16 Kasım 2008 Pazar

Dekorasyon / Evinizde Farklı Renkler, Farklı Çizgiler /








































Bir kaç gündür ev dekorasyonu ile ilgili araştırmalar yapıyorum. Evimde bazı değişiklikler planlıyorum. Amacım, olabildiğince minimalist tarzda ve daha işlevsel yaşama alanları oluşturmak. Fazla ve gereksiz eşya ile görüntü kirliliği bir yana enerji ve emek kaybı da istemiyorum. Çünkü biliyorum ki fazla eşya, temiz ve düzenli bir ev isteyen biri için fazla iş demek. Öte yandan evimin ve eşyalarımın renk ve çizgileri ile sıcak canlı ve yaşam dolu olmasını da istiyorum. Bu yüzden farklı renk ve formlarla ilgili arayış içindeyim. Ufacık detayları bile önemsiyorum. Çarşı pazar gezip fikir oluştururken fırsat buldukça dekorasyon dergilerini ve konu ile ilgili web sayfalarını inceliyorum. Ev dekorasyonunda ultra modern görünümler olduğu gibi yer yer eski çizgilere de dönüş olduğunu gördüm. Bakalım sonuçta nasıl bir ev ortaya çıkacak.Bana ilginç gelen tasarımları sizlerle de paylaşmak istedim; farklı renkler ve çizgileri beğenilerinize sunuyorum. Tüm dostlara keyifle yaşanılası evler diliyorum.

14 Kasım 2008 Cuma

Hayvan Hakları









Yeryüzünde yalnızca insanlar yaşamıyor. Onlar, birçok canlı türü içinde sadece biri. Bu canlı türleri de varoluş nedeni ve yaşamdaki işlevleri ile, birbirini tamamlayarak, bir döngü biçiminde karşılıklı etkileşerek gerek ekolojik, gerek biyolojik ve gerekse insanlar için geçerli olan ruhsal boyutlarda yaşamlarını anlamlı kılmaktadırlar. Doğanın gereği de budur. Birisindeki eksikliğin bu döngüyü olumsuz yönde etkileyerek diğerlerinin varoluşlarının veya işlevlerinin aksamasına neden olduğu bilimsel bir gerçektir.

insan gelişiminde de hayvanların, bitkilerin özellikle de evcil hayvanların katkısı sanıldığından daha çoktur.

Batı ülkelerinde bu durumun büyük ölçüde önem kazanması, insanların eğitim ve duyarlılığı ile bağlantılı olarak, bu konudaki sorunlara da çözüm getirmektedir. Ne yazıkki ülkemizde başta sokak hayvanlarının durumu ve yabanılların korunması bir handikap olmaktan çıkamamıştır. Öyle ki; hayvanlarla ilgili işkence, tecavüz, terkedilme, hayvan dövüştürme vb gibi insanlık ayıbı niteliğindeki olaylar pek de ses getirmiyor. Gerçek hayvanseverlerin sesleri duyulmuyor bile. Çünkü bu sorunlar ülke bazında uzun vadeli olarak çözümlenmesi gereken sorunlar. Ne yazık ki bir çok belediye sokak hayvanların korunup gözetilmesini bir angarya olarak görüyor. İtlaflarla bu duruma çözüm getirileceğine inanılıyor. Bunu kanıtlayan yüzlerce olayı biliyoruz. Aslında unutmamamız gereken çok önemli bir yaşam gerçeği var: DÜNYA YALNIZ İNSANLARA AİT DEĞİL. Bu gerçeği göz ardı etmek ise insanlığın hiç de yararına olmadı bu güne dek. Olmayacak da. Fazla söze gerek yok, resimler her şeyi anlatıyor, öyle değil mi?
İsmet Şahin
http://www.konak.bel.tr/veteriner/hayvanhaklari.htm

