20 Şubat 2011 Pazar

Muhteşem Bir Pazar

Hem  gün olarak,  hem  de köy  meydanındaki  alışveriş  alanı  olarak gerçekten  de muhteşem  bir  pazardı..

Dün Antalya'nın narenciye  cennetlerinden  biri  olan  Çakırlar'daydık. Köyün  ortasındaki  ana  yola pazar  kuruluyor.
Çakırlar, hafta sonları  için kahvaltı  cenneti. Çok  makul  fiyatlarla,  tertemiz  havada köy  kahvaltısı yapabilirsiniz.
Ağaçlar  portakal,  limon  ve turunçtan  yıkılıyordu  adeta. Aşağıdaki fotoğraftaki bahçede  portakallar  toplanmış, sadece  kalanlar  bunlar..
Pazarda çok  ilginç görüntüler  vardı. Örneğin bu çalışkan  hanım  anında  taze  nar  suyu  hazırlıyor,  kuyrukta  bekleyenlere  zor  yetişiyordu. Nar  suyu  gerçekten  nefisti.
Bir  başka  çalışkan  hanım turunçları  rendeliyor, iplere  diziyor. Fotoğraf  karesine  fazla  girememiş  ama  yanında  mis  kokulu  nergisler..Turunçları  isteyen  rendelenmiş  olarak, isteyen iplere  dizilmiş  olarak  ya  da hiç  bir  işlem  görmemiş  olarak  alabiliyor.  Hatta  reçel  olarak  da  yapmış,  satışa  sunmuş. Ben  ilk  kez  rendelenmiş  olarak satın  aldım  bu  yıl.


Tezgahlardan görüntüler..Sıkmalık portakal 3  kilo 2  lira,  tatlı  bübere dikkat:)





19 Şubat 2011 Cumartesi

Begonvilli Ev Halleri / Sabah Maceramız


Her  sabah  olduğu  gibi  pazar  günleri  de  en  geç saat 6'da ayaktayız. Minik'in  kuyruk hareketleri eşliğindeki ''ııııhhh ııhhh!''  sesleri  ile  zaten  başka  şansımız  yok. Yüzümü  yıkayıp  dişimi  fırçaladıktan  sonra bir  torba  mama  alıp  Minik'le düşüyoruz  yollara..Minik'in kulaklarını arkaya  atıp kuyruğunu  sallaya sallaya yürüyüşünü  görmenizi isterdim.  Hem  yürüyüş  yapıyor, hem de  sokakta  bizi  bekleyen  minik  paticiklere  mama  veriyoruz.  Sokaktaki kedicikler bize  öyle  alıştılar  ki  belirli yerlerde çoktan  bekliyor  oluyorlar. Bazıları  sevinçle  Minik'i koklayıp oynamak  bile  istiyor. Dönüşte parkta fitnes  aletleri  ile  biraz egzersiz  yapıp eve  dönüyoruz.  Bu  arada  saat  sekiz oluyor  ama  hemen  kahvaltı  faslına  geçemiyoruz. Üzerimi  değiştirip özel  kostümlerimi giyiyor,   kapıcı  dairesinde  barındırdığımız  yaralı  sokak  köpeğimizin  bakımı için aşağıya  iniyorum. Yan  dairede  oturan  komşum  da  hazırlanıp  beni bekliyor ve  bana  eşlik  ediyor  ama  halimizi görmek  lazım.  Köpeğimiz bizi  görünce    kocaman  gövdesi ile bize  sokulup  patilerini  omuzumuza koymak  istiyor. Ayrıca  her  türlü  temizliğini  yapmak  zorunda  olduğumuz  için  olabildiğince  korunmalı  giyinmek  zorundayız. Saçlarımı  bir  eşarpla  topluyor, eldiven, maske  destekli, eşlerimizin eski  gömlekleri ile oldukça  komik  bir görüntü oluşturarak bu  işleri  yapıyoruz. Komşum  biraz  daha  abartıyor korunma  işini.  Saçında ameliyat bonesi, ellerinde  eldivenleri, maskesi  ve  eşinin  ekose  gömleği ile iniyor  aşağıya:) Dün köpeğimizin  temizlik  ve  bakımını  bitirmiş, elimizde  kocaman  çöp  torbaları  ile ve  o  komik  kostümlerimizle  başka  bir  komşumuzla  karşılaştık.   Bizi  bu  kılıkla  görünce  çok  şaşırdı. Ben  gayet  ciddi  bir  ifade  ile, ''apartmanın  temizlikçisinden  memnun  olmadığımız  için  artık  bu  işi  biz  yapıyoruz''  dedim.  Apartman  yönetimi  bizde  olduğu  için inandı  ama  çok  da  şaşırdı. Aslında  neden  olmasın, gerekirse her  işi yapabilecek kadar olgun  ve  gerçekçi  olmak  lazım.  Yine  de  görüntümüzün çok  komik  olduğunu  kadıncağızın  şaşkın  bakışlarından anladım:)) Dakikalarca  güldük...İşte  böyle  bir  haldeyiz. İyi  pazarlar...

