30 Mart 2019 Cumartesi
Nefis Midye Böreği ile Sürpriz!
''Sürpriz'' diye başlık koydum çünkü ben oklava ile hamur açmayı bilmiyorum ve bu böreği oklava ile hamur açarak yaptım. Öyle çarşaf gibi yufkalar açmadım tabii ki.Yine de işi kotaracak kadar becerebilmek mutlu etti beni. Gerçekten de kat kat, ağızda dağılan, bol iç malzemesi ile lezzetli bir börek oldu. Denemek isterseniz işte tarifi:
Hamuru için:
Bir su bardağı su, yarım su bardağı süt, bir kahve fincanı sıvı yağ, 2 yumurta, bir tutam tuz, bit tutam karbonat, aldığı kadar un (4 su bardağı kadar alıyor)
Yufkaların arasına sürmek için bir su bardağı eritilmiş tereyağı.
İçine ben soğanla kavrulmuş kıyma, baharat ve rendelenmiş patatesten oluşan harcı kullandım. Siz dilerseniz peynirli de yapabilirsiniz.
Hamuru için verdiğim malzemeleri iyice yoğurup bir saat kadar dinlendiriyoruz. Yumurtadan biraz daha büyük bezeleri servis tabağı büyüklüğünde açıyoruz. Aralarına eritilmiş tereyağı sürerek yufkaları üst üste koyup beşerli gruplar halinde tekrar açıp oklava ile tek yufka olarak olabildiğince büyütüyoruz. Beş yufkadan oluşan tek yufkaya dönüştürülmüş yufkaları tekrar aralarına tereyağı sürerek üst üste koyup tüm yufkaları birleştiriyoruz. Sıkı bir rulo yapıp streç filme sararak buzdolabının derin dondurucu bölümünde 10-15 dakika bekletiyoruz. Böylece hamur biraz katılaşıyor. Keskin bir bıçakla enlemesine ikişer parmak kalınlığında kesiyoruz. Kestiğimiz parçaları tekrar oklava ile fazla bastırmadan çay fincanı tabağı büyüklüğünde açıp içine bolca kıymalı iç harcını dolduruyoruz. Kapatıp üzerlerine erimiş tereyağı sürüyoruz. Yumurta sürmeniz doğru olmaz çünkü midye görüntüsü veren desenlerin kapanmasını istemiyoruz. 180 derecede (önceden ısıtılmış fırında) üzerleri kızarıncaya dek pişiriyoruz. Deneyenlere afiyet olsun!
Etiketler:
Begonvilli Ev Halleri,
Mutfağımdan
30 Ocak 2019 Çarşamba
Ev Yapımı Bisküvi Bir Başkadır
Her bir şeyin ev yapımı olanına pek meraklı olduğum bilinir. Geçen yıl bu bisküvi stampalarını almıştım. Dikdörtgen şeklinde olanları denemiştim. Fena da olmamıştı ama bu yuvarlak olanları neredeyse unutmuştum. Bu sabah aklıma geldi. Çok sevdiğim, gevrek, lezzetli kurabiye tarifimi bu kez bu şekilde denedim. Ev halkı çok beğendi. O halde sizlere de tavsiye edebilirim. Stampanız olmasa da olur. Kurabiyelerinizi düz yuvarlaklar halinde ya da benim de bir kaç tane yaptığım gibi ay kurabiyesi olarak da şekillendirebilirsiniz.
Malzemeler:
1 su bardağı oda sıcaklığında tereyağı, margarin ve sıvı yağ karışımı( her bireri 1/3 su bardağı, toplam 1 su bardağı olmalı)
1 su bardağı pudra şekeri
1 yumurta
3,5 su bardağı elenmiş un
1 çorba kaşığı (silme) pirinç unu
2 çorba kaşığı nişasta
Vanilya
Yapılışı:
Yağı, yumurta ve şekerle birlikte elektrikli karıştırıcıda 3-4 dakika çırpıyoruz. Un, pirinç unu, nişasta ve vanilya karışımını azar azar ekliyoruz. Hepsini aynı anda eklememek gerekiyor. Çünkü un fazla gelebilir. Benim uygulamamda unun hepsini aldı. Pürüzsüz sertçe bir hamur elde edince streç filmin arasına bezeler koyup merdane ile 2,5 cm kalınlığında açıyoruz. Bisküvi kalıpları ile ya da bir su bardağı ile kesip şekillendiriyoruz. Kış mevsiminde olduğumuz için hamuru doğrudan şekillendirebiliyoruz. Yazın bir saat kadar buz dolabında bekletmek gerekiyor. 170 dereceye ayarlanmış fırında hafifçe pembeleşinceye kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun.