12 Kasım 2008 Çarşamba

Yaşamdan / Görsellik / Bahçe ve Balkonlar












Günümüzde kent yaşamında en çok hasret kaldığımız, eksikliğini duyduğumuz ama nedense gerekli özeni göstermediğimiz bir konu var; Yaşam alanlarımızı çevreleyen görsellik. Oysa birazcık çaba ve ilgi ile balkonlarımızı bahçelerimizi daha yaşanılası kılmak olası. Çoğumuz küçük de olsa bir bahçeyi hayal ederiz etmesine de apartman yaşamında balkonlarla yetinmek durumundayız. Balkonlarda da bize huzur verecek renkli bir görüntü yaratmayı başarabiliriz. Balkonumuzun konumuna, ısı ve ışık durumuna uygun bitkiler seçip planlı olarak saksıların yerlerini ayarladıktan sonra, uygun zamanda onları dikip, nem, gübre vb ihtiyaçlarını düzenli karşıladıktan sonra gerisini doğa halledecektir. Kışa girdiğimiz şu günlerde bu konudan söz ediyorum; çünkü her yıl niyetleniriz de bir de bakarız ki çiçeklerin dikim mevsimi geçivermiş.İşte bu yüzden şimdiden yapılacakları planlamanızı, gerekenleri şimdiden yavaş yavaş temin etmenizi tavsiye ediyorum. Keyifli bahçe ve balkon sefaları dileği ile.
İsmet

Severek Okuduklarımdan / Cyinthia Ozick





''Herkes kendisine miras kalan bir geçmişi devralır, bazen mutlulukla bazen bedbahtlıkla ışıldayan bu geçmişten asla kaçamayız.''

Cyintihia Ozick de, atalarından devraldığı geçmişten kaçamamıştı.Rusya'dan kaçıp ABD'ye sığınmış Yahudi bir anne babanın kızı olarak 1928 yılında New York'ta doğmuş. Yahudi kadın yazar olarak söz edilen Ozick yaşayan en büyük üç Amerikalı öykücüden biri olarak bilinir. Fenisist yazar olarak da tanımlanır.

Çocukluğundan beri yalnız ve arkadaşsızdı. Kitaplara olan tutkusu onu sessiz bir öğrenci olmaktan iyi bir okura, oradan da muhteşem bir yazara dönüştürecekti. Şüphesiz onu ve kalemini bir kaç paragrafla anlatmak olası değil. Tüm edebiyat düşkünlerinin onu yapıtları ile tanıması dileği ile.

Dokuz kitap yazmıştır;
İlk romanı Trust (1966), Öykü Derlemeleri The Pagan Rabbi (1971), Bloodshed (1976), Levitation (1982).
İki denemesi Art & Ardor (1983) ve Metaphor and Myth (1989).
Daha yakın tarihteki romanları The Cannibal Galaxy (1983) ve The Messiah of Stockholm (1987).
The Shawl (1989) ise aynı isimli bir öyküsünü ve de kadın başkahraman Rosa Lubin'in bir Holokost kurtulanı olarak hayal edilip aradan uzun zaman geçtikten sonra Florida'da yaşadığı inziva hayatı ve sefalet hakkındaki öyküyü içerir. Bu özellikle en ünlü hikayesidir.
Keyifli okumalar.
İsmet Şahin

Yaşamdan / Minik'in Büyük Aşkı :):)

MySpace, eBay ve ya kendi websiten için resimlerinin ve fotoğraflarının slideshowunu hazırlaSlideshow daki tüm resimleri göster

Sevgili Köpeğimiz Minik'i tanıyorsunuz. Minik nihayet hayallerindeki prensesine kavuştu. Parkta oyun arkadaşı olan dünya güzeli Kathy'ye ilgi duyduğunu belli etti. Biz de anne babası olarak Kathy'nin ailesi ile konuştuk ve Kathy'yi Minik'e istedik.Aileler uygun gördüler ve söz kestik:) Veee mutlu son! İki ay sonra minik yavrularımız olacak.