Tığ işi timsah Örgü / Crocodile Stitch

Kış  biterken  timsah  örgü  öğrendim.  Hemen  bir  eldivende  kullandım. Çok  şık  oldu. Ama  öyle  farklı  yerlerde  kullanmışlar  ki, hepsi  de  birbirinden hoş  olmuş.



Timsah  örgünün  yapılışı  aşağıda.

18 Şubat 2011 Cuma

İlkbahara Az Kaldı

Her  ne  kadar  bugün  fırtına  ile  uyansak  da  bir  kaç  gündür  hava  ılık  ve güneşliydi  buralarda. Yavaş  yavaş  kışlıklardan  baharlık giysilere  geçiş  yapmaya başlayacağız.  Bu  yıl yeşilin  farklı  tonları  fazlaca  kullanılmış yeni  koleksiyonlarda.  Böyle klasik  kesimli  bir  elbiseyi  abartısız  aksesuvarlarla ve  küçük  bir  hırka  ile   rahatlığı  ve  şıklığı  birleştirerek giyebiliriz.

17 Şubat 2011 Perşembe

Petiniz İçin Tığ işi Minder

Kızıma Tığ işi Minder Ördüm.

 Örmek  istiyorsanız kalın  makarna  yün  ve  en  kalın tığ alacaksınız.  Ben  evdeki  artmış  yünleri  kullandım. Ortadan beş  altı  zincirle  başlayıp,  üçlü  trabzanlarla,  düzgün  bir  yuvarlak  elde  etmek  için her  sırada aralarda artırarak öreceksiniz. Artırma  işini  kontrollü  yapın. Yani  godeli  ya  da  çukur  olmamalı. 11 sıra  sonra  artırmayı  bırakıp düz  örün. Bu  da  7  sıra  olacak. Kenarları içe  kıvırıp elyafla  doldurarak simit  şeklinde dikin.  İçine  neşeli  desenli  bir  kumaştan  fırfırlı  bir minder  de  dikmeyi  düşünüyorum  ama  uygun  renkli  kumaşım  yoktu  evde. Daha  sonra yapacağım.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Yaralı Sokak Köpeğimiz

Anımsayacaksınız;  15  gün önce  evimin  önünde  vicdansız  bir  sürücü çarpıp  kaçmıştı. Ön  ayağında  iki  kırık  ve vücudundaki ezilmelerle çaresizce ağlıyordu. Belediyenin Sokak Hayvanları Bakım  Merkezi'nde tedavi  yerine  zaman  kaybı  ve  acı  yaşatılmıştı. Bu  kötü  deneyimden  sonra  oradan  aldırıp  kendi  olanaklarımla  ve  komşumun  yardımı  ile  özel  bir  klinikte  tedavisini yaptırdım. Apartmanın boş  kapıcı  dairesinde kaçak  olarak  bakıyorum.  Apartmanda  hayvanları  sevmeyen  insanlar  var. Kısırlık  ameliyatı  ve  aşıları  da  yapıldı. Gitgide  iyileşiyor. Bir  sokak  hayvanının  bu  kadar  uyumlu  ve  eğitime  açık  olması beni  hayrete düşürüyor. Gösterdiğimiz  yere  tuvaletini  yapıyor,  pati  veriyor,  otur  deyince  oturuyor. Alçısı  çıkarıldıktan  sonra  ne  olacağı  beni  kara  kara  düşündürüyor.  Çünkü  bulunduğu  yerde  fazla  tutamam. Tutsam  bile  orada kapalı  kalması  insafsızlık  olur. Bahçeli   evi  olan hayvanseverlerden  yardım  istiyoruz. Eğer bu güzel  hayvanı  sahiplenirseniz  asla  pişman  olmazsınız.

