23 Şubat 2013 Cumartesi

Bahar Gelmiş Bahar!

 Yağmurdu, rüzgardı derken nihayet bahar geldi buralara..

İşte bizden bahar görüntüleri:







 


Ve en güzellerini sona sakladım; karşımızdaki çayırlıktan topladığımız kır çiçekleri

22 Şubat 2013 Cuma

Hollywood Ünlülerinin Rol Gereği İnanılmaz Değişimleri

Her bireri kariyerinin zirvesinde, çok başarılı sinema oyuncuları.
Sanatları için şekilden şekle girip inanılmaz görüntülere bürünüyorlar. Bir de oyun gücü ve sinema sanatının son teknoloji olanakları devreye girince ortya  dev yapımlar çıkıyor.

Bu fotoğrafları görünce hayretler içinde kalacaksınız


















21 Şubat 2013 Perşembe

Nazara Karşı Üzerlik


Otantik objelere, geleneksel motiflere, desenlere, yöresel çizgilere, renklere bayılırım.

Küçük yerleşim yerlerinin pazarlarını, eski püskü dükkanlarını çok severim. Oralarda rastladığım yöresel ürünler ve unutulmaya yüz tutmuş el işleri, el dokumaları, el sanatları hep ilgimi çekmiştir.

 Bu ürünler sadece görsel yönleri ile değil, folklorik özellikleri ile  yani gelenek ve görenekleri, inançları yansıtmaları ile de   önemli bana göre. Her bireri ihtiyaçtan ya da inançlardan ortaya çıkmış pek çok geleneksel ürünümüz olmuş tarih boyunca.

Örneğin üzerlik bitkisinin tohumlarından yapılan nazarlıklar...

Çocukluğumda bazı yaşlı teyzelerin  evlerinde duvara asılı görürdüm.  Renk renk  kumaş parçaları ile bezeli üzerlik tohumlarından yapılmış  nazarlıklara artık pek rastlamıyoruz.

Bugün uzun aramalardan sonra Şarampol'deki Boncukçular Sokağı'nda sadece bir dükkanda bulabildim. Renkli kumaş  parçalarını ve nazar boncuklarını ben ekledim  ve duvarıma astım.

Merak edenler için:ÜZERLİK

18 Şubat 2013 Pazartesi

Christopher Walken, Cristopher Walker

İkisi de hayranı olduğum alanları farklı  iki sanatçı;

Benzer isimler taşıyorlar

Birincisi Christopher Walken, 1943 New York doğumlu, Amerikalı sinema oyuncusu. Harika filmlerde rol almış. Pek çok saygın ödüle de aday  olmuş ama bu işler pek de kolay değil oralarda. Walken 1953 yılından itibaren 100'ü aşkın yapımda görev almış ve çeşitli ödüllere uzanmış.
Meraklılarına burada daha fazlası var(tık).


En iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllü filmini anımsayan çok kişi vardır eminim. (2002 Catch Me If You Can).Benim aklıma ilk gelen filmi ise  The Stepford Wiwes oluyor. Buradaki Mike Wellington karakteri  hoş bir sürprizdi:)
Diğeri ise sanatın başka bir alanında, resim sanatında  isim yapmış, genç bir sanatçı.Christopher Walker, Montreal Quebec doğumlu. Biografisi burada.

Üstelik hayvansever:))


Çağdaş ressamlar arasında benzersiz bir  yetenek olarak kabul görüyor.

Rönesans döneminin  Flaman ustalarının, günümüze çağdaş realist, empresyonist ve soyut ekspresyonist bir uzantısı  diyorlar; bu sanatın inceliklerini bilen yorumlasın artık:)) Ucundan kıyısından resim sanatına ilgi duymuş biri olarak reproductionlarına hayran hayran bakıp  orijinallerini  görmeyi yürekten diledim.




