4 Kasım 2013 Pazartesi

Sitede Kedi Nüfusu Aşırı Artınca..



Sitede kontrolsüzce üreyen kediciklerin başına  çok kötü olaylar geliyordu. Bunun üzüntüsünü de sadece bir kaç  hayvan sever insan yaşıyordu. Sadece üzülmek de bir işe yaramadığı için mantıklı çözümler üretmemiz lazımdı. Belediye Veterinerliği ile görüştüm ve  beşerli gruplar halinde kısırlaştırma operasyonlarına  giriştik. İlk partide artık altı ayı bitiren bizim bebekler ve onlardan biraz daha büyük olan Nazmiş oldular. Bugün komşumla birlikte  yüreğim pır pır ederek onları götürdük. Öğleden sonra da eve geldik. Şu an ayılmaya çalışıyorlar. Belli ki  bu gece bize uyku yok.  Ameliyatlı dört kedicikle  nasıl baş ederim derken hiç  beklemediğim  bir anda eski yardımcım çıkıp gelmez mi. Belli ki yardıma ihtiyacımız olduğu içine doğmuş. Az önce altlarındaki kağıt havluları değiştirdik. Tertemiz uyumaları ve üşümemeleri için gereken neyse yapıldı.  Umarım benim güzel bebeklerim çabucak iyileşirler.

3 Kasım 2013 Pazar

Mutlu Pazarlar!

Evet, bugün Lorena dinlemeli! Nedeni herkese göre değişebilir. Yüreğinizdeki ağırlıklar uçup gitsin. Lorena Mc Kenitt'in eşsiz ezgileri gibi dingin,  yumuşak, huzur  veren duygular dolup taşsın içinize..  Çok söze gerek yok; mutlu, huzurlu gönlünüzce bir pazar olsun.
http://www.youtube.com/watch?v=-_UwU-RRqSE&list=RD024QpRCK1IbiE(Tık)
Bunlar da bizden:

Az önce;
bu balkonda kahvaltı yapıldı
Bu çiçekler sulandı,



Az sonra;
Bu köpekle uzunca bir yürüyüşe çıkılacak


Hazır ele geçirilmişken  bu cadı kız Colette ve diğerleri sevilecek.

Bu bahçeye inilecek ve 
 bu çiçeklerle konuşulacak:))


Ve muhtemelen az sonra gelecek olan bu şirin şey; komşumuzun dünya tatlısı  oğlu Ada mıncıklanacak:)) Onu  bir hayvansever olarak yetiştiriyoruz.

Daha da sonra;
Bu köşede kitap okunacak!

 Daha önce okuyup bitirdiğim ancak notlar almadığım için  hayıflandığım kitap bu kez daha bir özenle okunacak.  Çünkü ; Londra'nın kenar mahallelerinin birinde farklı etnik kökenli insanların renkli yaşamları, gelenek, görenek, sosyal çatışma ve kimlik savaşları gerçekten ilginç geldi bana.

Ve başta da  söylediğim gibi şu an Lorena'yı dinliyorum.. Bana iyi geliyor dostlar. Hepinize mutlu pazarlar, gönlünüzce güzelliklerle dolu günler  olsun.

31 Ekim 2013 Perşembe

Bahçemiz

Geçen hafta onlar açar açmaz fotoğraflarını çekip sizlerle paylaşmıştım..

Ancak şimdi  ne kadar aceleci olduğumu anladım. Çünkü şu an neredeyse yaprakları kadar çiçek dolular. Açtılar, açtılar, kesmeye kıyamasam da vazom için bir kaç dal aldım.






 Üzerindeki arıya dikkat!


Arada bir de bu renk  varmış:)

 Güz güllerimiz hala açıp beni mutlu ediyorlar.




Çok gösterişli bir çalı türü olan ateş çiçeği yazın beyaz, tül gibi çiçeklere bürünmüştü. Şimdi en sevdiğim  hali ile.



 Sardunyalar ilkbahardaki gibi coşmasalar da hiç fena sayılmazlar.


Bahçemizde mandalinamız bile var. Küçücük  ağaç altı tane meyve verdi.

Müdavimlere gelince;
 Misafir kedicik yazın burada olan biri tarafından bakılıyordu ama yazlıkçı aile gideli bizim bahçede.

Jale


Bu küçük kız eve iyice yerleşti. Diğerleri bahçede bu  hanımefendi ise çoğu zaman evde. Yakında diğer üç kardeşi ile birlikte kısırlık operasyonu geçirecek.

Bizden şimdilik bu kadar. Begonvilli Ev'den sevgiler, selamlar tüm dostlara...

30 Ekim 2013 Çarşamba

İyi Fikirler!

Bir izleyicim, ''çoktandır iyi fikir  paylaşımı yapmıyorsunuz'' dedi. Son günlerde  beğendiklerim bunlar:







Tüm bu iyi fikirleri ve daha fazlasını Pinterest sayfamda  görebilirsiniz.  Bunları kaynağından incelemek için aşağıdaki linki tıklayın. Her resmin üzerine tıklayınca da açıklamaları ile birlikte orijinal kaynağı bulacaksınız. Umarım işinize yarar.
http://www.pinterest.com/begonvilliev/gute-idee/

