8 Aralık 2010 Çarşamba

Toprak İnsanları / Julien Dupre (1851-1910)

Fransız realist ressam Julien Dupre'nin  ''Toprak İnsanları'' temalı  yapıtları muhteşem.



7 Aralık 2010 Salı

Dünya Kadınları Nasıl Besleniyor?

Dünya kadınlarının  kendi coğrafyalarına uygun olarak nasıl  beslendiği konusundaki araştırmama  devam  ediyoruz  ve  bugün sırada Tayvan var.
TAYVAN
2700 kalori
İsim: Lin Hui-Wen, Yaş: 32 Boy: 1.58, Kilo: 55 kg Meslek: Büfe sahibi

BİR GÜNLÜK BESLENME PROGRAMI (Aralık ayı)
ÖĞLE YEMEĞİ
Kızarmış balık (75 gr), fıstık, kırmızıbiber, sarımsak ve zencefil ile marine edilmiş Kung pao tavuğu (90 gr), Frenk soğanlı buharda pişmiş yumurta (85 gr), haşlanmış ıspanak (65 gr), pirinç (225 gr), bambu yaprağı (190 gr), guava ağacı meyvesi (330 gr)

AKŞAM YEMEĞİ Kabak ve yeşilbiberle hazırlanan soya soslu et suyuna Luvvei çorbası (125 gr), UniPresident Science Noddle (90 gr), soya peyniri tofu (75 gr), brokoli (75 gr), kabak (70) etli pilav shujing jiao (150 gr), yeşil soğanlı fasulye (40 gr)

GECE GEÇ SAATTE ATIŞTIRMALIK Kızarmış soya peyniri tofu (30 gr), kızarmış tuzlu tavuk Yansuji (30 gr), kızarmış balık Tayvan tempura (30 gr), kızarmış kalamar (30 gr), kızarmış tavuk taşlığı (30 gr)

ARA ÖĞÜNLER Uni-President Rui-Sui tam yağlı süt (250 ml), limonlu ballı çay (300 ml), Bernachon kahvesi (300 kaynatılmış musluk suyu (1.1 lt)


Yazımızın  devamı  var.
  Ya da,  KAYNAK SAYFAMIZ BURADA

5 Aralık 2010 Pazar

Begonvilli Ev Halleri


Önce yine Akdeniz Mutfağı'ndan bir  örnek; Taratorlu karnabahar, dikenli kabak ve brokoli kızartması. Havuç da olabilirdi. Taratorda ceviz, sarımsak, limon suyu, tuz  ve  biraz da  su  var.

Yılbaşı çiçeklerimin bazısı erkenden açtılar.
Bazıları da tomurcuk verdiler.

Balkonumun yeni  güzeli, çiçek serasından geldi. Adı da ''Tatlı Mor Kalp''miş..I pomoea Sweet Heart Purple yazıyor  saksının  üzerindeki etikette.

Köşe kapmaca:)

Yeni bir tığ işi battaniyeye  başladım. Bu kez canlı renkler.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Dünya Kadınları Nasıl Besleniyor?

Eğer  farklı bir ülkede yaşıyor olsaydınız  beslenme alışkanlıklarınızın  da çok  farklı  olacağını  hiç  düşündünüz mü?

Elbette  öyle  olacaktı, çünkü  farklı  coğrafyaların  ürünleri  ve  iklimi  de farklı  olacaktı  ve  siz  de yaşam  tarzınızı  ve  beslenme  alışkanlıklarınızı  zorunlu  olarak bulunduğunuz koşullara uyduracaktınız.

Bu  konuda bir araştırma yapılmış.

Dünyanın farklı şehirlerinden yedi kadının gün boyunca yedikleri ve toplam kaç kalori aldıkları incelenmiş...İşte  sonuç: 
HİNDİSTAN
2100 kalori
İsim: Millie Mitra, Yaş: 45, Boy: 1.55, Kilo: 56 kg, Meslek: Eğitim danışmanı

BİR GÜNLÜK BESLENME PROGRAMI (Aralık ayı)

KAHVALTI Kaktüs meyvesi (235 gr), çarkıfelek meyvesi (100 gr), Hindistan cevizi (35 gr), tuz ve yağ ile kızartılmış Lotus çiçeği meyvesi (10 gr), susamlı şeker Revdij (10 gr), susam tohumu (8 gr), kurutulmuş Bektaşi üzümü Amla (8 gr), çamfıstığı (6 gr), Milli demirhindi şekeri (2 gr)





