21 Mayıs 2009 Perşembe

Dünya Ülkelerinden Kahvaltı Örnekleri

Sabah kahvaltısının önemini bilmeyen yoktur. Güne enerji depolayarak başlamak, gerekli vitamin ve mineralleri alabilmek çok önemlidir.

Tabii ki her ülke insanı kendi doğasına ve ürünlerine uygun besinleri seçme durumundadır. Böylece beslenme alışkanlıkları da belirlenmiş olur ve geleneksele dönüşür. Bir iklimde popüler olan besinler başka bir iklimde itici ve gereksiz gelebilir insanlara.

Değişik ülkelerin kahvaltı sofralarında neler olduğunu araştırdım ve sizlerle paylaşıyorum. Tabii ki aynı ülke içinde de çeşitlilikler olabilir ama buradaki kahvaltı sofraları ülkelerin kahvaltı alışkanlıkları hakkında az çok fikir veriyor.

Eskimo Tarzı Kahvaltı

Japon





Japon

Çin

Çin

Çin


İngiliz


İngiliz




İndia (Hindistan)

İndia (Hindistan)


Macaristan

Greek (Yunanistan)


Greek (Yunanistan)


Endonesia

 Mısır(Egypt)


Rusya


Rusya

İtalyan


İtalyan

Fas


Fas


Amerikan

American Donutlu Kahvaltı









Alman


Alman


İtalyan


Portekiz

Fransız Usulü Yumurtalı Ekmek

Fransız

Fransız

Fransız Usulü Domates Çorba


Fransız Croissant


İran



İran
Suriye'den Humuslu Kahvaltı

Bu da Bizden, Begonvilli Ev'den

19 Mayıs 2009 Salı

Severek Okuduklarımdan / Şiir / FENER, GECE VE YILDIZLAR


Wolfgang Borchert, II. Dünya Savaşı yıllarında savaşın bütün acılarını tattı, yaralandı, hastalıklara yakalandı, savaş karşıtı görüşlerinden ötürü hapis yattı. Henüz 26 yaşındayken öldüğünde, ardında bir dolu şiir ve öyküyle tüm dünyayı etkileyen Kapıların Dışında adlı bir oyun ve yüreklerde bugün de yankılanan savaş karşıtı bir manifesto bıraktı.


FENER, GECE VE YILDIZLAR

Evet, hiç değilse
ben ölünce
bir fener olsam;
tek başıma geceleri,
uykulardayken dünya,
gökte ayla senli benli
sohbete dalsam.

Wolfgang Borchert

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Efsane Bir Orkestra / Bembeya Jazz




Gine'nin müzik kültüründen dünyaya sesini duyuran efsane bir orkestra var; BEMBEYA JAZZ...

Gine, 1958 yılında Fransa`dan bağımsızlığını ilan etmiş bir ülke. Diktatör liderleri Sekou Toure, 1960-70 yılları arasında Gine Halk Müziği'nin modern yorumunu oluşturmak için, devlet desteği ile oluşturulan ve yönlendirilen birçok orkestranın kurulmasını hedefleyen bir yapılanma geliştirir. Bu yapılanmanın amacı, Fransız kültürünün etkisinde olan Gine halkının kendi özünü bulması yolunda müziği de kullanabilmektir. Ülke Fransız marşlarından temizlenir, yeni ülkenin yeni müziğinin temsilcileri orkestralar, devlet desteği ile bir bir kurulurlar. Syliphone adında bir marka altında müzisyenlerin çalışmaları teker teker kaydedilir. Syliphone bir kayıt şirketi olmaktan çok devletin `authenticite` adını verdiği müzik politikasını yaşama geçiren bir devlet kurumudur o yıllarda. Böylelikle kayıtları Syliphone`dan çıkan onlarca grup Gine`nin kültürel atmosferini değiştirip dönüştürmeye başlarlar. Sadece Gine`de değil tüm Afrika`da beğeni ve ün kazanırlar.


