18 Eylül 2010 Cumartesi
Mutfakta Kırmızı
Pötükareli kumaştan yapılmış tutacakları, masa örtülerini, mutfak önlüklerini ve fırın eldivenlerini mutfaklara çok yakıştırıyorum. Kırmızı beyaz olanlar daha da dekoratif oluyor.
Ve mutfakta kırmızı şıklığına devam:
Etiketler:
Dekorasyon
14 Eylül 2010 Salı
Mirage (Serap)
Bugün hayatımda ilk kez Makedonya yapımı bir film izledim. 2004' te çekilmiş bir dram.
Oyuncular: Vlado Jovanovski , Marko Kovacevic , Jordanco Cevrevski , Elena Mosevska , Slavica Manaskova , Mustafa Nadarevic, Martin Jovchevski
Yönetmen : Svetozar Ristovski
Makedonya'nın yakın tarihine ve siyasi olayların yarattığı toplumsal sorunlara değinen Mirage (Ilusja) bugüne kadar Makedonya'dan çıkan en nitelikli yapımlardan biri olarak tanıtılıyor.
Yalnız bu filmi izlerken sergilenen yaşamların tüm ağırlığını, insanların aymazlıklarını, acılarını birebir hissetmeyi göze almanız gerekiyor. Ben izlediğim her karede bu acıyı duydum. Ekonomik zorlukların, sevgisizliğin yok edici boyutlarını ürpererek izledim.
Marko sorunlu bir ailenin oldukça zeki çocuğu. Alkole düşkün sorumsuz babası, yaşama ait tüm ilgisini hatta annelik duygularını yitirmiş ezik bir anne ve bir örneğini daha görmediğim , anne babasına, özellikle kardeşine nefret dolu, ahlak yoksunu bir abla, ailenin diğer bireyleri..Marko okulda zayıfları ezen acımasız çetenin de kurbanıdır. Tam da delikanlılığa geçiş sürecinde hiç bir olumlu model bulamayan Marko'nun çırpınışları ve kaçınılmaz sonu, toplum ve aile desteğinin önemini çok güzel vurgulamış.
Özellikle, tren yolunda yürürken şiir yazmaya çalıştığı sahne çok içime dokundu. En az, dövülerek çöp konteynerına atılmasını, sevgi ve ilgi arayışı yüzünden bir serseri ile arkadaş olup alkole, sigaraya alışmasını gösteren sahneler kadar..
Etiketler:
Sinema
13 Eylül 2010 Pazartesi
Hangi Demokrasi Kazandı?
Anayasa'nın bazı maddelerinin değiştirilip değiştirilmemesi konusunda halkın görüşünü alma esaslı bir referandum, ülkenin siyasi yapısı ve çıkmazları doğrultusunda farklı bir amaca doğru yönlendirilmişti. Genel seçim havasında bir referandum ancak akıllara zarar bir demokrasi uygulaması olabilir. Muhalefet de eşit olmayan koşullarda kendi görüşünü kabul ettirmek için elinden geleni yaptı; çünkü başka bir şansları yoktu. Halkın görüşünün sorulduğu bir durumda yapılan baskı ve dayatmalar, asıl amacın milletin yararı için görüşlerine baş vurmaktan çok daha farklı olduğunu anlatıyordu. Zaten değişmesi gereken ve daha da aciliyeti olan onca yasaya karşın, iktidarın amaçları doğrultusunda ve biraz da ''daha fazla özgürleşeceksiniz'' yutturmacası ile hazırlanmış siyasi bir oyundu bana göre..Pek de şaşırmadım sonuçlara. Tahminlerde bulunan uzmanlar kadar başarılıydım sonuçlar konusunda. Şaşırmadım ama üzüldüm. En çok da, yüzsüzce yapılan ''Demokrasi Kazandı'' söylemleri sinirlendiriyor beni. Hangi demokrasi? Bir referandumda görüş sorulur ve sonuç beklenir. Demokrasilerde yöntem budur. Peki, bunca dayatma, baskı, tehdit, bu uğurda harcanan trilyonlar nedendi?? Üstelik tüm eşitsizliklere rağmen yasa değişikliğinden daha da önemli olarak, hükümete tepkisini belli etmek amacı ile ''Hayır!'' diyen yüzde 42 lik kesimin var olmasının demokraside hiç mi anlamı yok? Daha söylenecek pek çok söz var ama bu konularda daha önce söylenmiş çok anlamlı sözler yeterli aslında;
İnsan yığınlarının davranış biçimlerini önceden kestirmek için, onların güç bir durumdan kendilerini kurtarmak için hiçbir zaman çok önemli bir çaba göstermediklerini kabul etmek gerekir.