Rüya Kent Antalya

Antalya'da  bugün  hava sıcaklığı 22 derecenin üzerindeydi..Masmavi  bir  gökyüzü, tertemiz  bir  hava  ve canlı  bir  kent  yaşamı  vardı şehir merkezinde.
 Alışveriş yorgunluğunu Kale Kapısı'ndaki bu  vitamin barlarda  taptaze  meyve suları  içerek atabilirsiniz.

14 Şubat 2011 Pazartesi

13 Şubat 2011 Pazar

Bugün Sokak Hayvanları İçin Kermesimiz Vardı(Antalya Haysev'in)

Onların  sokaklarda  verdiği  yaşam  kavgasına  birazcık  katkımız  olsun  istedik.
Bu  Jale
Sevgili Jale'ye   ve  emeği  geçen  tüm  hayvanseverlere  teşekkürler.
Ben  ve  Jale


Rahatsızlığım  nedeni  ile  aktif  olarak  çalışamasam  da katkıda  bulunmaya  çaba  gösterdim.

12 Şubat 2011 Cumartesi

Gülümseten Tasarımlar

Tığ  işi  ve  örgüyü seviyorum  ya; şöyle  bir  göz  atayım  herkes  neler  yapmış dedim ve  bu  gülümseten tasarımları  gördüm.

Uçuk  kaçık  demeyin, üşenmemiş  örmüş  elin  kadını:)Süslemiş ötesini berisini.

Örneğin  yumurtalara kılıf  örmüş rengarenk.  Bizde sofraya  geldiği  an tüketildiğinden  gerek  var  mı bilemiyorum.
Paspas  örmüş  bir  de,  ne  bileyim, iyi  temizler  mi?


Aaaa,  bakın  bu  tam  benlik.  Kokoş ama cici  bir  şey. Sokakta  olmasa  da evde  giyerim,  sevdim  bunu:)


Perdeler süslenmesin  mi? Fena  da  olmamış  hani.

 Bir  de  bu  elmayı  neden  giydirdiğini  anlasam?



Abajuru  sevdim  aslında  ama ışığa  engel  olmaz  mı?

11 Şubat 2011 Cuma

Kitch Binalar


Her  meslek  alanının iyileri  ve  kötüleri  var. Ne  yazık  ki yaşam  alanlarımıza  damgasını  vuran ve  kültürümüzün   yansıması  olan mimaride de bu  böyle..  Mimar  var  sözde  mimarlar  var. Bir  diploma  edinilmiş bir  şekilde ama  yapılan  işlere  bakılınca çirkinlik  ve  kullanışsızlıktan  başka  bir  şey  olmadığı  görülüyor.

Adını  tarihe  dahi  mimar  olarak yazdırmış  bir  kişiden alan  üniversitenin  mimarlık  bölümünden  mezun  bir  kişi tanıyorum. Mezuniyet  tezini ,  parayı  bastırıp başkasına  hazırlattığını hiç  utanmadan  söyleyen  biri  bu.  Mesleğinde  ne  derece  başarılı  bilemiyorum.  Etrafımdaki  ucube  apartmanları  ve  kitch  binaları  gördükçe  hep  o  kişi  geliyor  aklıma.


