Hem gün olarak, hem de köy meydanındaki alışveriş alanı olarak gerçekten de muhteşem bir pazardı..
Dün Antalya'nın narenciye cennetlerinden biri olan Çakırlar'daydık. Köyün ortasındaki ana yola pazar kuruluyor.
Çakırlar, hafta sonları için kahvaltı cenneti. Çok makul fiyatlarla, tertemiz havada köy kahvaltısı yapabilirsiniz.
Ağaçlar portakal, limon ve turunçtan yıkılıyordu adeta. Aşağıdaki fotoğraftaki bahçede portakallar toplanmış, sadece kalanlar bunlar..
Pazarda çok ilginç görüntüler vardı. Örneğin bu çalışkan hanım anında taze nar suyu hazırlıyor, kuyrukta bekleyenlere zor yetişiyordu. Nar suyu gerçekten nefisti.
Bir başka çalışkan hanım turunçları rendeliyor, iplere diziyor. Fotoğraf karesine fazla girememiş ama yanında mis kokulu nergisler..Turunçları isteyen rendelenmiş olarak, isteyen iplere dizilmiş olarak ya da hiç bir işlem görmemiş olarak alabiliyor. Hatta reçel olarak da yapmış, satışa sunmuş. Ben ilk kez rendelenmiş olarak satın aldım bu yıl.
Tezgahlardan görüntüler..Sıkmalık portakal 3 kilo 2 lira, tatlı bübere dikkat:)
20 Şubat 2011 Pazar
19 Şubat 2011 Cumartesi
Begonvilli Ev Halleri / Sabah Maceramız
Her sabah olduğu gibi pazar günleri de en geç saat 6'da ayaktayız. Minik'in kuyruk hareketleri eşliğindeki ''ııııhhh ııhhh!'' sesleri ile zaten başka şansımız yok. Yüzümü yıkayıp dişimi fırçaladıktan sonra bir torba mama alıp Minik'le düşüyoruz yollara..Minik'in kulaklarını arkaya atıp kuyruğunu sallaya sallaya yürüyüşünü görmenizi isterdim. Hem yürüyüş yapıyor, hem de sokakta bizi bekleyen minik paticiklere mama veriyoruz. Sokaktaki kedicikler bize öyle alıştılar ki belirli yerlerde çoktan bekliyor oluyorlar. Bazıları sevinçle Minik'i koklayıp oynamak bile istiyor. Dönüşte parkta fitnes aletleri ile biraz egzersiz yapıp eve dönüyoruz. Bu arada saat sekiz oluyor ama hemen kahvaltı faslına geçemiyoruz. Üzerimi değiştirip özel kostümlerimi giyiyor, kapıcı dairesinde barındırdığımız yaralı sokak köpeğimizin bakımı için aşağıya iniyorum. Yan dairede oturan komşum da hazırlanıp beni bekliyor ve bana eşlik ediyor ama halimizi görmek lazım. Köpeğimiz bizi görünce kocaman gövdesi ile bize sokulup patilerini omuzumuza koymak istiyor. Ayrıca her türlü temizliğini yapmak zorunda olduğumuz için olabildiğince korunmalı giyinmek zorundayız. Saçlarımı bir eşarpla topluyor, eldiven, maske destekli, eşlerimizin eski gömlekleri ile oldukça komik bir görüntü oluşturarak bu işleri yapıyoruz. Komşum biraz daha abartıyor korunma işini. Saçında ameliyat bonesi, ellerinde eldivenleri, maskesi ve eşinin ekose gömleği ile iniyor aşağıya:) Dün köpeğimizin temizlik ve bakımını bitirmiş, elimizde kocaman çöp torbaları ile ve o komik kostümlerimizle başka bir komşumuzla karşılaştık. Bizi bu kılıkla görünce çok şaşırdı. Ben gayet ciddi bir ifade ile, ''apartmanın temizlikçisinden memnun olmadığımız için artık bu işi biz yapıyoruz'' dedim. Apartman yönetimi bizde olduğu için inandı ama çok da şaşırdı. Aslında neden olmasın, gerekirse her işi yapabilecek kadar olgun ve gerçekçi olmak lazım. Yine de görüntümüzün çok komik olduğunu kadıncağızın şaşkın bakışlarından anladım:)) Dakikalarca güldük...İşte böyle bir haldeyiz. İyi pazarlar...
