11 Şubat 2011 Cuma

Kitch Binalar


Her  meslek  alanının iyileri  ve  kötüleri  var. Ne  yazık  ki yaşam  alanlarımıza  damgasını  vuran ve  kültürümüzün   yansıması  olan mimaride de bu  böyle..  Mimar  var  sözde  mimarlar  var. Bir  diploma  edinilmiş bir  şekilde ama  yapılan  işlere  bakılınca çirkinlik  ve  kullanışsızlıktan  başka  bir  şey  olmadığı  görülüyor.

Adını  tarihe  dahi  mimar  olarak yazdırmış  bir  kişiden alan  üniversitenin  mimarlık  bölümünden  mezun  bir  kişi tanıyorum. Mezuniyet  tezini ,  parayı  bastırıp başkasına  hazırlattığını hiç  utanmadan  söyleyen  biri  bu.  Mesleğinde  ne  derece  başarılı  bilemiyorum.  Etrafımdaki  ucube  apartmanları  ve  kitch  binaları  gördükçe  hep  o  kişi  geliyor  aklıma.


Yaşadığım  yerde balkona  çıkınca, bulvarın  iki  yanına sıralanmış  yedi  katlı birbirinden  ucube,  kalitesiz  apartmanları  görünce içim  sızlıyor.  Denize  beş  dakika  yürüme  mesafesindeki  bu yerin  böylesine  görüntü  kirliliği  ile ziyan  edilmesini  aklım  almıyor. Bu  durumun  sorumlusu  sadece  mimarlar  değil  elbette. Çocukluğumda bahçeli  güzel  evlerin  olduğu  bu  yerler apartman yaptırıp  kazanç  sağlama  uğruna, en  fazla  daire  ve  dükkan  veren  müteahhitlere verildi.  Herkesin  tek  düşündüğü  olabildiğince  fazla  sayıda  daire  sahibi  olabilmekti. Ortaya  çıkacak  yapıların  estetiği,  sağlamlığı,  çevreye  uyumu  kimsenin  umurunda  değildi. Durum  böyle  olunca  inşaat  işlerinden  hiç  anlamayan  bazı  müteahhitler  türedi. Masraftan kısarak hem  toprak  sahiplerini  memnun  etme  hem  de  kendi  ceplerini  doldurma  yoluna  gittiler. Çizilen  planlar  da  fazla  daire  çıkarma  amaçlı  kullanışsız ve   uyduruk tasarımlardı.  Hatta  bazı  mimarların  kendi  çizimleri  olmadığı  halde,  ruhsat  için  projelere  imza  attıklarını, inşaatçı  olan  amcalarımdan  duymuştum. Dış  görünümler  ise içler  acısıydı. İçleri de öyle.. Bitişik  iki  blogda  alakasız  dizaynlar  ve  renkler,  apartman  önlerinde  farklı  malzemelerle  yapılmış  zemin  düzenlemeleri,  kot  farkları  vs durumu  daha  da  kötü  hale  getirdi.  Yeşil  alan  kavramı  hiç  önemsenmedi..Bahçeler  yok  edildi,  bahçelerde  yaşayan  kediler,  kuşlar  kaplumbağalar  yok  oldu.. Kısacası  geri  dönüşümü  neredeyse imkansız  pek  çok  hatalı  yapı  ile  doldurulmuş  bir yaşama  alanı  oluşturduk. İçinde yaşamak  zorunda  kaldık ve bırakıldık. Üstelik bir  de  yaşamsal  yönü  var  bu  ucube  binalarla  dolu  hayatın..Bir  deprem  durumunda  yaşanılan  facialar ortada...Yine  de  ders  almadık.
Bir  de  aklımın  almadığı  şu  ki, bir  kentin  kaderi  diyebileceğimiz  yapılaşma  ile  ilgili  kararları alan  ve  uygulamalara  onay  veren kurumların  nasıl  tüm  bu olumsuzluklara  göz  yumduğu. ..Kültürel  mirasımızın  mahvedilmesine  neden  olan  kişiler,  kurullar ve  onay  mercileri  ,  hepiniz  suçlusunuz...