Efsane Filmler / Müzikler / Love Story









''Aşk Hikayesi'' denince o unutulmaz romantik ve bir o kadar da hüzünlü film ve muhteşem şarkısı gelir akıllara. Bu film, 1970 ABD yapımı romantik-dramatik filmdir.Özgün adı Love Story dir.Özgün senaryosunu Erich Segal 'ın yazdığı filmi Arthur Hiller yönetmiş önemli rollerinde Ali MacGraw , Ryan O'Neal , Ray Milland ve Tommy Lee Jones oynamışlardır.Filmin unutulmaz tema müziğini Francis Lai bestelemiştir ve bu çalışması ile 1971'de En İyi Orijinal Müzik Akademi Ödülü kendisine verilmiştir.Bu aynı zamanda filmin aldığı tek Oscar ödülüdür.Film 6 dalda daha Oscar'a aday gösterilmişti. Göz yaşları içinde izlediğimiz filmin unutulmaz şarkısı, bestesini Francis Lai'nin yaptığı sözleri Carl Sigman'a ait olan 1970 tarihinde yayınlanmış popüler şarkıdır.
Şarkı ilk kez Love Story filminde duyuldu, filmin tema müziği olan bu dokunaklı parça çok beğenilmiş, hatta popülerlikte filmin de çok önüne geçmişti. Parçanın birçok cover versiyonu yapıldı. Andy Williams 'tan Shirley Bassey 'e ,Ray Conniff 'ten Patricia Kaas 'a kadar onlarca sanatçı bu unutulmaz parçayı seslendirdiler. Bunların arasında en çok ses getireni Andy Williams'ın listelerde 9.cu sıraya kadar yükselen coverı idi.

Ben bu nefis şarkıyı en çok Nana Mouskouri'den dinlemeyi seviyorum ama Shirley Bassey, Mireille Mathieu ve diğerleri de çok güzel yorumlamışlar.Keyifli dinlemeler.
İsmet Şahin







Efsane Filmler / Müzikler / Love Story

Aşk Hikayesi 1970 ABD yapımı romantik-dramatik filmdir.Özgün adı Love Story dir.Özgün senaryosunu Erich Segal 'ın yazdığı filmi Arthur Hiller yönetmiş önemli rollerinde Ali MacGraw , Ryan O'Neal , Ray Milland ve Tommy Lee Jones oynamışlardır.Filmin unutulmaz tema müziğini Francis Lai bestelemiştir ve bu çalışması ile 1971'de En İyi Orijinal Müzik Akademi Ödülü kendisine verilmiştir.Bu aynı zamanda filmin aldığı tek Oscar ödülüdür.Film 6 dalda daha Oscar'a aday gösterilmişti. İzleyenleri göz yaşlarına boğan film kareleri ve o muhteşem şarkısı ile hala anımsanır.

Filmin tema müziği olan bu dokunaklı parça çok beğenilmiş, hatta popülerlikte filmin de çok önüne geçmişti. Parçanın birçok cover versiyonu yapıldı. Andy Williams 'tan Shirley Bassey 'e ,Ray Conniff 'ten Patricia Kaas 'a kadar onlarca sanatçı bu unutulmaz parçayı seslendirdiler. Bunların arasında en çok ses getireni Andy Williams'ın listelerde 9.cu sıraya kadar yükselen coverı idi. Şarkının orkestra versiyonları da yapılmıştır. Bunlardan Henry Mancini'nin orkestra versiyonu listede 13.cü sıraya yükselmişti. Bestecisi Francis Lai de kendi orkestra versiyonunu yaptı. Parçayı yeniden seslendirenler arasında Nana Mouskouri, Rick Astley, Johnny Mathis, Tony Bennett, Mireille Mathieu ve İran'lı pop star Googoosh da vardır. Türkiye de de hem Ayla Algan hem de Gönül Yazar parçayı Aşk Hikayesi adı ile Türkçe olarak seslendirmişlerdi.
Ben en çok Nana Mouskouri'den dinlemeyi seviyorum. Mireille Mathieu ve Shirley Bassey 'in de hakkını yememek lazım. Keyifli dinlemeler.
http://www.video75.com/xvGY5N4_mJZ/nana-mouskouri-love-story/


Kaynakça:Vikipedi Özgür Ansiklopedi

Severek Dinlediklerimden / Far Away / Demis Roussos






Bu sabah, müziği Argyris Koulouris 'e ait 1976 tarihli muhteşem Demis Roussos şarkısı geldi aklıma nedense. Sabahtan beri de mırıldanıp duruyorum.
Ajda Pekkan tarafından ''Gözün Aydın '' adıyla yorumlanmıştı. Kadife sesli Roussos'an dinlemeye doyamadığım bu şarkı, bir zamanlar muhteşem sahne şovları ile sunulmuştu.