Etiketler:
Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları,
Yaşamdan
Tığ işi timsah Örgü / Crocodile Stitch
Kış biterken timsah örgü öğrendim. Hemen bir eldivende kullandım. Çok şık oldu. Ama öyle farklı yerlerde kullanmışlar ki, hepsi de birbirinden hoş olmuş.
Timsah örgünün yapılışı aşağıda.
Timsah örgünün yapılışı aşağıda.
Etiketler:
Elişleri,
Hobilerim,
Ürettiklerimden
18 Şubat 2011 Cuma
İlkbahara Az Kaldı
Her ne kadar bugün fırtına ile uyansak da bir kaç gündür hava ılık ve güneşliydi buralarda. Yavaş yavaş kışlıklardan baharlık giysilere geçiş yapmaya başlayacağız. Bu yıl yeşilin farklı tonları fazlaca kullanılmış yeni koleksiyonlarda. Böyle klasik kesimli bir elbiseyi abartısız aksesuvarlarla ve küçük bir hırka ile rahatlığı ve şıklığı birleştirerek giyebiliriz.
CHRISTIAN DIOR SUNGLASSES, model CD ZAZA 1 | $209
$209 - eyewearconnection.com
Christian dior sunglasses »
$209 - eyewearconnection.com
Christian dior sunglasses »
Etiketler:
Giyim ve Moda
17 Şubat 2011 Perşembe
Petiniz İçin Tığ işi Minder
Kızıma Tığ işi Minder Ördüm.
Örmek istiyorsanız kalın makarna yün ve en kalın tığ alacaksınız. Ben evdeki artmış yünleri kullandım. Ortadan beş altı zincirle başlayıp, üçlü trabzanlarla, düzgün bir yuvarlak elde etmek için her sırada aralarda artırarak öreceksiniz. Artırma işini kontrollü yapın. Yani godeli ya da çukur olmamalı. 11 sıra sonra artırmayı bırakıp düz örün. Bu da 7 sıra olacak. Kenarları içe kıvırıp elyafla doldurarak simit şeklinde dikin. İçine neşeli desenli bir kumaştan fırfırlı bir minder de dikmeyi düşünüyorum ama uygun renkli kumaşım yoktu evde. Daha sonra yapacağım.
Örmek istiyorsanız kalın makarna yün ve en kalın tığ alacaksınız. Ben evdeki artmış yünleri kullandım. Ortadan beş altı zincirle başlayıp, üçlü trabzanlarla, düzgün bir yuvarlak elde etmek için her sırada aralarda artırarak öreceksiniz. Artırma işini kontrollü yapın. Yani godeli ya da çukur olmamalı. 11 sıra sonra artırmayı bırakıp düz örün. Bu da 7 sıra olacak. Kenarları içe kıvırıp elyafla doldurarak simit şeklinde dikin. İçine neşeli desenli bir kumaştan fırfırlı bir minder de dikmeyi düşünüyorum ama uygun renkli kumaşım yoktu evde. Daha sonra yapacağım.
Etiketler:
Hobilerim,
Ürettiklerimden
16 Şubat 2011 Çarşamba
Yaralı Sokak Köpeğimiz
Anımsayacaksınız; 15 gün önce evimin önünde vicdansız bir sürücü çarpıp kaçmıştı. Ön ayağında iki kırık ve vücudundaki ezilmelerle çaresizce ağlıyordu. Belediyenin Sokak Hayvanları Bakım Merkezi'nde tedavi yerine zaman kaybı ve acı yaşatılmıştı. Bu kötü deneyimden sonra oradan aldırıp kendi olanaklarımla ve komşumun yardımı ile özel bir klinikte tedavisini yaptırdım. Apartmanın boş kapıcı dairesinde kaçak olarak bakıyorum. Apartmanda hayvanları sevmeyen insanlar var. Kısırlık ameliyatı ve aşıları da yapıldı. Gitgide iyileşiyor. Bir sokak hayvanının bu kadar uyumlu ve eğitime açık olması beni hayrete düşürüyor. Gösterdiğimiz yere tuvaletini yapıyor, pati veriyor, otur deyince oturuyor. Alçısı çıkarıldıktan sonra ne olacağı beni kara kara düşündürüyor. Çünkü bulunduğu yerde fazla tutamam. Tutsam bile orada kapalı kalması insafsızlık olur. Bahçeli evi olan hayvanseverlerden yardım istiyoruz. Eğer bu güzel hayvanı sahiplenirseniz asla pişman olmazsınız.