Not:Bu kültür ve sanat içerikli harika bir pazar yazısı olacaktı ama çok titizlenince yetiştiremedim ve bu güne kaldı. Herkese mutlu bir hafta diliyorum..

15 Şubat 2013 Cuma

Rek Lam Lar - İmdattttt!


Reklamlarla ilgili yazacağım hiç aklıma gelmezdi.

Her kanalda zırt pırt karşımıza çıkan, istesek de istemesek de seyretmek zorunda kaldığımız reklam kuşakları, o kanalları ayakta tutan  gelir kapısı  ama bazen çekilmiyor. Çoğu kez zaplıyorum, yine de izlemekte olduğumuz yayını kontrol amaçlı  dönünce ucundan kıyısından  izliyoruz.

Reklam deyip geçmeyelim; hepsi ince  hesapların, uzun araştırmaların sonucu oluşturulmuş yüzlerce kısa filmcik. Bazıları yani pek azı sanat yapıtı kıvamında  olsa da, pek çoğu  bıktırıcı, yavan hatta aptalca telkinler içeren ürünler. Yine de en iticisi bile belirlenen hedef kitlelere ulaşıyor besbelli. Kısacası o reklamı sevsek de sevmesek de ürün gözümüzün yani beynimizin içine sokuluyor.  Kim bilir, bir reklamın itici olması da bir taktik olabilir. Önemli olan ürün akılda kalsın. Zaten bir araştırmada kötü reklamla da iyi satışlar yapılabildiği ortaya çıkmış.

Beni rahatsız eden ise ürün kalitesi - reklam kalitesi tutarsızlıkları. Yani kötü bir ürün ilginç reklamlarla empoze edilebiliyor ya da tam tersi oluyor.  İyi bir ürün  reklamla itici geliyor. Bazı reklamlar bende ters etki yaratıyor, ne edeyim.. Örneğin ''büyüdüm, büyüdüm'' sözleri ile başlayan  cıngılla tanıtılan sütten tiksindim. Reklam öyle itici geliyor ki, ürünün kalitesini düşünmüyorum bile.. Bana göre bir başka itici reklam da bir kediciği mıncık mıncık  şekilden şekle sokan adamın yaptığı telefon hattı reklamı. ''O telefonu senin kafanda kırmalı!'' dedirten bir reklam bu benim için.. İticiler listem baya kalabalık. Eti Tutku Alkışlarla Yaşıyorum, Benim O vs. vs. İzlerken içim kalkıyor, zap zup yapmaktan parmaklarım ağrıyor.  Kadın bağı reklamları da abuk subuk reklamlar. Allah aşkına söyleyin, bu ürünü reklama göre seçen kadın var mıdır?  Bir de yaşlılar için alt bezi reklamları çıktı. Kadıncağız alt bezini giyip pür neşe gezmeye tozmaya gidiyor. Gerçekçiliği tartışılır. Oğlu en iyi Maykıl olan ailenin tanıttığı ürünün hedef kitlesinin nasıl insanlar olduğunu tahmin edin bakalım.. İşte düşünce şekilleri bu. Hele  bir ilaç reklamında  o güzel bebeciklere, güya annelerinin ilgisini çekebilmek için ''bu burun tıkanacak'' dedirten müthiş yaratıcılık, iticilik sıralamasına tepeden dalış yaptı bana göre.  Görüyorsunuz ki eleştiri olarak da olsa bana da yazdırdılar ya da ima ettirdiler ürün adlarını. Şüphe yok, reklamlar birer tuzak. Uzak olan da olmayan da  kapsama alanlarında bir şekilde.

Diğer yandan görüntüsü, müziği ve oyunculukları ile muhteşem kareler sunan  reklamlar da var. Çok büyük  bütçelerle ve büyük emeklerle, müthiş oyunculuklarla kotarılmış reklam filmleri. Tabii ki paralar  ürünün tüketicilerinden  kat be kat çıkıyor, o ayrı konu. Bu yazı uzadıkça uzayacak diye  bir başka zaman söz edeceğim onlardan da.. Şu kadarını söyliyeyim ki sayıları çok  çok az diğerlerine göre. Yine ''Ah, kapitalizm, sen neler yaptırırsın insanlara'' diyorum.

