Yıllardır ortanca yetiştirmek için çabalarım. Büyük heveslerle aldığım ortancalar kurur ve büyük hayal kırıklıkları yaşarım. ''Artık ortanca yetiştirmeye son!'' deyip bir kez daha deneyeyim dediğim öyle çok oldu ki..
Bu kez gerçekten vazgeçiyorum; çünkü ixora ile tanıştım. Kasımpatı almak için gittiğim çiçek serasında onları görünce gözlerimi alamadım. Tam da bu iklimin bitkisi olduğunu öğrenince nasıl sevindiğimi anlatamam. Parlak kırmızı, canlı ve iri çiçeklerini görünce hayran kaldım. Pembesi ve turuncusu da var ama ben yine de temkinli olup sadece kırmızı açanı aldım. Eğer sorunsuz büyütebilirsem mutlaka diğer renklerini de alırım.
Ana vatanı Hint yarımadası olan bitki sıcak ve nemli havada yaşayabiliyormuş. Mayıs-Nisan ayları arasında aralıksız çiçek açtığı söylendi. Yaz başında biraz sıvı besin takviyesi dışında özel bakımı yok. Su ihtiyacı doğal olarak yazın artan, kışın daha az sulama gerektiren bir bitki. Şimdilik bildiklerim bu kadar. Bitki ile ilgili gözlem ve deneyimlerim zamanla bilgiye dönüşünce meraklıları için paylaşırım.
Sağlıcakla kalın...
Terk edilmiş evler vardır her şehirde, her kasabada, hatta köylerde.
Yapayalnız, ürkütücü, bir o kadar da hüzün verici görüntüleri olan harap evler…
Kirli, kırık dökük camları, kapıları, pencereleri, aşınmış sıvaları, eğer varsa acınası bahçeleri ile sızım sızım sızlayan bir halleri vardır.
Tıpkı yarı aç yarı tok sokaklarda ömür tüketen, kimsesiz, hasta, yarı deli, muhtemelen alkolik ya da şizofren evsiz insanlar kadar hüzün vericidir o evlerin hali de.. Pek de farklı değillerdir hani; evsiz insanlarla insansız evler…. Kaderleri aynıdır, sahip çıkanları yoktur. Pek çok güzelliği, yaşanmışlığı, anıyı taşıyor olmaları hiç bir şey ifade etmez şimdiki durumda. İşleri bitmiş, devirleri tamamlanmıştır. Enkaz olarak gözler önünde olmaları da sadece yürekleri sızlatır ama hemen hiç birinin kurtuluşu, eski güzel günlerine dönüşü olası değildir.
Onlardan birini gördüğüm zaman çok hüzünlenir, ”kim bilir kimler yaşadı bu evde?” diye düşünürüm. Film kareleri canlanır gözümde. Özellikle Kaleiçi’nde özgün mimarileri ile dikkatimi çeken eski harap konakları görünce . Şu kapıdan kim bilir kimler girdi bir zamanlar? Şu pencereden hangi kadın, akşam eve dönecek olan eşini görmek için baktı? Yaz akşamlarında, taş duvarların arkasındaki portakal ağaçlı, yaseminli bahçede kurulan sofrada kimler akşam yemeği yediler ve taş plaktan yayılan hangi şarkıları dinlediler? Kim bilir, ne sevinçler ve ne acılar yaşandı? Ne aşklar, ne terk edilişler, ne kavuşmalar geldi geçti..
Henüz ben doğmadan çok önce yaşanmış pek çok mizansen canlanır gözümde.
Dantel perdeleri yıkayıp kolalamaktan, merdivenleri Arap sabunu ile ovmaktan yorgun düşmüş hanım, muhtemelen beyi eve gelmeden giyinip süslenip ondüleli saçlarına hafif limon suyu ile şekil verip allığını sürmüştür.
İşte şu yüksek merdivenli, sırtını eski kale duvarına dayamış konakta, bahçesindeki turunç ağaçlarından toplanan turunçlardan kaynatılan reçelin kokusu nasıl da sokağı sarmıştır.. Diğer bir evde taze asma yaprakları toplanıp çoktan, minicik serçe parmağı inceliğinde sarmalar olarak ocağa konulmuştur. Başka bir evde, evin biricik kızına görücü gelecek hanımlar için hazırlık vardır. Hazırlanan kurabiyeler, köşedeki fırına gönderilmek üzere, üzerleri güzelce örtülmüş, vişne şurupları, kalıp halinde alınıp talaşta saklanan ve kırılıp bakır bir kovaya doldurulan buzda soğutulmuştur..
