11 Ekim 2008 Cumartesi

Severek dinlediklerimden / Charice Pempengco


Bu gün tesadüfen izlediğim bir tv şovunda çok etkilendiğim bir sesi dinledim. Amerika’nın en gözde şovu olan Oprah Winfrey Show’da bu gün dünyanın her yerinden yetenekli çocuklar tanıtılıyordu. Kimi enstrüman çalan, kimi dans eden, hatta aralarında, iki yaşında bile olmadığı halde, dünya haritasında tüm ülkelerin yerini tereddütsüz gösterebilen çok sevimli bir kız çocuğu vardı. Hayranlıkla izlediğim onca çocuk arasında biri vardı ki (15 Yaşında,aslında genç kızlığa adım atmış minyon bir Filipinli kız ) sesi ile ve yorumladığı şarkılarla’’ ben geleceğin divasıyım ‘’ diye haykırıyordu. Charice Pempengco .. Başta proğramın müzik direktörü David Foster olmak üzere, Oprah ve tüm seyirciler dakikalarca ayakta alkışladılar. Bu sesi kocaman, kendi küçük hanımefendi, büyük bir ustalıkla ve tertemiz bir İngilizce ile şarkısını yorumlarken ürperdiğimi hissettim;

     Get this widget |     Track details  |         eSnips Social DNA   


Whitney Houston ve Celin Dion hayranı olduğunu belirten Charice Pempengco, hiç de onları aratacağa benzemiyor. Keyifli dinlemeler..
http://www.video75.com/vd.php?i=k48f7s&charice-pempengco-you-n

Ürettiklerimden / Resim Sanatı / Tuval Üzerine Yağlıboya


Tuval üzerine yağlıboya tablomun boyutları 50x70 cm. 2005 yılında yapıldı.

Severek okuduklarımdan / Şiir-Felsefe / Chuang Tzu



FAYDASIZ AĞAÇ...
Meyva vermeyen bir ağaç kadar
Faydasız olsun bu yazdıklarım.
Dallarına meyvasına tamah edip
Kimse taşa tutmasın.
Bu yazdıklarım çok budaklı, çok bükümlü
Bir ağaç kadar faydasız olsun.
O zaman marangozlar
Kesip biçmeye değer bulmazlar böyle bir ağacı.
Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz
Bir ağaç kadar faydasız olsun bu yazdıklarım.
Kökü toprakta,
Başı gökyüzüne dönük.
Belki kimse bahçesine dikmez,
Şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu.
Ama
Uzak, kıraç bir ıssızlıkta
Bunalmış bir yolcu
Dibinde oturacağı,
Sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye
Ferahlarsa Bu yeter...
Chuang Tzu
Yukarıdaki dizelerin M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış bir filozof tarafından yazıldığını biliyor muydunuz?
Chuang Tzu, Chuang Tsu, ya da Chuang Tse (Çince okunuşu Cuanğzı) M.Ö. 4.yy'da Çin'in Savaşan Beylikler Döneminde yaşamış bir filozoftur. Yazarı olduğu Taoizm felsefesindeki kitabı da kendi adıyla Zhuangzi olarak anılır.
Zhuangzi'nin felsefesine göre; hayatımız limitli ama öğrenebileceklerimiz limitsizdir;

''Bilebileceğimiz bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimizdir ve az bilgi tehlikeli bir şeydir.

Bütün herşeyin orijini doğadan gelir ve tekrar doğaya döner.

Herkes anlayabildiği kadar yaşar..! Ve anlayamadığı şeyleri umursamadan ölüp gider..! ''
öğretilerini özetleyen, en çok bilinen özdeyişleridir.
Bir de nesiller boyu aktarılan bir öykü ile, bu bilge insanı tanıtmaya çalışayım;
Chuang Tzu ile Huei Tzu, Hao üzerindeki köprüde dolaşıyorlardı. Chuang Tzu: “Küçük balıkların sudan nasıl sıçradığına bak. Bu, balıkların mutluluğudur.” dedi. “Sen bir balık değilsin.” dedi Huei Tzu, “Balıkların mutluğunu nasıl bilebilirsin?” “Sen de ben değilsin.” diye yanıtladı Chuang Tzu, “Benim bilmediğimi nerden biliyorsun?” “Ben, sen değilken senin ne bildiğini bilemezsem.” diye üsteledi Huei Tzu, “Bundan şu çıkar; sen balık değilsen, balığın mutluluğunu bilemezsin.” “Gel asıl soruna dönelim.” dedi Chuang Tzu, “Sen bana balıkların mutlu olduğunu nasıl bildiğimi sordun. Senin sorun benim bildiğimi bildiğini gösteriyor. Ben onu bu köprüdeki (kendi duygularımdan) biliyorum.” (Chuang Tzu’nun Kitabı, Türkçe’si: L. Özşar, Biblos Y.İst. 2004, s.84). Chuang Tzu ile Huei Tzu arasındaki konuşma insanoğlunun en eski sorunlarından birini dile getiriyor: İnsan neyi bilebilir ve neyi bilemez? Yukarıdaki metindeki iki kişinin konuşmalarını dikkatle izlediğimizde, onlardan biri Chuang Tzu, balıkların sudaki sıçramasına bakarak bunu balıkların mutluluğuna yoruyor; arkadaşı (Huei Tzu) ise, balık olmadığı sürece onun, bunu bilemeyeceğini ileri sürüyor. Acaba hangisi haklı? Balık olmadan balığın mutluluğunu bilebilir miyiz? Bu soru (gerçi Grekler soruyu balık bağlamında sormuyorlardı ama sorun daima aynı kapıya çıkıyor) bu kadar belirgin olmamakla birlikte Grekler tarafından da dile getiriliyordu ve orada da, insanın bilgisinin kaynağı sorgulanıyordu.
Chuang Tzu'yu daha yakından tanıyabileceğiniz bir kitap da buldum.Levent Özşar çevirmiş.
http://www.netkitap.com/ayrinti.asp?id=66427&id2=66223 henüz ben de okumadım ama en yakın zamanda okuyacağım.Sizlere de keyifli okumalar.
İsmet Şahin


