6 Temmuz 2009 Pazartesi

Gezi / Sagalassos Antik Kenti





Geçtiğimiz hafta sonu gezi proğramımızda Sagalassos Antik kenti de vardı. Pazar günü Sagalassos'ta tarih ve doğa ile iç içe muhteşem bir gün yaşadık.


SAGALASSOS HAKKINDA BİLGİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Sagalassos Türkiye'nin güney batısında, Burdur'un Ağlasun ilçesinin 7 km kuzeyinde yer alıyor. Antalya'ya 115 km. uzaklıkta. Kent Torosların yüksek yamaçlarına kurulmuş. Bulunduğu coğrafi bölgenin adı Antik Dönemde'ki adı Pisidia.





Sagalassos'ta 15 yıldır süren kazı ve restoras yon çalışmaları var. Türk ve Belçikalı arkeologlar, yontu ustaları yoğun bir şekilde çalışıyorlar. Çalışmaları hakkında sohbet edip bilgi aldım. Örneğin yok olan sütun başlıklarını orijinaline uygun şekilde yapan yontu ustasının çalışmalarını izledim. Farklı renkle ilgili işlem görüp görmeyeceklerini sordum. Hiç bir işlem görmeyecekmiş yeni yontulanlar.





Sagalassos' da kimler Yaşamış?
MÖ.14. yüzyıla ait Hitit kaynakları Salawassa adlı bir Luwi dağ kentinden bahseder. İlerde Sagalassos adını almış olan yerleşim yerinin tarihteki ilk yazılı kaydı bu olabilir.
Frig ve Lidya dönemlerinde yerleşim bir kent niteliğine kavuşmaya başlar. İskender'in Anadolu'yu fethi sırasında, bu yöre halkı onun ordularına direnç göstermişler. Tarihi kaynaklar M.Ö. 332 yılında Sagalassos'un güneyinde yer alan üstü düz konik tepedeki çatışmanın ardından bu gün bu tepe halen İskender Tepesi adı ile bilinmekte..

Sagalassos Web.Sitesi
Sagalassos'un Florası


Yaşamdan / Tam 33 Yıl Sonra




CNBC-e dizilerinden biri var ki, konusu ile olduğu kadar görselliği ile de ilgimi çeker; Cold Case. Bir dedektif! Meslek aşkıyla çalışıyor... Unutulanlar için adaleti savunuyor. Raflara kalkan dosyalar anlatıyor, o da sonunu yazıyor. Dedektif Lily Rush yıllar öncesinin çözülememiş ve kaldırıldıkları raflarda tozlanmaya mahkum edilmiş davalarını gün yüzüne çıkarıp aydınlatmaya devam ediyor. Dizinin en etkileyici ve başarılı yönü de 25-30 yıl öncesinin olaylarının, siyah beyaz olarak ve o yılları gösteren görüntülerle verilip sonra da günümüze dönülerek, kişilerin yıllar sonraki hali ile gösterilmesi. İşte ben geçtiğimiz hafta sonu, yılda bir kez yapılan mezunlar buluşmasında aynen bu durumu yaşadım. Gerçi bizde suç ve suçlular yoktu çok şükür ama doğa yasaları işlemiş, zaman herkese az ya da çok yapacağını yapmıştı. 1976 Isparta Kız Öğretmen okulu mezunları ve sevgili öğretmenlerimizin bazıları Isparta'da toplandık. Yurdun çeşitli yerlerinden gelebilenlerle çok hoş bir hafta sonu yaşadık. Elbette katılım oldukça azdı ama en azından katılanlarla o heyecanı ve mutluluğu yaşadık. Okulumuza gittik. Şehir turu ve şehir dışında turistik geziler yaptık. Akşam müzikli bir yemek eşliğinde yıllar öncesinin anıları ile harmanlanmış bir gece geçirdik. Zaman zaman çocuklaştık, zaman zaman hüzünlendik, neşelendik. Sevgili Öğretmenlerimize ve arkadaşlarımıza teşekkürler.