14 Şubat 2013 Perşembe

Sevgiler ama gerçek sevgiler hep olsun dünyamızda!



Ticari kaygılarla pompalanmış, içi boş, bol reklamlı günler değil, gerçek sevgilerle onurlandırılmış, yaşanılası Sevgililer Günü ve günleridir dileğim. Hepinize kutlu olsun!

11 Şubat 2013 Pazartesi

Anne Keçi Beni Ağlattı


Bugün öğleden sonra sitemizin yakınındaki köye doğru bir yürüyüş yaptım. Bu yürüyüş sırasında tanık olduğum bir olay yüreğimi dağladı.. Öyle bir duygu seli yaşadım ki, kelimelerle anlatabilir miyim, bilemiyorum..
Etrafı ağaçlarla dolu köy yolunda yardımcımla birlikte keyifle yürüyorduk ki, bize süt getiren Havana Hanım'la karşılaştık. Sürüsü ile birlikte otlaktan  dönüyordu.  Sürüsü inek ve keçilerden oluşan bir sürü.  Havana Hanım beni görünce el salladı ve kucağında bir beze sardığı iki  minik oğlağı gösterdi.  Yavrular otlakta birkaç dakika önce doğmuşlar, henüz ıslaktılar. Derken, annelerini gördüm. Sürünün biraz gerisinde kalmış, henüz plasentası düşmemiş, kan revan içindeki  keçicik  çok huzursuz görünüyordu. Havana Hanım  kucağındaki yavruları üşütmemek için acele ile giderken anne keçi geri döndü ve aksi yöne hızlı hızlı koşmaya başladı. Ben şaşkınlıkla  izlerken yol arkadaşım yardımcım, ''doğum yaptığı yere gidiyor'' dedi. '' Neden  böyle yapıyor ki?''  diye sordum. Bir yandan da yardımcıma ''koş, Sütçü Hanım'a  haber ver, keçi uzaklaşıyor'' dedim.. Meğer yavrularını  göremeyince kaybettiğini sanmış ve telaşla  doğum yaptığı yere  gidip aramak istemiş. Tam o sırada bizimle yürüyen köpeğimi gördü. Terrier cinsi küçük köpeğimi uzaktan yavrusu sanıp  koşarak bize doğru geldi. Köpeğimi koklayınca yaşadığı hayal kırıklığını anlatamam. Neyse ki Havana Hanım  bebeklerini getirip koklattı. İşte o zaman sevinçle meledi ve peşlerine takılıp gitti. Sizlere anlatmaya çalıştığım bu olayı ne derece gözünüzde canlandırdınız bilemem ama ben çok duygulandım. Anneliğin  nasıl güçlü bir duygu olduğunu bir kez daha görmüş oldum.

Not:Resimlerini çekemediğim için temsili  bir resim kullandım. Eğer görüntü alma olanağım olursa  sizlerle paylaşacağım.

10 Şubat 2013 Pazar

Begonvilli Ev Halleri

Burada havalar oldukça yağışlı şu günlerde.. Ne uzun yürüyüşler yapabiliyorum, ne de bahçemizde zaman geçirebiliyoruz. Rahatsızlığım yüzünden el işlerinden de iyice uzaklaştım. Alternatif uğraşılar ararken aklıma ahşap boyama işleri geldi. Tığ işleri ya da örgü gibi ellerimi yormayacağını düşünerek basit bir şeyler üreteyim dedim. İşin inceliklerini ya da kolaylıklarını bilmeden sadece tarifle yaptığım bu işi ustalardan özür dileyerek paylaşıyorum.
 