4 Kasım 2008 Salı

Yaşamdan / Antalya'da Ormanlar Yandı


Geçtiğimiz aylarda Antalya'da büyük bir trajedi yaşandı. Manavgat ve Serik İlçeleri arasındaki alanda 31 Temmuz günü başlayan orman yangını günlerce sürdü. İhmal, dikkatsizlik, kasıt! Nedeni her neyse altı gün süren Antalya tarihinin en büyük yangını doğada uzun süre silinmeyecek izler bıraktı. Yangında büyük bölümü kızıl çam 10 milyondan fazla ağaç kül olurken, uzmanlar bölgenin eski haline kavuşması için yarım asır geçmesi gerektiğini belirtiyor. Yangın geniş bir alana yayıldığı için bölgede yoğun bir duman ve ateş altında kalan tüm canlı türleri acıların en büyüğünü yaşadılar. Kilometrelerce uzakta bile uçuşan küller ve artan sıcaklık olayın büyüklüğünü gösteriyordu. Yanan ağaçlarla ve hayvanlarla, zarar gören köylerle birlikte bizim de içimiz yandı. Ne var ki; bu gibi durumlarda ihmalleri, duyarsızlığı ve hırsları ile insanoğlunu suçlamamak elde değil. Bir daha böylesi acıların hiç bir yerde yaşanmaması dileği ile..
İsmet Şahin

Üç Kızlar Destanı

dağlar uğul uğuldu
üç güzel kız uyandı birbirinden habersiz
sabahın kör vaktinde
sıcaktı, çok sıcaktı
o anda bir baykuş öttü tam üç kez
çığlık çığlığa
ve bir kartal kanadını düşürdü sabahın koyu gölgelerine
Afrika’da bir çöl ürperdi
kızlar da ürperdiler
kızıl bir renk düştü yeşilin can evine
yeşil ağladı
kızlar da ağladılar
canlı meşaleler ortalıkta dolandı
zehir yaladı ipek saçları
göz yaşları aynı derelerde buluştu
ağıtlar aynı vadilere ulaştı
sıcaktı, çok sıcaktı
Sillyon umarsızca bakındı
bir haber ulaştırmak istedi Selge’ye
oysa Seleukia bile görüyordu olan biteni
büyüyen buğday isyan etti
çatlayan tohum lanetler okudu
yazgı utandı
kızlar da utandılar insanlığın adına

utan ey insan oğlu , utan !
hani sevmek, saymak
yaratanı ve yaratılanı
hani minnet gerçek sevene?
bir yarasa kadar kör
bir yılan kadar sağır olduk nedense
bir yaşamaktır tutturduk
yaşatmayı bilmeden
göğümüz gök
denizimiz deniz
toprağımız toprak olamadı
suçluyuz..
utan ey insanoğlu
çirkinliğimizi taşıyamadı doğa

üç güzel kız silkindiler
savaş yorgunu askerler gibi
alabildiğine kederli,
alabildiğine yılgındılar
‘’şimdi oturmuş ağıtlar yakmaktayız
yüzsüzlüğün bu kadarı olmamalı ‘’
dedi birisi
‘’Tanrı’ya yakarmanın da bir adabı olmalı,
hep istedik vermeden’’ dedi diğeri
‘’hep almayı bildik yüzyıllar boyu’’
diye sızlandı üçüncüsü
ve ağladılar birbirinden habersiz
dönüp dolaşıp aynı yere geldi üç kız
sıcaktı, çok sıcaktı
göz yaşları tutuştu.
İsmet Şahin

2 Kasım 2008 Pazar

Severek Okuduklarımdan / Şiir / Paul Verlaine




Paul Verlaine ''Simgecilik (Sembolizm)'' akımının ve çağdaş Fransız şiirinin önde gelen şairlerindendir. Şiirlerini ilk okuduğum zaman ,’’ bu inanılmaz derecede duyarlı sanatçının nasıl bir yaşamı olmuş acaba? ‘’ diye çok merak edip araştırdım. Okuduklarım karşısında şaşkınlık içinde kaldım uzun süre.