Yaşam Savaşı Devam Ediyor / Cimcime Kız Şu An Ameliyatta


Bu sabah Cimcime kızı görmeye gittim. Artık operasyona hazır duruma geldiğini söyledi veterinerimiz. Zaten gözle görülür bir iyileşme de vardı. Şu saatlerde operasyon devam ediyor. Belli ki bu şirin ve dirençli kız yaşam savaşını kazanacak. Operasyondan sonra da iyi bir bakımla sağlıklı bir kedicik olarak hayata devam diyecek. Şimdilik en önemli sorunumuz bu savaşçı kıza bir yuva bulmak. Haydi hayvan severler, bizi bu zorlu yolda yalnız bırakmayın. Benim kedi kızım Jane de aynı yollardan geçerek bize gelmişti. Evimize kattığı mutluluğu ve güzelliği anlatamam. İlginizi ve desteğinizi bekliyoruz.


3 Temmuz 2009 Cuma

Yine Yaşam Savaşı / Başarırsak Yuva Arıyoruz !





Dün akşam üzeri yine, pek de yabancısı olmadığım bir telaş, bir koşuşturma yaşadık. Parktaki rutin akşam üzeri yürüyüşümüzde ölmek üzere olan küçük kedicikle karşılaştık. Öykü yine bildik öykülerden; bir kaç haftalık yavru çocuklar tarafından bulunmuş, parka bir kutu içinde getirilmiş büyüklerden yardım istemek üzere..

Bir piknik masasının üzerinde, köpek sahibi hanımlardan birisi süt içirmeye çalışıyordu ama kedicik sadece nefes alabiliyor ve ölmek üzere olduğu görünümü veriyordu. Tabii ki hemen duruma el koyup veterinere koşturmak bana düştü. Sabırlı ve mesleğini gerçekten seven veterinerimiz, yavrunun durumunun çok ciddi olduğunu, eğer damar yolu açılabilirse belki yaşama şansı olabileceğini söyledi. Ön sol ayakta da kırık vardı. Çok zorlukla damar yolu açılıp serum takıldı, gerekli enjeksiyonlar yapıldı. Dış parazitlere karşı ilaçlandı. Onlarca pire muayene masasına döküldü. Kısacası, açlıktan ve susuzluktan barsak, böbrek fonksiyonları çok hasar görmüş, ayağı kırık, vücudu pirelerle dolu kız yaşam savaşı veriyor. Sabah görmeye gittiğimde incecik sesiyle miyavlıyordu. Veterinerimiz Berkant Bey ve Asistanı Ahmet iyileşebileceğini söylediler. Ne de olsa o sokaklarda doğmuş olmanın verdiği dirence sahip savaşçı bir küçük kız. Genel durumu düzelince kırığı için operasyon geçirecek . Eğer bu küçük savaşçı başarabilirse ona yuvasını açacak bir hayvansever arıyoruz. Lütfen ilginizi esirgemeyin. Siz ya da tanıdığınız yakınlarınız, arkadaşlarınız ona aile olabilirsiniz.
Not: Kediciği sahiplenmek isteyenlerden tedavi giderleri talep edilmeyecek. Tüm tedavisini ben karşılıyorum. Veterinerimiz de indirim yapıyor. Çağman Veterinerlik Kliniği'ne teşekkür ediyoruz.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Yaşamdan / Perge Antik Kenti Yanıyor



Fotoğraflar Flickr'dan alıntıdır.



Şu an tv. den izlediğim bir yangın haberi yine içimi yaktı. Perge yanıyor..

PERGE HAKKINDA BİLGİ İÇİN BURAYI TIKLAYIN
Her yaz bu acıları yaşıyoruz zaten. Bu kez dünyaca ünlü Perge Antik Kenti yanıyor cayır cayır. Binlerce yıllık tarihi kalıntılar geri dönüşü olmayacak şekilde kararmış. Bölgenin karakteristik bitki örtüsü olan makilik alan tutuşmuş ve tabii ki bölge faunası da içler acısı durumda yanmakta. Dayanılır gibi değil..Umarım fazla yayılmadan kontrol altına alınır. Evet, mevsim olarak orman yangınlarının neredeyse olağan olduğu bir zaman dilimindeyiz ama hiç mi engelleme ya da önlem alma şansımız yok? Her konuda ve her alanda olduğu gibi orman yangınlarında da önlem ve müdahale açısından yetersiz olduğumuz görülüyor.. Özellikle insanların bilinçlendirmeleri konusunda daha fazla gayretli, daha etkin bir yönetim ve eğitim proğramı gerekli. Bizler de daha duyarlı olma ve otokontrol bilincimizi geliştirme yönünden çaba göstermeliyiz. Yalnızca üzülmek işe yaramıyor..

