sevgili ormanım sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
sevgili ormanım sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

8 Aralık 2014 Pazartesi

Benim Güzel Doğa Okulum, Sevgili Ormanım

Kentin göbeğinden buralara gelince neler oldu bir bilseniz sevgili dostlar.. Olabildiğince doğayla iç içe olmak, kuşunu, çiçeğini, börtüsünü böceğini yaşamımızın bir parçası yapmak aklıma gelirdi de, küçük bir ormanın benim için bir doğa okulu olacağı aklıma gelmezdi.
Şöyle ki;
her sabah, hava koşulları izin verdikçe aksatmadan köpek kızlarımla çıktığım yürüyüşler  başlangıçta etrafı biraz tanımak, kızlarımın yürüyüş ve egzersiz  gereksinmelerini karşılamak amaçlıydı.


Zamanla anladım ki, bu yürüyüşler benim için çocukluğumdan beri  çok sevdiğim  doğayı yakından tanıma olanağı sağladı. Ağaçları, çalıları, kuşları, sincapları, çeşit çeşit orman bitkilerini gördükçe hayretler içinde kaldım. Kıştan bahara geçtik, yazı, sonbaharı yaşadık. Bu süreç boyunca sevgili ormanımdaki değişikliler, bana yaptığı sürprizler inanılmazdı. Gördüğüm her çiçekle yeni bir dünya keşfetmiş gibi oluyordum. Bu keyfi anlatabilmem pek olası değil ama bir kaç fotoğrafla belki bir fikir verebilirim.
 

Göz alabildiğince yayılan bu enfes güzellikteki mor bitkinin ne olduğunu bile bilmiyordum o tarihlerde(Nisan 2014)
 

 Ama şimdi biliyorum.Çünkü araştırdım  ve öğrendim. Kendileri Bir adaçayı türü olup adı da ''Salvia  horminum Blue'' imiş. Türkçe adı: Boyalı Mavi Adaçayı. 



Hayıtları az çok tanıyordum ama onlar hakkında pek de fazla bilgim yoktu. Örneğin mine çiçeğigillerden,  tıbbi bir bitki olduklarını, sadece mor değil pembelerinin de olduğunu  bilmiyordum. Sevgili ormanımda yakından görünce araştırıp öğrendim.

 
Sukkulentlerin doğada kayaların kucağında yaşadığını bilmezdim. Sevgili ormanımda gördüm ve öğrendim..

''Bu ne muhteşem bir çalı!'' diyerek gözlerimi alamadığım, renklerine ve  yaprak formuna aşık olduğum bitkinin ne olduğunu sizlere sormuştum. Püren olduğunu bir okurum söyledi. Daha sonra araştırıp Latince adı Manipuliflora olan Erica Otu ya da Püren hakkında pek çok bilgi edindim. Örneğin hafif acımtrak olan balının değerli olduğunu, tıpta kullanıldığını öğrendim. Ayrıca kedi kızlarım pürene bayıldılar. Bunu da görerek öğrendim Sevgili ormanıma gidip bu bitkiyi bulmasaydım bu güzelliği tanımayacaktım.


 İlkbaharın başından yaz ortalarına dek  bir halı gibi yayılan  bu neşeli sarışınların hindiba çiçekleri olduğunu öğrendim. Çam ormanının eteğinde sarının yeşile çok yakıştığını gördüm.
 

Ve başka sarışınlar tanıdım. Dikenli çalıların bu kadar güzel görünebileceğini bilmezdim. Bunu da sevgili ormanımdan öğrendim

 

Pembelere bayıldım,





Beyazların zerafetine hayran kaldım


Papatyaların bir çok türü olduğunu görerek öğrendim.
Yukarıda görüldüğü gibi doğanın çok güzel renk kombinasyonları yaptığını  gördüm.


 
Kırmızıları görmezden gelemezdim. Çoook güzellerdi.

 
Ve ille de mor. Güzelim morun doğada bu kadar  hoş formlarda bulunduğunu bilmiyordum ve tabii ki bu çiçekleri araştırdım. Bu zarif çan çiçeklerinin Campanulla Stellaris olduğunu öğrendim.
 