28 Ekim 2013 Pazartesi

25 Ekim 2013 Cuma

Kasımpatılarım Sonunda Açtılar


Onları ilkbaharın başında dikmiştim.  Girişin iki yanına dizili olarak açmaları için. Ancak renkleri hakkında  satan kişinin de benim de hiç bir fikrimiz yoktu. Bir-iki karış yüksekliğinde beyaz papatya görünümlü olanlardandır diye  ümit ediyordum. Ne var ki kesme çiçek olarak yetiştirilen  türmüş. Yaz boyunca, büyüdüler, büyüdüler. Ancak bakımları pek de kolay olmadı. Boy attıkça yayılan dalları  kırılmasınlar diye  özel sopalar alıp bağladık. Derken uçlarda siyah minik karıncalara benzer bitler oluştu. Bahçevanın Arap sabunu, deterjan hatta özel zirai ilaç tavsiyelerini  uyguladım.  Elimde bir  püskürtme aparatı neredeyse her gün kasımpatılarla uğraştım. Ellerim rahatsız olduğu için de eşimden  bir dolu azar işittim. Sonunda bir komşumun tavsiyesi olan kilo ile satılan sert tütüne sıcak su döküp bir gece bekletip süzdükten sonra  ertesi gün  püskürtme yöntemi ile bitlerden kurtulduk. Ancak tamamen yok olmaları için bunu  üç kez yineledik. Neyse,  bir sabah uyandım ki, kasımpatılarım enfes bordo renkleri ile patlamışlar, bana gülümsüyorlardı. Hemen kameramı kapıp  bu fotoğrafları çektim. Aslında bir hafta sonra tepeler çiçekle kaplanacak gibi. Artık o zaman yeniden çekeriz fotoğraflarını.
Tüm dostlara mutlu hafta sonları..










24 Ekim 2013 Perşembe

Yorumlar...Yorumlar.. Yorumlar


Sevgili  blog dostları,
Blog yazarları bilirler;  buradaki paylaşımlarımız her birimizin dünyasından yansımalar, yaşanmışlıklar, hayat görüşümüzü içeren mesajlar, sevinçler, kaygılar, dilekler  gibi pek çok bileşenden oluşuyor. Aslında yaşamın ta kendisi.  Her bir paylaşımın altına  serpiştirilen inci taneleri olan yorumlar da önemli elbette. Kimi gerçekten beğeni ile, kimi emeğe saygı, kimi dostluk adına, kimi yazılan bir yoruma teşekkür olarak yazılmış, uzun, kısa, anlamlı anlamsız pek çok yorum, ele alınan konunun önemine, ya da önemsizliğine dikkat çeken kriterler olabiliyor. Tabii ki her yazılanı, her gösterileni beğenmek, övgüler yazmak  zorunluluğu yok. Eğer sadece beğenilmeme, hoşlanmama  durumu söz konusu ise  bunun belirtilmesine benim yada yapılan işin bilincinde olan her hangi bir blog yazarının diyeceği olamaz.  Yeter ki, belirtilen görüşte aşağılayan, ufaktan da olsa hakaret içeren, incitici ifadeler olmasın.  Bir de bu ''Adsız'' olarak yazılıyorsa, bu durum sinir bozuculuk  düzeyinden çıkar,  saldırıya dönüşür. Çizgisi ve amacı belli bir blog sayfası ile  uğraşmak, düzeysiz yorumlar yazmak  ne tür bir insan davranışıdır? Kimliğini  gösterme cesareti olmayan bu kişinin kim bilir hangi rahatsızlıklarla ve olumsuz dürtülerle bunu yaptığını düşünürsünüz.  Ben  sadece böyle düşünmekle kalmayıp, çizgiyi geçen rahatsız kişinin saptanması ve gerekli cezai işlemin yapılmasını tercih edenlerdenim. Yazılan bu tür sözde yorumlar bende saklıdır ve kim tarafından  yazıldığının  tesbiti yapılır, süreç başlar. Umarım sabır çizgimi aşmak üzere olan ilgili kişi  bu yazımı okuyordur. En ufak bir yinelemede gereken yapılacaktır.
Tüm blog yazarı dostların bu tür davranışlara maruz kalmamaları dileği ile..

21 Ekim 2013 Pazartesi

Jacques Brel


Bu sabah işi gücü bırakıp bir film izleyeceğim. Aslında bu saatlerde rutin olarak yaptığım ev işleri vardır, kolay kolay da aksatmam ama açık olan tv'de film kanallarından birinde ''Jacques BreI ıs Alıve'' adlı müzikleri Jacques Brel'e ait 1968 Broadway yapımı müzikal filmin başlamak üzere olduğunu gördüm. Benim Jack Brel olarak bildiğim Belçikalı sanatçının, Fransızca  söylediği şarkılara bayılırdım. Hatta daha önce yine bu sayfalarda, ''Ne me Quitte Pas'' adlı şarkıdan söz ederken ondan da bahsetmiştim. Şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz

Paris'in varoşlarından gelip, söz yazarı, şarkıcı, şair  hatta  oyuncu ve yönetmen olarak kariyer  yaptığını  çok sonraları öğrenmiştim. Kim bilir neler yaşamıştı bu yollarda... Dramatik ölümü ise sanatçı yaşamlarının böyle ya da benzer  şekillerde sonlanması ile daha da ironik gelmesi nedeni ile iç sızlatıcıydı.

Biyografisi burada(tık)
Sözün kısası, film başladı. Bana  ve elini çabuk tutup izleme şansı bulanlara iyi seyirler.

Son not: Alışıldık müzikallerden  biraz farklı, yaşamı anlatan, mesajlar veren hüzünlü şarkılarla dolu  bir filmdi. Yaşlıları  ve savaş yıllarını anlatan  iki şarkı özellikle içime işledi. Tabii ki, Jack Brel'in yakın plan çekilmiş ''Ne me Quitte Pas'' yorumu müthişti.