14 Ekim 2011 Cuma

Begonvilli Ev ve Tv



Teknolojinin olanakları sınırsız. Her olanağa sahip olmak onlardan en iyi şekilde yararlanmak anlamına gelmiyor. Çocukluğumdaki tek kanallı  siyah beyaz tv yıllarından sonra şimdiki durum, o dönemleri düşününce  rüya gibi bir şey.

İşte HD teknolojisi, uydu yayınları vs. vs.

Ama....Ben  yine de bunca  kargaşanın içinde temizlik, netlik, verimlilik, kısacası kalite derdindeyim.

Eşimin futbol maçlarına olan düşkünlüğü ve benim  de kaliteli film izleme beklentim yüzünden yıllar önce Digitürk abonesi olmuştuk.  Eşim futbol maçları ve maç yorumlarından memnun. Saatler boyu sıkılmadan izlediği oluyor. Bense iyi filmlere rastlasam da çoğunluğu bıktırıcı yinelemeler olan ve kalitelisinin oldukça az olduğu filmlerde  beklediğimi bulamadım. Zaten popüler olanları ayrıca satın almanız gerekiyor.

Son günlerde  kullanmakta olduğumuz paketi yükseltmek amaçlı telefonlar geliyor. Bu telefonlar bilgisayar ses kaydı değil, canlı canlı görüşüyorsunuz, görevi paket satmak olan kişi ile. Bir tür pazarlamacılık yani. Ben de  görüşlerimi, özellikle  memnun olmama gerekçelerimi söylüyorum. Film çöplüğü olan kanallar, hiç izlemediğim, hatta yanından bile geçmediğimiz ama paketimize dahil olduğu için  para ödemek zorunda kaldığımız  ölü kanallar, ikide bir de kanal kurulumu gerektiren  teknik yetersizlikler, özellikle yağmurlu havalarda  yayının kesilmesi vs..Konuşmalar  uzadıkça  rahatsızlık duymama rağmen karşımdaki kişi ısrarla satışını yapma derdinde. Yani uzattıkça uzatıyor konuyu. İzleyicileri ne kadar çok düşündüklerini!!, bu tanıtımları bizleri düşündükleri için yaptıklarını  vurguluyor. Ee, ne yapsın, bir  kişiye daha paket satmak derdinde. Derken dizilerden söz açıyor, Muhteşem Yüzyıl'ın falanca sahnesi  diyor (ki)  sözünü kesmek  zorunda kalıyorum; ''ben dizi izlemem'' diyorum. Şaşırıyor.. Ama gerçekten izlemiyorum.. Tek tek  ele alınırsa her bireri  inanılmaz  emeklerle yapılmış, kostümleri, mekanları, oyunculukları ve  farklı  olma kaygısı ile denenmedik tür kalmamış  diziler  beni boğuyor kardeşim.. Evet  bir zamanlar seçerek izlerdim, yani izlemeye çalışırdım.  O zamanlar bile baktım kendini yineliyor, ya da beni şaşırtmıyor, oyuncuların performansları düşüyor, bırakırdım izlemeyi. Ama artık sabrım yok. Merak da etmiyorum.. İzleyen izlesin, merak etsin, ertesi bölümü  dört gözle beklesin, diyeceğim yok.
Ben eleyerek, bulduğum  bir kaç  kaliteli sinema filmi ve bir de İz tv dışında pek bir şey izlemiyorum.. Arada çeşni olsun diye History ve National Geographic  kanallarına bakıyorum. Derya Hanım'ın yamalı bohça proğramına şöyle bir göz atıyorum. Vıdı vıdı laf kalabalığında ilginç bir elişi ya da asistanının (adı aklıma gelmedi şu an, aa evet Sibel Hanım)  ilginç bir tasarımı  denk gelirse  oturup izliyorum.  Onun dışında tv karşısında geçirdiğim zamanların çoğu  bayıldığım İz tv' yi izlemekle geçiyor. Nasıl bayılmam;  bu kanal  tamamen bana hitabediyor.
İZ Tv'nin doğa, kültür, sanat, tarih ağırlıklı belgeselleri  öyle dolu dolu içerikli ki,  izlemeye doyamıyorum. Hele son zamanlarda soluksuz izlediğim Yakın Tarih'i mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum. Hemen aklıma geliverenler, Bağımsız Filmler,:Dışarıdakiler, Zirvedeki Tehdit, Ayhan Sicimoğlu'yla Renkler, Ömür Biter İstanbul Bitmez ve diğerleri, hangi birini saysam..Bu kanalın her yapımı eşsiz bana göre..
 Haberler mi? Evet, izliyoruz; magazin içerikli ve yanlı haberler içimizi baysa da izliyoruz tabii ki.
İşte bunca büyük sektörde işime yarayanlar bunlar.