Kentlerin, yerleşim  birimlerinin  bir  ruhu  olduğuna  inanıyorum. Özgün  mimarisi  olan   tertemiz  batı  kentlerine  imreniyorum. Yüzyıllarca  öncesi  oluşturulan  tarzlarını  klasik  bir  tablo  gibi  koruyabilen  kentler, kasabalar  var.  Bizde o  kadar  az  ve  yetersiz  ki..  Çok  sevdiğim  Antalya'nın Kaleiçi  semti  bile turizme  teslim  olup  özgünlüğünü  kaybetti.  Turizme  karşı  değilim  ama   o  özgün  Antalya  evlerinde  yaşayan görgülü  ve  kültürlü   insanlardan eser kalmadı. Yapılara  bir  takım   eften  püften  oturma  yerleri eklendi.  Yer  kazanmak için bahçelerdeki  portakal  turunç  ağaçları  kesildi. Bazı  güzelim  evler  harabeye  dönüştü  ve  yıkıldı.. Kaleiçi'nin  mimari  dokusu  değişti.  Sosyal  yapısı çoktan dönüşüm  geçirdi.. Her  yerde, turistlerin  peşine  düşen  çığırtkan  satıcılar  ve lokantalara,  barlara, dükkanlara  müşteri  çağıran  garsonlar  olması  sinirimi  bozuyor.

Özellikle  şehirler  arası otobüs  yolculuklarında  bir  yerleşim  yerine girerken  dikkar  kesilir,  heyecanla  izlerim  etrafımı. Mimari  bir  tarz,  özgün   ve estetik  açıdan hoş, çevre  ile  bütünleşmiş  yapılar  görebilecek  miyim  diye..Çoğu  kez  hayal  kırıklığı  yaşarım. Yine  de  bazı  köylerde  mimarlık  eğitimi  almamış,  yöresel  ustaların  yaptığı  harika  evlere  rastlamak  olası. Örneğin  Ege  kıyılarındaki  taş  evler.  Manavgat'ın  Köprülü  Kanyon  yöresindeki  dağ  köylerinde  de  gördüm  bu  evlerin  farklı  türlerini.  Kendi  iklim  koşullarına  akıllıca  uyarlamışlar.  Ne  var ki  yeni  yapılar  özenti ve kitch olmaktan  öte  gidememiş.
Bu  yazı  uzayıp  gider ..Estetik  yoksunu, kalitesiz  ve  kar  amaçlı  yapılaşmaya son  vermek  için  öncelikle  sektördeki  meslek  gruplarının  ve  denetim  birimlerinin  görevlerini  iyi  yapmaları  gerekir..

10 Şubat 2011 Perşembe

Tığ İşi Zig Zag Battaniye

Sevgili Şehnazca, zig zag battaniyenin örülüşü aşağıda.
Yukarıdaki battaniye


Üçlü  ya  da ikili trabzanlarla  örebilirsiniz.Araya bazı  sıralarda sıkiğneler yaparak farklı  dokular  elde  edebilirsiniz.  (Örnegin renk  değişimlerinin arasına) Artırma ve eksiltme  tekniği  aynı.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Kozmetik Ürünlerini Hayvanlar Üzerinde Test Eden Firmalar




Şeytanın ‘’Yaz!’’ Dedikleri  uzun  uzun  anlatmış. 
Henüz  yeni  bir  blog  sayfası olduğundan  okuyucu kitlesi  yok.  Bu  yüzden  bu  çok  güzel  yazının okunmasını  istedim. 

Konu  önemli,  anlatım  güzel..
Kozmetik  ürünlerini  hayvanlar  üzerinde  deneyen  firma  ve  kuruluşlar  açıklanıyor..Ve  hayvanların  nasıl  işkencelere  maruz  kaldığı.. Lütfen  okuyun  ve  karar  verin,  bu  hayvanlara  yazık  değil  mi?

7 Şubat 2011 Pazartesi

Rengarenk Tığ İşi Battaniye / Colorful Crochet Blanket


Büyük görmek  için fotoğraflara  tıklayın.

Bu  battaniyeyi örmeye  rahatsızlanmadan  önce  başlamıştım. Hastalığım  sırasında fazla  ayakta  kalamadığım  için kitap  okuma  ile  dönüşümlü  olarak yavaş  yavaş  ördüm  ve  tamamladım. Yapmak  isteyenlere örülüş  tekniği aşağıda.