Severek Okuduklarımdan / Şiir-Felsefe / Chuang Tzu





10 Ekim 2008 Cuma

Severek Dinlediklerimden / Stayin Alive


1970 li yıllarda çok sevdiğimiz romantik şarkılar dışında, elbette soft rock ve disko müzikleri de dinliyorduk. 1960 sonlarında ve 1970 lerde büyük sükse yapmış gruplardan biriydi Bee Gees. Müzik dünyasının gelmiş geçmiş en başarılı gruplarından biri kabul edilen, İngiltere doğumlu, Avustralya’da büyümüş, ABD’de üne kavuşmuş Barry, Robin ve Maurice Gibb isimli üç kardeşten oluşan bir müzik grubudur. Grubun ismi «Brothers Gibb» (Gibb Kardeşler) deki B ve G harflerinin ingilizce okunuşundan esinlenerek oluşturulmuştur.
''Stayin Alive'' seksenlerin kayıp gençlik temalı Türk filmlerinde, disko sahnelerinde bol bol çalınmıştır. :) Bee Gees bu şarkıyı oldukça tiz seslerle seslendirirken, o yılların bol paça pantalonlu, uzun saçlı, bıyıklı, popüler tipleri için de, imajlarının esin kaynağı olmuştur.Gelin şimdi önce Bee Gees'ten sonra da Celin Dion'dan dinleyelim. Keyifli dinlemeler.
İsmet

9 Ekim 2008 Perşembe

Severek Dinlediklerimden / Goodbye My Love, Goodbye


Bu gün yine yıllar öncesine gideceğiz; buyurun nostalji yapmaya;

Demis Roussous’un nefis sesi ile sevdirdiği unutulmaz slowlardan biri. Akdeniz enstürmanları ile bütünleşen harika romantik müziği ve dokunaklı sözleri ile bu şarkıya aşık olmamak olası mı? Koca Demis’in yorumladığı koca şarkılardan biri .. Sizleri yıllar öncesine götürecek ve eminim ki, (Eğer kırklı, ellili yaşlarda iseniz) hala yüreğiniz bir genç kız yada delikanlı yüreği ile çarpacak bu şarkıyı dinlerken. Özellikle şarkının başındaki Akdeniz ezgileri ile olan girişi ve romantizmin doruklarına tırmanan nakarat kısmı ile büyüleyici bir şarkı. Bizde de ''Gözünde Yaşlarla'' adı ile Türkçe sözlerle, rahmetli Tanju Okan tarafından seslendirilmiştir.Orijinal sözlerin çevirisi ise şöyle;
Üzgün yaşlı bir şarkı söylemesi için rüzgârı duy
O, benim bugün seni bırakıyor olduğumu bilir
Lütfen ağlama, benim kalbim kırılacak
Benim, benim yoluma ilerlediğim zaman
Hoşça kal benim sevgim, hoşça kal
Hoşça kal ve görüşmek üzere
Sadece ve sadece sen, beni hatırlayacak olsan
Ben de asla, uzakta olmayacağım
Hoşça kal benim sevgim, hoşça kal
Ben her zaman, doğru olacağım
Bundan dolayı senin rüyalarında beni tut
Ben, sana dönünceye kadar
Yıldızları yukarda gör
Onlar, parlayacak, ben, her nerede aylak aylak dolaşsam da
Ben, her yalnız geceye dua edeceğim
Onların yakında, evde bana rehberlik edecek olduğu
Hoşça kal benim sevgim, hoşça kal
Hoşça kal ve görüşmek üzere
Sadece ve sadece sen, beni hatırlayacak olsan
Ben de asla, uzakta olmayacağım
Hoşça kal benim sevgim, hoşça kal
Ben her zaman, doğru olacağım
Bundan dolayı senin rüyalarında beni tut
Ben, sana dönünceye kadar
Keyifli dinlemeler.
İsmet Şahin

Yazdıklarımdan / Yakın Tarih / Orta Doğu'da Son Durum





Ortadoğu Kaynayan Kazan
2006 yılının komşu ülkelerle ilgili olan politik gündemimizde, en önemli konulardan biri de; Lübnan’da, İsrail çatışması sonrası çıkan iç savaş ve Lübnan’a asker gönderilip gönderilmemesi tartışmaları idi. Bu gün ise ülkemizin politik gündeminde çok daha güncel olan Güneydoğu’daki şehit verdiğimiz askerler ve bir türlü çözülemeyen Kürt sorunu var. Bu konuda ayrıca yazacağım. Ancak şimdi, 2006 yılındaki İsrail Lübnan çatışmaları sırasında yazdığım bir yazıyı buldum arşivlerimden ve sizlerle paylaşmak istedim. Sonra da Orta Doğu’da son duruma bir göz atmak istedim; İşte 2006’da yazdığım yazı;