Etiketler:
Begonvilli Ev Halleri,
Çay Saati,
Hobilerim,
Mutfağımdan
21 Aralık 2018 Cuma
Zeytin Ağacı Aşktır, Yaşam Felsefesidir
Ağaçlara hiç kıyamam. Hangi tür olurlarsa olsunlar hepsi de başımın tacı, gözümün gönlümün şenlendiricisidir.
Ama biri var ki.. Yüzlerce yıldır Akdeniz, Ege kıyılarında var olma savaşı veren, medeniyetlere katkıda bulunmuş, insanlara bolluk bereket getirmiş, bir o kadar da nankörce, hoyratça zarar verilmiş çilekeş zeytin ağacı. Benim için ağaçların kraliçesidir. Öyle mağrur, ulaşılmaz, hükmeden bir kraliçe değil ama.. Sarıp sarmalayan, fedakarlık yapan, savaşan, aşa, işe katkıda bulunan ana kraliçe. Bolluğun, barışın, adaletin simgesi olmuş ta yüzyıllar öncesinde. Taşlı, susuz yerlerde bile bereketini esirgememiş.
Buralara gelince onu daha yakından tanıdım, tanıdıkça da hayranlığım arttı. Ötede beride ihmal edilmiş, kaderine terk edilmiş, bakımsız, yaşlı zeytin ağaçları gördükçe onlara duygusal bağlarla bağlandım. Her birerinin farklı silüetlere sahip olduğunu fark edip onları sanat eseri gibi algıladım. Doğanın yıllar boyunca şekillendirdiği sanat eserleri..
Kızlarımla gidip mutlu olduğum zeytinlikler, gövdesine dayanıp dinlendiğim o güzelim zeytin ağaçları işte beni böyle derinden etkiliyor dostlar..
En çok da ihmal edilmiş hatta her fırsatta zarar verilmiş olmaları içimi acıtıyor. Burada durum şu; bakım gören bir kaç bahçe dışında çoğunun ancak sahiplerinin dedelerinin sağlığında dibi çapalanıp, çalıdan, taştan temizlenmiş. Zaten bunlar ormanın kıyısına, hatta içlerine dikilmiş. Yasal sahipleri kim? o bile belli değil. Bu ağaçlardan, hasat zamanı nasıl acımasızca, diğer mirasçılardan kaçırma duygusu ile yolunup dalları kırılarak zeytin toplandığını hayretle ve üzüntü ile seyrediyorum.. Bir de son yıllardaki en büyük sorun hemen her yere denetimsizce yapılan evler. Plan yok, program yok. İnşaatların yol açtığı çevre kirliliği korkunç boyutlarda. Atıklar zeytin ağaçlarının olduğu alanlara dek yayılmış durumda. Yani durum hiç iç açıcı değil. Hasat zamanı büyük bir aç gözlülükle saldırılan ağaçlar hiç korunup gözetilmiyor. Bakımsızlıktan bir yıl zeytin vermeyince hemen kesilip odun olarak yakılıyorlar. İnsanların bu kadir kıymet bilmezliği nedense buralarda yadsınmıyor. Kimsenin rahatsızlık duyduğu yok. Bir kaç yıl sonra sayılarının çok daha azalacağını düşünüp kederleniyorum. Burayı satın alınca bahçemize diktiğimiz iki zeytin ağacına nasıl sevgi ile baktığımı tahmin edersiniz. Umarım sahillerimizdeki zeytin ağaçları değerini bilen insanlarca korunur. Yoksa çocuklarımız bu muhteşem güzelliği hiç tanıyamayacaklar. Sağlık kaynağı zeytin yağını ithal ürünler raflarında, çok pahalı olacağı için uzaktan seyredecekler.