5 Şubat 2011 Cumartesi

Dikkat, Çok Önemli / Lütfen Sabırla Okuyun, MSG NEDİR?



MSG nedir?  Hiç duydunuz mu? Mutlaka  duyanlar, bilenler vardır ama ben yeni  öğrendim  ne  olduğunu.

MSG(Mono Sodyum Glutamad) adında bir yiyecek katkı maddesi var. Ambalajlı gıda maddelerinde kullanılan  pek çok katkı maddesi olduğunu biliyoruz. Çoğu, bozulmayı önleyen raf  ömrünü uzatan emilgatörler, bazıları da renk ve  görüntüyü cazip hale getiren katkı maddeleri. Bunların  belli oranlarda  kullanılmasına  izin  veriliyor.

En son 22.05.2008 tarihinde güncellenen Türk Gıda Kodeksi "Renklendiriciler ve Tatlandırıcılar Dışındaki Gıda Katkı Maddeleri Tebliği"ne göre tüm gıda maddelerinde glutamik asit veya tuzlarının kullanım limitini  kilogram başına 10 gr olarak belirlemiş. Güya  bu  miktarı  aşmayınca  zararlı  olmuyormuş. Peki  fazlaca  tüketenlerde  durum  ne  olur? Ara  sıra tüketenler  neyse  ama  sürekli  bu  ürünleri  tüketenler, özellikle  çocuklar  için büyük  bir  tehlike söz konusu  değil mi?


Gelelim  sözünü ettiğimiz Mono Sodyum Glutamad adlı maddeye;

İlk  kez  kardeşimle aramızda  geçen  bir  sohbette duydum  böyle  bir katkı maddesi  olduğunu. Fazla sevmesem de dışarıda  bir ciğer yediğimi  ve  inanılmaz  lezzetli  bulduğumu  söylemiştim.  Evde  yapılanda  o  lezzeti yakalayamadığımı  da  eklemiştim. Bu  konularda  oldukça  bilgili olan kardeşim  bana MSG'den  söz  etti. Kullanımının  da  çok yaygın olduğunu söyledi. Tatlı ya da tuzlu  her  türlü gıdaya  katılınca beyinde  müthiş bir etki yapıyormuş  ve  o  yiyeceğin tadını çok lezzetli olarak algılıyormuşuz. Biraz araştırınca söylediklerini  daha  ayrıntılı  olarak okudum.  Bakın  nasıl  bir şeymiş  bu MSG:

Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor. Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda üreticilerinin bir çoğu MSG'yi karlı olduğu için kullanıyorlar.

MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.

Bu madde Nörotoksin.
Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA (Epilepsi) Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı) yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite. Büyüme hormonu baskılanması.
Pankreas hasarı, insülinde artış, ve buna bağlı diyabet. Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar.

Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki
bebek de aynı tahribatlara maruz kalıyor. Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği CİPS'lerde çok kullanılmakta.
Hazır köfte harçları, et suyu tabletleri, hazır çorbalar, DONDURMALAR,
renkli yoğurtlar ve benzeri bir çok üründe var. Şimdi diyeceksiniz ki,
Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar? Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaret devleri insaf, merhamet gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek,çok daha büyümektir.

3 Şubat 2011 Perşembe

Yaralı Sokak Köpeğimizden Haberler



Daha önce sizlere de söylemiştim, köpekçiğin durumunu takip edeceğimi. Takip etmekle de kalmadım oradaki koşulları araştırdım. NE YAZIK Kİ, BELEDİYENİN SOKAK HAYVANLARI TEDAVİ MERKEZİNDE BİR RÖNTGEN CİHAZI YOKMUŞ. Anlayacağınız operasyon gerektiren bir durum olup olmadığını bilemiyorlar. Konyaaltı belediyesine ait diğer merkezi aradık. Orada da durum aynı. Yani her iki merkezde de bu durumdaki hayvanlara müdahele edilemiyor, kaderlerine terkediliyorlar. Sevgili arkadaşım iyiliksever insan Nesime Hanım'ın yardımları ile köpekçiği barınaktan aldırıp Minik'le Jane'in de veterinerlerine ait olan özel bir veterinerlik kliniğinde röntgen çektirdik. Ön sağ ayakta oldukça kötü iki kırık varmış. Atelle alçıya alındı. Şu an durumu iyi.. Biraz daha düzelince iyileşme sürecini tamamlaması için yeniden belediyenin tedavi merkezine gidecek. Sonra da dilerim ki ona sahip çıkabilecek bir yuva buluruz. Çok iyi huylu ve güzel bir hayvan.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Sokak Hayvanlarının Çilesi

Fotoğraf temsilidir. Dün o telaşla fotoğraf çekmedim.