Orta Doğu Kaynayan Kazan

Irak Savaşı’nın acıları sürerken, Lübnan İsrail Savaşı’nın patlak vermesi ile ülkeden panik içinde kaçan yabancı asıllıların görüntüleri, yaşananları oldukça çarpıcı şekilde aktarıyordu.Böylelikle bu olaylar günlük yaşamımızda gündeme oturdu.Yakın tarihe şöyle bir göz atarsak; ülkeler arası politikalardaki çarpıklıkların nasıl ülkelerin yazgısında rol oynadığını kolaylıkla görebiliriz..
1915 yılına gidelim; Filistin topraklarına Yahudilerin yerleştirilmesine imkan sağlayan ve Yahudilerin bu topraklar üzerinde devlet kurmalarına kapı açan ilk ihanet, Şerif Hüseyin tarafından yapılmıştır. Şerif Hüseyin 1999 ‘da hayata gözlerini yuman eski Ürdün kralı olan Hüseyin İbnu Talal'ın dedesinin babasıdır.Fazla detaya inmeden anlatacak olursak, zamanın, İngiltere’nin Mısır büyük elçisi, Şerif Hüseyin’e bir teklif götürdü.. Bu teklifte, Şerif Hüseyin'e Arapların Osmanlılar’dan ayrılarak bağımsız devlet kurmalarına yardımcı olunacağını, kendisine de halifelik verileceğini vaad ediyordu. Yani İslam ümmetinin halifesini haçlı zihniyetinin başını çekenlerden İngiltere belirleyecekti. Bu vaadlerine karşılık Şerif Hüseyin'den de Filistin topraklarına Yahudilerin yerleştirilmesine ve bu topraklarda bir Yahudi devleti kurulmasına yardımcı olma sözü alınmıştı. Şerif Hüseyin İngilizler’in vaadlerinden etkilenip 10 Haziran 1916'da Osmanlılara karşı isyan başlattı. Aynı yıl İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devleti kurdurulması için gerekli şartların oluşturulmasını öngören Sykes-Picot anlaşması adı verilen bir anlaşma imzalanmıştı.
Şerif Hüseyin, Filistin'e ve Osmanlı’ya ihanet konusunda İngilizlere verdiği sözü yerine getirdi ama İngilizler ona verdikleri sözü yerine getirmediler. Kendisine bütün Arap yarımadasının yönetimini vermeyi vaad ettikleri halde daha sonra şimdiki Ürdün topraklarına razı olmasını istediler.
Olaylar birbirini izledi ve 1947'de İngiliz güçlerinin kademeli olarak Filistin'den çekilmesinden sonra 1948'in başlarında İsrail'in kuruluşu ilan edildi. İsrail'in kurulmasıyla birlikte Filistin halkıyla Yahudiler arasında bir savaş başladı. Bu kez Filistin halkına Şerif Hüseyin'in oğlu, zamanın Ürdün kralı Abdullah ihanet etti. Kral Abdullah, Filistin halkına destek amacıyla (!) İngiliz kumandan Glop Paşa'nın emrindeki ordusunu Filistin topraklarına soktu. Bizzat 1948 olaylarını yaşayanların anlattıklarına göre İngiliz Glop Paşa'nın emrindeki Ürdün birlikleri Filistinlilere: "Artık biz düzenli bir ordu olarak olaylara müdahale ettik. Sizin böyle dağınık bir mücadeleye devam etmenize gerek kalmadı" diyerek, onların Yahudi işgalinden kurtardıkları bölgeleri ellerinden alıyor, sonra oraları tekrar Yahudilere teslim ediyorlardı. Bu sayede Yahudiler 1948 olaylarında sınırlarını daha da genişleterek bugün Yeşil Hat olarak adlandırılan hattın içinde kalan bölgelerin tamamına hakim oldular
Kral Abdullah’tan sonra yerine geçen Tallal deli olduğu için, İngilizlerin isteği ile tahttan uzaklaştırıldıktan sonra yerine geçen genç kral Hüseyin zamanında, görünürde Filistin yanlısı olan Lübnan’ın nasıl İsrail çıkarları doğrultusunda davrandığını, bunu yaparken de
Yahudi kökenli Amerikan lobisinin nasıl oyuncağı olduğunu ayrıntıları ile anlatmam çok uzun sürerdi..Topraklarından sürülerek zorunlu olarak Lübnan’a taşınan Filistin direnişi ,Bir türlü Lübnan’ın İsrail’le ilişkilerinin düzelmesine izin vermedi. Suriye ise daha çok direnişin siyâsi ve tanıtım faaliyetlerini yürütmede kullanılan bir merkez olarak seçildi.
27 Eylül'de de Arap ülkelerinin müdahalesiyle Ürdün yönetimiyle gerillalar arasında bir anlaşma imzalandı. Bu seferki anlaşma da 10 Temmuz tarihli anlaşmanın bir benzeriydi. Bu olayların yaşandığı 1970 yılı Eylül ayı "Kara Eylül" olarak tarihe geçmiştir.
27 Eylül 1970 anlaşmasına rağmen Ürdün'ün Filistinli gerillaları Ürdün topraklarından uzaklaştırmayı amaçlayan uygulamaları son bulmadı. Bu uygulamalar dolaylı olarak zaman zaman karşılıklı çatışmalara yol açtı. Ürdün, gerillaları tamamen imha etme veya Ürdün topraklarından silip atma amacına yönelik hazırlıklarını da ABD'nin desteğiyle yoğun bir şekilde sürdürüyordu. Kral Hüseyin, bu hazırlıkları sürdürdüğü sırada ABD'deki Yahudi lobisinin ileri gelenlerinden olan ve bir ara ABD dışişleri bakanlığı yapan Henry Kissenger'le yoğun temas içindeydi. Filistinli gerillaların Ürdün'den çıkarılmasıyla İsrail'in işgal altında tuttuğu toprakların doğu sınırı güvenceye alınmış olacaktı. Derken 13 Temmuz 1971'de Ürdün yönetimi Filistinli gerillalara karşı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattı. Birkaç gün süren operasyonda Filistinli gerillalardan ve sivillerden toplam 3000 kişi öldürüldü. Filistinli mültecilerin kaldığı kamplar tamamen yerle bir edildi. Sağ kalabilen gerillaların tamamı da Ürdün'ü terk ederek Suriye veya Lübnan'a gitmek zorunda bırakıldılar. Ürdün yönetiminin siyonist işgalcilerin bile yapamayacağı bu imhâ harekâtı Arap dünyasında geniş tepkilere yol açtı. Birçok Arap ülkesi bu harekâtından dolayı Ürdün'ü kınadı. Ancak kınamalar samimiyetten uzak belli siyâsi hedeflere yönelik kuru açıklamaların ötesine geçmiyordu.
1970 den sonra, Amerika’nın sözde uzlaştırma(! )Çabaları,
ve asla Lübnan’a hiçbir kazanç sağlamayan gülünç İsrail Lübnan anlaşmaları.. Sonuçta işte yine savaş..
Bir haftadır araştırıp okuduğum bilgiler, savaşın acımasız yüzünü, dönen uluslar arası hain politikaları göz önüne getirirken Lübnan’ın ihanetlerinin bedelini ödediği düşüncesini de getiriyor akıllara ister istemez. Ama ne acı bir bedeldir ki, hiçbir günahı olmayan çocuklar ve sivil halk ödüyor bu bedeli..
İsmet Şahin 2006

Orta Doğu’da son birkaç aydır haber başlıkları ise şöyle:

Lübnan ve ABD, ikili askeri ilişkilerini kurumsallaştırmak amacıyla ortak askeri komisyon kurdular. (07.10.2008 )


Lübnan'ın kuzeyindeki Trablus'ta bir meydandaki patlamada ölenlerin sayısının 18'e yükseldi. (13.08.2008)

Lübnan'da Libya lideri Muammer Kaddafi hakkında tutuklama kararı çıkartıldı.(27-08-2008)

Hizbullah Trablusşam'da meydana gelen çatışmalara son vermeye yönelik çabalarına destek verdiklerini açıkladı. (08.09.2008)