Bu arada, evde çok iyi bir tv izleyicisi var; fotoğrafta görüyorsunuz:))

Keyifli, güzel ve kaliteli  izlemeler diliyorum.

13 Ekim 2011 Perşembe

Geç Gelen Portakallar



Altın Portakal Film Festivalinin  bana göre en önemli etkinliği gerçekleşti.

79'un ve 80'in   verilemeyen ödülleri  sahiplerini buldu.
Festival kapsamında 1980'de de askeri müdahale nedeniyle yapılamayan Altın Portakal Film Festivali'nde ödül kazanan filmler için ödül töreni düzenlendi.

Fikir babası Deniz Yayın olmuş. Çok da iyi düşünmüş..
 Deniz Yayın, yaptığı konuşmada, 1979 ve 1980 yıllarındaki festivallerin yapılamamasından büyük üzüntü duyduğunu anlattı. Bu festivallerin ''Geç Gelen Altın Portakallar'' adı altında gerçekleştirilmesi yönündeki projesinin Büyükşehir Belediye Başkanı  Mustafa Akaydın tarafından kabul edildiğini ifade eden Yayın, ''Geç Gelen Altın Portakallar adı verilerek sinemamızdan af dilenmek istedi. Bu filmleri izleyin. Çünkü bu filmler öksüz kaldı, bu filmler izlenmedi. Bu filmler sinemamızın en kilit belgeselleridir'' demiş.

Bu filmler için jüri üyeliğini, 79 ve 80 yıllarındaki jüri üyelerinden hayatta olanlar yapmış.

Ödül törenini izlemedim ama .çok hoş anlar yaşandığını  okudum ve tv'den izledim. Örneğin,
 15 yaşında 1979 yılında Ömer Kavur'un ''Yusuf ile Kenan'' adlı filminde oynayan Cem Davran'a ''En İyi Çocuk Oyuncu'' ödülü aldı.. 47 yaşındaki Davran, ödülünü aldıktan sonra yaptığı konuşmada, ''Bir aktörün kaderi 32 yıl geriden gelir mi'' diye espri yapmış ve büyük alkış almış.


Prof. Dr. Özdemir Nutku'nun başkanlığındaki jüride, Hale Soygazi, Selahattin Tonguç, Vecdi Sayar, Atilla Dorsay, Tunca Yönder, Doğan Hızlan, Ahmet Keskin, Nurettin Tekindor, Kenan Değer ve Tonguç Yaşar yer aldı.
Jürinin yaptığı değerlendirme sonucunda 1979 ve 1980 yıllarında Altın Portakal ödülüne değer görülen filmler ve sanatçılar şöyle:
1979 yılının en iyileri:
En İyi Film: Demiryol-Yavuz Özkan ile Yusuf ile Kenan-Ömer Kavur
En İyi Yönetmen: Yavuz Özkan-Demiryol
En İyi Senaryo: Onat Kutlar ve Ömer Kavur–Yusuf ile Kenan
En İyi Müzik: Arif Erkin - Kanal
En İyi Kadın Oyuncu: Sevda Ferdağ–Seninle Son Defa
En İyi Erkek Oyuncu: Fikret Hakan-Demiryol
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Sevda Aktolga-Bebek ve Demiryol
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Kamuran Usluer–Kanal
En iyi Çocuk Oyuncu: Cem Davran-Yusuf İle Kenan
1980 yılının en iyileri:
En İyi Film: Sürü–Zeki Ökten
En İyi Yönetmen: Zeki Ökten–Sürü ve Düşman
En İyi Senaryo: Başar Sabuncu-Adak
En İyi Müzik: Zülfü Livaneli-Sürü
En İyi Kadın Oyuncu: Melike Demirağ–Sürü ile Güngör Bayrak-Düşman
En İyi Erkek Oyuncu: Tarık Akan–Adak ve Sürü ile Aytaç Arman-Düşman
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Fehamet Atila-Düşman
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Tuncel Kurtiz-Sürü

Yaşamdan İpuçları


Günaydın!!!
Bu sabah okuma  turuma  blog yazarı arkadaşlarımın iki harika yazısı ile başladım. 
Sevgili  Öykü Kız’ın  sevgi dolu yüreğinden akıp gelen, duygu yüklü  ama bir o kadar da gerçekçi  ‘’ özgür bırak’’   yazısı  ve Sevgili Hayalbemol’ün  yaşamı  sorgulatan,  her insana gerekli kalıcı ipuçları veren  ‘’Yaşamın Son Gününü Nasıl Yaşarsın?’’  Başlıklı yazısı.
Bu iki yazı da bana yol gösterdi. Aslında bildiğim ama zaman zaman  göz ardı ettiğim  ipuçlarını, sade, güzel bir anlatımla, ders veren bilmişlik edası olmaksızın dile getirmişler. Keyifle okudum, birer de yorum yazdım.