1960`larda ün kazanan caz orkestralarından biriydi Bembeya Jazz. Devlet tarafından kurulan orkestraların aksine 1961 yılında Aboubacar Demba Camara tarafından kurulan orkestra, 1966 yılında Gine`nin resmi ulusal orkestrası haline gelmiş. Gine`nin müzik kültüründe 35 yılı aşkın zamandır çok önemli bir rol oynayan orkestranın yaptığı müzik `Gine Halk Müziği` olarak benimsenmiş ve tanınmış.


Bembeya Jazz`ın bu başarısı, Gine`nin başkentinden kilometrelerce ötede bir kuzey kasabası olan Beyla`dan; Gine, Gambiya, Senegal, Mali gibi eski Mali İmparatorluğu ülkelerine önüne geçilemez bir şekilde yayılır. Efsane orkestra, 60`ların sonu 70`lerin ortalarında, Afrika`nın geniş coğrafyasında, birçok ülkede, sayısız konser verir. Dahası Moskova`da hatta Küba`da bile sahne alırlar. Bu yayılma ve tüm bu konserler, diktatör Toure`nin müzik politikasının haklı çıktığının ve kültürel Rönesans`ının başarıya ulaştığının en büyük göstergelerinden biridir.

Elektro gitar, bakır üflemeliler, vurmalı aletler ve vokallerden oluşan bu orkestranın üye sayısı, zaman içinde 15 ile 25 arasında değişti. Gine geleneksel halk müziğini, Kongo geleneksel halk müziği ve İslâmî motiflerle bir arada sunan Bembeya Jazz da 1950`lerin ikinci yarısının başlarında Afrika`da yapılan diğer kayıtlar gibi o günlerde popüler olan Küba` dan ilham almış.



1973`de, birçok konser ve albümden sonra, Bembeya Jazz, karizmatik solisti ve aynı zamanda orkestranın kurucusu Aboubacar Demba Camara`yı, Senegal`de bir trafik kazasında kaybetmenin acısını yaşadı ve 1980`lerde bir süre dağıldı. Buna rağmen orkestra, Afrika pop müziğinin efsanevi gitaristi, `elmas parmaklar` lakaplı Sekou Diabate` ile güçlenerek, 1991`de toparlanmış, 2000`in ilk zamanlarında Avrupa`da ve Kuzey Amerika`da konserler vermiştir.
En son albümünü 2007`de çıkaran Bembeya Jazz, elemanlarının birçoğunun değişmesine rağmen Afrika ruhunu bizlere yaşatmaya devam ediyor.



BEMBEYA JAZZ’IN TARİHÇESİ İÇİN BURAYI TIKLAYIN


Şimdi bu efsane orkestrayı dinlemeye ne dersiniz?







