18 Temmuz 2011 Pazartesi

Umut'un Son Durumu :(

Umut'un son durumu ile ilgili Facebook'taki yorumlar, ne yazıkki durumunun pek iç açıcı olmadığını gösteriyor:


İşte yorumlar:
Begonvilli Ev: Blog sayfamda konuyu ele aldım. Okurlarım gelen yorumlarında yardım edeceklerini söylediler. Ayrıca twitter'da da paylaşanlar oldu. Umut'u kurtaracağız inşallah ama ona acılarını unutturacak bir yuva bulunması için dua ediyorum.
4 saat önce · Beğen · 1 kişi

Jale Ünsal: İnşallah ismet hanım.. Bugün yanına gittim sevdim konuştum, bir ara sustum kafasını kaldırmaya çalışıyor konuş diye... Bir görseniz durumu içler acısı, klinikte isyan ettim dayanamadım:((((
3 saat önce · Beğen · 1 kişi

Deniz Hanım: ben kızımı bu hastalıktan dolayı cuma gunu kaybbettım sımdı haberı okuyunca kotu oldum ınslah umut kurtulur allahın izni ile.
3 saat önce · Beğen · 1 kişi

Jale Ünsal Çok üzüldüm Deniz hanım, Allah sabır versin::((
16 dakika önce · Beğen

Umut İçin Desteğinizi Bekliyoruz!


Umut'u Antalya'nın kavurucu sıcağında, ormanda, hareket etmeden yatarken bulduk. Ayağa kalkamıyordu, kafası devamlı oynuyordu. Ne kadar zamandır aç ve susuz kaldı bilinmiyor ama durumu çok kötüydü. Hemen kucaklandı kliniğe götürüldü, gençlik hastalığı  araştırması, rontgen  çekimi ve kan tahlilleri yapıldı. Sonuç olarak veteriner hekimlerin söylediği çok ağır viral enfeksiyonu olduğuydu. Belli ki sahipleri onu tedavi ettirmek yerine, hasta olduğu için ormana bırakmışlardı! Yavrucak, orada, o sıcakta aç ve susuz kim bir kaç gün kaldıysa, sonunda komaya girmişti. Şu anda serumla besleniyor. Biz onun için elimizden gelen herşeyi yapıp tekrar, sağlığına kavuşması için çabalayacağız. Siz de Umut'a bu süreçte destek olur musunuz? Tedavisinde benim de katkım olsun derseniz, HaySev Derneği'nin aşağıda bulunan hesap numarasına bağışlarınızı yapabilirsiniz.
Lütfen bağışınızın yanına "Umut için" yazınız.
Umut'un tedavi masrafı 1250 TL'dir
HaySev Derneği'ne bağış yapmak isteyen üyelerimiz için hesap numaramız:
Banka: Ziraat Bankası
Şube : Çankaya (798)
Hesap Sahibi: Hayvansevenler Derneği (Haysev)
Hesap No: 56997864-5002
IBAN : TR77 0001 0007 9856 9978 6450 02
Açıklama kısmına lütfen "Umut için" yazınız. 

17 Temmuz 2011 Pazar

Eyvah Eyvah 2



Gecikmeli  de  olsa   dün  izledim.

 Trakyalı  klarnetçi  Hüseyin  ile şarkıcı Firuzanın  komik  öyküsü.

 İlkini  fazla  beklentiye  girmeden çok  sevdiğim  bir  arkadaşımla  izlemiş  her  karesinden  keyif  almıştım. Doğallık,  mekanların  güzelliği,  oyuncuların   karakterleri  yansıtma  başarısı,  dozunda hareketlilik gibi  unsurlarla bezeli  hoş  bir  yapım  izlemiştim. Özellikle tüm  oyuncuların,  canlandırdıkları  kişiyi  seyirciye gerçekmiş  gibi  algılatmaları  önemli  bir  başarı  bana  göre.

Ancak  bu  devam  filminde  aynı  duyguyu  yaşayamadım. Özellikle  sonradan  eklenen  karakterlerde (gitarcı  yakışıklı  dışında)  bir  oturmamışlık  ve  hafif  zorlama  durumu  hissettim  nedense. Müjganın  anne  ve  babası,  vs  biraz  yabancı,  biraz iğreti kalıyordu  diğerlerinin  yanında.