 
Menekşeler bahçeden
 
 
Komşumun Dünya Tatlısı Kızı
 
Bu Güzelliğin Adını Bilen Var mı?
 

8 Şubat 2013 Cuma

İsa'nın Son Gecesi



Paulo Coelho bir Leonardo da Vinci hikayesi anlatmış bir kitabında.

Kitapsever bir dostum da bana anlattı:

Kardinaller Leonardo'dan İsa'nın Son Gecesini anlatan bir tablo yapmasını isterler.  O da kabul eder.  Büyük bir zevkle tabloya başlar. Tabloda İsa'ya ve Yahuda'ya  modellik edecek insanlar aramaya başlar.  Havarileri çizer ancak  İsa'yı ve Yahuda'yı çizmek zordur.  Hz. İsa için temiz yüzlü güzel bir insan, Yahuda için de çok çirkin, suratından kötülüğü belli olan bir tip aramaktadır.  Bir süre sonra bir kilise korosunda ruhani, çok güzel bir yüz bulur ve Hz. İsa olarak resmeder. Fakat Yahuda modeli için bir türlü aradığı melanet suratı bulamaz.. Aradan beş yıl geçer. Sonunda kardinallerden tepki alır. Sanatçıyı tembellikle suçlayıp artık eserin bitirilmesini istemektedirler.  O gece meyhanelerden birinde sarhoş yüzü  çökmüş, çirkin suratlı bir adam  bulur. ''Tamam!'' der. ''İşte şeytanı kötüye en yakın ifade eden surat bu'' Ve adam ayılmadan Yahuda'yı çizer. Fakat resim bitmek üzereyken adam ayılır ve ''Ben bu resmi tanıyorum'' der.

Leonarda da Vinci çok şaşırır:
''Nasıl tanıyorsun? Bu resmi daha önce hiç kimse görmedi ki...''

''Yok, yok tanıyorum,  biliyor musun, beş sene önce beni kilise korosunda görüp İsa diye çizmiştin''

İşte böyle dostlar..  Güzellik ve çirkinlik birbirine dönüşebiliyor.  Bunu sadece fiziksel  görünüm olarak algılamadım ben. Ne yazık ki çoğu kez de güzelden çirkine gidişin dönüşü olamıyor..

Bu Güzel Köpekciğe Acil Yuva!




Antalya Atatürk Parkı'nda bulundu.

İnsanlara çok alışık.

Sevdirmek istiyor ve ilgilenenlerden ayrılmak istemiyor.

Muhtemelen sokağa terk edildi!!!

Bir hayvan sever  genç kız Bahçelievler Hayvan Hastanesi'nin  önünde bakmaya çalışıyor. Evinde başka köpekleri olduğu için ve komşularının tepkilerinden dolayı evine alamıyor.

Turizm sezonunun açıldığı şu günlerde zehirlenme olasılığı büyük.. Çünkü her yıl bu günlerde sokaklarda böyle kıyımlar oluyor Antalya'da..

Bu güzel köpekçiği  çileli yaşamından kurtarmak istemez misiniz?

4 Şubat 2013 Pazartesi

Sürpriz Doğum Günü Kutlaması

Açıkçası düne kadar bugünün  doğum günüm olduğunu bile unutmuştum.  Bu sabah anneciğimden, sonra da gelinimden, oğlumdan ve  çok sevgili bir kaç arkadaşımdan kutlama   telefonları ve mailleri gelince  hadi  bloğuma da  yazayım bari dedim. Siz sevgili dostlarımla da paylaşmak için..

