merkezindeki sokak hayvanlarının durumunu pek bilmiyordum. Gerçi her gidişimde çok kötü durumda bir iki hayvana rastlıyordum ama Manavgat'ın, sokak hayvanları için bir ölüm kampı olduğunu bilmiyordum. Antalya'dan tanıdığım, Haydost Derneği Başkanı Jale Ünsal'ın twitter sayfasında Manavgat Barınağı ile ilgili korkunç fotoğrafları ve ilgili yazıları görünce şoke oldum. Jale'yi yıllardır tanırım, deneyimli ve çok aktif bir aktivisttir. Boşa gürültü çıkarmaz. Merak edenler Twitter sayfasına göz atabilirler.@jaleunsal
Kısacası durum kötü. Turizmden yükünü tutan bir ilçede bunca hasta ve aç hayvanın sokaklarda perişan halde olması zaten yeterince iç acıtıcı. Bir de ölüm kampı gibi bir (sözde) barınak çok canımı yaktı. Fotoğrafları buradan paylaşmaya içim elvermedi. Bunu yazarken de utanıyorum; benim paylaşamadığım fotoğrafların gerçeği o barınakta yaşanıyor. Ha, bir de o barınağın iyi bir barınak olduğunu savunanlar var.
''Bugün benim doğum günümdü'' diye başlayan bir yazının buralara geleceğini tahmin etmezdiniz değil mi.. Yaşam hakkına saygı gösterilmeyen, insanlığımdan utandıran bir dünyaya gelmiş olmamın hiç ama hiç bir önemi ve anlamı yok..
Etiketler:
Hayvan Hakları,
Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları
3 Şubat 2015 Salı
Bahçe Katı İçin Kumaş Kombinlerim
Bahçe katımızın dekorasyonunda eksik kalan kanepe, berjer döşemeliklerinin yenilenmesinin ve buna bağlı olarak perde seçiminin zamanı geldi çattı.
Ne var ki, şöyle bir göz attığım döşemeci ve perdecilerdeki kumaş fiyatları çok uçuk geldi bana. Eğer kullanışlı ve kaliteli bir şeyler istiyorsanız bu kumaşlar oldukça pahalı. Vasat ürünlere yönelirseniz de zevkli seçimler yapma şansınız düşük. Burada piyasada isim yapmış bir kaç mağaza hoş ürünler sunsa da dediğim gibi abartı işçilik ve kumaş maliyeti karşınıza çıkıyor.
Oysa oldukça kaliteli kumaşları daha uygun koşullarda satın alıp döşemeciye sadece işçilik öderseniz, perdelerinizi de kendiniz dikerseniz maaliyet aşırı düşüyor. Sözüm ona perde dikiminden işçilik ücreti almadığını söyleyen perdeciler, kumaşı pahalı satarak zaten bu parayı alıyorlar.
İşte bunları düşünerek, kumaşları kendim satın alıp, perdelerimi dikmeye, kanepe ve berjerleri de yine kumaş vererek sadece işçilik ödeyip yeniletmeye karar verdim.
Tabii ki bu işler sanıldığı kadar kolay değil. Bir kere ''sanal ortamdan satın almayı düşündüğüm kumaşlar yeterince kaliteli mi?'' sorusu aklıma geldi. Bunun için kumaş örneği gönderen bir firmadan almaya karar verdim. Daha da garantisi Halk Eğitim'in mefruşat kursu öğretmeni olan bir arkadaşıma danıştım, O da bu sitede pazarlanan kumaşları beğendiğini söyledi. Diğer önemli konu da hangi kumaştan ne kadar almam gerektiğiydi. Bunu da dikkatli ölçümlerle ve yine bir bilene danışarak çözebileceğimi düşünüyorum. Bahçe katının girişinde yer alan açık mutfaklı yemek odası-salon konumundaki yaşama alanı için perdeler rustik, berjerler farklı renklerde olabilir.
Şimdi gelelim renk kombinlerine: Doğrusu renk ve desen seçimi çok zorlayıcı bir süreç. Çok fazla kısıtlanmamak için duvarları beyaz yaptırmıştım. Bir kaç farklı konsepti deneyip üçlü kombinler hazırladım. Bakalım hangisi olacak? Görüşlerinizi yazarsanız çok sevinirim.
Etiketler:
Alışveriş,
Begonvilli Ev Halleri,
Dekorasyon
27 Ocak 2015 Salı
Portakallı Kek, Cömert Limon Ağacı ve En Erkenci Sümbülüm
Aslında bahçemizin ürünü mis kokulu limonlardan güzel bir limonlu cheesecake vardı aklımda.