Anne  babanın   beldeye  gelişi  sırasında  yolda  köpeklerinin  çarpılma  sahnesi  ve  sonrasındaki  köpeğe  ilkyardım  görüntüleri   bir  felaketti.  Hayvanseverliğimle  ilgili   olarak  değil, sinema  anlamında  diyorum.

Senaryo  bütünüyle  fazla  ilginç  değildi. İlk  filmdeki  İstanbul  çekimleri  başarılıydı.   Komedi  unsuru  olarak  çeşitlilik  katıyordu  o  sahneler.  Bu   filmde o  da  yoktu.

Çok  özgün  karakterlerden  olan  terzi fazla geri  plana  itilmiş, bir  kaç  sahnede  çok  az  görünerek  figüran  konumundaydı adeta..

Füruzan'ın  bıçkın  sevgilisi  Fatih tamamen  kadrodan  çıkarılmış,  yerini   gitarist  çocuk  almış..

Demet  Akbağ,   ilk  filmde  olduğu  gibi  bu  filmde  de  çok  başarılı  bana  göre.  Canlandırdığı  karakterin  tam  olarak  hakkını  vermiş, Ata'ya  göre daha  ön  planda  götürmüş işi. Filmin  finalindeki oyununu  çok  sevdim...Ata  ise  başarısızdı  dersem  haksızlık  olur  ama  daha  iyi  olmasını  beklediğim  bir  çizgide  gördüm  kendisini.

Yine  tipik  bahçe  düğünü  sahneleri, kızın  babası  ile atışmalar,  ''ördek boku''  esprisi , Müjgan'ın kaçırılışı  ve  son  anda  eklenmiş  duygusunu  veren  mültecilerin  dramı   filmi  kurtarmaya  yetmemiş.

İlkini  izlemesem  daha  fazla  beğenir  miydim?  Bilemiyorum  ama  çoğu  devam  filmlerinin akıbetine  uğramış  bir  film  bana  göre. Beklentilerimin  altında  buldum  bu  filmi.

16 Temmuz 2011 Cumartesi

İnsanlar Nelere Emek Harcıyorlar? / Yumurta Süsleme Sanatı








Bu süslü yumurtaları görünce, fırça ve boya  kullanılarak  ya da  bir takım yapıştırma teknikleri ile, büyük bir sabır, beceri ve özenle yapıldıklarını tahmin ettim. ''Aman Allah'ım, insanlar nelere emek harcıyorlar?'' dedim.

Ancak yapım aşamalarını gösteren videoyu izleyince şaşkınlığım daha da arttı. Çünkü nakış işler gibi yapıldıklarını gördüm. İnanılır gibi değil, öyle değil mi?


15 Temmuz 2011 Cuma

Tığ İşi Çiçekli Yastıklar




Sokak  hayvanları  ile ilgili bir projem var. Bu projemi yakında sizlerle paylaşacağım  ve  ilginizi, desteğinizi  bekleyeceğim.  Bu  tığ  işi  yastıklar da  projemin  bir parçası. Adım  adım  ilerliyorum.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Yine Acı, Yine Gözyaşları

Sözün  bittiği  yerdeyiz.

Çünkü  çok  söz  söylendi  söyleniyor..

Ama  değişen  ne  var?

Şu  an bildiğim bir  şey;  artık  duymak  istemediğim  sözler ( o  klişe  sözler) var.  Hiç  de  acımı  dindirmiyor  o  sözler.  Bir  de  görmek  istemediğim  yüzler ... Yeter  artık! Yeter!!!!

Pampiş

Tv'de sık sık karşıma çıkınca ben de bir şeyler yazmak istedim ama Üstad öyle güzel yazmış ki..


Pampiş...

Muhterem karım “Pampişi biliyor musun?” dediğinde “Eve yeni kedi aldı” dedim...

Bu durumlarda tebessüm takınarak, çok merakımdan sanki soru soruyormuşum gibi yaparım:

“Şey mi?..”

Bu aslında soru değildir...