Lübnan'ın kuzeyindeki Trablus'ta bir meydandaki patlamada ölenlerin sayısının 18'e yükseldi. (13.08.2008)

Lübnan'dan Suriye'ye devlet başkanı düzeyinde tarihi bir ziyaret yapılıyor. (14-08-2008)

İsrail ile Hizbullah arasında yapılan anlaşma çerçevesinde serbest bırakılan

5 militan Lübnan'a geldi.(17.07.2008)

Lübnan'da Başbakan Fuad Sinyora liderliğinde ulusal birlik hükümeti kuruldu. (13.07.2008)

Türk askerinin Lübnan'daki Geçici Görev Gücü bünyesindeki görev süresinin uzatılma kararı yürürlüğe girdi.(11-07-2008)
Not:Haber başlıkları Güncelnet'ten alınmıştır.
İsmet












8 Ekim 2008 Çarşamba

Severek dinlediklerimden / Joe Dolan / Lady İn Blue


LADY İN BLUE (Mavili Kadın)
Bu gün sizlere, İrlandalı şarkıcı Joe Dolan’ın nefis yorumu ile nostalji dediğimiz geçmişten gelen o hoş esintiyi yaşatmak istiyorum. Özellikle yaşı 50 ye yaklaşanlar çok iyi anımsayacaklardır. Gençlere de, anne babalarının, teyze ve amcalarının, bir zamanlar nasıl romantik müzikler dinlediklerini anlatacaktır. Yine her zaman olduğu gibi önce, çoktandır bu şarkıyı dinlemeyenler anımsasınlar diye, genç müzikseverler de belki de yabancısı oldukları bu türü tanısınlar diye şarkının videosunu izleyip dinleyebilecekleri linkleri veriyorum; http://www.video75.com/vd.php?i=k200tl&joe-dolan-lady-in-blue
Ya da;
http://video.eksenim.mynet.com/loveinbodrum/Joe_DOLAN_Lady_in_blue/112470/
Joe,1960'lar, 70'ler, 80'ler ve 90'larda top ten'lerin değişmez irlandalısıdır. Günümüzün ihtiyar delikanlısının geçmişte pek çok hit'i vardır. Bu şarkı ile maviler içindeki hanımefendiye nasıl vurulduğunu anlatır. Keyifli dinlemeler....
İsmet

Ürettiklerimden / Patchwork Minderler / Minik'im için



Patchwork tekniği ile yaptığım bu minderler, evinizdeki petler için çok kullanışlı. Fermuarlı oldukları için kolaylıkla yıkanabiliyorlar . Hem kediniz , köpeğiniz rahat ediyor, hem de şık görüntüleri ile dekorasyonunuza renk katıyorlar.


Severek Dinlediklerimden / Barbra Streisand / Women İn Love


Woman In Love

Barbara Streisand deyince; onu tanıyanlar zaten hakkında pek çok şey biliyorlardır.
Yaptığı albümleri, çevirdiği filmleri ve rol aldığı müzikalleri ayrı ayrı anlatmaya ne benim enerjim, ne sizin sabrınız yeter. Bu gün sadece seslendirdiği müthiş şarkıyı; Women İn Love ‘ ı anlatmaya çalışacağım. Eğer kulaklarınız bu nefis müziği ve olağanüstü sesi anımsamıyorsa (eminim dinleyince hemen mırıldanmaya başlarsınız) önce vereceğim linkten videoyu izleyin ve şarkıyı dinleyin.
http://www.video75.com/OUdNyyFD_rZ/barbra-streisand-woman-in-love/
Barbra, üniversite eğitimi almadığı halde, doktora ünvanı almış müthiş bir sanatçı. Rol yeteneğinin yanı sıra harikulade sesi ile müzikallerde çok başarılı olmuş biri. Aslında BARBARA olan adını, isminin kimseye benzememesi için BARBRA olarak değiştirmiş. Yani yazım yanlışı yapmıyorum.
Şarkıya gelince; Woman in Love şarkısı 1980 ve 1981'de çok meşhur olmuştu, reklam cingıllarına bile çikiyordu. Hatta Nilüfer bir ara bu şarkıyı "Ben Seni Seven Kadın" adıyla söyledi. Mireille Mathieu de Fransızcasını "Je suis une femme amoureuse" olarak söylemişti. Unutmadan; Mireilla da, enfes sesi ile çok güzel yorumlamış. Onun sesinden dinlemek de çok keyifli.
Şarkının bir erkek tarafından yazıldığını hatırlayacak olursak; bir erkek, "Allah'ına kadar seven bir kadın olsa olsa böyle düşünür" diye aklından geçirmiş olmalı. (Bu Barry Gibb de az değil hani) Barbra onunla aynı fikirde midir? Bunu bilemem ama şarkıya bir ruh kazandırdığı kesin. Unutmadan; bu şarkı ‘’Nostalgic Wind’’ serisinin 4. CD sinde yer almaktadır.

Woman In Lowe (Aşık Kadın)

Hayat kısacık bir andır uzayda
Rüya bittiğinde
Daha da yalniz bir yer olur
Sabahleyin öperim seni uğurlarken
İçinde bir yerde bilirsin ki (Niye böyle olduğunu) asla bilemeyiz
Yol dar ve uzundur
Gözler kesiştiginde
Ve duygu(lar) güçlü oldugunda
Duvardan dönerim
Tökezler ve düşerim
Ama hayatımın hepsini sana veririm
Ben aşık bir kadınım
Ve seni dünyama almak
Ve orada sana sarılmak için
Herşeyi yaparım
Tekrar tekrar savundugum bir hak bu
Ben ne yapayım?
Sen sonsuza kadar benim olunca
Aşkta zaman ölçüsü yoktur
En başindan planladık
Sen ve ben
Birbirimizin kalbinde yaşiyoruz
Okyanuslarca uzak olabiliriz (birbirimizden)
(Gene de) aşkımı hissedersin
Ve ne dediğini duyarım ben
Hiçbir gerçek yalan olmaz
Tökezler ve düşerim
Ama (hayatımın) hepsini sana veririm
Ben aşık bir kadınım
Ve seni dünyama almak
Ve orada sana sarılmak için Herşeyi yaparım
Tekrar tekrar savunduğum bir hak bu
Ben ne yapayım?
Ben aşık bir kadınım
Ve seninle konuşuyorum
(Beni dinlesen iyi olur,
Nasıl hissettiğini biliyorum
(Bilirsin) Bir kadının neler yapabileceğini
Tekrar tekrar savundugum bir hak bu
Keyifli dinlemeler.. İsmet

