16 Aralık 2015 Çarşamba

İlkbahar Gelmeden Lalelendik


Bu laleler tığ işi... Sık iğne tekniği ile ördüm. Aynı formdaki lalelerin kumaştan yapılmış olanlarını  görmüştüm.


Son yaptığım ufak tefek tığ işlerinden cesaretlenip, acaba tığ işi olarak  yapabilir miyim diye düşündüm. ''Kumaşlarla, kesip biçmekle, dikmekle uğraşmaktansa  oturduğum yerden örmeyi bir denemeli'' dedim.  
Ve oldu:))
Belki başka deneyenler de olmuştur  ama bu görüntüde tığ işi lale ben görmemiştim.

Önce iki tane yaptım. Ertesi gün  kuru dallar  toplandı, örülen parçalar  monte edildi. Keşke tadında bıraksaydım. Bir vazo  dolusu olsun diye yediye tamamladım. Umarım annem  görmez, rahatsızlığım  depreşti. Şu an  özellikle sağ elimde sorun var.. Ne yazık ki  severek yaptığım bu tür el işleri ellerime iyi gelmiyor.











































Ve yapılışı:











Dalları  orman yürüyüşlerimde  buldum.  Zımparalayıp yün sararak kullandım.









Günleriniz laleler kadar renkli ve  güzel olsun. 






15 Aralık 2015 Salı

Tığ İşi Yılbaşı Süsleri

 Begonvilli Ev'de yılbaşı süslemeleri projelerimize devam:



Bu tığ işi ağaç süslerini şimdilik yine kuru dallarla dekore ettim. Sayılarını çoğaltabilirsem yılbaşı ağacımızı  süslemekte kullanabilirim.



Örmesi kolay ve zevkli. Hafif  bombeli iki parça örüp, sık iğne ile birleştiriyorsunuz. Bir kaç cm bırakıp  elyafla doldurun ve birleştirin. Bitim yerine asmak için zincir çekip birleştirmeyi unutmayın. İşte tombik  yılbaşı süsleriniz hazır.
































12 Aralık 2015 Cumartesi

Sarmaşıklarla Bezeli Muhteşem Çam Ağacı


Böyle Bir Güzellik Görmemiştim!


Bu sabah Bademle ormanda şahane bir yürüyüş yaptık.



Komşumuzun köpeği Paşa da her zamanki gibi bize katıldı. Hava da bir güzeldi ki,  anlatılmaz.  Tertemiz orman havasında koştular, oynadılar.



Çamlara yaklaşınca ağaçlardan biri  beni çok heyecanlandırdı;
Üzerinde şimdiye dek hiç görmediğim  türde, kırmızı minik orman meyveleri ile dolu bir sarmaşık, öyle ihtişamlı ve güzeldi ki...
Gözlerimi alamadım. Yanımdaki küçük kameramla bu görüntüleri aldım.  Güzel bir havada diğer kameramla yeniden çekeceğim. Şimdilik bunlar var:


















Aradım, taradım, koca ormanda başka böyle bir sarmaşıklı ağaç daha bulamadım. Sadece bu ağacın böyle kırmızı, enfes görünümlü orman meyveleri ile bezeli olması çok ilginç değil mi?




Bu güzel  orman gezimizden sonra kızımla mutlu bir şekilde eve döndük. Badem gerçekten de gülümsüyor, öyle değil mi?:))


10 Aralık 2015 Perşembe

Panettone Noel Keki

Geçen yıl bu günlerde yılbaşı sofram için neler yapabileceğimi düşünürken daha önce bir kez yediğim Panettone geldi aklıma. Bu aslında  bir İtalyan ekmeği  ama kek havasında tatlı bir ekmek. Epeyce araştırıp  en özgün tariflere ulaştım. Yılbaşından iki gün önce bir kaza geçirip kolumu kırdım. Yılbaşı sofram da hayal oldu. Sonraki günlerde  uzun, eziyetli bir süreç geçirdim. Kolum iyileşti  iyileşmesine de, kırık sonrası gelişen tendon  sıkışmaları hala canımı acıtıyor.

Bu yılbaşında aklıma yine Panettone düştü.
Öncelikle bu kekin yılbaşı sofralarında çok popüler olmasının nedeni, bereket ve uğur getirdiğine inanılması. İçi kuru meyvelerle, meyve şekerlemeleri ile, bazen de çikolata tanecikleri ile dolu olan, mayalı, tereyağlı kek hem çaya hem de kahveye yakışıyor.


Çok da  hoş bir hikayesi var: İtalya'nın Milano kentinde Atelanni adında bir genç, bir fırıncı ustasının kızına aşık olur. Fırıncı, bu genci kendi fırınında  çalıştırmaya başlar ve ondan  nefis bir kek pişirmesini ister. Atelanni kendini babaya beğendirebilmek için  çok uğraşır. Bir çok denemeden sonra bu kek ortaya çıkar. Keki hem kızın babası  Tonio Usta beğenir, hem de Milano halkı  bayılır bu keke. Tam da yılbaşı öncesi olduğu için  fırının müşterisi olan tüm  insanlar  kapış kapış alırlar. Kekin adı da Atellani  yerine Tonio Usta'nın adı ile anılır. ''Tonio'nun ekmeği'' anlamına gelen Panettone, işte böyle  ortaya çıkmış.