Nasıl olsa gelecek yanıta yol açmak diyelim...

*

Kedi değilse bile muhtemel “pampişleri” geçirdim aklımdan o sırada; köpek, tavşan, kuş, kirpi, civciv, kertenkele, çekirge...

Baykuş yavrusu, kuzu, hindi...

*

Ben bu “pampişi” sanki dışarıda da duymuştum; çocukların kıçına sürülen pudra markası gibi de gelmişti bana...

Öğrendim sonra pampişi:

Her alanda sayısız yeteneği olan bir kadın sanatçımızın Twitter’daki inanılmaz başarısıymış meğer...

132 bin tıklama...

Yatmadan önce güzel sözler söylüyor Twitter’dan, güzel pozlar vererek “pampişlerim” dediği tıklayıcılarına görüşlerini açıklıyor...

Eeeee...

Tıklayan tıklayana...

*

Biz kaç gün düşünüyoruz, bin kez araştırıyoruz, iki saat oturup yazı yazıyoruz... Sonra televizyonlara çıkıp “ben yazmıştım” diyerek yazdıklarımızı milletin takdirine sunuyoruz...

Peşinden bakıyoruz “tıklayan” var mı?..

Tık yok...

Ya da işte; ünlü genel yayın yönetmenleri, başyazarlar, yazarlar, editörler, şöhret kalemler, özenle, bezenle sayfalarca oturup yazıyorlar...

Kapağı Pensilvanya’ya atan da var, kendini Kandil Dağı’na vuran da...

Öyle tıklama mıklama olmuyor...

Pampiş yazıyor; 132 bin...

*

Ve uzun uzun düşündüm bunu...

Bir:

Türkiye’nin ileri gitmesi, çağdaş ve laik bir hukuk devleti olması için imama oy veren toplum için bu normaldir...

İki:

Medya iktidarın yandaşı, yanaşması ve silahı haline geldiğinde böyle olur...

Editörler, başyazarlar, yazarlar, lafı beş para etmez birer itibarsıza dönüşüverirler... Kimse dönüp bakmaz ne dediklerine...

*

Ama insanlar bakarlar:

Pampiş ne dedi?..

15 Temmuz 2011 Cumabcoskun@cumhuriyet.com.tr

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Patricia Carli


Eskilere, çok eskilere  gittim  bugün.
İtalyan asıllıFransız pop şarkıcısı, besteci ve şarkı sözü yazarı Patricia Carli'yi  dinlemek  nereden  aklıma  geldiyse... İyi  de  oldu. Çok  severim  nostaljik  parçalar  dinlemeyi.
Eskiler  bilirler; Yé-Yé tarzı müziğin önde  gelen temsilcilerinden olan Patricia,  ününün   doruğunda  olduğu 1960 'lı  yıllarda Türkiye'ye  defalarca konserler  vermeye gelmiş. Sezen Cumhur Önal'ın sözlerini yazdığı kendi parçalarınınTürkçe aranjman plaklarını doldurdu. Kendi şarkılarının sözlerini de yazan Patricia Carli daha sonra şarkı söylemeyi bırakarak Nicoletta, Dalida ve Claude François gibi şarkıcılara söz yazmaya devam etmiş.
12 Mart 1942 yılında(bazı kaynaklara göre 1938 yılında) İtalya'nın Toranto şehrinde Rosetta Ardito  adıyla dünyaya  gelen Patricia Carli Belçika'da yaşarken Fransız müzik çevrelerinin dikkatini çekmiş.  1963 yılında  yerleştiği Fransa'da tanınmış.  Siyah  beyaz  kliplerin  öncülerindenmiş.
Yine 1963 'te yaptığı 'Les Mal-aimés'ile başarıyı sürdürmüş. Bu parçayı Sezen Cumhur Önal'ın yazdığı sözlerle Türkiye'de de plak yapmış, parçanın adı 'Boğaziçi' (veya Özlerim İstanbul'u) olmuştu. Patricia Carli'nin aynı parçasının başka bir aranjmanını da Fecri Ebcioğlu Ajda Pekkan için yapmıştı, bu parçanın adı da 'İlkokulda Tanışmıştık' olmuştu. Sezen Cumhur Önal Carli'nin 'Encore Une Fois' adlı parçasına da Türkçe sözler yazmış ve yine Carli'ye 'Bir Gün Sana Döneceğim' adıyla plak yaptırtmış. Bu Türkçe plaklara birkaç tane daha eklenmiş..
İşte Les Mal-aimés

12 Temmuz 2011 Salı

Yaz Şıklığı






 Begonvilli Ev tarafından Polyvore.com de oluşturuldu.