Verlaine 30 Mart 1844'te Metz'de doğmuş, 8 Ocak 1896'da Paris'te yaşamını yitirmiş.. Hukuk öğrenimini yarım bırakmış. Bohem bir yaşantıyı seviyormuş. 1870'te Mathilde Mauté ile evlenmiş, 1871'de Arthur Rimbaud ile tanışınca, 6 Temmuz 1871'de karısı ve çocuğunu bırakarak Arthur Rimbaud ile birlikte Brüksel'e kaçmış. Birlikte Brüksel ve Londra'da gezgin, bohem, sefih ve serseri bir yaşam sürdürmüşler.. Kendisinden ayrılmak isteyen Rimbaud'yu yaralayınca iki yıl hapse mahkum olmuş. Daha sonra inanç dünyasındaki savruluşları dine sarılarak dindirmeye çalışmış şairimiz. İngiltere'de resim ve Fransızca öğretmenliği yaparak yaşamını sürdürmüş. Başarısız bir çiftlik işletmeciliği sonunda Paris'e kapağı atıp yeniden serserilikle kira odaları, akıl hastaneleri arasında yalnızlık ve yoksunluk içinde geçirmiş yaşamını.. Romantik şiirden simgeci şiire geçişte köprü işlevi gören Verlaine şiiri duygu yüklüdür. Öylesine duygu yüklü ki; her okuyuşumda içim sızlar, o büyük yeteneğin savruluşlarına ..

İsmet Şahin

GREEN
İşte yemişler, çiçekler, yapraklar ve dallar
İşte kalbim, çarpıntısı yalnız senin için
O bembeyaz ellerin kalbimi kırmasalar
Bu küçük armağanı dilerim hoş göresin

Ben geldim işte, çiğlerle bezenmiş olarak
Alnımda seher yelinin dondurduğu çiğler
Yorgunluğumu alsam ayakucunda bırak
Hayal etsem o tatlı demleri birer birer

Bırak unutayım başımı taze göğsünde
Hâlâ aklımda lezzeti son öpüşlerinin
Hayırlı fırtınadan sonra sakin, asude
Uyusam biraz, madem uzanmış dinlenirsin


Paul Verlaine
Çeviri: Cahit Sıtkı Tarancı

Dekorasyon / Minimalist Tarz

Önemsiz gibi görünen ufacık ayrıntılar , insan yaşamını daha rahat, daha hoş hale getirebilir. Özellikle dekorasyon konusunda bunu keşfedenlerdenim. Küçük detaylarla ve az eşya ile büyük farklar yaratmanın güzelliği bir başka. Bu yüzden minimalist tasarımlar ve tarzlarda yakalanan rahatlıkları hep önemsemişimdir. Son beş yıldır dünyada esen minimalist akım artık ülkemizde de benimsendi. Eskilerin dediği gibi ‘’eşyanın kölesi olma’’ durumu yavaş yavaş da olsa terk edildi..Kısacası, gereken ne ise onu kullanma ve gerektiği biçimde kullanma zaten akla da gözlere de hitap eden bir tarz oldu. Ağır mobilya ve perdelerle, gereksiz ve uyumsuz objelerle dolu bir evde yaşamanın ağırlığı katlanılır gibi değil benim için. Ayrıca bunların temizliği ve bakımı için harcanacak zaman, belki de hepsinden önemli… O zamanı yaşanılası keyifler için harcamak varken..Ne dersiniz? Siz de kendi tarzınızı ve sadeliğinizi zevkinizle birleştirip yaşanılası alanlar oluşturabilirsiniz.

Küçük bir bar kimin hoşuna gitmez ki...