Etiketler:
Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları
Rüya Kent Antalya
Antalya'da bugün hava sıcaklığı 22 derecenin üzerindeydi..Masmavi bir gökyüzü, tertemiz bir hava ve canlı bir kent yaşamı vardı şehir merkezinde.
Alışveriş yorgunluğunu Kale Kapısı'ndaki bu vitamin barlarda taptaze meyve suları içerek atabilirsiniz.
Alışveriş yorgunluğunu Kale Kapısı'ndaki bu vitamin barlarda taptaze meyve suları içerek atabilirsiniz.
14 Şubat 2011 Pazartesi
13 Şubat 2011 Pazar
Bugün Sokak Hayvanları İçin Kermesimiz Vardı(Antalya Haysev'in)
Onların sokaklarda verdiği yaşam kavgasına birazcık katkımız olsun istedik.
Bu Jale
Sevgili Jale'ye ve emeği geçen tüm hayvanseverlere teşekkürler.
Ben ve Jale
Rahatsızlığım nedeni ile aktif olarak çalışamasam da katkıda bulunmaya çaba gösterdim.
Bu Jale
Sevgili Jale'ye ve emeği geçen tüm hayvanseverlere teşekkürler.
Rahatsızlığım nedeni ile aktif olarak çalışamasam da katkıda bulunmaya çaba gösterdim.
Etiketler:
Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları,
Sosyal Etkinlikler
12 Şubat 2011 Cumartesi
Gülümseten Tasarımlar
Tığ işi ve örgüyü seviyorum ya; şöyle bir göz atayım herkes neler yapmış dedim ve bu gülümseten tasarımları gördüm.
Uçuk kaçık demeyin, üşenmemiş örmüş elin kadını:)Süslemiş ötesini berisini.
Örneğin yumurtalara kılıf örmüş rengarenk. Bizde sofraya geldiği an tüketildiğinden gerek var mı bilemiyorum.
Paspas örmüş bir de, ne bileyim, iyi temizler mi?
Aaaa, bakın bu tam benlik. Kokoş ama cici bir şey. Sokakta olmasa da evde giyerim, sevdim bunu:)
Perdeler süslenmesin mi? Fena da olmamış hani.
Bir de bu elmayı neden giydirdiğini anlasam?
Abajuru sevdim aslında ama ışığa engel olmaz mı?
Uçuk kaçık demeyin, üşenmemiş örmüş elin kadını:)Süslemiş ötesini berisini.
Örneğin yumurtalara kılıf örmüş rengarenk. Bizde sofraya geldiği an tüketildiğinden gerek var mı bilemiyorum.

Aaaa, bakın bu tam benlik. Kokoş ama cici bir şey. Sokakta olmasa da evde giyerim, sevdim bunu:)
Perdeler süslenmesin mi? Fena da olmamış hani.
Bir de bu elmayı neden giydirdiğini anlasam?
Abajuru sevdim aslında ama ışığa engel olmaz mı?
11 Şubat 2011 Cuma
Kitch Binalar
Her meslek alanının iyileri ve kötüleri var. Ne yazık ki yaşam alanlarımıza damgasını vuran ve kültürümüzün yansıması olan mimaride de bu böyle.. Mimar var sözde mimarlar var. Bir diploma edinilmiş bir şekilde ama yapılan işlere bakılınca çirkinlik ve kullanışsızlıktan başka bir şey olmadığı görülüyor.
Adını tarihe dahi mimar olarak yazdırmış bir kişiden alan üniversitenin mimarlık bölümünden mezun bir kişi tanıyorum. Mezuniyet tezini , parayı bastırıp başkasına hazırlattığını hiç utanmadan söyleyen biri bu. Mesleğinde ne derece başarılı bilemiyorum. Etrafımdaki ucube apartmanları ve kitch binaları gördükçe hep o kişi geliyor aklıma.