Ne var ki, komşunun bahçesinden gelen portakallar iki gündür sepette duruyordu. O halde portakallı bir tarife öncelik vermem gerekiyor diye düşündüm. İlk aklıma gelen de kendi tariflerimden biri olan portakallı kek oldu. Yeni bir şeyler denemeyi kolumun tamamen iyileşmesinden sonraya erteledim. Annemden ufak tefek yardımlar alarak pişirdiğim kekim, mis gibi portakal kokusu, yumuşak ama süngersi dokusu ile çok güzel oldu. Zaten burada beğenilmeyen tarifleri paylaşmıyorum.
Denemek isterseniz işte Tarifim:
12 Adet için
Malzeme:
2 yumurta
1 büyük çay
fincanı(kupa) elenmiş, içine yarım paket
kabartma tozu ve bir paket vanilya ilaveli) beyaz un
6 kaşık toz şeker.
Bir çay bardağı sıvı yağ
Yarım çay bardağı süt
Rendelenmiş portakal kabuğu
1 portakalın suyu
Portakal kabuğu şekerlemesi(isteğe bağlı)
Kuş üzümü
Önce sıvılar ve şeker çırpma teli ile kuvvetlice ama kısa
süreli çırpılır.
Sırası ile, rendelenmiş portakal kabuğu, kuş üzümü, un
eklenip bu kez kaşıkla karıştırılıp homojen hale
getirilir. Kek kağıtlarına paylaştırılıp
tam ortalarına birer çay kaşığı portakal kabuğu şekerlemesi konularak ,
180 derecede 35-40 dakika pişirilir.
Afiyetler olsun !
Kek muhabbetinden sonra açan en erkenci sümbülümü görmenizi istedim. Sabah uyanınca enfes kokusu ile beni büyülüyor bir kaç gündür.
Sümbüllerimi ektiğim gün(7 Kasım'da) sizlerle paylaşmıştım: Şimdi lale, sümbül ve nergis ekmenin tam zamanı(tık)
Vee, açmaya başladılar. Hemen hepsi tomurcuk verdi. İçlerinden bu pembeli hanımefendi açtı:)
Şimdilik Begonvilli Ev'den bu kadar. Tüm dostlara sevgiler, selamlar..
Etiketler:
Bahçem,
Begonvilli Ev Halleri,
Çiçeklerim,
Mutfağımdan
22 Ocak 2015 Perşembe
Kredi Kartı Kullananların Dikkatine!
Teyzemin başına geldi;
Teyzem kredi kartını çok gerekmedikçe kullanmaz. Bazı aylar hiç kullanmaz. Bazen de bir iki kalemlik bir alışveriş yapar. Limitinin çok çok altında bir ödemesi olur ve gününden önce de öder.
Geçtiğimiz günlerde kart ekstresinde küçük küçük taksitlendirilmiş, İstanbul'dan alınmış bir elektronik eşya ödemesi görmüş. Çok şaşırmış. Çünkü kendileri Antalya'da yaşıyorlar. İstanbul'a da yıllardır gitmediler. Evet taksitler küçük ama alınan ürünün bedeli oldukça yüksek. 500 liranın biraz üzerinde. Aslında burada miktar az da olsa, çok da olsa tehlike büyük. Dolandırıcılığın boyutu ve yapılış şekli çok önemli. Bir şekilde kart bilgilerinize ulaşıp size hissettirmeden küçük taksitler halinde paranızı çalıyorlar! O bilgilere nasıl ulaştıklarını bilemiyorum. Eğer çok dikkatli iseniz ekstrelerinizde fark ediyorsunuz. Bazen de her aldığımızı tek tek kontrol etmiyoruz. Çok sayıda kart kullananların işi daha da zor. İşte o zaman dolandırıcılar için ideal kurbanız.
Teyzemin oğlu bir şekilde banka ile bu sorunu çözüp ödenen miktarları geri aldı. Kartı iptal ettirip yenisini aldılar ama bu sorunu çözünceye dek ödedikleri telefon görüşmesi ücreti oldukça yüklüydü.
Sonuç olarak, kart bilgilerimizi korumak için çok dikkatli olacağız ve harcamalarımızı mutlaka kontrol edeceğiz.