Ama biri var ki.. Yüzlerce yıldır Akdeniz, Ege kıyılarında var olma savaşı veren, medeniyetlere katkıda bulunmuş, insanlara bolluk bereket getirmiş, bir o kadar da nankörce, hoyratça zarar verilmiş çilekeş zeytin ağacı. Benim için ağaçların kraliçesidir. Öyle mağrur, ulaşılmaz, hükmeden bir kraliçe değil ama.. Sarıp sarmalayan, fedakarlık yapan, savaşan, aşa, işe katkıda bulunan ana kraliçe. Bolluğun, barışın, adaletin simgesi olmuş ta yüzyıllar öncesinde. Taşlı, susuz yerlerde bile bereketini esirgememiş.
Buralara gelince onu daha yakından tanıdım, tanıdıkça da hayranlığım arttı. Ötede beride ihmal edilmiş, kaderine terk edilmiş, bakımsız, yaşlı zeytin ağaçları gördükçe onlara duygusal bağlarla bağlandım. Her birerinin farklı silüetlere sahip olduğunu fark edip onları sanat eseri gibi algıladım. Doğanın yıllar boyunca şekillendirdiği sanat eserleri..
Kızlarımla gidip mutlu olduğum zeytinlikler, gövdesine dayanıp dinlendiğim o güzelim zeytin ağaçları işte beni böyle derinden etkiliyor dostlar..
En çok da ihmal edilmiş hatta her fırsatta zarar verilmiş olmaları içimi acıtıyor. Burada durum şu; bakım gören bir kaç bahçe dışında çoğunun ancak sahiplerinin dedelerinin sağlığında dibi çapalanıp, çalıdan, taştan temizlenmiş. Zaten bunlar ormanın kıyısına, hatta içlerine dikilmiş. Yasal sahipleri kim? o bile belli değil. Bu ağaçlardan, hasat zamanı nasıl acımasızca, diğer mirasçılardan kaçırma duygusu ile yolunup dalları kırılarak zeytin toplandığını hayretle ve üzüntü ile seyrediyorum.. Bir de son yıllardaki en büyük sorun hemen her yere denetimsizce yapılan evler. Plan yok, program yok. İnşaatların yol açtığı çevre kirliliği korkunç boyutlarda. Atıklar zeytin ağaçlarının olduğu alanlara dek yayılmış durumda. Yani durum hiç iç açıcı değil. Hasat zamanı büyük bir aç gözlülükle saldırılan ağaçlar hiç korunup gözetilmiyor. Bakımsızlıktan bir yıl zeytin vermeyince hemen kesilip odun olarak yakılıyorlar. İnsanların bu kadir kıymet bilmezliği nedense buralarda yadsınmıyor. Kimsenin rahatsızlık duyduğu yok. Bir kaç yıl sonra sayılarının çok daha azalacağını düşünüp kederleniyorum. Burayı satın alınca bahçemize diktiğimiz iki zeytin ağacına nasıl sevgi ile baktığımı tahmin edersiniz. Umarım sahillerimizdeki zeytin ağaçları değerini bilen insanlarca korunur. Yoksa çocuklarımız bu muhteşem güzelliği hiç tanıyamayacaklar. Sağlık kaynağı zeytin yağını ithal ürünler raflarında, çok pahalı olacağı için uzaktan seyredecekler.
Etiketler:
Bizim Patili Dostlar,
Çevre bilinci,
Doğa Bilinci,
Doğa ve İnsan,
Sevgili Ormanım,
Yaşamdan.
18 Aralık 2018 Salı
Perişan Kurabiyeyi Denediniz mi?
Adı biraz hüzün verici olsa da, yapımı kolay ve çok nefis! Denemediyseniz cevizli perişan kurabiyenin tarifini not alın, pişman olmayacaksınız.
1 çay fincanı eritilmiş tereyağ
1 çay fincanı zeytin yağı
2 yumurta
1 çay fincanı şeker
1 çay fincanından 1 parmak eksik iri çekilmiş ceviz.
2 çorba kaşığı pirinç unu
1 paket vanilya, 1 paket kabartma tozu, 1 tutamcık tuz.