30 Haziran 2009 Salı

Severek İzlediklerimden / Sinema / Alışveriş Manzaraları





Film bilgileri

Film ‘in Adı: Alışveriş Manzaraları
Tür: Komedi
Yönetmen: Paul Mazursky
Görüntü Yönetmeni: Fred Murphy
Senaryo: Paul Mazursky, Roger L. Simon
Oyuncular: Woody Allen, Bette Midler, Bill Irwin, Daren Firestone, Rebecca Nickels
Yapım: 1991, ABD
Yapımcı: Paul Mazursky
Muzik: Marc Shaiman
Film Süresi: 1 saat, 30 dk.
Bette Midler ve Woody Allen'in başrollerini paylaştığı enfes komedi geldi nedense dün aklıma. Daha doğrusu bir arkadaşımla şakalaşırken kendimi Bette Midler'in canlandırdığı baskın karakterli inatçı ama eğlenceli kadın tipine benzetince en çok aklımda kalan filmlerinden biri olarak anımsayıverdim. Avukat Nick Fifer (Allen) ve eşi Deborah’la (Midler), on altıncı evlilik yıldönümlerinde dev bir alışveriş merkezinde karşılaşırız. Çift, bir yandan alışveriş yaparken, bir yandan da eskimiş, yorulmuş ilişkilerini sınama imkânı buluyorlar.
1991 yapımı bu filmde keyifli çift güya alışveriştedirler ve saatler ilerledikçe evlilikleri sorgulanır ister istemez ve öyle itiraflar yapılır ki..Bette ve Wody'nin müthiş performansları ile film nefis bir komedi ile trajedi arasında gidip geliyor. İzlemeyenler izlesin diyorum.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Ev Dekorasyonu / Dekorasyonda Harikalar Yaratan Ayrıntılar

Ev dekorasyonun püf noktalarından biri de duvar renkleri ve mobilya duvar uyumu. Düz renkli duvarlar yerine , mobilyaya uygun renkte ve formda desenler, yaşam alanlarına hareket ve estetik duygusu katıyor. Bu uygulamalar şablonlarla kolaylıkla yapılabiliyor.


Ve siyah beyaz şıklığı zirve yapıyor

Pastel desenler çok hoş bir hareket duygusu katıyor ortama



Romantik ve sade, bence çok hoş

Çok beğendiğim bir uygulama daha

27 Haziran 2009 Cumartesi

Begonvilli Ev'in Mutfağından / Gerçek! Acıbadem Kurabiye



Acıbadem kurabiyeyi çok severim. Kıtır kıtır sertliği, hafif yapışkan şekerli tadı ve enfes badem kokusu ile, kurabiyeye adını veren acı badem aromalı lezzetini çayın yanına çok yakıştırırım. Ne var ki son zamanlarda findıktan yapılmış kurabiyeler acı badem kurabiye olarak satılıyor pastanelerde. Üstelik bildiğim kadarı ile un kullanılmaması gerekirken un da katılıyor yeni tariflere. Tabii ki sonuçta findık tadı baskın, o özlediğim hafif yapışkanlığı olmayan kurabiyeler çıkıyor ortaya. Ben de üşenmeyip epeyce araştırdım ve bir kaç tarif denedikten sonra çocukluğumun enfes tadına en yakın olanı buldum.


Malzemesi
1 bardak badem
8-10 tane acı badem
1 bardak pudra şekeri
4 yumurta
YAPILIŞI:


Bademler sıcak suya konularak bir kaç dakika haşlanır, üzerine soğuk su dökülür ve kabukları soyulur. Kağıt havluda iyice kurutulup rondodan geçirilir. Cam bir kapta bademlerin üzerine pudra şekeri ve yumurta akları eklenir. 20-25 dakika karıştırılır.Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine ceviz büyüklüğünde toplar halinde yerleştirip üzerine bir fırça ile şekerli su sürülür. Ortanın biraz altında sıcaklıkta(ben 120 dereceye ayarladım) pembeleşinceye dek pişirilir. Soğuyunca alınır, yoksa kırılabiliyor. Afiyet olsun.