6 Ekim 2008 Pazartesi

Tarihten / Oliver Cromwell

1599-1658 yılları arasında yaşamış ingiliz general, politikacı. İngiltere'ye altın çağını yaşatmıştır, belki de günümüzde İngiltere'nin bu kadar saygın bir devlet olmasını borçlu olduğu kişidir. Önceleri krallık yanlısı olmasına karşın, yönetimin çarpıklıklarını gördükçe parlamentoya önem vermiş ve ülkenin buradan yönetilmesini ve günümüz manasıyla tam bir demokrasi içinde yönetilmesi için çaba göstermiştir.
Parlamentonun ülke bazında etkili bir kurum olmasını sağlamış ve bu uğurda verdiği mücadele sonunda pek çok sevdiğini yitirmiş ancak sonunda kralın kafasını kestirmeyi başarmıştır. Böylelikle monarşiye unutulmayacak bir tekme atmıştır. Ardından krallık teklif edilmesine karşın buna karşı çıkmış ve ülkeyi demokratik bir ayarla yönetmeye çalışmıştır. İngiltere'ye yoksulların eğitim alabileceği okullar, hastaneler ve bir çok alanda sayısız yenilikler ve gelişimler kazandırmıştır .

Ancak İngiltere monarşisiz yaşamaya, Oliver Cromwell öldükten sonra üç yıl dayanabilmiş ve sonunda parlamento ve monarşiyle birlikte yönetim şekini hayata geçirmiştir.

İspanya tarihinde de adı sık sık geçer. Ernest Hemingway'in ''Çanlar Kimin İçin Çalıyor'' adlı kitabı bu açıdan bol önem taşır.

Okuduklarımdan / Yorumu Sizlere Bırakıyorum

Acele Edin ve Defolup Gidin... Oturumunuzu sonlandırmaya geldim. Meclisi yaptığınız her icraat ile kirletmenize ve şerefsizleştirmenize artık kalıcı bir son vermeye geldim. Siz ki fitneci, fesatçı, meclis üyeleri, siz ki iyi bir hükümet olmak dışındaki her şey!!Kiralık sefil yaratıklar, zavallılar, ülkenizi en küçük şahsi çıkar adına satılığa çıkaranlar; birkaç kuruş için Tanrı'ya ihanet edenler, içinizde bir parça da olsun erdem kalmadı mı? Bir parça vicdan da mı yok? Atım kadar bile dindar değilsiniz! Altın sizin yeni Tanrınız olmuş! Satılığa çıkarmadığınız bir değer de kalmadı.. Ulusunuz adına iyi bir şey düşünemez misiniz? Sizi çıkarcı sürüsü, bulunduğunuz bu kutsal meclisi, o varlığınızla kirletiyorsunuz! Tanrının kutsadığı bu meclisi, ahlak yoksunu davranışlarınızla hırsızların ini haline çevirdiniz! Halkın size verdiği yetkiyi kötüye kullandınız. Siz ki, halkın umutsuz dertlerine çare olmalıydınız. Kendiniz halka en büyük dert kaynağı oldunuz! Ama ülkeniz beni asırlardan beri temizlenmemiş bu ahırı temizlemeye çağırdı! Ve bu gücü de bana Tanrı verdi. Bu şeytan ocağını yönetmeye geldim. Vay halinize! Şimdi derhal defolun!!! Acele edin rüşvetin köleleri! Acele edin, gidin! Süslü saltanat eşyalarınızı alın ve defolup gidin!.. * * * * * * * *Yukarıdaki söylevin sözleri, tarihte demokrasinin beşiği diye bilinen İngiltere'de geçmiştir.. Bu sözleri sarf eden kişi, 1653 senesinin 20 Nisan günü, meclis çatısı altında kükreyerek nutuk atan General Oliver CROMWELL ... ...Ve bu nutuk tarihi şekillendiren 50 söylevden biri sayılıyor.
PARDON, SİZ NE SANMIŞTINIZ?????

5 Ekim 2008 Pazar

Severek Dinlediklerimden / O Sole Mio





İtalyan şarkıcı/besteci Eduardo di Capua'nın (d.1865 - ö.1917) yaptığı, sözlerini yine bir İtalyan şair Giovanni Capurro'nun (d.1859 - ö.1920) yazdığı Napoliten bir şarkıdır.Bir çok dilde farklı versiyonlarda söylenen bu şarkı, orijinal dili olan Napoli lehçesi ile çok sevilmiştir.O Sole Mio, yerel dilde ''Benim Güneşim'' anlamına gelmektedir.Şarkıyı başta Enrico Caruso, Mario Lanza,Giuseppe Di Stefano, Beniamino Gigli, Plácido Domingo, José Carreras ve Luciano Pavarotti gibi ünlü tenorlar olmak üzere birçok opera sanatçısı seslendirmiş. Elvis Presley şarkıyı duyunca çok ilgilendi, terhis olduktan sonra söz yazarları Aaron Schroeder ve Wally Gold'dan şarkıya kendisi için özel sözler yazmalarını istedi. Şarkının adı artık It's Now or Never (Türkçesi: Ya Şimdi ya da Asla) olmuştu. 1960 yılında single olarak çıkan bu pop şarkısı başta ABD ve İngiltere olmak üzere birçok ülkede hemen liste başı olmuş.. Bu nefis Napoliten şarkıyı en son Dalida'dan dinledim. Başta Pavorotti'nin enfes yorumu olmak üzere, dinlediğim tüm versiyonlarının farklı bir tadı var.Eğer Napoliten ezgilerden hoşlanıyorsunuz, bu nostaljik şarkıyı mutlaka dinleyin.http://www.video75.com/vd.php?i=k1limw&dalida-o-sole-mio