2 çorba kaşığı yoğurt
2 su bardağı un
Sıvıları ve şekeri mikserle ya da elde şöyle bir çırpıyoruz. Unu, pirinç ununu, kabartma tozunu, vanilyayı iyice karıştırıp sıvı karışıma ekliyoruz. Mikserde yapıyorsanız çırpma ayağını çıkarıp yoğurma ayağını takmamız gerekiyor. Ya da bir kaşık kullanarak elle karıştırabiliriz. Son olarak cevizleri karıştırıyoruz. Yağlanmış tepsiye hamurdan koparılan parçaları yuvarlamadan yerleştiriyoruz. Kurabiyeler çok da düzgün olmamalı. 180 derecede üzeri pembeleşinceye dek pişiriyoruz.O dağınık görüntüleri ve enfes tadı ile bizim mutfağın vazgeçilmezlerinden olacağa benzer. Deneyecek olanlara şimdiden afiyet olsun.
Etiketler:
Begonvilli Ev Halleri,
Mutfağımdan
15 Aralık 2018 Cumartesi
İlham Verici İnsanlar / Tasha Tudor
O, eşi benzeri olmayan bir yaşam ustası ve bir filozof olarak yaşamış. (Amerikan) 1915-2008 yılları arasında masal diyarlarını anımsatan yaşam tarzı ile bir çok doğallık aşığı insana ilham vermiş.
Çoğumuz gibi ben de fotoğraflarına sosyal medyada rastladım. Yaşam tarzını yansıtan fotoğrafları görünce içimde bazı titreşimler oldu. Biraz araştırınca bu mütevazı yaşamın bana ne kadar çok hitap ettiğini gördüm. Elbette onun gibi doğa aşığı yiğit bir kadın olmak çok zor. Elektriksiz, susuz, odunlarını kendi kırıp sobasında yakıp ısınan, yiyeceğini kendisi ekip biçen, hatta mumlarını bile kendisi yapan, kedisi, köpeği, kazları, tavukları, keçileri ile mutlu olan, akşama doğru verandasında papatya çayı içerken kendisine eşlik eden ardıç kuşuna minnet duyan harika bir kadının emek ve sevgi dolu yaşamına kaç kişi kolayca uyum sağlayabilir? Ancak ondan ilham alıp yaşamımıza sığdırabileceğimiz kadar güzellikleri fark edip, doğadan bize akacak huzura küçük küçük de olsa kapılar ve pencereler açabiliriz.
Tasha, modern dünyada da huzurla yaşanabileceğinin kanıtı olmuş. Kendisi bir yazar ve illüstratör. 100 den fazla çocuk kitabı yazmış ve resimlemiş. Ne yazık ki bu kitaplar Türkçe'ye çevrilmemiş.
''Hayat yapabileceğiniz her şeyi yapmanıza yetecek kadar uzun değil. Ama canlı olmak bile ne büyük ayrıcalık. Tüm bu kirliliğe ve korkuya rağmen bu kelime nasıl da güzel!'' İşte bunları söyleyen Tasha Tudor, bahçesi, hayvanları ile renklendirilmiş sade bir hayatın çağımızdaki örneği.
Sade yaşamın güzelliğini ve arınmanın en güzel örneğini sergilemiş. Keşke onu kanlı canlı tanıyabilseydim.
Yaşamı ile ilgili daha fazla bilgi burada(tık)
Etiketler:
Bahçecilik,
Hayvan Sevgisi,
Hobilerim,
İlgimi Çekenler,
İlham Veren İnsanlar,
Ünlüler
14 Aralık 2018 Cuma
Bahçe Candır
Bu yıl bahçemizdeki bir kaç narenciye ağacı oldukça güzel meyveler verdi.. Küçük bir bahçede bu güzellikleri görmek bizleri çok mutlu etti.
Etiketler:
Bahçem,
Begonvilli Ev Halleri
2 Aralık 2018 Pazar
Çok Çok Üzgünüm!