ÖĞLE YEMEĞİ Soğan, domates, yeşilbiber, kişniş ve hardal yağı ile pişirilmiş  mercimek ve pirinçli Uttapam (140 gr), buharda pişirilmiş Idli pilavı (100 gr), domates turşusu (80 gr), Hindistan cevizi turşusu (25 gr), nane, kimyon, limon ve kişnişten hazırlanan meyve suyu (150 ml), pişmiş yeşilbiber ve sarımsaklı soya; yoğurdu (350 gr), sıcak su (480 ml)





Classic Indian Cuisine(Klasik Hint Mutfağı)
AKŞAM YEMEĞİ Soğan, domates, kişniş, kimyon, zerdeçal ve kırmızıbiberle hazırlanan güvercin yumurtası (110 gr), yeşilbiber, köri yaprakları, kişniş, kinr hardal tohumu ve limon suyuyla hazırlanan haşlanmış patates (65 gr), soğan, yeşilbiber, köri yaprakları, kişniş ve limon suyuyla hazırlanan Vagharelo pilavı (190 gr), tam buğdaylı ekmek (80 gr), pirinç, yeşilbiber, köri yaprakları ve hardal tohumlu soya yoğurdu (70 gr), limon turşusu (11 gr), salatalık (160 gr), turp ( gr), patates ve tereyağından yapılan Alu Papad ekmeği (10 gr), sıcak su (480 gr)
  YEMEN
 
2700 kalori
isim: Saada Haidar, Yaş: 27 Boy: 1.50, Kilo: 44.5 kg Meslek: Ev kadını

BİR GÜNLÜK BESLENME PROGRAMI (Nisan ayı)
SABAH ERKENDEN Kahve çekirdeğinin kabuğundan hazırlanan çaya benzer tatlı kahve çeşidi Qishir (120 ml)

KAHVALTI Soğan, domates ve biberle hazırlanan fava tohumundan Ful (160 gr), buğday unlu Khubz ekmeği (100 gr), 1 çay kaşığı şeker ilave edilmiş siyah çay (100 ml)

ARA ÖĞÜN Khubz ekmeği (50 gr), tahin (25 gr), koyun peyniri (25 gr) ÖĞLE YEMEĞİ Acı biber, patlıcan, koyun eti, domatesle pişirilen Saltah (250 gr), kimyon ve kakuleli pilav (300 gr), taze domates püresi (125 gr), tadı keki andıran Lahuuh ekmeği (160 gr), salatalık, soğan, havuç, domates, kişniş, maydanoz ve limon suyu salatası (165 gr), yeşil soğan (35 gr), beyaz turp (50 gr), kaymaklı süt ilave edilmiş siyah çay (100 ml)
Yemen Mutfağından Bir Örnek

AKŞAM YEMEĞİ Domates ve soğanlı omlet (95 gr), tahıllı Maluuj ekmeği (140 gr), 1 çay kaşığı şeker ilave edilmiş siyah çay (100 ml) ARA ÖĞÜNLER Mango (250 gr), muz (100 gr), kavun (85 gr), tatlı ve sulu kavun (90 gr), papaya (120 gr), mercimekten yapılan Qafuu'a ekmeği (120 gr)

Diğer beş kadının beslenmesi  hakkında  yazımızın  devamını daha  sonra  yayımlayacağım. 


3 Aralık 2010 Cuma

Kim Ölmüş Biraz Romantizmden !


Bir  arkadaşım  var; hem  de esaslısından.. Hani  denir  ya ''yalnızca  iyi  gün  dostu  değil, gerçek  dosttur''  diye. Bu  söz  onun  için  çok  uygun..Ne  zaman  anılarımız canlansa,  iyi  ve  kötü  günlerimizde  yaşadığımız  binbir  paylaşım  gelir  gözümün  önüne. Hangisini  anlatayım, anlatmakla  bitmez  ki... Komik şoförlük  maceralarımız, okula  geç  kalışlarımız, alışverişlerimizde yaşadığımız eğlenceli  olaylar,  mutlu günlerimiz, çok  acı  günlerimiz, çoğunlukla  da komik  olma  kaygısı  gütmeden doğal  hali  ve  kıvrak  zekası  ile  durum  komedilerini  aratmayan  halleri..  Ama  bir  yönü  var ki,  şaşar  kalırım.  Bu  güzel,  bu şekerden  yapılma  kalbi  olan  arkadaşım  öyle  bir  Doğrucu Davut'tur ki, romantizm  falan etkilemez  onu. ''Ah ne  hoş  bir ay  var bu  akşam'' desem ''Aman canım  üzerindeki  pörtlek  göz  gibi  kraterleri bildiğim için  bana  hoş  gelmiyor''
der.

