9 Mart 2016 Çarşamba

Begonvilli Ev Halleri


Begonvilli Ev'de balkon ve bahçe günleri başladı. Havalar ılık ve mis gibi  olunca her fırsatta dışarıdayız. Aslında balkonu düzenleyip, şezlonglara kurulup kitap, çay keyifleri yapmış değiliz. Ancak çiçeklerin bakımı,  bahçe düzenleme, yakında dikilecek  fidelere  hazırlık gibi işler yüzünden sürekli aşağılardayız.




Soğuk günler geride kalınca balkondaki çiçekler söz birliği etmiş gibi hep birlikte açtılar.
Özellikle sukkulentler..














Geçen yıl mantar hastalığına yakalanan  kalanşoleri iyileştirmeyi başardım. İlaç çok basit, uygulama pratik; karbonatlı su püskürtmek. İki tatlı kaşığı karbonatı 1 litre su ile karıştırıp sabah akşam püskürtüyorsunuz. Beyaz mantar görünümü kaybolunca da devam edin  bir kaç gün. Çünkü mantar inatçı bir canlı.




Biber Hanımefendi  merdivenden  beni izliyor.



 Enginar güzeli Colette  daha çok bahçeyi tercih ediyor. Bu fotoğrafta  ne kadar da Jane'ime benzemiş.  İçim sızladı.






Fırında muhallebi sever misiniz? 2,5 litre süt  için 2 çorba kaşığı buğday nişastası, 2 çorba kaşığı mısır nişastası, 2 çorba kaşığı un, bir buçuk  su bardağı şeker, vanilya, 2 yumurta kullandım. Süt kaynarken, diğer malzemeye, biraz soğuk süt ekleyip mikserle güzelce çırptım ve kaynamakta olan  süte azar azar ama hızlıca karıştırdım. Bu arada pişerken karıştırmaya devam..Göz göz olup koyulaşınca, fırın tepsisine su koyup muhallebi  kaplarını yerleştirdim. Fırını önceden ısıttığım için on beş dakikada üzerleri kızardı. Denerseniz afiyet olsun.









Begonvilli Ev'den şimdilik bu kadar. Yaşamınızda harika renkler, harika lezzetler olsun. Her şeyden önce sağlığınız yerinde, keyfiniz bol olsun.

7 Mart 2016 Pazartesi

Bodrum Papatyalarım Coştular

Baharın gelmesi ile bahçede renkler çoğalmaya başladı. Şimdi diğer renkleri bir yana bırakıp, cömertçe açan Bodrum papatyalarından söz edeceğim.
Geçen yıl  bahar başında  bir çiçek serasından üç dört fide alıp dikmiştim. Yeri gelmişken, bol ışık  alan  yerleri seviyor. Toprak ise gevşek, suyu  geçirgen, çiftlik gübresi ile  zenginleştirilmiş  olmalı. Güzelce kabartıp tırmıklıyorsınuz ve fideleri yarım metre ara ile dikiyorsunuz.  Sonra da dibi kurur gibi oldukça düzenli olarak sulamayı unutmayın. İlkbahar gelince de bakın nasıl  bir papatya tarlanız oluyor! Abartmıyorum, bizim arka bahçenin büyük bölümü böyle bir görüntü  aldı.

Donların geçmesi ile yani üç hafta kadar önce  hafif bir budama yaptım. Diplerini özenle kabartıp  iyice yanmış çiftlik gübresi verdim ve suladım. Sanırım çok yararı oldu. Geçen yıl, koyu kırmızı, turuncu ve beyaz olanları da vardı ama onlar dona dayanamayıp kurudular. Demek ki bu eflatun olanlar dayanıklıymış.

Son bir hatırlatma, kış sonunda köklerden ayırarak kolayca üretebiliyorsunuz. Ayrıca  bahçesi olmayanlar üzülmesinler, balkonlarda ve teraslarda saksıda gayet güzel yetişiyorlar. Kokuları yok ama  açtıkları zaman  tam bir görsel şölen. Yetiştirmek isteyenler  havalar ısınmadan alıp dikmeliler. Kolay gelsin..