Antalya Kent Merkezi'ni Gezmeye Devam

Yat  limanı



Tophane'den  Yat  Limanına inilen sokak ( İskele Yokuşu  olarak bilinir. Eski Antalyalılar, yokuşu '' Cemal Bey Yokuşu'' olarak adlandırırdı.)


Eski Devlet Hastanesi'nin bulunduğu  yer  şimdi  park.  Oradan  Yat  Limanı  böyle  görünüyor.  karşı kıyıda Mermerli  ve  Karaalioğlu Parkı'nın falezleri  var.

Kentin orta  yerinde kurumuş bir dere yatağı  olan  Kadın Yarı


Ve aylar önce karaya oturan, hala  kurtarma  çalışmaları  süren  bir  gemimiz  var. Falezlerden görebilirsiniz.
Not: Orijinal boyutlar için  fotoğrafları tıklayın.

10 Temmuz 2011 Pazar

Hiç Böyle Bir Güzellik Gördünüz mü?

Bugün  komşum  ve  arkadaşım Ayten Hanım'a  bebek  görmeye  gittim.:))  Daha  doğrusu bebekleri  gördüm,  sevmeye  doyamadım.  İlk  söylediğim  söz ''Allahım  bu  ne  güzellik!!'' oldu. 

Bakın  ama, henüz  bir  kaç  haftalık  olan  bu  bebekler  çok  güzeller  öyle değil  mi?









Ve  annecik

Hüzünlü Bir Veda


Dile  kolay, 25-26 yıllık  komşularımız bugün  taşınıyor.

Apartman  yaşamı  malum;  eski  komşuluklar, teklifsizce  gidip  gelmeler, yardımlaşmalar  vs  yok.  Zaten  günün  koşulları  da  öyle  gerektiriyor.

Yine  de  çok  özel  insanlardı yan  dairede  oturan  komşularım. 22 daireli  apartmana  ilk  taşınanlar  biz  ve  onlardık. Çok  genç, birer  küçük  çocuğu  olan  iki  aile olsak da, abla  ve  ağabeyimiz  yaştaydılar. Eğitim  düzeyleri  ve  görgülü  insanlar  olmaları ile bize  çok  güven  vermişlerdi.

Yıllar  yılları kovaladı, saçlar beyazladı, kilolar  alındı:) Çocuklar  büyüdüler, eğitimlerini  tamamladılar, askere  gittiler. Bizimki avukat, onlarınki veteriner  oldu. Tüm  bunları  birlikte  yaşadık, gördük.Yıllar  geçtikçe   belli  bir  mesafede  ama  derin bir dostluk  gelişti.  Saygı   sevgi  konusunda  artarak  sürdü  gitti  komşuluğumuz.  Bunca  yılda  en  küçük  bir  sorun  yaşamadık..

Temiz,  titiz ve  görgülü,  hemşireliği  bırakmış  Eskişehirli   hanımefendi  ile  oğlu  ve  eşi  odaklı  bir  koşuşturma  içinde  olan  Antalyalı mühendis, iş adamı  beyefendi, zaman zaman  biraz  fazlaca  korumacı  anne  baba  modeli  olarak   bizleri şaşırtıp kendi  aramızda mizah  konusu  oldular.

  İyilikleri,  nezaketleri ve  komşu  olarak dozunda  samimiyetleri  ile unutulmaz  anılarımız  oldu. Zor  günlerimizde, hastalıkta, ölüm olaylarında destek  oldular. Mutlu  günlerimizde  bizimle  birlikte sevincimizi  ve  telaşımızı paylaştılar.