Sevgili blogger arkadaşım, içten, samimi yazıları ile, yaşama bakış açısı ile beni kendine hayran bırakan Ayşen'i kaybetmişiz... Nasıl da savaşmıştı. Yaşadığı en zor ve en acı deneyimleri bile içtenlikle paylaşıp öyle bir bilgelikle sürdürüyordu ki savaşını, elimden gelse canımdan can, ömrümden ömür veresim geliyordu yazdıklarını okudukça. Sonra uzaklaştım biraz bloglardan. Bu arada benim de kayıplarım oldu en acıtanından.. Arada bir uğrasam da korkuyordum sayfasına bakmaya. Yine de uğramadan edemiyordum. Ve işte korktuğum olmuş.. Ne diyebilirim; ''Işıklarda uyu'' desem, zaten öyle olmalı.. Kalıplaşmış taziye sözleri, yüreğime sığdıramadığım acıyı, özlemi, geride bıraktığı sevdikleri için iyi dileklerimi ifade edebilir mi.. Seni hiç unutmayacağım Ayşen, güzel insandın..
http://idillehayat2.blogspot.com/
Etiketler:
Yaşamdan
12 Eylül 2018 Çarşamba
Güzeller Güzeli İxora
Yıllardır ortanca yetiştirmek için çabalarım. Büyük heveslerle aldığım ortancalar kurur ve büyük hayal kırıklıkları yaşarım. ''Artık ortanca yetiştirmeye son!'' deyip bir kez daha deneyeyim dediğim öyle çok oldu ki..
Bu kez gerçekten vazgeçiyorum; çünkü ixora ile tanıştım. Kasımpatı almak için gittiğim çiçek serasında onları görünce gözlerimi alamadım. Tam da bu iklimin bitkisi olduğunu öğrenince nasıl sevindiğimi anlatamam. Parlak kırmızı, canlı ve iri çiçeklerini görünce hayran kaldım. Pembesi ve turuncusu da var ama ben yine de temkinli olup sadece kırmızı açanı aldım. Eğer sorunsuz büyütebilirsem mutlaka diğer renklerini de alırım.
Ana vatanı Hint yarımadası olan bitki sıcak ve nemli havada yaşayabiliyormuş. Mayıs-Nisan ayları arasında aralıksız çiçek açtığı söylendi. Yaz başında biraz sıvı besin takviyesi dışında özel bakımı yok. Su ihtiyacı doğal olarak yazın artan, kışın daha az sulama gerektiren bir bitki. Şimdilik bildiklerim bu kadar. Bitki ile ilgili gözlem ve deneyimlerim zamanla bilgiye dönüşünce meraklıları için paylaşırım.
Sağlıcakla kalın...
Etiketler:
Alışveriş,
Begonvilli Ev Halleri,
Botanik,
Çiçek Bakımı,
Çiçeklerim,
Hobilerim,
Yaşamdan
16 Ağustos 2018 Perşembe
Terk Edilmiş Evler
Terk edilmiş evler vardır her şehirde, her kasabada, hatta köylerde.
Yapayalnız, ürkütücü, bir o kadar da hüzün verici görüntüleri olan harap evler…
Kirli, kırık dökük camları, kapıları, pencereleri, aşınmış sıvaları, eğer varsa acınası bahçeleri ile sızım sızım sızlayan bir halleri vardır.
Tıpkı yarı aç yarı tok sokaklarda ömür tüketen, kimsesiz, hasta, yarı deli, muhtemelen alkolik ya da şizofren evsiz insanlar kadar hüzün vericidir o evlerin hali de.. Pek de farklı değillerdir hani; evsiz insanlarla insansız evler…. Kaderleri aynıdır, sahip çıkanları yoktur. Pek çok güzelliği, yaşanmışlığı, anıyı taşıyor olmaları hiç bir şey ifade etmez şimdiki durumda. İşleri bitmiş, devirleri tamamlanmıştır. Enkaz olarak gözler önünde olmaları da sadece yürekleri sızlatır ama hemen hiç birinin kurtuluşu, eski güzel günlerine dönüşü olası değildir.
Onlardan birini gördüğüm zaman çok hüzünlenir, ”kim bilir kimler yaşadı bu evde?” diye düşünürüm. Film kareleri canlanır gözümde. Özellikle Kaleiçi’nde özgün mimarileri ile dikkatimi çeken eski harap konakları görünce . Şu kapıdan kim bilir kimler girdi bir zamanlar? Şu pencereden hangi kadın, akşam eve dönecek olan eşini görmek için baktı? Yaz akşamlarında, taş duvarların arkasındaki portakal ağaçlı, yaseminli bahçede kurulan sofrada kimler akşam yemeği yediler ve taş plaktan yayılan hangi şarkıları dinlediler? Kim bilir, ne sevinçler ve ne acılar yaşandı? Ne aşklar, ne terk edilişler, ne kavuşmalar geldi geçti..