Yaşadığım yerde balkona çıkınca, bulvarın iki yanına sıralanmış yedi katlı birbirinden ucube, kalitesiz apartmanları görünce içim sızlıyor. Denize beş dakika yürüme mesafesindeki bu yerin böylesine görüntü kirliliği ile ziyan edilmesini aklım almıyor. Bu durumun sorumlusu sadece mimarlar değil elbette. Çocukluğumda bahçeli güzel evlerin olduğu bu yerler apartman yaptırıp kazanç sağlama uğruna, en fazla daire ve dükkan veren müteahhitlere verildi. Herkesin tek düşündüğü olabildiğince fazla sayıda daire sahibi olabilmekti. Ortaya çıkacak yapıların estetiği, sağlamlığı, çevreye uyumu kimsenin umurunda değildi. Durum böyle olunca inşaat işlerinden hiç anlamayan bazı müteahhitler türedi. Masraftan kısarak hem toprak sahiplerini memnun etme hem de kendi ceplerini doldurma yoluna gittiler. Çizilen planlar da fazla daire çıkarma amaçlı kullanışsız ve uyduruk tasarımlardı. Hatta bazı mimarların kendi çizimleri olmadığı halde, ruhsat için projelere imza attıklarını, inşaatçı olan amcalarımdan duymuştum. Dış görünümler ise içler acısıydı. İçleri de öyle.. Bitişik iki blogda alakasız dizaynlar ve renkler, apartman önlerinde farklı malzemelerle yapılmış zemin düzenlemeleri, kot farkları vs durumu daha da kötü hale getirdi. Yeşil alan kavramı hiç önemsenmedi..Bahçeler yok edildi, bahçelerde yaşayan kediler, kuşlar kaplumbağalar yok oldu.. Kısacası geri dönüşümü neredeyse imkansız pek çok hatalı yapı ile doldurulmuş bir yaşama alanı oluşturduk. İçinde yaşamak zorunda kaldık ve bırakıldık. Üstelik bir de yaşamsal yönü var bu ucube binalarla dolu hayatın..Bir deprem durumunda yaşanılan facialar ortada...Yine de ders almadık.
Bir de aklımın almadığı şu ki, bir kentin kaderi diyebileceğimiz yapılaşma ile ilgili kararları alan ve uygulamalara onay veren kurumların nasıl tüm bu olumsuzluklara göz yumduğu. ..Kültürel mirasımızın mahvedilmesine neden olan kişiler, kurullar ve onay mercileri , hepiniz suçlusunuz...
Kentlerin, yerleşim birimlerinin bir ruhu olduğuna inanıyorum. Özgün mimarisi olan tertemiz batı kentlerine imreniyorum. Yüzyıllarca öncesi oluşturulan tarzlarını klasik bir tablo gibi koruyabilen kentler, kasabalar var. Bizde o kadar az ve yetersiz ki.. Çok sevdiğim Antalya'nın Kaleiçi semti bile turizme teslim olup özgünlüğünü kaybetti. Turizme karşı değilim ama o özgün Antalya evlerinde yaşayan görgülü ve kültürlü insanlardan eser kalmadı. Yapılara bir takım eften püften oturma yerleri eklendi. Yer kazanmak için bahçelerdeki portakal turunç ağaçları kesildi. Bazı güzelim evler harabeye dönüştü ve yıkıldı.. Kaleiçi'nin mimari dokusu değişti. Sosyal yapısı çoktan dönüşüm geçirdi.. Her yerde, turistlerin peşine düşen çığırtkan satıcılar ve lokantalara, barlara, dükkanlara müşteri çağıran garsonlar olması sinirimi bozuyor.
Özellikle şehirler arası otobüs yolculuklarında bir yerleşim yerine girerken dikkar kesilir, heyecanla izlerim etrafımı. Mimari bir tarz, özgün ve estetik açıdan hoş, çevre ile bütünleşmiş yapılar görebilecek miyim diye..Çoğu kez hayal kırıklığı yaşarım. Yine de bazı köylerde mimarlık eğitimi almamış, yöresel ustaların yaptığı harika evlere rastlamak olası. Örneğin Ege kıyılarındaki taş evler. Manavgat'ın Köprülü Kanyon yöresindeki dağ köylerinde de gördüm bu evlerin farklı türlerini. Kendi iklim koşullarına akıllıca uyarlamışlar. Ne var ki yeni yapılar özenti ve kitch olmaktan öte gidememiş.