Fransızca öğretmeni Dilber Teyze piyanosunu tıngırdatmaktadır, hurma ağaçlarına grup halinde konan kumruların eşliğinde…
Çocuklar mutludur, televizyon , internet kafeler, alışveriş merkezleri olmasa da. Rahatça oynayabildikleri bahçeleri, boş arsalar, tırmanabilecekleri ağaçları vardır.
Sokak kedileri bile mutludur o yıllarda. Bahçelerin kuytu ve gölge köşelerinde karınları doyuyor, yorulana kadar oynayıp uyuyorlardır muhtemelen. Yollarda ezilme tehlikesi olmadan, yaşayıp gidiyorlardır.
Görüyorsunuz ; beni nerelere alıp götürdü bu eski evler ve emin olun bu anlattıklarım birebir yaşanmıştır. Anneannemin anıları, annemin ve teyzemin de aktarımları ile capcanlı geliyor gözümün önüne.. Neredeyse bir roman yazdıracak kadar hissediyorum yaşanmışlıkları.
Ve şimdi yılların yorgunu konak, çoktan rahmetli olmuş eski sahiplerinin çocuklarının küçüklük halini bilse de yetişkinliklerini bilmiyordur. Hele onların çocuklarını hiç tanımamıştır..
Bu eski konak yavrusu evlerden biri de rahmetli dedemin ailesine aitmiş. Kaleiçi’nde , Kırkmerdivenler’in altında harap durumda yok olmakta şu an.. Bir çok varisi olan ancak yasalar gereği restore edilmesi için akıl almaz bir servet harcanması gereken bu evin durumu, ailedeki pek çok hukukçunun bile içinden çıkamadığı, kimin ne yapacağı bilinmeyen bir muamma. Gördüğüm zaman göz yaşlarımı tutamıyorum…
Acımız çok büyük. Can dostumuz, ilk göz ağrımız Minik'i toprağa vereli 3 gün oluyor. 10 Mayıs Perşembe 2018 tarihinde Minik'imizi uğurladık. 18 yaşını tamamlamasına 17 gün vardı. Ailemizin çok sevgili bir üyesiydi. Yaşadığımız süre boyunca kalbimizin derinliklerinde olacak.
Ayrıca Minik aileye katıdıktan sonra benim farkındalığım arttı. Böylelikle sayısını anımsamadığım kadar sokak canına kol kanat gerip, onların beslenmeleri, sağlık sorunları ile ilgilendim. Bazılarını sokaklardan kurtardım.
Zaman zaman bu sayfalarda Minik'imden söz eder, onunla ilgili duygularımı aktarırdım. Yıllar önce şöyle yazmışım:
''Sevgili oğluşumun, Minik’imin kapkara, sevgi ile bakan gözlerine bakınca , onunla evimi paylaşmanın zorluklarının hiç ama hiç önemli olmadığını düşünüyorum. Terliklerimi parçalaması, neden yalnız bırakıyorsunuz diye, yatağıma, yastığıma protesto çişlerini yapışı, aylarca taksitini ödediğim yatağımın bazasını parçalaması, hiç ama hiç zoruma gitmiyor. Çünkü, onu bizimle yaşaması için biz getirdik, onun seçme şansı yoktu. Yine de bize sonsuz sevgisini, sadakatini verdi. Konuşamadığı halde, bakışları ile, davranışları ile inanılmaz güzellikler yaşattı. Bir iki olumsuzluk yaşadık diye nasıl ondan vaz geçeriz? Senin için yaptıklarımız sana az bile benim güzel oğluşum. Hastalıklarında eşimle sabaha dek başını beklemelerimiz, senin için yapabildiğimiz her şey ama her şey sonuna dek helal olsun. Keşke tüm can dostlarını seven koruyan gözeten aileleri olsa. Keşke insanlar, sokakta yaşayanlara, barınaklarda mutsuz ve yalvaran bakışlarla yardım isteyen canlara daha duyarlı olsalar ve keşke benim gibi yüreğinde hayvan sevgisi taşıyanlara, onları sokakta beslemeye çalışırken küçümseyen gözlerle bakıp, ‘’bunları başımıza bela ediyorsunuz’’ gibi saçma sözler söyleyerek moralimizi bozmasalar. UNUTMAYALIM Kİ; DÜNYA YALNIZCA İNSANLARA AİT DEĞİL ! ''
Canım Oğlum, hayatımızda çok önemli bir yerin oldu. Seni çok sevdik. Umarım bir gün kavuşuruz..