Yaşamdan / Dostlarla Harika Bir Akşam






Dün akşam, çok sevdiğimiz yeğenimiz Tuğrul ve onun iş arkadaşı , sevgili Nesime ile dünya tatlısı oğlu Okan
Can, konuğumuz oldular. Nesime Hanım, hayat dolu, işinde (orman mühendisi) ve evinde başarılı, harika bir genç hanım.Ayrıca çocuğu ile iletişimi ve ona kazandırdığı davranışlar son derece övgüye değer.Henüz değerli eşini tanıma şansımız olmadı. Çünkü, pilot olan eşinin çalışma saatleri ve iş yoğunluğu maalesef karşılaşma şansımızı kısıtlıyor ama bu yetenekli, aynı zamanda zevk sahibi hanımın eşini de tanıyacağız mutlaka. Okan Can'ın zekası, sevecenliği, yaşına özgü çocuksu sevinçleri ve sosyal uyumu, özellikle bizim haylaz Minik'le oynaması evimize neşe kattı. Sevgili Nesime çok becerikli bir hanım. Yaptığı nefis Karadeniz yemekleri ile elleri kolları dolu olarak geldi. Sanki ev sahibesi kendisiymiş gibi içtenlikle ve güler yüzü ile bizlere inanılmaz bir akşam yaşattı. Bir yandan Karadeniz'in enfes yemeklerini yerken diğer yandan romantik Fransızca şarkılar dinleyip hoş bir tezatın da tadını çıkardık. Daha sonra köpeğimizi de alıp parkta kısa bir yürüyüş yaptık. Hafifçe çiseleyen yağmur, sanırım akşam keyfimize saygı gösterdi, bir süre sonra tamamen durdu. Artık sabırsızlıkla beklediğimiz, evimizin yakınlarındaki canlı müzik dinletisinin tadını çıkarabilirdik. Konyaaltı Caddesi'ndeki Mithat Selection'un yaz konserlerinden biri ile akşamımızı taçlandırdık.Sinem Seçil Battal ile Onur Alpaslan'ın harika seslerinden seçkin opera müzikleri dinledik. Bir saat kadar süren dinletiden sonra eve dönüp çayımızı demledik. Nesime'nin nefis frambuazlı tartı ile çaylarımızı da içip sohbet ettik.Tekrar görüşmek dileklerimizle konuklarımızı uğurladık.Bize bu güzellikleri yaşatan sevgili dostlarımıza çok teşekkür ediyoruz. Herkese böyle güzel dostluklar diliyoruz.
İsmet




4 Ekim 2008 Cumartesi

Ürettiklerimden / Resim sanatı / Tuval Üzerine Akrilik


Tuval üzerine akrilik boya ile yaptığım bu tablo, 80x45 cm boyutlarında.

3 Ekim 2008 Cuma

Şiir-Müzik / Rus Ezgisi / Oçi Çorniye


Klasik romans tarzında olan ve sıklıkla Çingene müzisyenler tarafından seslendirildiği için 'çingene şarkısı' olarak da nitelendirilen çok güzel bir halk ezgisidir Oçi Çorniye( Kara Gözler). Oçi Çorniye şiirini (orijinal adı: Çornye Oçi) Ukraynalı şair Evgeni Grabenka Pavloviç (1812-1848) 1843 yılında yazmıştır. Moskova'da tanıdığı karagözlü bir kıza aşık olduğu ve ona ithafen bu şiiri yazdığı söylenir. Şarkının bestesinin kime ait olduğu konusunda ise değişik görüşler var. Yazar James F.Fuld bu şarkının ilk olarak 1884 yılında duyulduğunu yazıyor. (The Book of World-Famous Music, 4. Baskı sayfa 417-418) Ancak bunu doğrulayacak bir müzik kaydı yok.1897'de A.Gutheil tarafından basılan başka bir kitapta ise bu şarkının, bir Alman bestekarı olan Florian Herman'ın Opus 21 valsinin melodisinden esinlenerek yaratıldığı yazıyor.Feodor Şaliapin adlı Rus opera sanatçısı 1927 yılında bu şarkıyı meşhur etti. Bu şarkıyı devlet opera ve Balesi sanatçısı Emre Aytekin'in sesinden (bas) canlı olarak dinlediğim zaman bir kez daha hayran kaldım.Emre, 2000 yılında Dokuz eylül Üniversitesi Devlet konservatuarını bitirmiş. Antalya'daki yaz konserlerinde dinleme şansım oldu. Harikulade bir sesi ve yorumu var.Oçi Çorniye 'yı de mükemmel seslendirdi.
Bu şarkıyı Julio Iglesias 1982 tarihli MOMENTOS albümünde Nathalie adıyla seslendirmişti. Fransızca versiyonunu da 'Nostalgie' adıyla okudu.Gerçekten de bu melodinin Türk müzik severlerin kulaklarına tanıdık gelmesi çok doğal. Biraz dolambaçlı yollardan olsa da, Oçi Çorniye (Kara Gözler) şarkısının ezgisi Türk pop müziğine kadar ulaşmıştı. Ajda Pekkan’ın 1983 tarihli 'Superstar 83 'albümünde yer alan Bir Günah Gibi şarkısının aslı işte bu Rus ezgisidir.

Kara gözlüm, ateş gözlüm
Korkunç ve güzel gözlüm
Ne çok seviyorum seni,
Nasıl da korkuyorum senden
Belli ki uğursuz bir saatte tanımışım seni
Kara gözler, alev gözler
Çağırır beni uzak diyarlara
Aşkın ve barışın hüküm sürdüğü yerlere
Acının olmadığı
Savaşın yasak olduğu yerlere
Sana rastlamasaydım eğer
Bu kadar acı çekmezdim
Gülümseyerek yaşardım hayatımı...
Mahvettin beni kara gözlüm
Ebediyyen mutsuz ettin beni
Kara gözlüm, ateş gözlüm
Korkunç ve güzel gözlüm
Ne çok seviyorum seni,
Nasıl da korkuyorum senden
Belli ki uğursuz bir saatte tanımışım seni
Evgeni Grabenka Pavloviç
Keyili dinlemeler.İsmet