Bu yazı uzayıp gider ..Estetik yoksunu, kalitesiz ve kar amaçlı yapılaşmaya son vermek için öncelikle sektördeki meslek gruplarının ve denetim birimlerinin görevlerini iyi yapmaları gerekir..
Etiketler:
Çevrecilik,
Mimari
10 Şubat 2011 Perşembe
Tığ İşi Zig Zag Battaniye
Sevgili Şehnazca, zig zag battaniyenin örülüşü aşağıda.
Yukarıdaki battaniye
Üçlü ya da ikili trabzanlarla örebilirsiniz.Araya bazı sıralarda sıkiğneler yaparak farklı dokular elde edebilirsiniz. (Örnegin renk değişimlerinin arasına) Artırma ve eksiltme tekniği aynı.
Yukarıdaki battaniye
Üçlü ya da ikili trabzanlarla örebilirsiniz.Araya bazı sıralarda sıkiğneler yaparak farklı dokular elde edebilirsiniz. (Örnegin renk değişimlerinin arasına) Artırma ve eksiltme tekniği aynı.
9 Şubat 2011 Çarşamba
Kozmetik Ürünlerini Hayvanlar Üzerinde Test Eden Firmalar
Şeytanın ‘’Yaz!’’ Dedikleri uzun uzun anlatmış.
Henüz yeni bir blog sayfası olduğundan okuyucu kitlesi yok. Bu yüzden bu çok güzel yazının okunmasını istedim.
Konu önemli, anlatım güzel..
Kozmetik ürünlerini hayvanlar üzerinde deneyen firma ve kuruluşlar açıklanıyor..Ve hayvanların nasıl işkencelere maruz kaldığı.. Lütfen okuyun ve karar verin, bu hayvanlara yazık değil mi?
Etiketler:
Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları
7 Şubat 2011 Pazartesi
Rengarenk Tığ İşi Battaniye / Colorful Crochet Blanket
Büyük görmek için fotoğraflara tıklayın.
Bu battaniyeyi örmeye rahatsızlanmadan önce başlamıştım. Hastalığım sırasında fazla ayakta kalamadığım için kitap okuma ile dönüşümlü olarak yavaş yavaş ördüm ve tamamladım. Yapmak isteyenlere örülüş tekniği aşağıda.
Etiketler:
Dekorasyon,
Elişleri,
Hobilerim,
Ürettiklerimden
5 Şubat 2011 Cumartesi
Dikkat, Çok Önemli / Lütfen Sabırla Okuyun, MSG NEDİR?
MSG nedir? Hiç duydunuz mu? Mutlaka duyanlar, bilenler vardır ama ben yeni öğrendim ne olduğunu.
MSG(Mono Sodyum Glutamad) adında bir yiyecek katkı maddesi var. Ambalajlı gıda maddelerinde kullanılan pek çok katkı maddesi olduğunu biliyoruz. Çoğu, bozulmayı önleyen raf ömrünü uzatan emilgatörler, bazıları da renk ve görüntüyü cazip hale getiren katkı maddeleri. Bunların belli oranlarda kullanılmasına izin veriliyor.
En son 22.05.2008 tarihinde güncellenen Türk Gıda Kodeksi "Renklendiriciler ve Tatlandırıcılar Dışındaki Gıda Katkı Maddeleri Tebliği"ne göre tüm gıda maddelerinde glutamik asit veya tuzlarının kullanım limitini kilogram başına 10 gr olarak belirlemiş. Güya bu miktarı aşmayınca zararlı olmuyormuş. Peki fazlaca tüketenlerde durum ne olur? Ara sıra tüketenler neyse ama sürekli bu ürünleri tüketenler, özellikle çocuklar için büyük bir tehlike söz konusu değil mi?