Yaşadığım  yerde balkona  çıkınca, bulvarın  iki  yanına sıralanmış  yedi  katlı birbirinden  ucube,  kalitesiz  apartmanları  görünce içim  sızlıyor.  Denize  beş  dakika  yürüme  mesafesindeki  bu yerin  böylesine  görüntü  kirliliği  ile ziyan  edilmesini  aklım  almıyor. Bu  durumun  sorumlusu  sadece  mimarlar  değil  elbette. Çocukluğumda bahçeli  güzel  evlerin  olduğu  bu  yerler apartman yaptırıp  kazanç  sağlama  uğruna, en  fazla  daire  ve  dükkan  veren  müteahhitlere verildi.  Herkesin  tek  düşündüğü  olabildiğince  fazla  sayıda  daire  sahibi  olabilmekti. Ortaya  çıkacak  yapıların  estetiği,  sağlamlığı,  çevreye  uyumu  kimsenin  umurunda  değildi. Durum  böyle  olunca  inşaat  işlerinden  hiç  anlamayan  bazı  müteahhitler  türedi. Masraftan kısarak hem  toprak  sahiplerini  memnun  etme  hem  de  kendi  ceplerini  doldurma  yoluna  gittiler. Çizilen  planlar  da  fazla  daire  çıkarma  amaçlı  kullanışsız ve   uyduruk tasarımlardı.  Hatta  bazı  mimarların  kendi  çizimleri  olmadığı  halde,  ruhsat  için  projelere  imza  attıklarını, inşaatçı  olan  amcalarımdan  duymuştum. Dış  görünümler  ise içler  acısıydı. İçleri de öyle.. Bitişik  iki  blogda  alakasız  dizaynlar  ve  renkler,  apartman  önlerinde  farklı  malzemelerle  yapılmış  zemin  düzenlemeleri,  kot  farkları  vs durumu  daha  da  kötü  hale  getirdi.  Yeşil  alan  kavramı  hiç  önemsenmedi..Bahçeler  yok  edildi,  bahçelerde  yaşayan  kediler,  kuşlar  kaplumbağalar  yok  oldu.. Kısacası  geri  dönüşümü  neredeyse imkansız  pek  çok  hatalı  yapı  ile  doldurulmuş  bir yaşama  alanı  oluşturduk. İçinde yaşamak  zorunda  kaldık ve bırakıldık. Üstelik bir  de  yaşamsal  yönü  var  bu  ucube  binalarla  dolu  hayatın..Bir  deprem  durumunda  yaşanılan  facialar ortada...Yine  de  ders  almadık.
Bir  de  aklımın  almadığı  şu  ki, bir  kentin  kaderi  diyebileceğimiz  yapılaşma  ile  ilgili  kararları alan  ve  uygulamalara  onay  veren kurumların  nasıl  tüm  bu olumsuzluklara  göz  yumduğu. ..Kültürel  mirasımızın  mahvedilmesine  neden  olan  kişiler,  kurullar ve  onay  mercileri  ,  hepiniz  suçlusunuz...

Kentlerin, yerleşim  birimlerinin  bir  ruhu  olduğuna  inanıyorum. Özgün  mimarisi  olan   tertemiz  batı  kentlerine  imreniyorum. Yüzyıllarca  öncesi  oluşturulan  tarzlarını  klasik  bir  tablo  gibi  koruyabilen  kentler, kasabalar  var.  Bizde o  kadar  az  ve  yetersiz  ki..  Çok  sevdiğim  Antalya'nın Kaleiçi  semti  bile turizme  teslim  olup  özgünlüğünü  kaybetti.  Turizme  karşı  değilim  ama   o  özgün  Antalya  evlerinde  yaşayan görgülü  ve  kültürlü   insanlardan eser kalmadı. Yapılara  bir  takım   eften  püften  oturma  yerleri eklendi.  Yer  kazanmak için bahçelerdeki  portakal  turunç  ağaçları  kesildi. Bazı  güzelim  evler  harabeye  dönüştü  ve  yıkıldı.. Kaleiçi'nin  mimari  dokusu  değişti.  Sosyal  yapısı çoktan dönüşüm  geçirdi.. Her  yerde, turistlerin  peşine  düşen  çığırtkan  satıcılar  ve lokantalara,  barlara, dükkanlara  müşteri  çağıran  garsonlar  olması  sinirimi  bozuyor.

Özellikle  şehirler  arası otobüs  yolculuklarında  bir  yerleşim  yerine girerken  dikkar  kesilir,  heyecanla  izlerim  etrafımı. Mimari  bir  tarz,  özgün   ve estetik  açıdan hoş, çevre  ile  bütünleşmiş  yapılar  görebilecek  miyim  diye..Çoğu  kez  hayal  kırıklığı  yaşarım. Yine  de  bazı  köylerde  mimarlık  eğitimi  almamış,  yöresel  ustaların  yaptığı  harika  evlere  rastlamak  olası. Örneğin  Ege  kıyılarındaki  taş  evler.  Manavgat'ın  Köprülü  Kanyon  yöresindeki  dağ  köylerinde  de  gördüm  bu  evlerin  farklı  türlerini.  Kendi  iklim  koşullarına  akıllıca  uyarlamışlar.  Ne  var ki  yeni  yapılar  özenti ve kitch olmaktan  öte  gidememiş.
Bu  yazı  uzayıp  gider ..Estetik  yoksunu, kalitesiz  ve  kar  amaçlı  yapılaşmaya son  vermek  için  öncelikle  sektördeki  meslek  gruplarının  ve  denetim  birimlerinin  görevlerini  iyi  yapmaları  gerekir..