Henüz ben doğmadan çok önce yaşanmış pek çok mizansen canlanır gözümde.
Dantel perdeleri yıkayıp kolalamaktan, merdivenleri Arap sabunu ile ovmaktan yorgun düşmüş hanım, muhtemelen beyi eve gelmeden giyinip süslenip ondüleli saçlarına hafif limon suyu ile şekil verip allığını sürmüştür.
İşte şu yüksek merdivenli, sırtını eski kale duvarına dayamış konakta, bahçesindeki turunç ağaçlarından toplanan turunçlardan kaynatılan reçelin kokusu nasıl da sokağı sarmıştır.. Diğer bir evde taze asma yaprakları toplanıp çoktan, minicik serçe parmağı inceliğinde sarmalar olarak ocağa konulmuştur. Başka bir evde, evin biricik kızına görücü gelecek hanımlar için hazırlık vardır. Hazırlanan kurabiyeler, köşedeki fırına gönderilmek üzere, üzerleri güzelce örtülmüş, vişne şurupları, kalıp halinde alınıp talaşta saklanan ve kırılıp bakır bir kovaya doldurulan buzda soğutulmuştur..
Fransızca öğretmeni Dilber Teyze piyanosunu tıngırdatmaktadır, hurma ağaçlarına grup halinde konan kumruların eşliğinde…
Çocuklar mutludur, televizyon , internet kafeler, alışveriş merkezleri olmasa da. Rahatça oynayabildikleri bahçeleri, boş arsalar, tırmanabilecekleri ağaçları vardır.
Sokak kedileri bile mutludur o yıllarda. Bahçelerin kuytu ve gölge köşelerinde karınları doyuyor, yorulana kadar oynayıp uyuyorlardır muhtemelen. Yollarda ezilme tehlikesi olmadan, yaşayıp gidiyorlardır.
Görüyorsunuz ; beni nerelere alıp götürdü bu eski evler ve emin olun bu anlattıklarım birebir yaşanmıştır. Anneannemin anıları, annemin ve teyzemin de aktarımları ile capcanlı geliyor gözümün önüne.. Neredeyse bir roman yazdıracak kadar hissediyorum yaşanmışlıkları.
Ve şimdi yılların yorgunu konak, çoktan rahmetli olmuş eski sahiplerinin çocuklarının küçüklük halini bilse de yetişkinliklerini bilmiyordur. Hele onların çocuklarını hiç tanımamıştır..
Bu eski konak yavrusu evlerden biri de rahmetli dedemin ailesine aitmiş. Kaleiçi’nde , Kırkmerdivenler’in altında harap durumda yok olmakta şu an.. Bir çok varisi olan ancak yasalar gereği restore edilmesi için akıl almaz bir servet harcanması gereken bu evin durumu, ailedeki pek çok hukukçunun bile içinden çıkamadığı, kimin ne yapacağı bilinmeyen bir muamma. Gördüğüm zaman göz yaşlarımı tutamıyorum…
14 Mayıs 2018 Pazartesi
Minik'imizi Kaybettik
Acımız çok büyük. Can dostumuz, ilk göz ağrımız Minik'i toprağa vereli 3 gün oluyor. 10 Mayıs Perşembe 2018 tarihinde Minik'imizi uğurladık. 18 yaşını tamamlamasına 17 gün vardı. Ailemizin çok sevgili bir üyesiydi. Yaşadığımız süre boyunca kalbimizin derinliklerinde olacak.
Ayrıca Minik aileye katıdıktan sonra benim farkındalığım arttı. Böylelikle sayısını anımsamadığım kadar sokak canına kol kanat gerip, onların beslenmeleri, sağlık sorunları ile ilgilendim. Bazılarını sokaklardan kurtardım.