Gelelim sözünü ettiğimiz Mono Sodyum Glutamad adlı maddeye;
İlk kez kardeşimle aramızda geçen bir sohbette duydum böyle bir katkı maddesi olduğunu. Fazla sevmesem de dışarıda bir ciğer yediğimi ve inanılmaz lezzetli bulduğumu söylemiştim. Evde yapılanda o lezzeti yakalayamadığımı da eklemiştim. Bu konularda oldukça bilgili olan kardeşim bana MSG'den söz etti. Kullanımının da çok yaygın olduğunu söyledi. Tatlı ya da tuzlu her türlü gıdaya katılınca beyinde müthiş bir etki yapıyormuş ve o yiyeceğin tadını çok lezzetli olarak algılıyormuşuz. Biraz araştırınca söylediklerini daha ayrıntılı olarak okudum. Bakın nasıl bir şeymiş bu MSG:
Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor. Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda üreticilerinin bir çoğu MSG'yi karlı olduğu için kullanıyorlar.
MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.
Bu madde Nörotoksin.
Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SARA (Epilepsi) Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı) yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite. Büyüme hormonu baskılanması.
Pankreas hasarı, insülinde artış, ve buna bağlı diyabet. Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar.
Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki
bebek de aynı tahribatlara maruz kalıyor. Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği CİPS'lerde çok kullanılmakta.
Hazır köfte harçları, et suyu tabletleri, hazır çorbalar, DONDURMALAR,
renkli yoğurtlar ve benzeri bir çok üründe var. Şimdi diyeceksiniz ki,
Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar? Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaret devleri insaf, merhamet gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek,çok daha büyümektir.
3 Şubat 2011 Perşembe
Yaralı Sokak Köpeğimizden Haberler
Daha önce sizlere de söylemiştim, köpekçiğin durumunu takip edeceğimi. Takip etmekle de kalmadım oradaki koşulları araştırdım. NE YAZIK Kİ, BELEDİYENİN SOKAK HAYVANLARI TEDAVİ MERKEZİNDE BİR RÖNTGEN CİHAZI YOKMUŞ. Anlayacağınız operasyon gerektiren bir durum olup olmadığını bilemiyorlar. Konyaaltı belediyesine ait diğer merkezi aradık. Orada da durum aynı. Yani her iki merkezde de bu durumdaki hayvanlara müdahele edilemiyor, kaderlerine terkediliyorlar. Sevgili arkadaşım iyiliksever insan Nesime Hanım'ın yardımları ile köpekçiği barınaktan aldırıp Minik'le Jane'in de veterinerlerine ait olan özel bir veterinerlik kliniğinde röntgen çektirdik. Ön sağ ayakta oldukça kötü iki kırık varmış. Atelle alçıya alındı. Şu an durumu iyi.. Biraz daha düzelince iyileşme sürecini tamamlaması için yeniden belediyenin tedavi merkezine gidecek. Sonra da dilerim ki ona sahip çıkabilecek bir yuva buluruz. Çok iyi huylu ve güzel bir hayvan.
Etiketler:
Hayvan Sevgisi ve Hayvan Hakları,
Yaşamdan
2 Şubat 2011 Çarşamba
Sokak Hayvanlarının Çilesi
Fotoğraf temsilidir. Dün o telaşla fotoğraf çekmedim.