İşte az renk, çok alanın yarattığı mucize..




Ve işte sizin keyif köşelerinizden biri olmaya aday sade kanepe.




Evinizde keyifli zamanlar geçirmeniz dileği ile...










1 Kasım 2008 Cumartesi

Severek dinlediklerimden / İspanyol Romansı (Anonim)


Klasik gitar dinlemeyi sevip de İspanyol Romansı'nı dinlemeyen var mıdır? Akdeniz ezgilerinin en bilineni ve sevilenidir belki de. Kalsik gitar öğrenmeye yeni başlayanların ilk favorisidir çoğu kez. Tınısı çok bilinen ve duyulan bir eser olmasına karşın adı fazlaca bilinmeyen dünyaca ünlü anonim bir klasik yapıttır İspanyol Romansı.
Keyifli dinlemeler..
İsmet Şahin

Sinema / Unutulmaz Yeşilçam Tipleri












Yeşilçam'ın unutulmaz jönlerini ve güzeller güzeli kadın starlarını herkes bilir. Çünkü onlar Türk sinema tarihine adlarını altın harflerle yazdırıp uzun yıllar boyu Türk insanının aşklarını, umutlarını, umutsuzluklarını dile getirmişler, gönüllerde taht kurmuşlardır. Bir de baş rol oyuncusu olmadıkları halde, oynadıkları tiplerle özdeşleşip çok sevilen oyuncular vardır ki; onların yeri bir başkadır. O tipler olarak öyle çok sevilip benimsenmişlerdir ki; çoğu kez gerçek isimlerinden önce karakter isimleri gelmiştir akıllara.
Özellikle siyah beyaz döneminin kısıtlı olanakları ile çekilmiş filmlerde,
''devam'' geleneği bu oyuncuların canlandırdığı karakterlerin sevilip benimsenmesi ile gerçekleşmiş, tiplerin iyice halka mal olmasına neden olmuştur. Akla ilk gelenler , Sadri Alışık'ın ''Turist Ömer'' , Vahi Öz'ün ''Horoz Nuri'' , Öztürk Serengil'in ''Kelaj'' , Zeynep Değirmencioğlu'nun '' Ayşecik'', Mualla Sürer'in ''Bedia'' tiplemeleri, harikulade oyunları ile belleklerdedir. İşte bu unutulmaz oyuncuların kısa biyografileri;
Vahi Öz 1911 yılında İstanbul’da doğdu. Bir süre Samsun Lisesi’nde okudu. İlk kez 1928’de Samsun Gençlik Mahfeli’nde sahneye çıktı. 1930’da İstanbul Şehir Tiyatrosu’na girdi. Daha sonra Raşit Rıza, Ses, Yeni Ses, Şen ses ve küçük Opera’da çalıştıktan sonra, 1968’de kendi adına bir topluluk kurdu. Ayrıca Ankara Radyosu temsil kolunda çalıştı. 1947’de Bir Dağ Masalı filmiyle sinemaya geçti. Sinemada asıl ününü 1960’dan sonra yaptı. Horoz Nuri tiplemesiyle tanındı ve Mualla Sürer’le ilginç bir ikili oldular.
Sadri ALIŞIK (d. 5 Nisan 1925, İstanbul - ö. 18 Mart 1995, İstanbul) tiyatro, sinema oyuncusu ve Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük komedyendir.Kerem Alışık'ın babasıdır.
5 Nisan 1925 yılında İstanbul'da doğdu. Çocukluk yıllarında tiyatroya ilgi duydu. Okul piyeslerinde rol aldı, tiyatroya Cağaloğlu Halk Evi'nde başladı.İstanbul Erkek Lisesi mezunudur.
1946 yılında Günahsızlar adlı film ile sinemaya adım attı. Sinemada, Nejat Saydam'in yönettiği başrollerinde Ayhan Işık ve Belgin Doruk ile birlikte yer aldığı Küçük Hanımefendi serisi ile dikkat çekti ve seyicinin beğenisini topladı.
Bir çok bölümü olan Turist Ömer ve Ofsayt Osman serileri ile sinema kariyerinde zirveye ulaştı.