Zaman zaman bu sayfalarda Minik'imden söz eder, onunla ilgili duygularımı aktarırdım. Yıllar önce şöyle yazmışım:
''Sevgili oğluşumun, Minik’imin kapkara, sevgi ile bakan gözlerine bakınca , onunla evimi paylaşmanın zorluklarının hiç ama hiç önemli olmadığını düşünüyorum. Terliklerimi parçalaması, neden yalnız bırakıyorsunuz diye, yatağıma, yastığıma protesto çişlerini yapışı, aylarca taksitini ödediğim yatağımın bazasını parçalaması, hiç ama hiç zoruma gitmiyor. Çünkü, onu bizimle yaşaması için biz getirdik, onun seçme şansı yoktu. Yine de bize sonsuz sevgisini, sadakatini verdi. Konuşamadığı halde, bakışları ile, davranışları ile inanılmaz güzellikler yaşattı. Bir iki olumsuzluk yaşadık diye nasıl ondan vaz geçeriz? Senin için yaptıklarımız sana az bile benim güzel oğluşum. Hastalıklarında eşimle sabaha dek başını beklemelerimiz, senin için yapabildiğimiz her şey ama her şey sonuna dek helal olsun. Keşke tüm can dostlarını seven koruyan gözeten aileleri olsa. Keşke insanlar, sokakta yaşayanlara, barınaklarda mutsuz ve yalvaran bakışlarla yardım isteyen canlara daha duyarlı olsalar ve keşke benim gibi yüreğinde hayvan sevgisi taşıyanlara, onları sokakta beslemeye çalışırken küçümseyen gözlerle bakıp, ‘’bunları başımıza bela ediyorsunuz’’ gibi saçma sözler söyleyerek moralimizi bozmasalar. UNUTMAYALIM Kİ; DÜNYA YALNIZCA İNSANLARA AİT DEĞİL ! ''
Canım Oğlum, hayatımızda çok önemli bir yerin oldu. Seni çok sevdik. Umarım bir gün kavuşuruz..
Ayrıca Minik aileye katıdıktan sonra benim farkındalığım arttı. Böylelikle sayısını anımsamadığım kadar sokak canına kol kanat gerip, onların beslenmeleri, sağlık sorunları ile ilgilendim. Bazılarını sokaklardan kurtardım.
Zaman zaman bu sayfalarda Minik'imden söz eder, onunla ilgili duygularımı aktarırdım. Yıllar önce şöyle yazmışım:
''Sevgili oğluşumun, Minik’imin kapkara, sevgi ile bakan gözlerine bakınca , onunla evimi paylaşmanın zorluklarının hiç ama hiç önemli olmadığını düşünüyorum. Terliklerimi parçalaması, neden yalnız bırakıyorsunuz diye, yatağıma, yastığıma protesto çişlerini yapışı, aylarca taksitini ödediğim yatağımın bazasını parçalaması, hiç ama hiç zoruma gitmiyor. Çünkü, onu bizimle yaşaması için biz getirdik, onun seçme şansı yoktu. Yine de bize sonsuz sevgisini, sadakatini verdi. Konuşamadığı halde, bakışları ile, davranışları ile inanılmaz güzellikler yaşattı. Bir iki olumsuzluk yaşadık diye nasıl ondan vaz geçeriz? Senin için yaptıklarımız sana az bile benim güzel oğluşum. Hastalıklarında eşimle sabaha dek başını beklemelerimiz, senin için yapabildiğimiz her şey ama her şey sonuna dek helal olsun. Keşke tüm can dostlarını seven koruyan gözeten aileleri olsa. Keşke insanlar, sokakta yaşayanlara, barınaklarda mutsuz ve yalvaran bakışlarla yardım isteyen canlara daha duyarlı olsalar ve keşke benim gibi yüreğinde hayvan sevgisi taşıyanlara, onları sokakta beslemeye çalışırken küçümseyen gözlerle bakıp, ‘’bunları başımıza bela ediyorsunuz’’ gibi saçma sözler söyleyerek moralimizi bozmasalar. UNUTMAYALIM Kİ; DÜNYA YALNIZCA İNSANLARA AİT DEĞİL ! ''
Etiketler:
Begonvilli Ev Halleri,
Hayvan Sevgisi
3 Mayıs 2018 Perşembe
Begonvilli Ev Halleri
Bahçemizden, çiçeklerimizden, patili can dostlarımızdan ve hobilerimden bir kaç kare. Tüm dostlara selamlar..
Etiketler:
Bahçecilik,
Bahçem,
Begonvilli Ev Halleri,
Bizim Patili Dostlar,
Crochet,
Elişleri,
Hobilerim,
Yaşamdan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











