Friedrich Nietzsche
Zayıf bir hükümet kadar baskıcı ve adaletsiz olanı yoktur.
Edmund Burke
Mal cimride, silah korkaklarda, karar zayıflarda olursa düzen bozuktur.
Hz. Ebubekir
Unutulmamalı ki bu bir genel seçim değildi;
Özgürlük savaşı asla bitmez. Özgürlük bir gün servetin gücüne karşı, bir başka gün siyasetçilerin entrikalarına karşı, bir başka gün bürokratların kalıcı kötülüklerine, bir başka gün faşiste ve militariste, bir başka gün vurguncuya, sonra çetelerin öfke ve histerisine, cahilliğe ve aptallığa, suçluya ve ikiyüzlüye karşı savunulmalıdır. Bu misyonda her "uygar" insan ölene kadar askerdir ve yaşamın zevkinin farkına sadece bir yerde, birisi insan ruhunun özgürlüğü için kesin ve son darbeyi vurduğu anda varabilir..
Walter Lippmann
Yöneticiler, iktidara saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. Ulusa karşı olan görevlerini kötüye kullandıklari takdirde, şu ya da bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında vereceği kararla karşılaşırlar. Ulus tarafindan, ulus adınadevleti yönetmeye yetkili kılınanlar, gerektiğinde ulusa hesap vermek zorunda olduklarını bilmelidirler.
Kemal Atatürk
Ve son olarak da kendime şu sözleri anımsatıyorum;
Haklı olduğunuza inanıyorsanız, sakin olmayı başarabilirsiniz.
Bud Holiday
İnsan yığınlarının davranış biçimlerini önceden kestirmek için, onların güç bir durumdan kendilerini kurtarmak için hiçbir zaman çok önemli bir çaba göstermediklerini kabul etmek gerekir.
Friedrich Nietzsche
Zayıf bir hükümet kadar baskıcı ve adaletsiz olanı yoktur.
Edmund Burke
Mal cimride, silah korkaklarda, karar zayıflarda olursa düzen bozuktur.
Hz. Ebubekir
Unutulmamalı ki bu bir genel seçim değildi;
Özgürlük savaşı asla bitmez. Özgürlük bir gün servetin gücüne karşı, bir başka gün siyasetçilerin entrikalarına karşı, bir başka gün bürokratların kalıcı kötülüklerine, bir başka gün faşiste ve militariste, bir başka gün vurguncuya, sonra çetelerin öfke ve histerisine, cahilliğe ve aptallığa, suçluya ve ikiyüzlüye karşı savunulmalıdır. Bu misyonda her "uygar" insan ölene kadar askerdir ve yaşamın zevkinin farkına sadece bir yerde, birisi insan ruhunun özgürlüğü için kesin ve son darbeyi vurduğu anda varabilir..
Walter Lippmann
Yöneticiler, iktidara saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. Ulusa karşı olan görevlerini kötüye kullandıklari takdirde, şu ya da bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında vereceği kararla karşılaşırlar. Ulus tarafindan, ulus adınadevleti yönetmeye yetkili kılınanlar, gerektiğinde ulusa hesap vermek zorunda olduklarını bilmelidirler.
Kemal Atatürk
Ve son olarak da kendime şu sözleri anımsatıyorum;
Haklı olduğunuza inanıyorsanız, sakin olmayı başarabilirsiniz.
Bud Holiday
12 Eylül 2010 Pazar
Bir Pazar Sabahı / Ah Hüzün! Ben Seni Nerelere Koymalıyım?
Bu sabah biraz daha erken uyandım. Sokaktaki dostlarıma güzel bir kahvaltı hazırlamak geldi içimden; hergün verdiğim kuru mamalardan bıkmışlardır diye... Tavuklu, sebzeli, pirinç ve bulgurdan oluşan pilavla çorba arası bir karışımdı bu günkü yiyecekleri. Bir kaç plastik kutuya bölüştürüp kocaman mama çantama yerleştirdim ve parkın yolunu tuttuk Minik'le. Zaten beni bekliyor olmalılardı büyük olasılıkla.
Nedense bugün onları doyurduğum ve oynadığımız ağaçlı alan bomboştu. Etrafıma bakındım, köpekciklerimi göremeyince, onlar için hazırladığım yiyecek kutularını oradaki ağacın çatal gövdesine yerleştirdim, temizlik işçileri çöpe atmasınlar diye..Minik'le parkta bir tur atıp geri dönecektim. Onlar da gelmiş olurlardı bu arada. Sıcakta elimde taşımak istemedim onca yiyeceği.