Ya  da  bir  gelinle  damat görsek tesadüfen,  benim  gözlerim  dolar, ''çok  yakışmışlar, inşallah mutlu  olurlar''  derim,
o:
-İnşallah  öyle olur  ama  üç  beş  gün  sonra  didişmeye  başlarlar.
der.  Bu  asla  onun   kötü  niyetinden  değildir  ama romantizmle  işi  yoktur  ve gerçekçidir.

Bir  demet  çiçek  götürseniz, sevinir  sevinmesine  ama  söylemeden  de  duramaz:
-Keşke  koparılmasa  bu  çiçekler,  dalında daha  güzeller  çünkü, deyiverir.

Romantik bir  slow müzik   dinliyorsanız  der  ki,
-Şöyle  hareketli  bir  şeyler  dinleyelim  de  kendimize  gelelim..Ve  hiç  üşenmez  şıkır  şıkır  oynar bile..Onun  enerjisi, yaşama  bağlılığı  bir  başkadır.
Çocuklarımız  birlikte  büyüdü  sayılır. Hem  iş  arkadaşım, hem de komşum  diyebileceğim yakınlıkta  oturduk  yıllar  boyu.  Şimdi  biraz  uzağız. Şehir dışında gönlünce  güzel  bir  eve  aldı, emekliliğin  tadını  çıkarıyor  canım  arkadaşım. Bu  yüzden ne  anılarımız  var...Bugün  nedense  hep  gözümün  önüne  geliyor, çok  özlemişim. İlk  fırsatta  arayıp görüşmem  lazım.


 Arkadaşımı anarken  aklıma  geldi  bu  romantizm konusu:)

Ama  birazcık  da    olsun  yaşamımızda ,  bunun  ne  zararı  olabilir?
 Romantik  şarkılar dinlemenin,  ayın  ne  kadar  güzel  olduğunu düşünerek  seyretmenin, sonbahar  yapraklarının  harika  renklerine  hayran  kalarak hafif  çiseleyen  yağmurda  yürümenin, dün  sokakta fotoğraf  çekimleri yapılırken  rastladığım  gelin  ve  damadın ömür  boyu  mutlu  olacağını  düşünmenin  nesi  kötü olabilir?  Ara sıra  bunları  yapmak  yaşamın  gerçeklerinden  koparmıyor insanı..Bana  iyi geliyor  doğrusu...
Bu  resimler  benim  gibi,(arasıra)  romantizmden hoşlananlar  için.



Ve  bu  romantik şarkı da...

Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

2 Aralık 2010 Perşembe

Dağ Mantarlı, Rezeneli Levrek


 Bu  tarifimiz Akdeniz  mutfağını  sevenler  için  ideal.  Çünkü, levrek, doğal  dağ  mantarı, rezene, sızma  zeytinyağı  gibi  Akdeniz'in  en  güzel  ürünleri  ile  hazırlanıyor. Yanında  bol  yeşilliklerden  oluşan  Akdeniz  salatasını öneririm. 
Malzemesi:
Bir  iri levrek (Fleto olarak hazırlatılmış)
250 gr. doğal  dağ mantarı.(Bilmediğiniz  mantarları  asla toplamayın,  ben  çok  güvenilir  bir  yerden  satın  alıyorum)
Bir  kaç  dal  rezene yaprağı
Sızma zeytinyağı (Bir  kaç  çorba kaşığı)
Yarım  çay  fincanı  beyaz şarap
Bir  büyük kırmızı  biber.(Haşlanıp  kabukları  soyulacak,  küçük  küçük  doğranacak)
Yarım  çay  bardağı  biberin  haşlama  suyu (Ben fazlaca  miktarda  biberi  haşlayıp  kabuklarını  soydum. Bir  kabın  içine bırakınca  bir  miktar  suyunu  bırakıyor,  bu  suyu  kullandım)
Karabiber
Yapılışı:
Levrekleri,  yıkayıp  suyunu  kağıt  havlu  ile  kurulayın. Tuzlayıp,   her  iki  yüzüne  de çok  az  zeytinyağı  sürerek  mümkünse döküm  bir  tavada  üstü  kapalı  olarak iki  tarafını  da  güzelce  kızartın.