1 Ekim 2008 Çarşamba

Bahçecilik / Yasemin /Jasminum Grandiflorum




Bu gün sizlere, Akdeniz’in gösterişsiz ama zarif, nazlı kızı yaseminden söz edeceğim. Olağanüstü güzel kokusu ile, minik beyaz çiçeklerinin harika uyumu  Akdeniz’e yaraşır büyüleyici bir güzelliktir. Yaz ve sonbahar sabahlarının enfes kokulu çiçeği, bahçelerin vazgeçilmezlerindendir. Özellikle göz alıcı renklerine karşın, kokusu olmayan begonvillerin yanında zarafeti ile ve dünyanın en pahalı parfümlerini kıskandıran kokusu ile tamamlayıcıdır. Gösterişli güllerin yanında gizemli bir Akdeniz güzelidir. Sabahları ve akşamları bahçelerinin tadını çıkarmayı seven insanlar kahvaltı masalarını, sofralarını onun yanında kurarlar.
Hafif kumlu toprağı sever. Tutması biraz zordur ama köklenince, uzun yıllar yaz başından sonbaharın ortalarına kadar açar durur. Sıcaklığa iyi dayanabilen bir bitkidir. Ekim başlarında çelikle üretilir. Ekim ortasına kadar tutma şansı yüksektir. Bunun için yaklaşık 20 cm uzunlukta ve 0,5 cm kalınlıkta iyi olgunlaşmış çubuklar kullanılır. İlkbaharda da üretmek mümkündür; mart başları uygun zamandır. Üretim ortamı 18 derece civarında sıcaklıkta, nemli olmalıdır. Dezenfekte edilmiş ve çiftlik gübresi ile zenginleştirilmiş hafif topraklar çok uygundur. Çelikler 50-80 cm derinlikte çukurlara 10 cm kadar dikine gömülmelidir. Dikilince iyi bir sulama yapılmalı, 5-6 gün sonra ikinci kez hafif bir sulama daha uygulanmalıdır. Yaz aylarında, yeni köklenmiş bitkilerde daha sık, gelişmiş bitkilerde ise haftada bir sulama uygundur. Toprağının sertleşmesine ve kaymak tutmasına izin vermemeli, bu durumlarda çapalanıp yabancı otlar temizlenmelidir. Toprağı çok nemli olursa kök çürümesi olabilir. Bu yüzden rutin sulama, hava durumuna göre bir hafta ile 15 gün arasındaki aralıklarla yapılmalıdır.
Bahçeniz varsa, hiç durmayın ve bu eşsiz güzelliği yaşamak için hemen birkaç yasemin fidanı dikin. Keyifli bahçe sefaları için emek çekmeğe değer.



Yaşamdan / Hayvan Sevgisi ve Sokak Hayvanları / Mektup


Bu sabah, İstanbul'da yaşayan ve bir hayvansever olan İlknur'dan bir e-posta aldım. İlknur 24 yaşında pırıl pırıl bir genç kız. Kendisi ile üyesi olduğumuz bir hayvanseverler sitesinde tanıştık ve ilerde bir gün öyküsünü sizlere de anlatacacağım, ölmek üzere olan sokak köpeği Bambam'ı(şimdiki adı ile Noya'yı) sahiplendiği için çok yakın arkadaş olduk.Hatta benim manevi kızım oldu diyebilirim. İlknur'la sık sık yazışırız. O benimle bir çok konuda söyleşmeyi sever ve büyüğü olarak fikirlerime, düşüncelerime değer verir. Ben de elimden geldiğince deneyimlerimi, görüşlerimi paylaşırım. İşte bu sabahki elektronik mektubunda da, çevresindeki, hayvan sevgisini anlayamayan ve onu haksız yere eleştiren kişilerden söz ediyordu.Yanıt olarak yazdıklarımı sizlerle de paylaşmak istedim.Çünkü biliyorum ki her hayvanseverin çevresinde bu tür insanlar var. Belki paylaşımımdan yararlanabilirsiniz. İşte mektubum;

Bak canım, hepimizin çevresinde bizleri anlayamayan insanlar var. Onlara kızmak yerine, olumsuz yaklaşımlarını önemsememeyi öğreneceğiz. Benim annem ve babam da başlarda sıcak bakmıyorlardı evde köpek olmasına ama zaman geçtikçe Minik'in hayatımıza ne kadar renk kattığını ve sevecen olduğunu gördüler. Rahmetli babam, kanserden öldü ve son anlarında Minik'i yanında istedi. Şimdi annem de çok seviyor. Amcam, teyzem pek evlerine istemiyorlardı ama şimdi telefon edip ''Minik'i de getir'' diyorlar. Bazı komşularım ve bazı arkadaşlarım hep iğneleyici konuşuyorlardı; hiç önem vermedim. Sonunda herkes saygı duymayı öğrendi. Sen de pek aldırma onlara. Ayrıca masraflar konusuna gelince; ben sokaktakilere de bakmaya çalışıyorum.Mama, ilaç, pire damlası gibi şeyler alıyorum.Geçenlerde bir sokak köğeğinin patisi kesilmiş, kemiği görünüyordu.Sokağın kenarında masum masum yatıyordu ve acı çekiyordu.Baktırmasam tetanoz olacak.Hemen veterinerime telefon edip çağırdım.O da sağ olsun koştu geldi.Klinik fazla uzak değildi.Tasma takıp götürdük.Sokak köpeği olduğu halde anladı bizden zarar gelmiyeceğini ve uslu uslu geldi.Yarası temizlenip dikiş atıldı, tetanoz aşısı ile parazit aşısı yapıldı. Güzelce bandajlandı, parka götürüp bolca yiyecek ve su ile bıraktım. Bekçiler de beni tanırlar.Göz kulak olmalarını rica ettim.Ertesi gün ve daha sonraki günlerde de yiyecek götürdüm.Bandajını çıkarmış ama yarası da hızla iyileşmişti. Ben tüm bunları çok zengin olduğum için yapmıyorum. Şuna inanıyorum ki; onlara yardım ettiğim sürece hiç maddi sıkıntı çekmiyorum. Zaten mütevazi bir yaşamımız var ve ummadığım şekilde bolluk oluyor evimizde. Ya bir elişim satılıyor, ya da bir tablom. Diyeceğim, bu güzel varlıkların yaşam savaşına olabildiğince katkıda bulununca iç huzuru ile birlikte üretkenliğimiz de artıyor.Senin de güzel bir yüreğin var.Aynı zamanda yetenekli bir genç kızsın. Gerkli eğitimi de almışsın. Dikiş dikerek, köpek elbiseleri tasarlayıp dikerek, takı yaparak çok güzel şeyler üreteceğine inanıyorum. Yüreğindeki hayvan, insan ve doğa sevgisi hiç bitmesin İlknurcum. Seni çok seviyorum.
İsmet