Dün sabah evimin tam önünde bir sokak köpeğine otomobil çarptı. Tahmin edeceğiniz gibi sürücü durmaya bile gerek görmeden hızla uzaklaştı. Öte yandan esnaf, taksici, durakta otobüs dolmuş bekleyen pek çok insan oralı bile olmadılar. Yan komşumla birlikte koştuk hemen. Yakınlarda bir markette kasiyer olarak çalışan bir genç kız ilgileniyordu sadece.. Köpeği incitmemeye çalışarak yakındaki otoparka götürdük. Hava buz gibiydi, ön ayağı kırılmış arka kalçası da anında morarmıştı. Acil müdahale gerekiyordu. Ağlayan genç kızı sakinleştirip işine gönderdim ve belediyenin ilgili birimine telefon ettim hemen. (Bu numara bende kayıtlıdır 242 249 53 60)Oradan başka yere aktarılarak, zaman zaman hattın kesilmesi ile defalarca uğraşıp nihayet yardım talebimi iletebildim. Gerekli bilgileri verip komşumu köpekçiğin başında bıraktım ve veterinere koştum. En azından ekip gelene dek bir ağrı kesici yapıp hayvanı rahatlatsın diye ama veteriner daha kliniğe gelmemişti. Tekrar dönüp telefonla ulaşmaya çalışırım diye düşündüm. Bu arada belediyenin ilgili birimi nasıl olduysa ekibin yolda olduğunu haber verdi. Ben de veterineri aramaktan vaz geçtim. Daha sonra uzunca bir aradan sonra ekip geldi ve hayvanı götürdüler. Ekibin hiç de donanımlı olmadığı, yanlarında ne bir ağrı kesici ne de ağızlık vs gibi çok gerekli malzemeleri yoktu. İyi niyetli iki görevli her türlü tehlikeye açık şekilde köpekciği kucaklayıp kamyonete koydular ve Kepez Barınağı'na götürdüler.

Bu gün çalışma saati başlar başlamaz telefonla aramaya başladım.(242 332 53 18) Gerçekten aklım , yüreğim bu köpekcikte kaldı. Ne yazık ki çalan telefona yanıt veren yok. Numarayı internetten kontrol edip doğru olduğunu gördüm. Evet işleri çok olabilir ama vatandaş olarak benim de sistemin işleyip işlemediğini takip etme hakkım var. Dünkü onca saatlik zaman kaybı zaten içimi acıttı.
Şimdi soruyorum; istediğiniz kadar stresten uzak yaşamaya çalışın, böyle bir durumda kendinizi nasıl iyi hissedebilirsiniz?

Not: Az önce telefonumu yanıtladılar. Henüz kırıkla ilgili girişimde bulunulmamış. Konuştuğum veteriner hekim ''Öncelik hayati fonksiyonların düzeltilmesinde'' dedi. Ben de her gün arayıp bilgi isteyeceğimi belirttim. Dualarınıza ihtiyacımız var.

28 Ocak 2011 Cuma

Begonvilli Ev Halleri / Hastalık Güncesi



Hastalıktan söz ederek moral bozmak istemesem de merak eden dostlar olduğunu düşünüp biraz anlatmak  istiyorum.