Derken efendim, öğleden sonra can dostum sevgili Nesime  ve manevi torun Okan Can'la buluştuk hastane çıkışında. Meğer benim doğum günümü kutlayacakmışız  evde. Dünden pasta siparişi bile verilmiş. Oysa ben artık  doğum günlerimi değil kutlamak hatırlamak bile istemiyorum. O ''her yaşın güzelliği bir başkadır'' sözü de koca bir palavra.  Her neyse, biz yine de o sözü söyleyip  kendimizi teselli edelim:))  

İşte sürpriz kutlamadan kareler;



Bugün Benim Doğum Günüm

 
Acısı ile tatlısı ile geçen onca yıl... Güzel dileklerimi yalnızca kendim için değil tüm dünya için diliyorum; Dünya kötülüklerden ve çirkinliklerden arınıp yaşanılası bir yer olsun ki, ''Nice güzel yıllara!''diyebilelim sevgili dostlar..

3 Şubat 2013 Pazar

Kedili Hayat:))

Mutlu pazarlar!

1 Şubat 2013 Cuma

Beşamel Soslu Ispanaklı Somon


Balık sever biri olarak  sevdiğim balıklar sıralamasında sonlarda olan somonu sebze ile birleştirip pişirince  çok  övgü aldım.
Bu yüzden gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim;

Üç iri dilim somon
Beş altı kök kuzu ıspanağı.
İki adet yeşil soğan
Tuz, karabiber
Beşamel sosu için: Birbuçuk bardak süt, ikibuçuk kaşık un, bir kaşık tereyağ, bir kaşık margarin, rendelenmiş kaşar.
Ben bu yemeği pişirmeye  beşamel sosu hazırlayarak başladım. Oldukça  koyu kıvamlı  bir sos hazırlayıp bir kenara aldım.
İyice yıkanıp incecik kıyılmış ıspanakların suyunu olabildiğince sıkarak bir tavada hafifçe soteliyoruz. Eğer yine su bırakırsa  tekrar sıkarak suyunu  almamız gerekiyor.  Ocaktan alınca  yeşil soğanları doğrayıp sebzelerimizi beşamel sosla harmanlıyoruz. Biraz tuz ve karabiber, rendelenmiş kaşarların  yarısını ilave etmeyi unutmuyoruz.

Soteleme ve sosla  birleştirme  işlemi sırasında somon dilimlerini  azıcık tuzlayıp ısıya dayanıklı cam kaba dizerek 180 derecede ısıtılmış fırının üst gözüne koyuyoruz ve çok az pişirip fırından çıkarıyoruz.

Hazırladığımız ıspanak-sos  karışımını somon dilimlerinin üzerine bolca yayıyoruz. Pişirme süresi, ilk uygulanan beş altı dakikalık pişirmeden sonra 20 dakika kadar. Burada önemli olan  somonların kurumadan ve suyunu tamamen kaybetmeden pişirilmesi. Pişeceğine yakın  üzerine kalan kaşar  rendesini  serpip kızarana dek  fırında tutmalısınız.  Siz yine de bu süreyi kendi damak zevkinize göre ayarlayın. Afiyet olsun!
Ben bu enfes yemeği patates salatası ile sundum. Tatlı olarak da fıstıklı sütlü irmik helvası vardı. Doğrusu  tatlım da enfes oldu. Onu da bir başka gün tarif ederim..

30 Ocak 2013 Çarşamba

Kadınla Erkeğin Farkı

Günaydın Dostlar!

Bu karikatürü twitter'daki  dostlardan biri paylaşmış:)  Kadınla erkeğin Farkı'' diye de not düşmüş..

26 Ocak 2013 Cumartesi

Bu Güzellikler Indulgy'den

Indulgy, tıpkı Pinterest gibi  bir paylaşım sitesi.. Dünyanın dört bir yanından üyeleri olan sitede her tür  kaliteli fotoğraf paylaşılıyor.
http://indulgy.com/

Keşfedeli beri  ara sıra ziyaret edip ilgimi çekenleri arşivime alıyorum. Çünkü bazıları ilham verici, bazıları da gözümü ya da ruhumu okşayıcı fotoğraflar bunlar. Kimi ''bunu ben de yapabilirim!'' dedirtiyor, kimi de beni gülümsetiyor.

İşte bazıları:)