Etiketler:
Alışveriş,
Memleketimin Halleri,
Tüketici Hakları
15 Ocak 2015 Perşembe
Annem '' Ezentere'' diyor
Bugün güneşi görünce sevgili ormanımda kısa bir yürüyüş yaptım. Amacım biraz temiz çam havası alabilmekti. Ormana uzanan patikanın yanında harika çiçekleri olan bu çalıyı gördüm.
Az ilerde bir daha, bir daha derken epeyce kalabalık olduklarını fark ettim. Daha önce çiçeklenmedikleri için gözümden kaçmışlar.
Eflatun çiçekleri enfes kokuyor. Yaprak formları ve renkleri de çok güzel!
Daha önce, sonbahar aylarında aynı bitkinin daha yüksek yani ağaçsı olan beyaz çiçekli türüne rastlamıştım ve sizlerle paylaşmıştım.
Onun yaprakları daha minik, çiçekleri de kötü kokuluydu. Bu ise çalı formunda eflatun çiçekli. Çiçekleri de enfes kokuyor.
Annem adının ''ezentere'' olduğunu söyledi. Yanılıyor olabilir. Ben araştırınca beyaz çiçeklisinin bilimsel adının Dafne Gnidioides, eflatun çiçeklisinin ise Daphne Sericea olduğunu öğrendim. Yerel adlarını bilen varsa paylaşsın lütfen.
Sağlıcakla kalın..
Az ilerde bir daha, bir daha derken epeyce kalabalık olduklarını fark ettim. Daha önce çiçeklenmedikleri için gözümden kaçmışlar.
Eflatun çiçekleri enfes kokuyor. Yaprak formları ve renkleri de çok güzel!
Daha önce, sonbahar aylarında aynı bitkinin daha yüksek yani ağaçsı olan beyaz çiçekli türüne rastlamıştım ve sizlerle paylaşmıştım.
Onun yaprakları daha minik, çiçekleri de kötü kokuluydu. Bu ise çalı formunda eflatun çiçekli. Çiçekleri de enfes kokuyor.
Annem adının ''ezentere'' olduğunu söyledi. Yanılıyor olabilir. Ben araştırınca beyaz çiçeklisinin bilimsel adının Dafne Gnidioides, eflatun çiçeklisinin ise Daphne Sericea olduğunu öğrendim. Yerel adlarını bilen varsa paylaşsın lütfen.
Sağlıcakla kalın..
Etiketler:
Antalya,
Botanik,
Doğa ve İnsan
13 Ocak 2015 Salı
Sokaktaki Minik Patililer
Geçen yıl bu günlerde çok işim vardı. Oturduğum sitede fazlası ile çoğalan evsiz kediler için seri imalat sığınma evleri yapıyordum.
Beş Yıldızlı Kedi Evlerimiz(tık)
Malzemelerim olan mukavva kutular, boşalan mama poşetleri, koli bantları ile olabildiğince sıcak yuvalar hazırlayıp, nisbeten korunaklı yerlere mama su eşliğinde bırakıyordum. O zamanlar bir yatılı yardımcım vardı. Onun da kanına girip kısa sürede bir hayvan sever olmasını sağlamıştım:) Yuvaları kontrol edip akşamları sıcak su torbaları bile bırakıyorduk. Bu yıl daha sert geçen kışa, kolumun kırılması ile hazırlıksız yakalandım. Zaten burada sokaktaki kedi ve köpeklerle fazla karşılaşamıyorum. Sadece gelmeleri muhtemel olan bir iki yere mama bırakıyorum. Bahçedeki kuş evlerine de ekmek ve tahıl koyuyorum sık sık. Hava koşulları sertleştikçe dışarıda yaşam savaşı veren minik patilileri ve diğerlerini düşünüp kaygılanıyorum. Sadece kolumda değil, yüreğimde de büyük bir sızı var..
12 Ocak 2015 Pazartesi
Akdeniz İklimi: Huysuz ve Tatlı Kadın
Doğma büyüme Akdenizli olarak beni bile şaşırtan bir iklimi var benim memleketimin.
Şöyle ki; geçtiğimiz hafta tam anlamıyla kara kışı yaşadık. Kalıp kalıp buzlar, patır patır yağan dolu, nemli ve çok soğuk bir hava, gece çıkan acımasız fırtına, donan sebzeler, çiçekler, meyveler.. Bir kar manzaramız eksikti. Buralara kar yağsaydı zaten bu kadar üşünmezdi. Derken efendim dün güneşin ılık yüzünü gördük. Saatler boyu tatlı tatlı ısıtmaya devam etti. Balkondaki salıncakta, yanımda kedilerim, dizlerimde battaniyem ve kitabımla, kuş sesleri eşliğinde epeyce zaman geçirdim. Yetmedi; sol kolum askıda, aldım Badem'i, sevgili ormanıma doğru uzanıverdim. Arkamdan annemin kızgın söylenmelerine rağmen kısa bir yürüyüş yaptık. Kırmızı anemonlar ve çiğdemler ne ara vakit buldularsa minicik tomurcuklar vermişler. Tertemiz orman havası iyi geldi.