Yaklaşık  bir  aydır iyileşme grafiğimde yükselme olsa  da bir  kaç  gündür  biraz rahatsızım. Bu  rahatsızlığı  iki  yıl  önce de yaşamıştım. Yine  de iki  yıl  önce yaşadıklarıma  göre korktuğum  kadar  ağır  değil durumum.  Çabuk  yoruluyorum ama   günlük  işlerimi yavaş  yavaş yapabiliyorum. Dinlendirici müzikler dinleyip bol bol uyuyorum. Bir  kaç sayfa  da olsa okuyabiliyor, dikkatimi  toplamaya çalışıp yavaş yavaş  yazabiliyorum..Başladığım  işi  olabildiğince  çabuk  bitirme  isteğimi ve alışkanlığımı  şimdilik  rafa  kaldırdım. Örneğin  bu  yazıyı  yazmaya  dün  başlamıştım.. Kısacası enerjimi  tasarruflu  kullanmaya,  stresten  uzak  durmaya çaba gösteriyorum.. Elimden  geldiğince sizlerle  paylaşımlarım  devam etsin  istiyorum.

İşte böyle  dostlar.  Hepinize  sevgi  ve  selamlarımı   gönderiyor,  sağlıklı  günler  diliyorum.

3 Ocak 2011 Pazartesi

Şimdilik Hoşça Kalın!


Sevgili Dostlar,

Rahatsızlığım  nedeni  ile  bir  süre sizlerden  uzak  kalacağım.  Sağlığıma  tamamen  kavuşmayı  başarabilirsem sizlere Begonvilli Ev'den seslenmeye  devam edeceğim.

İçten  paylaşımlarınızla  yaşamıma  renk  katıp harika dostluk  duyguları  yaşattığınız  için  yürekten  teşekkürler. Hepinize  sevgi  ve  selamlarımı  gönderiyorum. Hoşça Kalın.....

1 Ocak 2011 Cumartesi

İnsanlık Ayıbı


Fatih'te, sokakta yaşayan yaşlı bir adam, yılbaşı gecesi soğuktan donarak hayatını kaybetmiş.

''Yılbaşı gecesi renkli anlar yaşanan İstanbul'da Kocamustafapaşa Meydanı'nda bankların üzerinde hareketsiz yatan şahsı gören vatandaşlar, önce şahsın nabzını kontrol etti. Yaşlı adamın nabzının atmadığını anlayan vatandaşlar durumu polise ve sağlık ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, şahsın soğuktan donarak öldüğünü tespit etti. Şerafettin Akgül (63) isimli şahıs, yapılan incelemelerin ardından ambulansla morga kaldırıldı.''

Böyle  verdi  haberi  gazeteler...

Ölüm  olayı  gerçekleştikten  sonra  farkedilmiş...  Öncesinde bir  Allah'ın  kulunun  aklına  gelmedi  mi  acaba, yaşlı  bir  adamın bir  bankta   donuyor  olduğu.  Muhtemelen  açtı da..  Koca  meydanda  bir kişi  de  Sosyal  Hizmetleri  aramayı  akıl  edemedi  mi? Sosyal  Hizmet  Birimleri  ve  belediyeler  neden  yeterli  önlemleri  alamıyorlar  böyle  durumlar  için?



Neden  hala  sokaklarda  ölüyor  insanlarımız?  Hem  de çoğunluğun eğlendiği, hatta  eğlencenin  tadını  kaçıracak   kadar  kontrolden  çıktığı  bir  gecede....

28 Aralık 2010 Salı

Stilish Blogger Award Ödülü


Onur  duydum  ve paylaşmaktan  mutlu  olacağım.  Kimlerle  mi?

Dekorasyon konusuna  ilgi  duyan tüm  blog  yazarları  ile.


27 Aralık 2010 Pazartesi

Shila Neredesin?


Minik'in  sevgili  arkadaşı, 4  yaşında Boxer kız, dünden  beri  kayıp. Çok  akıllı  ve  eğer serbest olsa  kesinlikle eve  dönebilecek yetenekte. Kırmızı tasması  var.Barbaros Parkı  civarında kaybolmuş. Çok  kaygılanıyoruz.Yardımlarınızı  bekliyoruz. Görenler  haber  verirse çok  sevineceğiz..