Gelelim benim Panettone kekime;
İşi şansa bırakmamak için ardarda iki kez denedim. Biraz malzemelerde  oynama yaptım. Pişme sırasında bir kez  elektrik kesildi. Yine de her ikisi de güzel oldu diyebilirim. Eminim üçüncüde ben de Atellani  kadar başarılı olacağım. Özellikle  pişirme işleminin sonlarına doğru  evi saran enfes koku  anlatılmaz, yaşanır.
Ben kekimde portakal kabuğu şekerlemesi, yaban mersini, kuş üzümü, şamfıstığı kullandım., diğer malzeme  ve gereçler  şöyle:
Öncelikle derinliği fazlaca olan silindirik bir kalıp kullanmanız lazım. Konserve kutularını  kalıp olarak kullananlar varmış.  Yuvarlak, küçük bir kek kalıbını karton  kullanarak yükseltenler de var.  Ben ekmek yapma makinesinin iki gözlü kalıbını kullandım. Derinliği15cm, çapı da 12-13cm ama tam yuvarlak değil, hafif köşeli gibi. Yine de kekim. güzel göründü.



Bu ilk yaptığım kek: Tarif buradan  Ben şekeri biraz azaltıp yerine bir kaç kaşık pekmez koydum.Ayrıca portakal kabuğu şekerlemesi, yaban mersini ve kuş üzümü  ve ceviz ekledim.













Bu da diğeri. bu kez daha çok kabardı, biraz kalıptan taştı.







Biraz uğraştırıcı ama denemenizi tavsiye ediyorum. Mutlu bir yıl dileği ile...


9 Aralık 2015 Çarşamba

Yeni Yıla Çeyrek Kala

 Yeni yıl yaklaşırken, ben de bu cicileri hazırladım.


Köpek kızlarımla yaptığım orman yürüyüşlerinde bulduğum kuru dallar garajda duruyordu. Beyaza boyamayı ya da verniklemeyi düşündüm.

Çam kozalaklarını da işlemden geçirmeyi planlarken, doğal halleri ile de çok güzel olduklarına karar verdim.  Patchwork yıldız ve kalpleri hazırlayıp, bir parça sicim ve kırmızı nazar boncukları ile tamamladım.

























Fazla oyalayıcı tığ işleri yapamasam da bu basit örtü hemen  bitti, oldukça şık  durdu.









Bu helezon desenli bardak altlığını geçen yıl örmüştüm. Yeşil ağırlıklı olanı da vardı.  Galiba örmek isteyen birine ödünç verilmişti.




Raftaki Noel Baba desenli fincanlar evin bizden önceki sahiplerinden kalmış.





 Begonvilli Ev'den  şimdilik bu kadar. Tüm dostlara  sevgiler, selamlar...

4 Aralık 2015 Cuma

Kırık Bir Aşk Hikayesi ♥

Hüzün seni nerelere koyayım,
nerelere taşıyayım........


''Yine mi iç acısı,  yine mi karamsarlık? '' diyeceksiniz,  evet  ne yazık ki öyle...  Dünden beri içimdeki sızı ince ve  derinden yüreğimi acıtıyor.. Ne acılar, ne üzüntüler tarafımca, ''herkesin kederi kendine yetiyor zaten'' mantığı ile saklanıp, üzeri örtüle dursun bu kez içime sığmıyor..  Çünkü bu her  karesinde hüzünlerin harmanlandığı siyah beyaz bir aşk hikayesinin acı sonu..

 Evet, evet, benzerlerini eski Türk filmlerinde çokça gördüğümüz türden naif  bir öykü. Hikayenin benimle doğrudan ilgisi  yok. Yalnızca yıllar  öncesinde tanıdığım  bir kadın ve bir erkeğin yaşadıkları ya da yaşayamadıkları...

 Bu öyküyü anlatmaya ne denli hakkım olduğunu bile kestiremiyorum. Zaten şu an  yüreğimdeki burkulma,  düzgün düşünmeme  izin vermiyor. Başkalarının izni olmadan özel  hayatlardan söz etmek etik olmadığı gibi,  özellikle önemsediğim, hassas olduğum, hiç onaylamadığım  bir durum.  Yine de bu  öyküyü paylaşmayı istiyorum. Bu nasıl bir çelişki... Anlatmak istiyorum çünkü çıkarımlar yapabileceğimiz, kendi öz yaşamlarımızda yaşanılanların tekrarı olmadığı gerçeğini nasıl da göz ardı ettiğimizi  anımsatmak için. Özellikle kaybettiklerimizin değerini onlarla birlikte iken anlayamıyor olmamız hayatın ne acı bir dersidir.. İşte bu nedenle bu öykü beni çok etkiledi. Keşke ulaşabildiğim fotoğrafları, hangi ruh hali ile bazı insanlarla paylaşıldığını bilemediğim 1977 tarihli, sevgi sözcükleri ile dolu sararmış bir kartpostala ait fotoğrafı, ayrı kalınan sevgili için hazırlanmış bir  video klibini aktarabilseydim.  Bunları yapamam, yine de isimler saklı kalacak şekilde elimden geldiğince anlatayım.. Basitçe kotarılmış klipte 70'li yılların sonlarında yapılan bir düğünde dans eden gelinle damadın siyah beyaz bir fotoğraf karesi, çiçek resimleri, Antalya'nın  bana tanıdık gelen  sahil şeridi manzaraları ile dönüşümlü olarak  görünüyor. Fonda ise çok hüzünlü bir müzik çalıyor. Bu klip yaklaşık dört yıl önce paylaşılmış. Klibin sonunda  akan yazılarla yine sevgiliye seslenişler var. ''Seni ömrümün sonuna dek bekleyeceğim!''
O klibi burada gösteremem ama şarkıya ait videoyu izleyebilirsiniz.Yarim Senden Ayrılalı(Erkan Oğur)