O huysuz, öfkeli kış, sevecen, tatlı, şefkatli bir kişiliğe bürünmüştü. Dönüşte bir kahve içimi kadar daha balkon keyfi yapıldı. Tam o sırada küçük radyomda çok sevdiğim nihavend eser çalmaya başladı. Müzeyyen Senar Hanımefendi'nin yorumu ile ''Şarkılar seni söyler..'' diye başlayan şarkı.. Şarkıda geçen ironi yüklü ''huysuz ve tatlı kadın'' bölümü bu kez, siyah beyaz filmlerdeki romantik ve iç acıtıcı aşkların çok sevilen ama ulaşılamayan hafif nevrotik, fazlası ile gururlu, içten içe çok seven ama zaman zaman sevenini hırpalayan kadını değil de, benim büyük bir aşkla sevdiğim memleketimin iklimini çağrıştırdı. Evet evet, bizim buraların iklimi aynen şarkıdaki kadın gibi, bir sert bir yumuşak. Ne zaman ne yapacağı bilinmiyor.
Sevgiler, selamlar tüm dostlara.
Etiketler:
Antalya,
Begonvilli Ev Halleri,
Müzik,
Nostalji
9 Ocak 2015 Cuma
Begonvilli Ev'de Kış Halleri
Güzel ülkemin, kışı en hafif geçiren bir köşesinden sesleniyorum sevgili dostlar.
Gelin görün ki, bir kaç hafta öncesine dek sonbaharımsı geçen kış, tüm sertliği ile yüzünü gösterdi.
Üç gündür köyün kuzeyindeki dağlar bembeyaz kara bürününce bize de aşırı ayazı vurdu. Dün sabah ve bu sabah köpek kızlarımın kulübelerinin önündeki su kaplarındaki sular buz tutmuş. Yol kenarındaki su birikintileri kalıp kalıp buza dönüşmüş. Bir ara yerler ve sundurmanın üzeri tamamen dolu ile kaplandı. Burada durum böyle ise kışı sert geçen yerler kim bilir nasıldır:(
Öte yandan bahçemizin ilk kış ürünlerini aldık. Bir kaç kök lahana brokoli, marul ve yeşil soğanımız var.
Yapraktan çoğalttığım sukulentleri anımsayanlar vardır. Bakın nasıl büyümeye başladılar.
Ve balkonumdaki diğer sukulentler böyle bir renk cümbüşü oluşturdular.
Sundurmanın üzerinde biriken dolular
Dolu ve don olayına rağmen lavantalar kahramanca direniyorlar.
Jane lavanta kokusunu çok seviyor:)
Don alan ve perişan olan diğer begonvillere inat, yerli cins denilen küçük çiçekli ve daha dayanıklı bu begonvilimiz de kahramanca direniyor. Bu kışta kıyamette, çiçekleri küçücük ve kavruk bir hale gelen komşusu Japon gülü ile birlikte açmaya devam ediyor.
Şimdilik bizden bu kadar. Zorluklardan uzak, sağlıklı ve güzel bir kış geçirmeniz dileği ile..
Gelin görün ki, bir kaç hafta öncesine dek sonbaharımsı geçen kış, tüm sertliği ile yüzünü gösterdi.
Üç gündür köyün kuzeyindeki dağlar bembeyaz kara bürününce bize de aşırı ayazı vurdu. Dün sabah ve bu sabah köpek kızlarımın kulübelerinin önündeki su kaplarındaki sular buz tutmuş. Yol kenarındaki su birikintileri kalıp kalıp buza dönüşmüş. Bir ara yerler ve sundurmanın üzeri tamamen dolu ile kaplandı. Burada durum böyle ise kışı sert geçen yerler kim bilir nasıldır:(
Öte yandan bahçemizin ilk kış ürünlerini aldık. Bir kaç kök lahana brokoli, marul ve yeşil soğanımız var.
Yapraktan çoğalttığım sukulentleri anımsayanlar vardır. Bakın nasıl büyümeye başladılar.