Çok sevdiğim begonvilli taş merdivenden aşağıdaki yürüyüş yolluna indik. Deniz manzaralı kafeler ve kır kahvelerinde kahvaltı hazırlıkları başlamıştı. Bizim buralarda kafelerin pazar kahvaltıları ve brunchları meşhurdur. Garsonlar bahçelerde bir oraya bir buraya koşuşturarak şık masalar hazırlıyorlardı. Bazılarında canlı klasik müzik bile olur.
Bir iki saat içinde, hafifçe esen meltem rüzgarının serinliği eşliğinde, çiçekler arasında açık büfeli kahvaltı etmek isteyen insanlar doluşacaklardı buralara ve birbirinden nefis yiyeceklerle donatılmış açık büfe standlarından neşe içinde alacaklardı yiyeceklerini.
Kuş seslerini dinleyip, temiz havayı içimize çekerek yürüyüşümüzü tamamladık. Kocaman bir daire çizip yiyecekleri bıraktığım yere döndük.
Dört ayaklı dostlarımız hala ortalıklarda yoklardı ama ağacın altındaki piknik masasında orta yaşlı koyu tenli, yoksul görünümlü, zayıf bir adam bir şeyler yiyordu. Bir ara sayıları azalan evsizler yine çoğaldılar bu günlerde. Onlardan biri olmalıydı. Rahatsız etmek istemedim. Yiyecekleri alıp, köpekleri bulma olasılığım olan parkın bir başka köşesine gideyim diye tedirgin hareketlerle yaklaştım. Gördüm ki; benim paketlerden biri adamın önünde duruyordu...Zavallı adam neredeyse yarısını bitirmişti. O anki duygularımı anlatacak sözcük bulamıyorum.
Nedense bugün onları doyurduğum ve oynadığımız ağaçlı alan bomboştu. Etrafıma bakındım, köpekciklerimi göremeyince, onlar için hazırladığım yiyecek kutularını oradaki ağacın çatal gövdesine yerleştirdim, temizlik işçileri çöpe atmasınlar diye..Minik'le parkta bir tur atıp geri dönecektim. Onlar da gelmiş olurlardı bu arada. Sıcakta elimde taşımak istemedim onca yiyeceği.
Çok sevdiğim begonvilli taş merdivenden aşağıdaki yürüyüş yolluna indik. Deniz manzaralı kafeler ve kır kahvelerinde kahvaltı hazırlıkları başlamıştı. Bizim buralarda kafelerin pazar kahvaltıları ve brunchları meşhurdur. Garsonlar bahçelerde bir oraya bir buraya koşuşturarak şık masalar hazırlıyorlardı. Bazılarında canlı klasik müzik bile olur.
Bir iki saat içinde, hafifçe esen meltem rüzgarının serinliği eşliğinde, çiçekler arasında açık büfeli kahvaltı etmek isteyen insanlar doluşacaklardı buralara ve birbirinden nefis yiyeceklerle donatılmış açık büfe standlarından neşe içinde alacaklardı yiyeceklerini.
Kuş seslerini dinleyip, temiz havayı içimize çekerek yürüyüşümüzü tamamladık. Kocaman bir daire çizip yiyecekleri bıraktığım yere döndük.
Dört ayaklı dostlarımız hala ortalıklarda yoklardı ama ağacın altındaki piknik masasında orta yaşlı koyu tenli, yoksul görünümlü, zayıf bir adam bir şeyler yiyordu. Bir ara sayıları azalan evsizler yine çoğaldılar bu günlerde. Onlardan biri olmalıydı. Rahatsız etmek istemedim. Yiyecekleri alıp, köpekleri bulma olasılığım olan parkın bir başka köşesine gideyim diye tedirgin hareketlerle yaklaştım. Gördüm ki; benim paketlerden biri adamın önünde duruyordu...Zavallı adam neredeyse yarısını bitirmişti. O anki duygularımı anlatacak sözcük bulamıyorum.
Etiketler:
Memleketimin Halleri,
Ülkemden İnsan Manzaraları,
Yaşamdan
7 Eylül 2010 Salı
5 Eylül 2010 Pazar
Begonvilli Ev Halleri
Şükürler olsun! Sabah yürüyüşlerimizde rahatladık, çünkü az da olsa sabahları hava serinledi.
Ama hala Minik'in dili bir karış dışarıda:)
Deniz muhteşem görünüyordu. Begonviller de öyle..
Alışveriş çantalarına devam.
Yaz biterken reçellerimiz de azaldı. Daha önce denemediğim bir reçel denedim, mürdüm eriği reçeli. Küçük küçük doğrayıp birebir ölçüde şekerle bir kaç taşım kaynatılıyor, o kadar. Limon suyuna bile gerek yok.