5 Mart 2016 Cumartesi

Yine Kır Çiçekleri

Bu sabahın güzelleri bir demet kır çiçeği, bakın nasıl bir terapi ve motivasyon kaynağı oldu benim için;

Hava koşulları uygun oldukça  mutlaka sabah yürüyüşümüzü yapıyoruz. Bu harika yürüyüşleri düzenli yapmamda  patililerin rolü büyük. Malum, sağlıklı ve iri köpekler.. Egzersize ihtiyaçları var. İşim çok olsa da, yorgun ya da biraz hasta hissetsem de onların hatırına düşüyorum yollara. Benim için de iyi oluyor tabii ki. Düzenli sporumu yapmış oluyorum. Nereden bakarsanız bir buçuk saatlik bir zaman istiyor bu yürüyüşler. Hava nefis, kuşlar, sincaplar, çiçekler çok güzel de, aklımda  dönünce kotarılacak  ev ve bahçe işleri oluyor hep. Bu da biraz keyfimi kaçırıyor, modumu düşürüyor. Rutin işleri ihmal edersem düzenim bozulur, sistem karışır. Bu nedenle  her sabah mutlaka moral verecek bir şeyler  olmalı  dönüşte. Yani bir tür terapi aracına  gereksinim duyuyorum.. Bu bazen  dönüşte hemen eve girmek yerine  bahçede bir kaç dakika geçirmek ya da işlere başlamadan önce güzel bir müzik açmak olabiliyor.



İşte bugünün terapi  materyali dönüşte topladığım bir demet kır çiçeği oldu. Papatyalar, anemonlar, hardal çiçekleri,  sarı yonca çiçekleri harika bir minik buket oluşturdu. Onları güzelce derleyip bir vazoya koydum, müziğimi seçtim. İşlerim bitince okumaya devam edeceğim kitabımı hazırladım. Çayımı içerken  kır çiçeklerini doyasıya seyrettim.  Daha sonra kim korkar onca işten?



























Enerjiniz bol, motivasyonunuz yüksek olsun dostlar.  Sağlıcakla kalın.

3 Mart 2016 Perşembe

Bahçemdeki Kır Çiçekleri


Bu güzel bitki peyzaj bitkisi değil. 
Bir ay kadar önce bahçenin fazla bakım görmeyen yerlerinde otları  ayıklarken, kalp şeklinde yaprakları olan, henüz çiçeklenmemiş halini görünce menekşe sandım ve dokunmadım  ama yapraklarının formu benzese de etli olması menekşe olmadığını  söylüyordu..

Evin bizden önceki  sahiplerinden kalan bazı bitki  kalıntıları zaman zaman bahçenin orasında burasında çıkabiliyor.Umarım farklı bir menekşe türüdür  deyip  çiçek açmasını bekledim. Soğuklar geçer geçmez bitkimiz çiçeklendi. Biliyorsunuz,  bitki, börtü böcek meraklısı ben, bunun ne olduğunu öğrenmezsem çatlarım. Tabii ki araştırdım ve buldum. Latice adı ''‘Ranunculus ficaria’'.  Düğün çiçeğigillerden, üstelik şifalı bitkiler grubundanmış  kendileri..  Bakın isimleri nelermiş: Küçük kırlangıç otu, yaylı çiçek, arpacık salebi, basur otu. 

Yalnız bu bitki çok da masum değil.  Yapraklarının zehirli olduğunu okudum. Bu nedenle bahçede bulunmasından rahatsızlık duydum. Bizim patililer için güvenli değil. Bir de istlacılarmış bunlar. Köklerine baktım, minik minik onlarca yumruları var. Yani yakın bir gelecekte tüm bahçeye yayılabilirler. Söküp atmaya da kıyamıyorum ama tedirginim. Yan bahçede de küme küme çıkmışlar. Ben söksem de farketmeyecek. Kedi kızlar o bahçeye gidiyorlar.  Bilemiyorum, huzursuzluğum artarsa sökerim belki.



Gelelim gelinciklere...






Gelincikler bizim bahçenin yerlilerinden.  Bu yıl daha da fazlalalar. Hatta bu sene ilk kez mutfağımıza girdiler. Aşağıda  vereceğim tarifi bahçeden topladığım taze gelincik yaprakları ile pişirdim. Girit kökenli bir teyzeden uyarlayıp yaptım. O kavurmasını  yapıyordu, ben fırında denedim. Harika oldu. 