Ve balkonumdaki diğer sukulentler böyle bir renk cümbüşü oluşturdular.
Sundurmanın üzerinde biriken dolular
Dolu ve don olayına rağmen lavantalar kahramanca direniyorlar.
Jane lavanta kokusunu çok seviyor:)
Don alan ve perişan olan diğer begonvillere inat, yerli cins denilen küçük çiçekli ve daha dayanıklı bu begonvilimiz de kahramanca direniyor. Bu kışta kıyamette, çiçekleri küçücük ve kavruk bir hale gelen komşusu Japon gülü ile birlikte açmaya devam ediyor.
Şimdilik bizden bu kadar. Zorluklardan uzak, sağlıklı ve güzel bir kış geçirmeniz dileği ile..
7 Ocak 2015 Çarşamba
Avustralya'dan İlginç Bir Ev:
Avustralya'dan ilginç bir ev:
Mimaride yeni ve farklı tarzlar dünyanın her yerinde denenmekte.
Geleneksel mimari anlayışımızla ve zevkimizle örtüşmese de bakarsınız önümüzdeki yıllarda bu tür evler bizim ülkemizde de popüler olur.
Bu ev basit mimarisi, doğayla bütünleşmesi ve modern yaşam tarzını esas alması bakımından ilgiyi hak eden bir tasarım olarak kabul edilmiş. Simon Laws tarafından tasarlanmış. Ev kent merkezine 500 km uzaklıkta Brisbane Sitesi'nde bulunuyormuş.
Mimaride yeni ve farklı tarzlar dünyanın her yerinde denenmekte.
Geleneksel mimari anlayışımızla ve zevkimizle örtüşmese de bakarsınız önümüzdeki yıllarda bu tür evler bizim ülkemizde de popüler olur.
Bu ev basit mimarisi, doğayla bütünleşmesi ve modern yaşam tarzını esas alması bakımından ilgiyi hak eden bir tasarım olarak kabul edilmiş. Simon Laws tarafından tasarlanmış. Ev kent merkezine 500 km uzaklıkta Brisbane Sitesi'nde bulunuyormuş.
Etiketler:
Mimari
5 Ocak 2015 Pazartesi
Çok okumak mı, verimli ve kaliteli okumak mı?
Çok okumak güzel, imrendiğim bir şey ama kaliteli ve verimli okumanın ölçütü müdür?
Keşke üşenmeyip herkes ne düşündüğünü yazsa da yararlı sonuçlar çıkarabilsek.
Şimdi konuyu daha netleştirebilmek için somut düşünelim, örneklerle değerlendirelim;
Okuma alışkanlığı fazlaca yaygın bir alışkanlık değil toplumumuzda. Yaşamı boyunca hepi topu üç beş kitap okuyan insanlar var. Hatta hiç kitapla tanışıklığı olmayanlar bile var. Bunlar konumuz dışındaki insanlar..
Bir de sayıları az da olsa yaşam tarzlarında kitaplara yer veren, okuyan, en azından okumaya çalışanlar var ama bunlar çeşit çeşit;
Okumadan duramayan, klasikleri, yutmuş, yeni çıkan kitapları takip eden, kitap kulüplerine, kütüphanelere falan üye olan kitap kurtları vardır. Bu insanlar kitap bulamadığı zaman açlığını çekecek kadar okuma bağımlısıdırlar. Her türden kitabı merakla ve keyifle okurlar. Notlar alırlar, upuzun okunacaklar listeleri vardır. Ben hayatım boyunca bir iki kişi tanıdım böyle olan.. Ne diyeyim; helal olsun onlara..
Yine okuma konusunda biraz tembelce olsa da , ayda ya da iki ayda bir kitap bitiren, seçerek okuyan, bazen daha yavaş giden bazen de hızlanan okurlar var. Ben galiba bu gruba dahilim. En önemli özellikleri okuyacağı kitabı olabildiğince titizlenerek seçmeleri. Bir yazarı beğendiyse onun tüm kitaplarını okumak istemeleri.. Reklamı çok yapılan kitaplara kuşkuyla bakıp best seller olanlardan uzak duranlar bu gruptan çıkar. Eğer arayı soğuturlarsa okuma alışkanlığını kaybedebileceğini düşünüp kaygılanıyorlarsa daha da titizlenerek kitap seçerler.. Okuma faaliyetleri ''Hiç yoktan iyidir'' denilecek düzeydedir.. Başladıkları kitap onları hayal kırıklığına uğratırsa çok üzülürler. Evet, evet ben bu gruptanım.