30 Eylül 2008 Salı

Okuduklarımdan / Roman / Ve Çeliğe Su Verildi





1904’de Ukrayna’da doğan Nikola Ostrovski, kendi yaşamı ile çok örtüşen bu devrim öyküsünü, bu romanda destansı bir dille anlatmıştır. Genç yaşta sosyalizme gönül veren Ostrovski, devrimin her kademesinde yer almak için her fedakarlığı yapmış, yaşamının bir bölümünü kör ve felçli geçirmiştir.(Tıpkı romanının kahramanı yiğit Pavel gibi). Burada sözünü edeceğim roman karhamanı Pavel, aslında yazarın ta kendisiydi. O gerçek bir devrimciydi. İşte bu nedenle devrim uğruna her görev onun için kutsaldı. Bu yolda, kazanacağı rütbe ve makam hiç önemli değildi.’’Ve Çeliğe su verildi’’ Dünyanın her yerinde, yüreği halkının mutluluğu için çarpan devrimci ruhlu insanların en sevdiği gerçekçi romanı olmuştur. Bu yapıt dünyanın hemen hemen bütün dillerine çevrilmiştir. Ayrıca yazarın bu eserini kör ve felçli iken yazması onu çok daha özel kılar. Nikola Ostrovski, 32 yaşında kör ve felçli olarak Moskova’da ölmüştür. Başta bu yapıtı olmak üzere , ‘’Fırtına Çocukları’’ ve ne yazık ki tamamlanamayan ‘’Karçagin’in Mutluluğu’’ adlı bir romanı daha vardır. Kahraman Pavel’in destansı devrim öyküsünü mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
İsmet Şahin

29 Eylül 2008 Pazartesi

Yazdıklarımdan / Öykü

BİR BAYRAM GÜNÜ
Nezaket Teyze emekli öğretmendi ve artık yetmişine yaklaşmıştı.Yalnız yaşıyordu.Tek kızı evliydi. Şehrin öteki ucunda, daha lüks bir semtte oturuyordu. Kocasının kariyeri için iş çevresinden arkadaşlarını ağırlamaktan, iki çocuğunun okulu, kursları ile uğraşmaktan ve kendi çevresinde pek moda olan sosyal çalışmalarından annesi ile ilgilenecek zamanı olmuyordu pek. İki torununu çok özlese de onları doya doya sevme şansı hiç olmuyordu Nezaket Teyze’nin.Çocukların ya kursları, ya dersleri oluyordu nedense.

Nezaket Teyze ve kendisi gibi öğretmen olan rahmetli eşi, emekli ikramiyelerini birleştirip zar zor bu küçük daireyi almışlardı.Ne var ki, Rıza Amca kalbine yenik düşmüş, küçük yuvalarının sefasını sürememişti.Nezaket Teyze de asla evinden ayrılmayı düşünmemişti. Hem nereye gidecekti ki; kızının yanına gitse, damat rahatsız olacak, çocuklardan biri odasından olacaktı. Kendinden iki yaş büyük ablası bir başka şehirde yaşıyordu. Eşi ile düzenlerinden memnundular. Onları da rahatsız edemezdi. Nezaket Teyze günlerini, evinde kedisi ile, bazen de evine yakın parkta yürüyüşler yaparak geçiriyordu. Fazla akrabaları yoktu zaten.Yaşlıların çoğu rahmetli olmuşlar, gençler de kendi yaşam kavgaları içinde kopup gitmişlerdi. Eski komşuluklar da hiç kalmamıştı ne yazık ki. Apartmanda kimse kimseyi tanımıyor, bazen bir merhabayı bile esirgiyordu insanlar birbirine.Hele bayram gibi özel günlerde ortalıkta kimseler kalmıyordu. İşte yine mübarek bayram geliyordu. Günler öncesinden bir heyecan başladı içinde. Artık ev işlerini öyle kolayca halledemiyordu. Ağrılar sızılar işlerini rahatça yapmasına izin vermiyordu. Çabuk yoruluyor, bir saatlik işi üç beş saatte yapabiliyordu. Katarakt ameliyatını da bir an önce olsa iyi olacaktı aslında. Çünkü iyi göremiyordu. Ama eski topraktı ne de olsa, elinden geldiğince yapacaktı temizliğini. Grip olduğunda temizliğe çağırdığı Fatma nasıl da üzmüştü onu.Üstünkörü yapıp erkenden gitmişti. Oysa parasını verirken küçük hediyeler de hazırlamıştı, memnun gitsin diye.
Bunları düşünürken kapı çalındı, heyecanlandı; kızıydı gelen. Bir taraftan telefonla konuşuyor, bir yandan da ‘’anne nasılsın?’’diyordu, yanıtını dinlemeden.’’Az sonra geleceğim, geçen defaki gibi olmasın, güzel ve modern bir şeyler istiyorum, rengine birlikte karar veririz’’ diyordu. Belli ki kuaförü ile konuşuyordu. ''Bir ihtiyacın var mı? Biz bayramda burada olmayacağız, sahilde bir otelde yer ayırtmışMelih’’ deyip, sonra da acele ile çıkıp gitmişti.Torunlarını bile soramamıştı doğru dürüst..’’Bir ihtiyacın var mı?’ ’sorusu içini acıttı. Bayram geliyordu ve Nezaket Teyze tek başına olacaktı. Yavaşça kalkıp elektrik süpürgesini aldı dolaptan. İşlerini dinlene dinlene yaptı. Artık bir gün kalmıştı bayrama.Her yeri ağrıyordu ama olsun, bayramdı gelen. İyisinden şeker, çikolata da almalıydı azıcık. Mahallenin çocukları gelirse sevinsinler diye.
Bayram sabahı, namazını kılıp tertemiz elbisesini giydi.Rahmetli kocasının aldığı inci kolyesini de taktı. Mavi terliklerini giyip pencerenin önüne oturdu.Zaman geçmek nedir bilmiyordu. Ara sıra balkona çıkıp apartmanın giriş kapısına baktı durdu.Gelen giden yoktu işte..Bazen apartmanın otoparkından bir araba çıkıyor, komşular telaşla binip gidiyorlardı.Öğlen, ikindi, akşam derken, uyuklamaya başladı..Midesi kazınmasa hiç canı yemek istemeyecekti.Bir kaç lokma yiyip yatsı namazını kıldı ve gözleri nemli nemli, tüm insanlara sağlık ve esenlikler dileyip yatağına uzandı.Kim bilir belki yarın birileri gelirdi..Gelirlerdi, gelirlerdi, eski bayramlar gibi olmasa da bayramdı işte..
İsmet Şahin