Başımız Sağolsun / TÜRKAN SAYLAN'I KAYBETTİK








O'nu bundan 30 yıl önce şahsen tanıma onuruna erişmiştim. Eşimin rahatsızlığı için Antalya'daki araştırmalar yetersiz kalınca, buradaki doktorumuzun yönlendirmesi ile Çapa'ya gitmiştik(1978) Henüz profesörlüğünün ilk yılları idi. Poliklinikte asistanı, ''sizi hocamızla görüştüreceğim, biraz bekleyin'' demişti. Nerden bilebilirdik ki, o genç, dünyalar tatlısı ve bakışları ile ışık saçan enerji dolu kadın hayatımda tanıdığım en karizmatik ve örnek alınası kişi, bilim ve fikir insanı Türkan Saylan Hanımefendi'ymiş. O yıllarda hayatını adadığı lepra araştırma çalışmaları ile ilgili yoğun bir çalışma döneminde olduğu halde zaman ayırıp bizi odasında kabul etti. Eşimin rahatsızlığı lepra olmadığı halde değerli zamanını verdi ve o görüşme sırasında mesleği için yaratılmış bir kişi olduğunu anında anladık. Kişiliğini yansıtan otantik objelerle dekore edilmiş hastane odasında, adeta hastası ile bütünleşen, ona enerji, güç ve moral veren olağanüstü bir hekimle karşılaşmıştık. Bize hastalıkla ilgili tüm bilgileri verip adeta yaşam koçumuz oldu ve kendisi ile iletişimimizi kesmememiz gerektiğini anımsattı. O zamanların teknik olanakları ile ancak mektuplaşabiliyorduk, bir süre yazıştık ama onun hızına yetişmek olası mı? Hemen sonraki yıllarda Dünya Sağlık Örgütü'nün lepra konusunda danışmanlığı olmak üzere bir çok bilimsel çalışmada yer aldı. Dermatopatoloji Laboratuvarının, Behçet Hastalığı ve Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniklerinin kurulmasında yer aldı. 1981-2002 yılları arasında 21 yıl, gönüllü olarak Sağlık Bakanlığı İstanbul Lepra Hastanesi Başhekimliği’ni yaptı. Anadolu'da lepralıların yaşadıkları yerlere kadar gidip onlara rehberlik etti. Tüm bunları yaparken yorulmadı, sızlanmadı, hastalığını bile ciddi bir sorun olarak görmedi. Önce toplum inancı ile yaşadı. Bilimsel çabalarının yanı sıra, toplum için daha neler yapabileceğinin arayışı içinde oldu son nefesine kadar. Türkan Saylan'ı tanıyıp da ona hayran olmamak olası mı.. O bilim ve fikir insanı olarak ülkemizin yüz akı insanlarından biridir. Ne yazık ki bize fazla geldin sevgili Türkan Hoca'mız. Yüreğinde ve muhteşem beyninde taşıdığın sevgiyi, çalışma azmini, demokrasi tutkunu bilenler biliyor. Yüzlerce binlerce genç insan senin ışığınla yetişiyor. Saygımız sonsuz, ışıklar içinde uyu.



O’NU DAHA YAKINDAN TANIMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN

15 Mayıs 2009 Cuma

Mutfağımdan / Havuçlu Mücver




Mücveri çok severim ama biraz yağlı bir yemek olduğu için pek tercih etmem. Nihayet özlediğim lezzeti daha az yağ kullanarak yakalayabildim. Bu tarif öyle hafif ve lezzetli ki, klasik mücver tadını alabileceğiniz gibi, yağ oranı oldukça düşük. Ben çok beğendim, bakalım sizler de beğenecek misiniz.
MALZEMESİ:
2 tane orta boy kabak
2 tane orta boy havuç
2 yumurta
2 çorba kaşığı un
tuz, karabiber, kimyon
dereotu, maydanoz
sıvı yağ
YAPILIŞI:
Derince bir porselen kaba rendelenmiş kabakları ve havuçları koyun.(Ben, vitamin kaybı olmasın diye sularını sıkmadım) Üzerine unu, tuzu, baharatları, incecik kıyılmış maydanozları ilave edip yumurtaları kırın. Teflon tavayı ısıtıp bir iki kaşık sıvı yağı koyun ve kaşıkla aldığınız mücverleri kızartın. Tahta bir spatula kullanarak çevirin. Her kızartmada, tavaya bir kaşık yağ koymalısınız.
SERVİS ÖNERİSİ: Kızarmış hellim peyniri, yeşillikler, domates ve biberle servis yapılırsa birbirine çok yakışan lezzetler ortaya çıkıyor.
Afiyet olsun.

14 Mayıs 2009 Perşembe

Antalya'da Pazar Alışverişi


Antalya'da yaşayanlar sebze meyve yönünden oldukça şanslılar. Bir çok ürün doğrudan, üreticiden pazara getirildiği için sebze ve meyveyi taze ve uygun fiyatlarda alma şansımız var.