10 Şubat 2011 Perşembe

Tığ İşi Zig Zag Battaniye

Sevgili Şehnazca, zig zag battaniyenin örülüşü aşağıda.
Yukarıdaki battaniye


Üçlü  ya  da ikili trabzanlarla  örebilirsiniz.Araya bazı  sıralarda sıkiğneler yaparak farklı  dokular  elde  edebilirsiniz.  (Örnegin renk  değişimlerinin arasına) Artırma ve eksiltme  tekniği  aynı.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Kozmetik Ürünlerini Hayvanlar Üzerinde Test Eden Firmalar




Şeytanın ‘’Yaz!’’ Dedikleri  uzun  uzun  anlatmış. 
Henüz  yeni  bir  blog  sayfası olduğundan  okuyucu kitlesi  yok.  Bu  yüzden  bu  çok  güzel  yazının okunmasını  istedim. 

Konu  önemli,  anlatım  güzel..
Kozmetik  ürünlerini  hayvanlar  üzerinde  deneyen  firma  ve  kuruluşlar  açıklanıyor..Ve  hayvanların  nasıl  işkencelere  maruz  kaldığı.. Lütfen  okuyun  ve  karar  verin,  bu  hayvanlara  yazık  değil  mi?

7 Şubat 2011 Pazartesi

Rengarenk Tığ İşi Battaniye / Colorful Crochet Blanket


Büyük görmek  için fotoğraflara  tıklayın.

Bu  battaniyeyi örmeye  rahatsızlanmadan  önce  başlamıştım. Hastalığım  sırasında fazla  ayakta  kalamadığım  için kitap  okuma  ile  dönüşümlü  olarak yavaş  yavaş  ördüm  ve  tamamladım. Yapmak  isteyenlere örülüş  tekniği aşağıda.


5 Şubat 2011 Cumartesi

Dikkat, Çok Önemli / Lütfen Sabırla Okuyun, MSG NEDİR?



MSG nedir?  Hiç duydunuz mu? Mutlaka  duyanlar, bilenler vardır ama ben yeni  öğrendim  ne  olduğunu.

MSG(Mono Sodyum Glutamad) adında bir yiyecek katkı maddesi var. Ambalajlı gıda maddelerinde kullanılan  pek çok katkı maddesi olduğunu biliyoruz. Çoğu, bozulmayı önleyen raf  ömrünü uzatan emilgatörler, bazıları da renk ve  görüntüyü cazip hale getiren katkı maddeleri. Bunların  belli oranlarda  kullanılmasına  izin  veriliyor.

En son 22.05.2008 tarihinde güncellenen Türk Gıda Kodeksi "Renklendiriciler ve Tatlandırıcılar Dışındaki Gıda Katkı Maddeleri Tebliği"ne göre tüm gıda maddelerinde glutamik asit veya tuzlarının kullanım limitini  kilogram başına 10 gr olarak belirlemiş. Güya  bu  miktarı  aşmayınca  zararlı  olmuyormuş. Peki  fazlaca  tüketenlerde  durum  ne  olur? Ara  sıra tüketenler  neyse  ama  sürekli  bu  ürünleri  tüketenler, özellikle  çocuklar  için büyük  bir  tehlike söz konusu  değil mi?


Gelelim  sözünü ettiğimiz Mono Sodyum Glutamad adlı maddeye;

İlk  kez  kardeşimle aramızda  geçen  bir  sohbette duydum  böyle  bir katkı maddesi  olduğunu. Fazla sevmesem de dışarıda  bir ciğer yediğimi  ve  inanılmaz  lezzetli  bulduğumu  söylemiştim.  Evde  yapılanda  o  lezzeti yakalayamadığımı  da  eklemiştim. Bu  konularda  oldukça  bilgili olan kardeşim  bana MSG'den  söz  etti. Kullanımının  da  çok yaygın olduğunu söyledi. Tatlı ya da tuzlu  her  türlü gıdaya  katılınca beyinde  müthiş bir etki yapıyormuş  ve  o  yiyeceğin tadını çok lezzetli olarak algılıyormuşuz. Biraz araştırınca söylediklerini  daha  ayrıntılı  olarak okudum.  Bakın  nasıl  bir şeymiş  bu MSG:

Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor. Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda üreticilerinin bir çoğu MSG'yi karlı olduğu için kullanıyorlar.

MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.