Sadri Alışık, sinema kariyerinin yanında; bir dönem 45'lik plaklar doldurmuş ve gazinolarda çalışmış, ağırlıklı olarak İstanbul için yazdığı şiirlerinin toplandığı bir şiir kitabı yayımlamış ve yağlı boya ve kara kalem tablolara da imza atmıştır.
18 Mart 1995 tarihinde İstanbul'da ölen sanatçının anısına, eşi Çolpan İlhan tarafından kurulan Sadri Alışık Kültür Merkezi`nce her yıl Sadri Alışık Sinema ve Tiyatro Ödülleri verilmektedir.
Öztürk Serengil Öğretmen Turgut Bey'in oğlu olarak Artvin’de doğdu. Lise ikinci sınıftan sonra öğrenimini bırakarak 1953’te Oğlum Edvard adlı oyunla sanat hayatına başladı. 1958’de Oda Tiyatrosu, 1959’da İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. 1950’li yılların başlarında Babıali’de ressamlık yaptı. 3. Kat Cinayeti filmiyle sinema oyunculuğuna başladı. İlk dönemlerde 142 filmde ‘kötü adam’ tiplemesi yapan ve daha sonra da argolu komedilerin değişmez oyuncusu olan Serengil, 300’e yakın filmde rol aldı. “Adanalı Tayfur” tiplemesi ile ün yaptı. 1966’da sinema oyunculuğunun yanı sıra sahneye de çıkarak şovmenlik yapmaya başladı.
Televizyonda “Gülünüz Güldürünüz” adlı yarışma programını hazırladı ve sundu. Bu yarışma sayesinde birçok kişi sahne ve sinema dünyasına adım attı. Çeşitli tv dizilerinde rol aldı. Politik güldürü tarzında çeşitli 45’lik plaklar yaptı. Bir de özeleştirisini yaptığı “Yeşilçam’ı Benden Sorun” adlı kitabı yayımlandı.
Dört kez evlendi. Ses sanatçısı Seren Serengil, Öztürk Serengil’in kızıdır.
Beyin ödemi sebebiyle iki kez ameliyat oldu. Geçirdiği felç nedeniyle ömrünün son bir yılında yürüyemez, konuşma merkezi hasar gördüğü için de son günlerinde konuşamaz olmuştu. Solunum durması sonucu 11 Ocak 1999 tarihinde İstanbul-Kozyatağı’ndaki evinde 69 yaşında öldü.
Serengil, Türkçe’ye soktuğu kelimelerle büyük tartışmalara yol açtı. Bazıları tarafından eleştirilen bu kelimeleri halk benimsemişti. Değişik, kendine has vurgulamalarıyla söylediği “yeşşe”, “kelaj” gibi yeni deyişleri Türk argosuna soktu. Şen şakrak sesiyle “yeşşe” diyerek halkın gönlünde taht kurmuştu. Bu “yeşşe” kelimesi o kadar meşhur olmuştu ki İsmet İnönü bile bir olay karşısında kendini tutamayıp “yeşşe” deyivermişti. Bu durum onun her kesimden insana hitap eden bir sanatçı olduğunu gösteriyordu.
Mualla Sürer (d. 14 Ağustos 1902, Nevşehir - ö. 21 Ekim 1976, İstanbul) Tiyatro ve sinema sanatçısı.
Türk sinema tarihinin kilometre taşlarından, genellikle Türk sinemasında "sabun köpüğü" şeklinde anılan "salon" filmlerinde, yardımcı kadın oyuncu olarak, "kötü kadın" rollerine çıkan sanatçı, ilk filmini 1953 yılında çevirdi. 200'e yakın filmde rol aldı. 28 Eylül 1976`dan beri tedavi görmekte olduğu hastanede, 21 Ekim 1976 yılında kalp ve solunum yetmezliğinden İstanbul`da 74 yaşındayken öldü.
Unutulmaz tipler bu kadar değil elbette ama ilk aklıma gelenleri anlatmaya çalıştım. Hepsine de sonsuz saygılar..
İsmet