Tığ İşi Battaniye / Crochet Blanket


26 Aralık 2010 Pazar

Noel Filmleri




Üç  gündür belimden  rahatsız  olduğum  için rutin  işlerimi bile  yapamaz  oldum. Tam  da  yeni  bir  yılı  karşılamaya  hazırlanırken rahatsızlanmak  canımı  sıksa da, ''yaşamda  olağan  şeyler bunlar''  deyip moralimi yüksek tutmaya çalışıyorum. Kitap  okumaya, bol  bol  da  film  izlemeye zaman  ayırıyorum. En  çok  da hemen  her  gün yayımlanan  farklı zamanlarda çevrilmiş Noel konulu filmler..Çoğunlukla çocuk kahraman  ağırlıklı, duygusal  ve aile  değerlerini  öne  çıkaran  filmler.
Örneğin  ölmek  üzere  olan  annesine  noel  hediyesi  almak  için  olağanüstü  çaba  gösteren çocuğun  öyküsü. Ya  da  zengin  ama  işinden  başka  bir  şey  düşünmeyen duygusuz  babaya iyi  bir  ders  veren çocukla  annesi..

Kopuk  yaşayan  aile  bireylerini  bir  araya  getiren  ve  bir  daha  asla  ayrılmamalarını  sağlayan noel  yemeği.

Büyük  bir  alışveriş  merkezinde  noel  arifesinde  geçen  komik  olaylar.  Ayyaş ve  mağazayı soyma planları  yapan  Noel Baba'nın aslında  altın  kalpli  bir  insan  olduğunu  gösteren  durum  komedileri..

Noel'de  muhteşem  bir  düğünle evlenmek  isteyen şımarık  gelinin  kaprisleri  yüzünden  koca  adayını  nedimesine  kaptırması.

Konuşan  hayvanlar, birdenbire  ailesine  kavuşan  evsizler vs. vs.

Biraz  daha  gerçekçi  olanlar  da  var. Bir  hava  alanında  mahzur  kalan ve birbirlerini  tanımadıkları  halde  Noel'i birlikte  karşılayan  insanlar..

Kısacası  akla  gelebilecek  her  konuda ,  her  türde noelle  ilgili  filmler  yapılmış.  Birbiri  ardına izlemek  olası..Çoğu  sığ  ve çok  da  kalıcı  duygular  oluşturmuyor.
Yine  de  ağrılı  günlerimde epeyce  oyaladılar  beni.. Eski  filmler  daha  hoş  geldi  nedense.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Özgü Polyvore'da

Yeni  setlerimi  hazırlarken modelim Özgü  Namal oldu.  Güzel  bir  yüzü ve  gülüşü  var. Yabancı  modellerden daha  sıcak  ve  sevimli  bana  göre. Özellikle  Armani giysileri  çok  yakıştırdım ona. Bakalım  beğenecek misiniz?


Begonvilli Ev

Begonvilli Ev, Begonvilli Ev tarafından drawstring bags ile yaratıldı

Begonvilli Ev

Begonvilli Ev, Begonvilli Ev tarafından red handbags ile yaratıldı

22 Aralık 2010 Çarşamba

Dünya Kadınları Nasıl Besleniyor?

Dünya kadınlarının  bir  günlük yemek  listelerini  içeren  yazı  dizimiz  devam ediyor.
Sırada Namibya var;

NAMİBYA
1500 kalori
İsim: Viahondjera Musutue, Yaş: 23, Boy: 1.73, Kilo: 72.5 kg Meslek: Himba Kabilesi'nin üyesi

BİR GÜNLÜK BESLENME PROGRAMI (Mart ayı)
GÜNÜN İLK ÖĞÜNÜ
Mısır unu lapası (750 gr), tam yağlı kaymaklı süt (350 ml)

GÜNÜN İKİNCİ ÖĞÜNÜ Mısır unu lapası (800 gr), tam yağlı kaymaklı süt (350 ml)

GÜNÜN GERİ KALANINDA Tam yağlı kaymaklı süt (750 ml), kuş yumurtası (100 gr), yakındaki dereden su (35 ml)




20 Aralık 2010 Pazartesi

Sıcacık Tığ İşi Battaniyeler

Bu kış  başlamadan  tığ  işi  battaniyelere özenmiş  ve  iki  farklı  model  örüp  sizlerle  paylaşmıştım.  Üçüncüsü  de  neredeyse  yarılandı.


Bunlar  da beğendiğim  diğer  modeller. Belki  daha  sonra  örüp eşe  dosta  hediye  ederim.