Bizim de her perşembe semt pazarımız kurulur. Sabahın erken saatlerinden günün geç saatlerine dek semt sakinleri ile hemen yanıbaşımızdaki beş yıldızlı otellerde kalan yabancı turistler pazara koşarlar. Ben de hemen her perşembe sebze meyve alışverişimi bu pazardan yaparım. Bir dahaki hafta kameramla gidersem alışveriş manzaraları ve pazar görüntüleri de alabilirim ama şimdilik yöremizin ürünlerinin fotoğraflarını paylaşıyorum.



Bezelyemiz ve biberlerimiz karışık sebze sepetine girmemişler. Onlar da küsmesinler diye ayrıca resimledim. Tam kıvamındalar bu günlerde. Bezelyelerin Kilo fiyatı 2 lira. Kırmızı biberin fiyatını unuttum nedense.

Patatesler yeni ürün ve patates salatası için aldım.

İşte mevsim sebzelerinin bazıları. Kabaklar ve patlıcanlar dolmalık. Fasulye buraların en lezzetlisi beyaz barbunya fasulyesinin yeşil hali. Kilosu 3 lira. Salatalıklar taptaze. Kilo fiyatı 1 lira. Domatesler organik. İki boy aldım. Cheryler salata için. Fiatları:Chery'nin kilosu 3lira, diğeri 1,5 lira
Kırmızı biberler kahvaltıda yemek için ya da közlemek için ideal. Serik'ten geliyormuş pazarımıza ve tabii ki bunlar sera ürünü. Tarla ürünlerinin de eli kulağında.
Enginar Antalya'da çok sevilen bir sebzedir. Bol bol da yetişir. Antalya usulü iç baklalı, kıymalı enginar dolması nefis olur. Ancak ben bunları zeytinyağlı ve bezelyeli, havuçlu pişireceğim. Enginarların tanesi 50 ve 75 kuruştu bu gün. Ben 75 kuruş olanlardan aldım.
Bu elmalar Antalya'nın Korkuteli ilçesinden. Tatlı ve bol sulu çok lezzetli bir elma türü. Buzhane denilen soğuk hava depolarında saklanıyor ve sabah erkenden depodan çıkarıp pazara yetiştiriyor çiftçiler. Kilo fiyatı 2 lira.
Bu asma yaprakları pazarımıza komşu il Burdur'dan geliyor. Beyaz çekirdeksiz üzüm yaprakları. Sarma yapmaya oldukça elverişli.Yumuşak, tüysüz ve çok taze. Kilo ile satılıyor. Kilosu 3lira. Ben yarım kilo aldım. Birazını zeytinyağlı sarma yapıp kalanını 1 litrelik konserve kavanozlarına yıkamadan ve olabildiğince hava boşluğu bırakmadan yerleştirip ağzını sıkıca kapayacağım. Bir süre sonra yaprakların rengi sarıya dönecek. Kışın yemek için saklayacağım.

Pazara gidip de çiçek almamak olur mu? Öyle güzel ve ucuzlar ki, bu mis kokulu karanfillerin buketi 1 lira. Çerbellalar ise taneyle satılıyor. Tanesi 10 kuruş.

Bu dutlar Antalya'da hemen her yerde bulunan dut ağaçlarında bol bol meyve veriyorlar. Eskisi gibi, meyve bahçeleri çok fazla olmadığından artık yakın köylerden pazara getiren köylülerden alıyoruz. Dut mevsimi çok çabuk geçtiğinden şu günlerde yemek gerekiyor. Özellikle mor olanların çok yararlı olduğunu ve detox etkisi bulunduğunu söylüyorlar. Yarım kiloluk paketler halinde ambalajlamışlar ve paketler 1,5 liradan satılıyor.

Not: Tesadüfün böylesi; tv haberlerinde izledim. Bu gün ''Çiftçiler Günü'' ymüş. Tarlada, bahçede emek veren tüm insanlara minnet ve saygılar. Emeklerinin karşılığını almaları dileği ile..