Dün sabah evimin tam önünde bir sokak köpeğine otomobil çarptı. Tahmin edeceğiniz gibi sürücü durmaya bile gerek görmeden hızla uzaklaştı. Öte yandan esnaf, taksici, durakta otobüs dolmuş bekleyen pek çok insan oralı bile olmadılar. Yan komşumla birlikte koştuk hemen. Yakınlarda bir markette kasiyer olarak çalışan bir genç kız ilgileniyordu sadece.. Köpeği incitmemeye çalışarak yakındaki otoparka götürdük. Hava buz gibiydi, ön ayağı kırılmış arka kalçası da anında morarmıştı. Acil müdahale gerekiyordu. Ağlayan genç kızı sakinleştirip işine gönderdim ve belediyenin ilgili birimine telefon ettim hemen. (Bu numara bende kayıtlıdır 242 249 53 60)Oradan başka yere aktarılarak, zaman zaman hattın kesilmesi ile defalarca uğraşıp nihayet yardım talebimi iletebildim. Gerekli bilgileri verip komşumu köpekçiğin başında bıraktım ve veterinere koştum. En azından ekip gelene dek bir ağrı kesici yapıp hayvanı rahatlatsın diye ama veteriner daha kliniğe gelmemişti. Tekrar dönüp telefonla ulaşmaya çalışırım diye düşündüm. Bu arada belediyenin ilgili birimi nasıl olduysa ekibin yolda olduğunu haber verdi. Ben de veterineri aramaktan vaz geçtim. Daha sonra uzunca bir aradan sonra ekip geldi ve hayvanı götürdüler. Ekibin hiç de donanımlı olmadığı, yanlarında ne bir ağrı kesici ne de ağızlık vs gibi çok gerekli malzemeleri yoktu. İyi niyetli iki görevli her türlü tehlikeye açık şekilde köpekciği kucaklayıp kamyonete koydular ve Kepez Barınağı'na götürdüler.
Bu gün çalışma saati başlar başlamaz telefonla aramaya başladım.(242 332 53 18) Gerçekten aklım , yüreğim bu köpekcikte kaldı. Ne yazık ki çalan telefona yanıt veren yok. Numarayı internetten kontrol edip doğru olduğunu gördüm. Evet işleri çok olabilir ama vatandaş olarak benim de sistemin işleyip işlemediğini takip etme hakkım var. Dünkü onca saatlik zaman kaybı zaten içimi acıttı.
Şimdi soruyorum; istediğiniz kadar stresten uzak yaşamaya çalışın, böyle bir durumda kendinizi nasıl iyi hissedebilirsiniz?
Not: Az önce telefonumu yanıtladılar. Henüz kırıkla ilgili girişimde bulunulmamış. Konuştuğum veteriner hekim ''Öncelik hayati fonksiyonların düzeltilmesinde'' dedi. Ben de her gün arayıp bilgi isteyeceğimi belirttim. Dualarınıza ihtiyacımız var.
Dün sabah evimin tam önünde bir sokak köpeğine otomobil çarptı. Tahmin edeceğiniz gibi sürücü durmaya bile gerek görmeden hızla uzaklaştı. Öte yandan esnaf, taksici, durakta otobüs dolmuş bekleyen pek çok insan oralı bile olmadılar. Yan komşumla birlikte koştuk hemen. Yakınlarda bir markette kasiyer olarak çalışan bir genç kız ilgileniyordu sadece.. Köpeği incitmemeye çalışarak yakındaki otoparka götürdük. Hava buz gibiydi, ön ayağı kırılmış arka kalçası da anında morarmıştı. Acil müdahale gerekiyordu. Ağlayan genç kızı sakinleştirip işine gönderdim ve belediyenin ilgili birimine telefon ettim hemen. (Bu numara bende kayıtlıdır 242 249 53 60)Oradan başka yere aktarılarak, zaman zaman hattın kesilmesi ile defalarca uğraşıp nihayet yardım talebimi iletebildim. Gerekli bilgileri verip komşumu köpekçiğin başında bıraktım ve veterinere koştum. En azından ekip gelene dek bir ağrı kesici yapıp hayvanı rahatlatsın diye ama veteriner daha kliniğe gelmemişti. Tekrar dönüp telefonla ulaşmaya çalışırım diye düşündüm. Bu arada belediyenin ilgili birimi nasıl olduysa ekibin yolda olduğunu haber verdi. Ben de veterineri aramaktan vaz geçtim. Daha sonra uzunca bir aradan sonra ekip geldi ve hayvanı götürdüler. Ekibin hiç de donanımlı olmadığı, yanlarında ne bir ağrı kesici ne de ağızlık vs gibi çok gerekli malzemeleri yoktu. İyi niyetli iki görevli her türlü tehlikeye açık şekilde köpekciği kucaklayıp kamyonete koydular ve Kepez Barınağı'na götürdüler.
Bu gün çalışma saati başlar başlamaz telefonla aramaya başladım.(242 332 53 18) Gerçekten aklım , yüreğim bu köpekcikte kaldı. Ne yazık ki çalan telefona yanıt veren yok. Numarayı internetten kontrol edip doğru olduğunu gördüm. Evet işleri çok olabilir ama vatandaş olarak benim de sistemin işleyip işlemediğini takip etme hakkım var. Dünkü onca saatlik zaman kaybı zaten içimi acıttı.