Havalar serinler gibi oldu, hemen bir örgü başladım. Bakalım ne olacak? Kazak mı? Hırka mı? Sürpriz olsun.
Not: Aslında iki ton daha koyu nefis bir koyu pembe nasıl böyle iç bayıltan bir renk olarak görüntüleniyor anlamış değilim. En kısa zamanda fotoğraf makinemi yenilemeliyim.
Turşumuzu balkonumuzda yetiştirdiğimiz minik acı biberlerden yaptık.
Ama hala Minik'in dili bir karış dışarıda:)
Deniz muhteşem görünüyordu. Begonviller de öyle..
Alışveriş çantalarına devam.
Yaz biterken reçellerimiz de azaldı. Daha önce denemediğim bir reçel denedim, mürdüm eriği reçeli. Küçük küçük doğrayıp birebir ölçüde şekerle bir kaç taşım kaynatılıyor, o kadar. Limon suyuna bile gerek yok.
Havalar serinler gibi oldu, hemen bir örgü başladım. Bakalım ne olacak? Kazak mı? Hırka mı? Sürpriz olsun.
Not: Aslında iki ton daha koyu nefis bir koyu pembe nasıl böyle iç bayıltan bir renk olarak görüntüleniyor anlamış değilim. En kısa zamanda fotoğraf makinemi yenilemeliyim.
Turşumuzu balkonumuzda yetiştirdiğimiz minik acı biberlerden yaptık.
Etiketler:
Antalya,
Ürettiklerimden,
Yaşamdan
4 Eylül 2010 Cumartesi
3 Eylül 2010 Cuma
Kırmızı Turp
Faydaları saymakla bitmiyor.
''C vitamini, kalsiyum, potasyum ve demir kaynağı turp, cildi güzelleştirip, bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra çok sayıda hastalığa doğal şifa kaynağı olarak gösteriliyor.
Mide ve bağırsağı çalıştıran, sindirimi kolaylaştıran, öksürüğe, romatizmaya ve damar sertliğine iyi geldiği yaygın olarak bilinen turp, bağırsakları adeta dezenfekte ediyor, kabızlığı gideriyor.
Turpun en büyük özelliği ise içeriğindeki antioksidan etki. Bu etki kırmızı turpta, turba rengini veren maddenin içeriğinden dolayı beyaz turptan daha
Turpun içeriğinde
Yüksek oranda potasyum içeren turp, bu özelliği ile yüksek tansiyon hastalarına da şifa kaynağı oluyor.''muş.
Etiketler:
Mutfağımdan,
Sağlık
2 Eylül 2010 Perşembe
Arap Kadayıfı
Farklı isimlerle bilinen bir tatlı. Bizim buralarda çok sevilir ve adı da Arap Kadayıfı olarak bilinir. Geçen yıl vermiştim tarifini. Bu ramazanda da bir tatlı tarifi vereyim diye düşününce ilk aklıma gelen oldu.
Malzemesi
1,5 kilo Arap Kadayıfı(Bizim burada bazı yufkacılarda satılır, taze olmasına dikkat edilmelidir. Bir kilosu yaklaşık 30-35 tane oluyor)
İçi
Yarım kilo iri çekilmiş ceviz içi
biraz tarçın
Şerbeti İçin
2kg toz şeker
yarım limon
4 yumurta
Kızartma yağı (Ben ayçiçek yağını tercih ettim)
Yapılışı:
İri çekilmiş ceviz içine biraz tarçın ve iki kaşık kadar toz şeker karıştırılır
Şeker, üzerini bir parmak geçecek kadar su ile kaynatılır, kaynayınca yarım limon suyu eklenir ve bir kaç taşım daha kaynatılır. Ilımaya bırakılır.
Kadayıfların içine ceviz konularak yarım ay şeklinde kenarları bastırılır. Çırpılmış yumurtaya batırılarak her iki tarafı da pembeleşinceye dek kızartılır.
Kızaran kadayıflar ılık şerbete atılır. Ağırlaşıp dibe çökenler servis için alınır. AFİYET OLSUN!
Etiketler:
Mutfağımdan
1 Eylül 2010 Çarşamba
Bu Sabah Antalya
Bu sabah yağmurla uyandık. Öyle şiddetliydi ki, yollar köpük köpük akan dereciklere dönmüştü.
Bir saat sonra ise güneş açmış yine boğucu sıcak başlamıştı.
Bir saat sonra ise güneş açmış yine boğucu sıcak başlamıştı.
Etiketler:
Yaşamdan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