Hayvan  sevgileri  ile, özellikle  çevredeki  sokak  hayvanları  için  yaptıkları fedakarlıklarla,  bana  verdikleri  destekle  dahası  iyi  ahlaklı  ve  güvenilir  insan  olmaları  ile  yaşamımızda  iz  bırakanlar  arasına  katıldılar.  Antalya'nın  köklü  ailelerinden ve  maddi  olanakları  da  oldukça  iyi  olan  bu aile,  mütevazi  yaşayan  elit insanlardı. Çok  daha  önce daha gösterişli  ve  lüks  bir  eve  taşınabilirlerdi  ama  bu  semti  sevdikleri  için  taşınmayı  düşünmüyorlardı. Ancak,  zamanla  apartmanda konut  olan  dairelerin  bir  çoğu  iş  yerine  dönüşünce,  otopark sorunu, asansör  trafiği,  kapı  zillerine  gereksiz  yere  basılması  vs  gibi  hepimizi rahatsız  eden  durumlar karşısında  taşınmaya  karar  verdiler.
Ve  işte  bugün  gidiyorlar. Az  önce  gözlerimiz  yaşlarla  dolu  tekrar  vedalaşıp  helalleştik. ''Aşağıdaki  kedilerim size  emanet '' derken  ikimiz  de  çok  duygulandık. Özellikle  yan  sokaktaki  artık  doğurmak  üzere  olan  emektar  tekiri  sabah  son  kez  beslemiş. Yerini  tarif  ederken  çok üzgündü..

Aslında  yakın  çevredeki sokak  hayvanlarını  paylaşmıştık. Hemen  apartmanın  altında ve  en  yakın  sokaktakileri  onlar,  iki  sokak  aşağıdaki  20-30  kadar  kediyi  de  ben  doyurup  sularını  veriyorduk. Parkta  iki  de  sürekli  baktığım  köpeğim  var.  Bakalım  bu  işin  üstesinden  nasıl  geleceğim.  Üstelik  yan  apartmanda  ve  bizim  apartmandaki  bazı  insanlar sürekli  tepki  gösteriyorlar. Komşumla  birlikteyken  daha  kolaydı  insanlarla uğraşmak.


Evet,  sevgili  komşularım   şu  an  eşyalarını  yüklüyorlar. Yabancı  uyruklu  bir  aile  gelecekmiş  kiracı  olarak. Ne  diyeyim,  hayırlısı  olsun.

Güle  güle  gidin  ve  sağlıkla  mutlulukla  oturun  yeni  evinizde.  Sizleri  hep  sevgi  ile  anımsayacağım..

8 Temmuz 2011 Cuma

Antalya Büyükşehir Belediyesi Veteriner Kliniğine Ultrason Cihazı Alınsın !

Geçtiğimiz  aylarda,  sabah erken  saatlerde 100.  Yıl  Bulvarı'nda bir  otomobilin  çarpıp yaralı halde öylece  bırakıp  gittiği sokak  köpeğinin tedavisi  için  verdiğim  mücadelenin  öyküsünü  yine  bu  sayfalardan  okumuştunuz.  Çevreden  hiç  bir  yardım  almadan  25 kiloluk  hayvanı  kenara  taşıyıp Belediye Veterinerliğin'den  yardım  istemiştim.  Çok  da  kolay  ulaşamadığım  halde   saatler  sonra  gelip  tedavi  merkezine  götürdüler.  Ben  de saf  saf  tedavi  edileceğini  düşünüp  sevinmiştim. Derken  durumun  takibi  için  telefon  edince bana  söylenen  şu  oldu:
''RÖNTGEN CİHAZIMIZ OLMADIĞI  İÇİN  KIRIKLARA  MÜDAHALE  EDEMİYORUZ''
Ne kadar  üzüldüğümü tahmin  edebilirsiniz. Sonra  kendi  olanaklarımla  köpekciği  oradan  alıp  özel  bir  klinikte binbir zorlukla  tedavi  ettirdim. Hayvanın  çektiği  acıları  ve  benim  yaşadıklarımı  düşünün. Bu  kez  de en  azından  belli  bir  süre  barındırma  sorunu  çıktı. Apartmanın  boş  olan  kapıcı  dairesinde,  kaçak  olarak  40  gün ,  bir  komşumun desteği  ile  baktım. Apartman  halkı  ile  sorunlar  yaşadım. Sonra  yine  sokağa  bıraktım.  Oysa o  hayvan ,  sokak  hayvanlarını  tedavi ve  kısırlaştırma amacı  ile  kurulmuş  merkezde  tedavi  edilip,  belli  bir  süre  barındırılmalı  ve  sonra  yine  ortamına  bırakılmalıydı.