Diğer  yandan,  iyice  yıkayıp  kumlarından  arındırdığınız  mantarları    kurulayıp minik  minik  doğrayın,  orta  ateşte, bıraktığı  suyunu  çekinceye  dek pişirin. Suyunu  çekince bir  iki  kaşık  zeytinyağı   ilave edip bir  iki  çevirdikten  sonra  bir  kaşık  un ekleyin.  Un  kokusu  kaybolunca  şarabı, biber  suyunu, tuzu,  karabiberi  koyarak  altını  iyice kısın. Suyunu  çekince  ateşten  alın  ve  incecik  doğranmış rezene yapraklarını  ve  kırmızı  biberi  de ekleyin.  Balığınızla  birlikte  servis  yapın. AFİYET OLSUN!

1 Aralık 2010 Çarşamba

Şimdi Fit Olma Zamanı



Her  sabah  Minik'le yürüyüşümüzü  yapıyoruz. Bu  yürüyüş sırasında  Minik'e  ayak  uydurma zorunluluğum olduğundan ve  bir  kaç  belirli  noktada  durup mahallemizin  kedilerini  de  doyurduğum  için spor açısından tempolu, nabız  atışımı  hızlandıracak  kaliteli  bir  sabah  yürüyüşü  olmuyor.  Hiç  yoktan  iyidir  mantığı  ile  aksatmadan  bir  saat  kadar  yürüyorum.  Ancak tatmin  edici  bir  aktivite  değil bu  yürüyüşler. Düzenli  spor  yapamadığım  için  yaşamımda  hep  bir  eksiklik  olduğu  duygusu  taşıyordum. Bir  spor  salonuna  üye  olup  düzenli  spor   yapmak istiyordum. Biraz  araştırdım;  kaliteli gibi  görünen  yerler oldukça  pahalı  geldi  bana. Üstelik oralardaki aletlerin,  daha  uygun  fiyatlı  yerlerdeki  fitness   aletlerinden  pek  farklı  olmadığını, sadece fiziksel koşulların  daha  düzgün,  dekorasyonun  daha  lüks  olduğunu  farkettim.  Zaten  bu  fark  tamamen  müşteriye  yansıtılıyor  neredeyse  iki üç  kat  farklı  ücretler  ödemeniz  gerekiyordu. Bir  kaç  gün  önce  sabah  uyanınca,  evimin  karşısındaki  minik  bakımsız  parka belediye  tarafından  fitness aletleri  monte  edildiğini  gördüm. Ayrıca  peyzaj  çalışmaları  da  yapılıyordu.   Bugün  kuzenimle  denedik. Hepsi  de  mühendislik  harikası  pırıl  pırıl  aletler.  Başka  parklarda  biraz  daha  eski  modelleri  vardı  ama  bizim  oraya  konulanlar  gerçekten  çok  güzeller. Bir  iki  denemeden  sonra  kendinize  en  uygun  olanları  kolaylıkla  seçip   bir  kaç  dakika ısınma  hareketi  yaptıktan  sonra  aletlerle  çalışabilirsiniz. Antalya  gibi havası kışın  bile  ılık bir  kentte açık  havada spor  aletleri  ile spor  yapmak  büyük  keyif. Teşekkürler Antalya Belediyesi.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Çok Hoş Bir Mim Daha / Objelerden Anılara Yolculuk

Hepimizin yaşamında anıların izi  vardır. Acısıyla,  tatlısıyla  anılarımızı  anımsatan  bazı  eşya  ya da  objelere   maddi  değerlerinin  dışında değerler biçeriz. Başkaları  için  hiç  bir  anlamı  ve özelliği  olmayan bir  eşya  bizi alır, kişiliğimizi, dünya görüşümüzü ve yaşama  bakış  açımızı  değiştiren  yaşanmışlıklarımıza  götürür..Yıllar  geçse de  o anları  yeniden yaşar, duygulanırız.

Hoş  ve izlenesi ''minimalist'' adlı  blog sayfasının yazarı arkadaşımız, bana  bir  mim  göndermiş. Anıları çağrıştırdığı  için değer kazanan eşya ve objelerden  örnekler  vermemi, kısaca  onlardan söz etmemi  istemiş. Kendisine teşekkür ediyorum..Bence  bu,  üzerinde  kitap  yazılabilecek  bir  konu.  Öyle  ya, bizde anısı olan ne  çok eşya ya  da  obje  vardır. Çoğu  şu  an  elden  çıkarılmış, ya  da  o  zamanlar ilerde  taşıyacağı  değer  bilinmediğinden   kaybedilmiş,  eskidi  diye  atılmış  pek  çok şey...  Özellikle  ilk olanlar. İlk  çantam, ilk topuklu ayakkabım vs  geldi  aklıma..Hatta  ilk televizyonumuz..Ya  da yeni  evliyken heyecanla  aldığımız , aylarca  taksidini  ödediğimiz eşyalar. Türkiye'nin  en ucuz  otomobili  olduğu için onu  tercih etmek zorunda kaldığımız  ilk arabamız.  Öğrenciliğime, eski  komşularımıza, canım anneanneme, dedeme ve  babama ait anılar içeren pek çok eşya...