Hiç haz etmediğim bir okur grubu daha vardır; dizikoliklerden bir gömlek üstün kültür düzeyleri olsa da aynı mantıkla kitap okurlar. Kitap kapağına bakarak ya da yazarın medyatik olma durumuna göre kitap seçtikleri de olur. Daha çok saray entrikalı, bol gözyaşlı, dramatik kurgulu romanlardır kitap diye tanımladıkları.. Popüler kitapları bulurlar, ben de okudum demek için hemen alırlar, bir kaç sayfa okuyup bıraktıkları olur ama okudum diye hava atarlar. Kitabı bir kültür göstergesi olarak görüp aksesuvar gibi kullanırlar. Her fırsatta '' ben kitap okuyan biriyim'' diye insanların gözünün içine sokarlar. Bunlara da
'' yapmayın Allah aşkına, okuyacaksanız adam gibi okuyun'' diyesim geliyor.
Şimdi sorumu yineliyorum, çok okumak mı önemli, verimli ve kaliteli okumak mı? Hem çok hem de verimli ve kaliteli okumak ne harika olurdu ama iki iyilik bir arada olmuyor işte. Başarabilene ne mutlu!
Etiketler:
Ülkemden İnsan Manzaraları,
Yaşamdan
4 Ocak 2015 Pazar
Ne çektin be Semra Teyze! Hala da çekmektesin
Bizim bir Semra Teyzemiz var. Akrabadan.. Gonca Vuslateri'nin canlandırdığı Vasfiye Teyze'nin bir başka versiyonu. Semra Teyze, başkalarına ''ne çektin bee!'' diye sadistçe çemkirmez ama sıkıntısı olan insanı bir başka türlü sıkar. Özellikle hastalıklar konusunda.. Şöyle ki; Hastasınız, derdiniz başınızdan aşkın. Dostane bir biçimde sizinle ilgilenir(gibi yapar). Ardından kendinde de bu rahatsızlığın katmerlisi olduğunu öyle bir anlatır ki.. Nedense onda da vardır mutlaka sizin hastalığınızın aynısı ya da benzeri. Üstelik sizinki nedir ki.. Öyle bir detaylandırır ki, hasta olduğunuz için mahçup olur, utanırsınız. E hadi oldunuz, söylediğinize, söyleyeceğinize pişman olursunuz. Yani mutlaka Semra Teyze, sizden daha hasta, daha sabırlıdır. Kendi durumunu anlatınca dehşete kapılırsınız. Örneğin siz gözünüzle ilgili ciddi bir sorun yaşıyorken o çoktan bu durumu yaşamış, kör olma aşamasına gelmiştir. Gözünden ışıklar çıkmış, göz arkasında acayip yırtılmalar olmuştur. Gözlerinden umut kesilmiştir. Doktoru durumunun korkunç olduğunu söylemiştir. Onun doktorları zaten işi gücü bırakıp sadece onun rahatsızlığının ne kadar önemli olduğunu anlatır defalarca.. Ama bir de bakarsınız bir kaç gün sonra Semra Teyze almış eline tığı ve 70 numara dantel ipini, motiflerden masa örtüsü örmektedir. Ellerinizin uyuştuğunu, falan ağzınızdan kaçırırsanız, onun aynı zamanda, kollarının, yüzünün ve bilumum uzuvlarının uyuştuğunu anlatacaktır. Üstelik öyle sabırlı kadındır ki hiç şikayet bile etmez, gık demeden bunları çeker. Yine de basit bir nasır aldırma olayını ameliyat diye duyurur eşe dosta. Ama başkası açık kalp ameliyatı geçirecek olsa, önemsiz bir operasyondur ona göre. İşte bu yüzden istemeden de olsa bir şekilde hasta olduğumu duyduğunda eğer nasıl olduğumu sorarsa, durumumdan hiç söz etmek gelmez içimden. ''İyiyim Semra Teyze'cim. Önemli bir şeyim yok'' derim. O zaman da şöyle söyler: ''İyi, iyi sevindim, zaten tahmin etmiştim önemli bir şeyin olmadığını'' Oysa ameliyatın eşiğindesinizdir ve can burnunuzdadır.. Ah Semra Teyze ah!
Etiketler:
Gülmece,
İnsan İlişkileri,
İronik Yazılar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








