Bu arada ilk gelinciklerimiz de açtılar.




İşte fırında gelincik:





Tartmadım ama yarım kilo kadar çok taze gelincik yapraklarını doğrayıp az su ile kısık ateşte yumuşayıncaya dek pişirdim. Başka bir tencerede bir orta boy soğanı yemeklik olarak doğradım, iki diş sarımsağı da minik minik kıyarak ekledim ve zeytin yağında şeffaf hale gelene dek kavurdum.Ocaktan alınca tuz, karabiber, 1 su bardağından az eksik un,1 çay bardağı yoğurt, iki yumurta ve  yarım çay kaşığı karbonat  ekleyip karıştırdım.Yumuşayan gelincik yapraklarını süzgece koyup suyunu tahta kaşıkla  bastırarak aldım. Haşlanmış yaprakları soğanlı karışımla harmanlayıp fırın kabına yaydım ve yarım saat orta ısıda(180 derece) pişirdim. Rendelenmiş kaşar serpip bir on dakika daha fırınladım.

Eğer  gelincik yaprağı bulamam derseniz aynı tarifi ıspanakla da yapabilirsiniz. Ancak ıspanağı suda haşlamak yerine  bir kaç dakika kendi suyu ile kısık ateşte tutun. Sonra fazla suyunu  alın. Ispanak  gelincik yapraklarına göre çok daha kolay pişiyor. Eşim ıspanaklı tarifi daha çok beğendi. Diğerini biraz baharatlı buldu.




Bu da bahçemdeki  başka bir güzellik. Üzüm sümbülleri arsız bir soğanlı bitki. İstilacı olduğu için  epeyce yolduk yine de baş edemedik. İki yıl önce   kültür bitkisi olanını saksıda yetiştirdim. Tabii ki nazlılar ve  yabani akrabaları gibi arsız değiller. Ben de  geçen yıl yabanileri  yolup temizlediğim yere bir kaç özel soğan dikiverdim. Arsızlar geri kalır mı, yine de çıktılar  ve arılar iki türü aşıladı sanırım. Çünkü bu yıl, yukarıda  gördüğünüz tür ortaya çıktı.  Kültür bitkisi kadar iri olmayan, yabaniler kadar da küçük olmayan  orta boy üzüm sümbüllerim oldu.


Bunca çiçeğe bir böcek! Bahçemdeki mor dut ağacı  galiba bu yıl çok meyve verecek. Aman ne çok bebek meyvesi varmış diye bakıyordum ki, bu yusufçuk kanatlarını açmış, güzel havanın tadını çıkarıyor. Hiç keyfini bozmadan fotoğrafını çekmeyi başardım.

Şimdilik bizden bu kadar. Tüm dostlara sevgiler, selamlar..

1 Mart 2016 Salı

Vadim O Kadar Güzel ki..

Keyifli yürüyüşler yaptığımız çam ormanının  eteklerinde  böyle bir vadi var. Vadinin tabanı papatyalarla  kaplı. Şu günlerde  anemonlar da  açtı. 

Vadideki yaşlı zeytin ağaçlarının görüntüsü çok hoş.  







Köpek kızlarımla yaptığımız orman yürüyüşlerimizde, mutlaka vadiye de iniyoruz.





























Badem vadide oynamayı, sonra da çimenler üzerinde dinlenmeyi çok seviyor. Mutlu köpekçik sanki gülümsüyor.




Çalı formundaki bu bitkinin uzun dikenleri var ancak çiçekleri enfes  kokuyor. Arılar ve  kelebekler için çok cazip.











Biraz araştırınca bu güzelliğin adının Azgan, boyacı katır  tırnağı Genista Spinosa) olduğunu öğrendim. Kaynak1(tık)

 Ayrıca, sarı çiçekli dikenli bakla, dikenli Akdeniz baklası, Akdeniz katırtırnağı gibi isimlerle de biliniyormuş. Kaynak2(tık)  Özellikle  burada bitki hakkında  detaylı bilgi verilmiş. Meraklılarına duyurulur.







Bu güzel vadinin florası çok zengin. Vahşi orkidelerin  fotoğraflarını da çektim. Onları da bir başka sefer paylaşacağım. Tüm dostlara sevgiler, selamlar.