Bu zarif çay  takımının devamı  var. İncecik  Çekoslavak porseleni takım  neredeyse antika  olmaya  aday. Işığa doğru  tutulunca arkasından  parmaklarınızı  görebiliyorsunuz.Çocukluğumda annemin  büfesinde  dururdu. Anneanem epeyce  bir  para  ödeyerek  annemin  çeyizi  için  almış. O zamanlar kaliteli porselen bulmak pek kolay değilmiş. Annem o yıllarda asteğmen   olan  babamla  evlenince çeyizinin  en  güzel  parçalarından  biri  olarak götürmüş  bu  takımı. Ben  kullandıklarını  görmedim. Henüz ilkokuldayken  eve  misafir  olarak  şık  tayyörlü, kabarık  saçlı  hanımlar  gelince,   '' Hah ! Şimdi  annem  bu  çay  takımını  kullanacak'' derdim ama  kullanmazdı. İnce  belli kesme cam  çay  bardakları, beyaz  kolalı  peçeteler  çıkardı ortaya  ama  bu  takım büfede  dururdu  hep:)
Meğer  anneciğim  biricik  kızının  çeyizine  kaldırmayı ta  o  zamanlar  aklına  koymuş. Tahmin edeceğiniz  gibi ben  zaman  zaman  çayımı  demleyip   incecik  fincanıma  dolduruyor, koltuğuma  kuruluyorum  ve anneanneciğimle  ilgili  binbir  güzel  anıyı  düşünerek  içiyorum çayımı.  Annem   çay  kahve  sevmediği  gibi,   içse  bile fincandan içmeyi sevmiyor,   ince  belli  cam  bardağı  tercih  ediyor.  Bir  çay  takımı  beni  nerelere  götürdü. Bir  kaç  eşya  daha  vardı resimlerini  koyup onlarla  ilgili anılardan  söz  edeceğim  ama  fazla  uzayacak  yazı ve  muhtemelen  sıkılacaksınız. Bu  kadarı  yeterli  olsun  diyorum..
Ben  de bu  mimi:


ve
gönderiyorum.

28 Kasım 2010 Pazar

Mutlu Son ! / Kör Kediciğimiz Yeni Yuvasında

Bugün Antalya'da olağan üstü  güzel  bir gün  yaşanıyor. Pırıl  pırıl ılık  ve  tertemiz  bir hava  ile  uyandık.
Sabah erkenden,  elimde  taşıma  kutusu  ile kör  kedimizin yaşadığı  yere gittim. Arkadaşım Yasemin  Hanım  da gelecekti. Şansım  öyle  yaver  gitti  ki,  oradaki  kedi  grubunu  benden  önce  tanıyan bir  hanım bahçede  kedilere  mama  veriyordu. Ona  durumu  anlattım,  çok  sevindi,  kendine  alışık  olan  kediciği  yakalayıp  boxa  koydu. Zaten  oldukça  sakin  bir  hayvancık, zorluk  çıkarmadı. O  sırada  yardım edecek olan arkadaşım  da  gelmişti..Eve  geldik.

 Bizimkiler  meraklı  bakışlarla neler  olduğunu  anlamaya  çalışıyorlar..

Kahvaltı  faslımızdan  sonra  kediciği  alacak  olan  diğer arkadaşımı aradım,  yarım  saat  sonra  oradaydık. Zaten  akşamdan alışma  sürecini  geçireceği  yeri  hazırlamış. Plastik  sepetten ve bezlerden oluşan yatağı, çiş  yeri,  mama  ve  su  kapları  kediciği  bekliyordu. Kutudan  çıkarır  çıkarmaz:
''Sen  benim  Siyah  İnci'm  olacaksın'' deyince  adı  da konmuş oldu. İnci birazcık  ürkek  olsa  da  hiç  yabancılık  çekmeden koklayarak  orayı  tanımaya  çalıştı. Sepete  girip  yattı.



Kedicikte bir  panik  durumu  hiç  olmadı,  birazcık  etrafı tanıma  çabası  dışında  oldukça  rahattı.


Sonra  evi  tanıma  ve  kucak  fasılları  başladı:




27 Kasım 2010 Cumartesi