26 Haziran 2009 Cuma

Yaşamdan / Kişisel Bakım Ürünleri


İnsanlık tarihinde kozmetik ve kişisel bakım ürünleri alanının çok iyi bir pazar olduğu keşfedileli çok oldu. Tüm insanlarda olan bakımlı, sağlıklı ve güzel olabilme isteği, büyük firmaların ağzını sulandıran öyle bir pazar oluşturdu ki, bu pazarda yok yok. . Kadın ya da erkek, herkesin arayış içinde olduğu bir alan bu kişisel bakım ürünleri pazarı. Öyle çeşitli ürünler var ki piyasada; vücudun her bölgesi için ayrı kremler, çok çeşitli temizleme maddeleri, nemlendiriciler, jeller, köpükler, maskeler, serumlar, kaynağının ve içeriğinin ne olduğunu bilmemize olanak olmayan pek çok ürün mucizevi etkilerinden söz edilerek pompalanıyor bu büyük pazara. Her marka kendi ürünlerini göklere çıkarıyor, en iyisi olduklarını iddia ediyor. Salyangozdan tutun da üzüm çekirdekleri ekstresine, anemon çiçeklerine, gül yaprağına, köpek balığı kıkırdağına, karınca yumurtasına kadar aklınıza gelebilecek her şeyden elde edilen bu ürünlerin pek çoğu, reklamcılığın tüm olanakları ile tüketime sunuluyor. Her firma en doğal, en mükemmel, en enn ennnn harika ürünleri sunduğu iddiasında. Elbette gerekli izinler alınarak piyasaya sürülüyorlar ama vaadedilen sonuçlara gerçekten ulaşılıyor mu bu ürünler kullanılınca? O büyük özlem; güzel ve bakımlı olabilme isteği, en büyük yardımcısı üretici firmaların. Biraz merak, biraz kıskanma ve özenme duyguları da girince işin içine satışlar artıyor. Alınan bir çok pahalı ürün ise sadece hayal kırıklığı yaratmaktan öte gidemiyor. Beklenti çok büyük olunca yaşanılan hayal kırıklığı daha da büyük oluyor. Kısacası, bir kaç sürüşte kırışıklıkları neredeyse yok eden, selülitleri silip süpüren, leke ve çatlakları kaybeden mucizevi kremlere, serumlara, kaynağını ve içinde ne olduğunu bilmediğimiz, annemin deyimi ile ''dünyanın parası'' ile alınan ürünlerin yaratacağı mucizelere çok da inanmıyorum açıkçası. Yararlı olabilirler ama bir yere kadar. Belki de ilaçlarda olduğu gibi bu ürünlerde de plaseba etkisi vardır. Kullanıyor olmanın verdiği rahatlama ve özgüven iyi geliyordur insanlara.

Ambalajlama ve sunum da çok önemseniyor elbette ve ürünlerin kalitesi kadar albenisi de olmalı ki ilgi çeksin ve psikolojik olarak tüketiciyi etkilesin.Böylelikle maaliyetler daha da artıyor. Elbette, maddi açıdan herkesin rahatlıkla alıp tüketebileceği ürünler değil bu ürünler. O zaman da alternatif bir pazar oluşuyor; doğa..Bazen maddi alım gücü olduğu halde doğal ürünleri yeğleyenler de oluyor. Onlar da benim gibi pahalı ama içeriği bilinmeyen ürünlere kuşku ile bakanlar. Birkaç yaz önce Marmaris'te bir restoranlar zinciri sahibi bir Fransız bayanla tanıştık. Ekonomik durumu ve Paris'te yaşamanın sağladığı olanaklarla her türlü kaliteli ürün elinin altında olan bir hanımdı ama bizim ev yapımı saf zeytinyağlı sabunların hayranıydı. O ve ailesi, her yıl tatilini yapmaya geldiği Türkiye'den götürdüğü sabunlar dışında kişisel temizlik ürünü kullanmıyormuş.Tonik olarak sadece gülsuyu kullanmak, peeling işlemi yerine geleneksel keseyi uygulamak, el ve ayak kremi olarak gliserin ve limon suyu kullanmak oldukça popüler. ''Süpermarketlere karşı aslan bakkal !'' tarzı bir yaklaşım oldu bu örnekler ama tercih insanlara kalmış. Deneyimler ve mantık çerçevesinde, içeriğini bilmediğimiz ürünler için deneme tahtası olmaktan ve boşa para harcamaktan iyi gibi geliyor bana.