Dokunamadığım dikenli çalıların  arılar  için çok iyi bir bal özü kaynağı olduğunu  öğrendim.

 
Kiminin rengi, kiminin kokusu, kiminin yaşama azmi beni fazlası ile etkiledi.
 
Tüm bu anlattıklarım dışında söz etmek ve tanıtmak istediğim öyle çok bitki var ki.. Çoğunun ne olduğunu bilmiyorum. Bir şeyler öğrendikçe merakım daha da artıyor. Her sabah ''acaba bugün yeni bir şeyler görecek miyim?'' diye heyecenla gidiyorum ve etrafıma öyle bir dikkatle bakıyorum ki, gözümden hiç bir şey kaçmıyor.
 
Yanımda mutlaka köpek kızlarım olduğu için  bu fotoğrafları çekerken zorluklar yaşıyorum. İstediğim kalitede görüntüler yakalayamıyorum. Yine de paylaşılabilecek  nitelikte  epeyce fotoğrafım olmuş.

İşte bazıları:
 
 
Daha sevgili ormanımda yaşayan hayvanlardan söz edemedim. Sincaplar, kelebekler, ötücü kuşlar,  ilk aklıma gelenler. Ormanın florası kadar zengin bir faunası da var. Ayrıca bitkilerle hayvanların yaşam döngüsündeki  dayanışmaları  da ayrı bir konu.
 
Eğer sabırla okuduysanız özellikle renkli yazarak vurguladığım ''öğrendim'' sözcükleri dikkatinizi çekmiş olmalı. Oysa bu harika doğa okulunda daha öğrenilecek çook şeyler var. Anlayacağınız dostlar, bende bu merak ve doğa sevgisi varken ve sürprizlerle dolu sevgili ormanım  yanı başımda iken, benim daha çok araştırmam ve öğrenmem lazım.
Sağlıcakla kalın!

5 Mayıs 2015 Salı

Begonvilli Ev Halleri



Bahar geç geldi  derken öyle bir geldi ki... Sevgili ormanım ve bahçemiz rengarenk oldu.





Bunca  hoş rengi taşıyabilecek beyaz berjer kılıflarımızı geçirdik yeniden.




Bahçemizin sebze ekilen bölümünde, duvar kenarında gelincikler çıkmış. Bahçıvanı sıkıca tembihledim; sakın onları sökme diye..  ''Seneye daha da çoğalırlar , sorun yaşarız'' dedi. Gelinciklerin bahçeyi sarması her halde  dünyanın en güzel sorunu olurdu:))




''Sakın dokunma!''  diye  yineledim ve korumaya aldım onları.









Meyveli kekler, Begonvilli Ev'in vazgeçilmezi oldular.   Bu kez, muz  ve çilek parçacıkları, damla çikolata eşliğinde kek tarifine dahil oldular.



Kekikleri   sabah  yürüyüşünde sevgili ormanımdan topladım. Bu yıl  çok erken çiçek açmışlar.  Ormanda  farklı kekik türleri var. Bu çiçek açan çok baskın  kokuya ve aromaya sahip. Bahçeme de ektim.




Mavi baykuş bibloma  kardeş geldi. Aslında kumbara olarak üretilmişler. Ben görmek istediğim  yerlere koyuyorum.



Benim  yumoşum, ipek tüylü tatlı kızım  Biber, koyu renkli olduğu için iyi resim vermiyor.  Zümrüt yeşili gözlerini de göremiyoruz fotoğrafta. Yine de  balkonda öyle tatlı uyuyordu ki...  Sizlere göstermek istedim.



Begonvilli Ev'den şimdilik bu kadar. Sevgiler, selamlar gönderiyoruz  tüm dostlara..

27 Aralık 2015 Pazar

Sevgili Ormanımın Utanç Köşeleri


Güncemi  takip ediyorsanız ''Sevgili ormanım'' diye benimsediğim, gönülden bağlandığım doğa parçasını az çok tanıyor olmalısınız.



Evime çok yakın, hatta balkonumdan bir bölümünü görebiliyor, rüzgar esiyorsa mis gibi çam kokusunu  alabiliyoruz.