Şimdi soruyorum; istediğiniz kadar stresten uzak yaşamaya çalışın, böyle bir durumda kendinizi nasıl iyi hissedebilirsiniz?
Not: Az önce telefonumu yanıtladılar. Henüz kırıkla ilgili girişimde bulunulmamış. Konuştuğum veteriner hekim ''Öncelik hayati fonksiyonların düzeltilmesinde'' dedi. Ben de her gün arayıp bilgi isteyeceğimi belirttim. Dualarınıza ihtiyacımız var.
Etiketler:
Yaşamdan
28 Ocak 2011 Cuma
Begonvilli Ev Halleri / Hastalık Güncesi
Hastalıktan söz ederek moral bozmak istemesem de merak eden dostlar olduğunu düşünüp biraz anlatmak istiyorum.
Yaklaşık bir aydır iyileşme grafiğimde yükselme olsa da bir kaç gündür biraz rahatsızım. Bu rahatsızlığı iki yıl önce de yaşamıştım. Yine de iki yıl önce yaşadıklarıma göre korktuğum kadar ağır değil durumum. Çabuk yoruluyorum ama günlük işlerimi yavaş yavaş yapabiliyorum. Dinlendirici müzikler dinleyip bol bol uyuyorum. Bir kaç sayfa da olsa okuyabiliyor, dikkatimi toplamaya çalışıp yavaş yavaş yazabiliyorum..Başladığım işi olabildiğince çabuk bitirme isteğimi ve alışkanlığımı şimdilik rafa kaldırdım. Örneğin bu yazıyı yazmaya dün başlamıştım.. Kısacası enerjimi tasarruflu kullanmaya, stresten uzak durmaya çaba gösteriyorum.. Elimden geldiğince sizlerle paylaşımlarım devam etsin istiyorum.
İşte böyle dostlar. Hepinize sevgi ve selamlarımı gönderiyor, sağlıklı günler diliyorum.
3 Ocak 2011 Pazartesi
Şimdilik Hoşça Kalın!
Sevgili Dostlar,
Rahatsızlığım nedeni ile bir süre sizlerden uzak kalacağım. Sağlığıma tamamen kavuşmayı başarabilirsem sizlere Begonvilli Ev'den seslenmeye devam edeceğim.
İçten paylaşımlarınızla yaşamıma renk katıp harika dostluk duyguları yaşattığınız için yürekten teşekkürler. Hepinize sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. Hoşça Kalın.....
1 Ocak 2011 Cumartesi
İnsanlık Ayıbı
Fatih'te, sokakta yaşayan yaşlı bir adam, yılbaşı gecesi soğuktan donarak hayatını kaybetmiş.
''Yılbaşı gecesi renkli anlar yaşanan İstanbul'da Kocamustafapaşa Meydanı'nda bankların üzerinde hareketsiz yatan şahsı gören vatandaşlar, önce şahsın nabzını kontrol etti. Yaşlı adamın nabzının atmadığını anlayan vatandaşlar durumu polise ve sağlık ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, şahsın soğuktan donarak öldüğünü tespit etti. Şerafettin Akgül (63) isimli şahıs, yapılan incelemelerin ardından ambulansla morga kaldırıldı.''
Böyle verdi haberi gazeteler...
Ölüm olayı gerçekleştikten sonra farkedilmiş... Öncesinde bir Allah'ın kulunun aklına gelmedi mi acaba, yaşlı bir adamın bir bankta donuyor olduğu. Muhtemelen açtı da.. Koca meydanda bir kişi de Sosyal Hizmetleri aramayı akıl edemedi mi? Sosyal Hizmet Birimleri ve belediyeler neden yeterli önlemleri alamıyorlar böyle durumlar için?
Neden hala sokaklarda ölüyor insanlarımız? Hem de çoğunluğun eğlendiği, hatta eğlencenin tadını kaçıracak kadar kontrolden çıktığı bir gecede....
Etiketler:
Yaşamdan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)