Bu  benim  yaşadığım  bir  olay.  Düşünün  ki  daha  nice  sokak  hayvanı   aynı durumda,  çaresizlik  içindeler. Hepsi bu  olaydaki  gibi  şanslı  da  değiller. Acı  içinde enfeksiyondan ya  da kangren  olup  bir  köşede  ölüyorlar.
TÜRKİYE' Yİ DÜNYADA TEMSİL EDEN TURİZMİN BAŞKENTİ ANTALYA'DA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNE BAĞLI VETERİNER KLİNİĞİNDE ULTRASON CİHAZI YOK.

Sadece açılışlarına milyon dolarlar harcanan otellerin bulunduğu bir memlekette ne insanlara ne de hayvanlara önem verilmiyor. Oysa bir  röntgen  cihazı alınması imkansız  değil.

Durumu   takip  için  internette  bir  araştırma  yaptım,  bu  konu  ile  ilgili  2009  yılında  Facebook'ta  bir  grup  kurulmuş. Fakat  bir  süre  sonra   ilgilenilmemiş.  Hatta  şu  an  grubun  yöneticisi  bile  yok.
 Grubun  adresi  aşağıda,  Antalya'da  yaşamasanız  bile üye  olup  destek  olabilirsiniz.
http://www.facebook.com/group.php?gid=78795823534

Ayrıca  aşağıdaki  Antalya  Belediyesi'nin  e- Belediye  sayfasından, röntgen  cihazı  isteği  ile ilgili  bir   dilekçe  yazabilirsiniz.
http://ebelediye.antalya.bel.tr/webportal/index.php?wwsayfa=47
aşağıdaki  mail  adresine  de  yazabilirsiniz.

abim@antalya.bel.tr

YA DA BURADAN

http://ebelediye.antalya.bel.tr/webportal/index.php?wwsayfa=47

Lütfen  üç  beş  dakikanızı  ayırıp  yardımcı  olun.

Örnek  Dilekçe:

Antalya Belediyesi Başkanlığı'na
Antalyalı  hayvanseverler  olarak, tanık olduğumuz  olaylarda,  Sokak  Hayvanları  Tedavi  Merkezleri'nin  tam  olarak  hizmet  veremediğini düşünüyoruz. En  büyük  sorun  olarak tedavi merkezlerinde  röntgen  cihazı olmamasını görüyoruz. Turizm  merkezi  olan  kentimizde onca  yatırım  ve  hizmete  rağmen belediye  veterinerliğine  yıllardır  bir  röntgen  cihazı  alınmayışını anlamış  değiliz. Bu  soruna  bir  çözüm  bulunması  için  gereğinin  yapılmasını arzederim.
Ad Soyad
Tarih
Kendi  dilekçenizi,  kendi  özgün  cümlelerinizle  de  oluşturabilirsiniz.

Ayrıca  belediyenin  şikayet  hattından  telefonla  da ulaşabilirsiniz.
(0 242) 249 50 00  Tüm  hayvanseverlerin  desteğini  bekliyoruz.

Antalya Turuna Devam

İşte  yine  hafta  sonu. Antalya  turuna  devam  etmek  için iyi  bir  zaman. Güneş  gözlüklerinizi,  şapkanızı  ve  en  rahat  sandaletlerinizi  hazır  edin, şehir  içi tura kaldığımız yerden devam.



Kalekapısı'ndaki  heykeller ,  modern  kent  heykellerine  güzel  bir  örnek

 Yivli Minare, Külliye


 Kent Merkezi

 Kaleiçi evlerinin yukarıdan görünüşü

 Ve Cumhuriyet Alanı'ndaki  Atatürk heykeli