Bir de uzman konusu var. Böyle hareketli bir piyasada ortalıkta uzmandan geçilmiyor. Bu işin uzmanı olduğu söylenen insanların uzmanlıklarını ne şekilde edindikleri de ayrı bir araştırma ve tartışma konusu. Pek çoğu, üretici firmaların kısa süreli kurslarından ve seminerlerinden katılımcı belgesi alıp uzman olduğunu iddia ediyor. Bu uzman kişilerce, eczanelerde, kozmetik mağazalarında, hipermarketlerde, güzellik salonlarında, spa merkezlerinde yani tezgah açılabilecek her yerde, bilgisayarlı makinelerle, neredeyse show niteliğinde cilt ve saç analizleri yapılıyor. Yaşa ve yaşam tarzlarına bağlı olarak son derece olağan olan durumlar abartılarak sorunmuş gibi(Ama sanki o ürünlerle kolayca giderilebilecek bir sorunmuş gibi)gösteriliyor. Ardından bir kaç ürün satma çabası geliyor. Bence o kişiler gerçekten uzman kişiler ama güzellik uzmanı olmaktan çok pazarlama uzmanı özellikleri taşıyorlar..(Bir yerlerde bu işin gerçekten eğitimini almış gerçek uzmanlar vardır elbette; onları tenzih ediyoruz)

Ayrıca hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle ürün geliştirme konusu da işin başka boyutu. Kısacası ben doğaldan ve doğadan yanayım,

Sağlık ve güzellikler sizinle olsun.

Unutulmaz Müzikler / Can Atilla





Unutulmaz dizi ve film müzikleri ile tanıyoruz O'nu.


CAN ATİLLA WEBSİTE



İşte aklıma gelen bazı film ve dizi müzikleri;

Ferhunde Hanımlar

Şaşıfelek Çıkmazı

Vasiyet

Sır Çocukları

Kuruluş - Osmancık

Bam Teli

Kuvayı Milliye Destanı

Gayri Resmi Hürrem

Yer Demir Gök Bakır


Devlet Tiyatroları'nda sahnelenen birçok oyunun da müziklerinin bestecisidir. Can Atilla, New Age türünde evrensel müzik yapmaktadır. 13 Mayıs 2008 tarihinde İngiltere Kraliçesi'ne özel bir konser veren sanatçı, klasik müzik alanında tek Türkçe yayın organı olan Andante dergisine "Tek kişilik orkestra" başlığıyla kapak olmuştur. Benim için ''bir numara''lardan biridir.




DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN




Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

23 Haziran 2009 Salı

Severek Dinlediklerimden / Zerrin Özer / Ömür Geçiyor


Son günlerde dinlediğim en güzel şarkılardan biri ve bana göre Türkiye'nin en iyi kadın vokallerinden biri seslendiriyor. Söz: Bülent Yetiş Müzik: Şehrazat

Gözlerim senden hatıra
Giderken iyi bak demiştin
Sana nasıl alışmıştılar
Gittin gideli gözüm hiçbirşey görmüyor.

Belki bu gece belki bir sabah
Duygular çoşar düşersin yollara
Belki kapımı çalarsın ansızın
Elinde güller gözünde yaşlarla.

Ben unuttum çoktan beni kırdığını
Sen de unut yoksa ömür geçiyor
Yalnız benim için bak derdin
Gözlerim o gün bugün seni arıyor

Yaşamdan / Küba'daki Atatürk Büstü Çalınmış!



Küba'nın başkenti Havana'da Zapata Caddesi ile Salvadar Allende Bulvarı'nın kesiştiği yerde, Havana'nın en önemli caddelerinden birinde bir Atatürk büstü olduğunu biliyor muydunuz? Büstün altında da Atatürk'ün ''Yurtta Barış Dünyada Barış'' sözü yazılıymış.

Küba halkının fakir olmalarına rağmen çok güzel bir kültür mirasları var. Tüm ambargolara rağmen tıpta çok ilerlemişler. Küba’nın emperyalizme karşı koymaya çalışan bir ülke olması nedeniyle ülkede yabancı heykeller, büstler yer almıyor. Küba’da yabancı bir devlet adamına ait tek büst Atatürk’ün büstü.. Bunu görmek, göremeyenler için de orada bir Atatürk büstü olduğunu bilmek çok gururlandırıcı(ydı).

Ama ne yazık ki artık orada Atatürk büstü yok. Dün İz Tv. de izlediğim bir bir belgeselde yapımcı ve araştırmacı Ayhan Sicimoğlu'ndan duydum ben de bu kaybolma olayını. İşin iç yüzü nedir pek belli değil. Bakalım Dışişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı bu işe el atacak mı????