Bu madde Nörotoksin.
Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA (Epilepsi) Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı) yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite. Büyüme hormonu baskılanması.
Pankreas hasarı, insülinde artış, ve buna bağlı diyabet. Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar.

Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki
bebek de aynı tahribatlara maruz kalıyor. Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği CİPS'lerde çok kullanılmakta.
Hazır köfte harçları, et suyu tabletleri, hazır çorbalar, DONDURMALAR,
renkli yoğurtlar ve benzeri bir çok üründe var. Şimdi diyeceksiniz ki,
Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar? Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaret devleri insaf, merhamet gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek,çok daha büyümektir.

3 Şubat 2011 Perşembe

Yaralı Sokak Köpeğimizden Haberler



Daha önce sizlere de söylemiştim, köpekçiğin durumunu takip edeceğimi. Takip etmekle de kalmadım oradaki koşulları araştırdım. NE YAZIK Kİ, BELEDİYENİN SOKAK HAYVANLARI TEDAVİ MERKEZİNDE BİR RÖNTGEN CİHAZI YOKMUŞ. Anlayacağınız operasyon gerektiren bir durum olup olmadığını bilemiyorlar. Konyaaltı belediyesine ait diğer merkezi aradık. Orada da durum aynı. Yani her iki merkezde de bu durumdaki hayvanlara müdahele edilemiyor, kaderlerine terkediliyorlar. Sevgili arkadaşım iyiliksever insan Nesime Hanım'ın yardımları ile köpekçiği barınaktan aldırıp Minik'le Jane'in de veterinerlerine ait olan özel bir veterinerlik kliniğinde röntgen çektirdik. Ön sağ ayakta oldukça kötü iki kırık varmış. Atelle alçıya alındı. Şu an durumu iyi.. Biraz daha düzelince iyileşme sürecini tamamlaması için yeniden belediyenin tedavi merkezine gidecek. Sonra da dilerim ki ona sahip çıkabilecek bir yuva buluruz. Çok iyi huylu ve güzel bir hayvan.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Sokak Hayvanlarının Çilesi

Fotoğraf temsilidir. Dün o telaşla fotoğraf çekmedim.

Dün sabah evimin tam önünde bir sokak köpeğine otomobil çarptı. Tahmin edeceğiniz gibi sürücü durmaya bile gerek görmeden hızla uzaklaştı. Öte yandan esnaf, taksici, durakta otobüs dolmuş bekleyen pek çok insan oralı bile olmadılar. Yan komşumla birlikte koştuk hemen. Yakınlarda bir markette kasiyer olarak çalışan bir genç kız ilgileniyordu sadece.. Köpeği incitmemeye çalışarak yakındaki otoparka götürdük. Hava buz gibiydi, ön ayağı kırılmış arka kalçası da anında morarmıştı. Acil müdahale gerekiyordu. Ağlayan genç kızı sakinleştirip işine gönderdim ve belediyenin ilgili birimine telefon ettim hemen. (Bu numara bende kayıtlıdır 242 249 53 60)Oradan başka yere aktarılarak, zaman zaman hattın kesilmesi ile defalarca uğraşıp nihayet yardım talebimi iletebildim. Gerekli bilgileri verip komşumu köpekçiğin başında bıraktım ve veterinere koştum. En azından ekip gelene dek bir ağrı kesici yapıp hayvanı rahatlatsın diye ama veteriner daha kliniğe gelmemişti. Tekrar dönüp telefonla ulaşmaya çalışırım diye düşündüm. Bu arada belediyenin ilgili birimi nasıl olduysa ekibin yolda olduğunu haber verdi. Ben de veterineri aramaktan vaz geçtim. Daha sonra uzunca bir aradan sonra ekip geldi ve hayvanı götürdüler. Ekibin hiç de donanımlı olmadığı, yanlarında ne bir ağrı kesici ne de ağızlık vs gibi çok gerekli malzemeleri yoktu. İyi niyetli iki görevli her türlü tehlikeye açık şekilde köpekciği kucaklayıp kamyonete koydular ve Kepez Barınağı'na götürdüler.

Bu gün çalışma saati başlar başlamaz telefonla aramaya başladım.(242 332 53 18) Gerçekten aklım , yüreğim bu köpekcikte kaldı. Ne yazık ki çalan telefona yanıt veren yok. Numarayı internetten kontrol edip doğru olduğunu gördüm. Evet işleri çok olabilir ama vatandaş olarak benim de sistemin işleyip işlemediğini takip etme hakkım var. Dünkü onca saatlik zaman kaybı zaten içimi acıttı.
Şimdi soruyorum; istediğiniz kadar stresten uzak yaşamaya çalışın, böyle bir durumda kendinizi nasıl iyi hissedebilirsiniz?