Biz onlara İlknur ile Raci diyelim. Her ikisi de öğretmen okulundan sınıf arkadaşlarım. 70'li yılların sonu.. Dün yine o yıllara ait  fotoğraflara baktım da... Çok duygulandım. İlknur hoş, o yılların modern  genç kızı. Hayat dolu. Raci de yakışıklıymış  doğrusu. O yıllarda popüler olan İskender Doğan'a benzerdi. Facebook'taki fotoğraflarına baktım dün, biraz da Yılmaz  Güney'i andırıyormuş. Bu ikisi son sınıfta iyice yakınlaşmışlar ve mezuniyetten sonra evlenmişler. Bir de kızları olmuş.

Biz yıllar sonra bazı arkadaşlarla sosyal ağlar sayesinde sanal ortamda yeniden buluşup yılda bir kez  farklı illerde mezuniyet buluşmaları yapmaya başladık. Böylelikle uzun yıllar boyu iletişim kuramadığımız arkadaşlarımızın bazılarını gördük, bazılarından da haber almaya  başladık. Ben çoğu buluşmaya katılamadım. Katıldıklarımda ise İlknur'la Raci'yi görmedim. Son olarak dört yıl önceki Kuşadası  buluşmamızda İlknur da vardı. Yalnızdı ve ikimiz de sigara içmediğimiz için oda  arkadaşım oldu. Meğer Raci ile ayrılmışlar. Nedenini bilmiyorum ama İlknur çok incinmiş. Sadece  bir gece kaldığımız için yemek ve eğlence faslından sonra fazla konuşmadık. Kısa sohbetimizde hiç özel konulara girmedik. Bir daha da haberleşmedik zaten.. Derken üç yıl önce Facebook  sayfamda arkadaş listemde okul arkadaşlarımın sayısı çoğalırken Raci'den arkadaşlık isteği geldi. O da arkadaşlarıma katıldı ama hani uzaktan uzağa takip eden, yorum yazmayan, beğeni belirtmeyen, selam vermeyen sessiz arkadaşlar vardır ya, işte öyle. İlknur'u ise Facebook'ta hiç görmedim.  Ben zaten pek iyi bir Facebook kullanıcısı değilim. Arada bir göz atıp vaktim olduğunca bir iki yakın dosta yazıyorum ya da hayvanlarla ilgili paylaşımlarım oluyor. Görürsem, doğum günü olan arkadaşlara kısa kutlama mesajları yazıyorum. İki gün önce tesadüf bu ya Raci'nin doğum günüymüş. Samimi olmasak da eski bir okul arkadaşımın  özel gününü kutlamadan edemedim. ''Nice mutlu yaşlar olsun!'' cümlesini yazıp gönderdim. Ertesi gün yani dün sayfayı açtığımda şoke oldum. Raci'nin kızı babasının sayfasında birlikte bir resimlerini paylaşmış, onu kaybettiği için nasıl büyük bir acı yaşadığını  anlatan sözler yazmış.. Biraz daha altlara bakınca Raci için yazılan bir kaç taziye mesajını  gördüm. Çok üzüldüm çok.. Daha sonra üç yıldır aklıma gelmeyen bir şey yaptım, Raci'nin  fotoğraflarına, videolarına baktım.  Yazımın başındaki kartpostalı, İlknur için hazırladığı klibi  dün gördüm.Ayrıca okul yıllarımızdan kalan  siyah beyaz fotoğraflar,  köy okullarında çekilmiş  gençlik fotoğrafları ve  pek çok aile fotoğrafı da vardı.Yalnız, İlknur'un klipteki gelinlikli fotoğrafından başka fotoğrafı yoktu. İlknur'a olan sevgisini  belirten sararmış kartpostalın fotoğrafı ve bir kaç yıl önce hazırlanmış özlemini dile getiren video klip onu nasıl büyük bir aşkla  sevdiğini anlatıyordu. Muhtemelen İlknur da çok sevmişti. Ne yazık ki  hayatın tekrarı yok. Umarım İlknur'un huzurlu ve  güzel bir hayatı olur. Eminim Raci onun mutlu olmasını çok isterdi. Işıklar içinde uyu Raci.