Özellikle köpek kızlarımla orada yaptığım yürüyüşler benim en büyük mutluluk kaynağım.


















Yukarıdaki karelerde gördükleriniz doğanın bize verdikleri... Yüksek oksijen oranı, ilkbaharda tam bir görsel şölene dönüşen enfes orman bitkileri, kuşlar, sincaplar sizlere gösteremediklerim..  Bunlara yakın olduğum için ne kadar şükrettiğimi, bize verdikleri için doğaya nasıl minnet duyduğumu anlatamam. Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var!

Ya bizim doğaya verdiklerimiz? Bunu görmek bana çok acı veriyor.  Sizlere göstermek de öyle.. Şimdi  orman yoluna ve ormana daha yakın bakalım:
Aşağıdaki karede ormanın eteğinde yer alan bir karpuz tarlası görüyorsunuz. Bu tarla köyün muhtarına ait. Her yıl kiraya veriyor.






Bu, tarlaya giden yol. Gördüğünüz gibi sorun yollarda başlıyor. Eski bir otomobil lastiği yolun ortasındaki su birikintisinde duruyor. Ama bu  nedir ki...

İyice yaklaşınca tarlanın  bir bölümünü çevreleyen ormanının ötesine berisine atılmış tarımsal çöp yığınlarını görürsünüz.











Bu durumu  tarlanın sahibi ile defalarca konuştum. Bu ormanın hepimizin  olduğunu, çiftçilik yapmak için köye gelen insanların bu kirliliği oluşturmaya hakları olmadığını söyledim.  Nedense  kirlilikten değil de benim uyarılarımdan rahatsız oldu, bunu hissettim.
Hatta bir yürüyüş sırasında  rastladığım çiftçileri bizzat uyardım. ''Tamam, alırız'' dedikleri halde hasat sonrası tüm çöplerini bırakıp gittiler.


Ne yazık ki ormanın kirletilmesi sadece o tarla ile sınırlı değil.  Hemen her yerde  aşağıdaki  görüntüler var.



Not: Bu resimleri  daha bu sabah çektim.





Yazın ortalık turist kaynıyor. Onları da kendimize benzetmiş olmalıyız ki kiraladıkları arazi araçları ile gezerken çöplerini fırlatıp gidiyorlar. Yol kenarları, güzelim orman yolları, piknik alanı olmaya uygun yerler iğrenç çöplerle dolu.

 Bu utanç köşeleri ruh sağlığımı bozuyor, burada yaşayan insanlara antipati duymama neden oluyor. Hayatım boyunca  ortalığa  bir kibrit çöpü bile atmamış biri olarak, utanması gereken insanların yerine utanıyorum.


20 Ekim 2014 Pazartesi

Elveda Sonbahar

Gündüzler kısalmakta.

Ortalık daha bir kış.

Sevgili ormanım artık üşütüyor.

Kızlar bir kaç gecedir kulübelerinde uyumayı tercih ediyorlar. Tam olarak kışlıklar çıkarılmasa da çoraplar, hırkalar çıktı bir yerlerden. Doğanın muhteşem döngüsü sürerken;

''Sonbahardan anı olsun bu güzellikler'' diyerek bastım deklanşöre.


Bu enfes görünümlü orman meyvelerinden, evimizin yakınındaki ormanda bol bol var. Ancak büyük olasılıkla zehirliler. ''Yeme de seyret!'' diye buna denir. Göz alıcı kırmızı renkleri ile gerçek bir görsel şölen.





Sonbaharda en çok sevdiğim şeylerden biri de bal kabaklarıdır. Bizim bahçede uzunca formlu olanlardan vardı. Bu kabak, hafta sonunda konukları olduğumuz kuzenlerin bahçesinden.  Tadının da görünüşü kadar nefis  olacağını umuyorum.




Keyfi kaçmış güz güllerimiz.

Yine  de iyi dayandılar.



Sabah yürüyüşünde, savrulan yapraklardan bir kaçını alıp çantama atıverdim.



Palamut meyvelerini de çok seviyorum.. Onlardan da topladım bir kaç tane.


Güle güle sonbahar.. Mevsimlerin en hüzünlüsü ve en yüreğime dokunanı,  güle güle!