Not: Az önce telefonumu yanıtladılar. Henüz kırıkla ilgili girişimde bulunulmamış. Konuştuğum veteriner hekim ''Öncelik hayati fonksiyonların düzeltilmesinde'' dedi. Ben de her gün arayıp bilgi isteyeceğimi belirttim. Dualarınıza ihtiyacımız var.

28 Ocak 2011 Cuma

Begonvilli Ev Halleri / Hastalık Güncesi



Hastalıktan söz ederek moral bozmak istemesem de merak eden dostlar olduğunu düşünüp biraz anlatmak  istiyorum.

Yaklaşık  bir  aydır iyileşme grafiğimde yükselme olsa  da bir  kaç  gündür  biraz rahatsızım. Bu  rahatsızlığı  iki  yıl  önce de yaşamıştım. Yine  de iki  yıl  önce yaşadıklarıma  göre korktuğum  kadar  ağır  değil durumum.  Çabuk  yoruluyorum ama   günlük  işlerimi yavaş  yavaş yapabiliyorum. Dinlendirici müzikler dinleyip bol bol uyuyorum. Bir  kaç sayfa  da olsa okuyabiliyor, dikkatimi  toplamaya çalışıp yavaş yavaş  yazabiliyorum..Başladığım  işi  olabildiğince  çabuk  bitirme  isteğimi ve alışkanlığımı  şimdilik  rafa  kaldırdım. Örneğin  bu  yazıyı  yazmaya  dün  başlamıştım.. Kısacası enerjimi  tasarruflu  kullanmaya,  stresten  uzak  durmaya çaba gösteriyorum.. Elimden  geldiğince sizlerle  paylaşımlarım  devam etsin  istiyorum.

İşte böyle  dostlar.  Hepinize  sevgi  ve  selamlarımı   gönderiyor,  sağlıklı  günler  diliyorum.

3 Ocak 2011 Pazartesi

Şimdilik Hoşça Kalın!


Sevgili Dostlar,

Rahatsızlığım  nedeni  ile  bir  süre sizlerden  uzak  kalacağım.  Sağlığıma  tamamen  kavuşmayı  başarabilirsem sizlere Begonvilli Ev'den seslenmeye  devam edeceğim.

İçten  paylaşımlarınızla  yaşamıma  renk  katıp harika dostluk  duyguları  yaşattığınız  için  yürekten  teşekkürler. Hepinize  sevgi  ve  selamlarımı  gönderiyorum. Hoşça Kalın.....

1 Ocak 2011 Cumartesi

İnsanlık Ayıbı


Fatih'te, sokakta yaşayan yaşlı bir adam, yılbaşı gecesi soğuktan donarak hayatını kaybetmiş.

''Yılbaşı gecesi renkli anlar yaşanan İstanbul'da Kocamustafapaşa Meydanı'nda bankların üzerinde hareketsiz yatan şahsı gören vatandaşlar, önce şahsın nabzını kontrol etti. Yaşlı adamın nabzının atmadığını anlayan vatandaşlar durumu polise ve sağlık ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, şahsın soğuktan donarak öldüğünü tespit etti. Şerafettin Akgül (63) isimli şahıs, yapılan incelemelerin ardından ambulansla morga kaldırıldı.''

Böyle  verdi  haberi  gazeteler...

Ölüm  olayı  gerçekleştikten  sonra  farkedilmiş...  Öncesinde bir  Allah'ın  kulunun  aklına  gelmedi  mi  acaba, yaşlı  bir  adamın bir  bankta   donuyor  olduğu.  Muhtemelen  açtı da..  Koca  meydanda  bir kişi  de  Sosyal  Hizmetleri  aramayı  akıl  edemedi  mi? Sosyal  Hizmet  Birimleri  ve  belediyeler  neden  yeterli  önlemleri  alamıyorlar  böyle  durumlar  için?



Neden  hala  sokaklarda  ölüyor  insanlarımız?  Hem  de çoğunluğun eğlendiği, hatta  eğlencenin  tadını  kaçıracak   kadar  kontrolden  çıktığı  bir  gecede....