Öykü ‘’ Bugün sizden bir şey rica edecegim..’’ diye başlıyor sözlerine  ve aslında kendiniz için  bir şey yapmanızı istiyor. Sadece şu kadarını söyleyeyim;  şu beni de epeydir zorlayan  affetme konusunu ele almış.  Eee, hadi, oyalanmadan okuyun yazıyı.. 
 ‘’ özgür bırak’’

Naçizane  olarak  ben de görüş belirttim yorum yazımda.
Dedim ki:
 .. Neyse, oradan okursunuz:)
Sevgili Hayalbemol  da bir soru soruyor okurlarına.
Diyor ki:
‘’Yaşamın son gününü nasıl yaşarsın?’’ Konuya dikkat çekmek için güzel örnekler vermiş,  Neler söylediğini   anlatmak yerine yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum..
 ‘’Yaşamın Son Gününü Nasıl Yaşarsın?’’



Bu  yazının ana düşüncesi olan, yaşamın her anının değerli olduğu gerçeği  hepimizce bilinir  de nedense  uygulamada göz ardı edilir.
Bu yüzden  yeni başlayan her günün , hayatımızın son günü olma olasılığını( ki bu olasılık gerçek de olabilir) düşünmek karamsarca bir  düşünce olmaktan çok bir tür yaşamı kavrama yolu olabilir. Evet  hayat  zor.. Bazen içinde bulunduğumuz durumlar  dayanılmaz gelebilir, öyledir de.. Yine de  bu durumu  değerlendirirken yaşamı bir bütün olarakgörmekte yarar var. Şöyle ki;  şu an  bize çok acı veren bir durum belki de  daha sonra bu kadar  dayanılmaz gelmeyecektir.  Geçmişte böyle olup olmadığını düşünün.  Size göz yaşları döktüren bazı olaylar  için ‘’şimdiki aklım olsaydı boşuna üzülmezdim’’  dediğiniz  durumlar olmadı mı? Elbette  ölüm acıları ya da büyük felaketler için  söylemiyorum bunları ama o olaylara bile yıllar sonra  farklı açılardan bakabiliyoruz.
‘’Yaşamın son gününü nasıl yaşarsın?’’  sorusunu ben farklı bir açıdan, yakınımda bulunan insanları  düşünerek  değerlendirdim.  Düşünün, sizin için sıradan olan insanları bugün  herhangi bir nedenle   son kez göreceksiniz.  (Allah korusun ) Öyle ya, yaşamda her şey olası.. İşte  böyle  düşününce o sıradan insanlar,  terslediğiniz anneniz,  güler yüz göstermeyi esirgediğiniz eşiniz,  o an varlığından sıkıldığınız arkadaşınız, sözü bitse de işime baksam dediğiniz komşunuz, yaramazlığından bıktığınız afacan çocuğunuz  nasıl da  farklı bir kişi olur gözünüzde?
Ya evinizde geçirdiğiniz son günse bu gün? O pek de beğenmediğiniz eşyalarınız, çiçekleriniz, emek emek  oluşturduğunuz her  ortam  daha bir güzel gelmez mi gözünüze? O  evi temizlemek, düzenlemek o kadar can sıkıcı bir iş olmaz o zaman. Ben şöyle düşünürüm: ‘’Evimde geçireceğim son gün olmasın da  ben her   gün  yine temizlik yapmaya razıyım’’
Örnekleri çoğaltmak  olası.
Kısacası dostlar, yaşam göz ardı edilemeyecek kadar  değerli. Sıradan olan her şeyin eşsiz ve anlam yüklü olması için,  yaşadığımız günün son gün  olması mı gerekiyor? Eğer bunu fark edemiyorsak biraz daha  özenli ve dikkatli olup yaşamın ipuçlarını  iyi  değerlendirmeliyiz. Bana bunları hatırlatan Öykü’ye ve Hayalbemol’a teşekkürler.

10 Ekim 2011 Pazartesi

Yine Acı, Yine Gözyaşı / Antalya'da Sel Felaketi


9 Ekim'den beri yaşanan şiddetli yağışlarda 6 kişi kayıptı. Ne yazık ki bir kişinin cesedi bulundu. Diğer kayıp kişiler aranıyor.
Son yağışların Antalya'da yaşanan  son 37 yılın en fazla miktardaki  yağışı  olduğu tesbit edilmiş.
Gece saat 22.30 sıralarında başlayan ve yaklaşık iki saat süren yoğun yağış sonrasındaki sel nedeniyle Serik İlçesi'nin Gebiz Beldesi'nde, Pınargözü Mahallesi'nde dere kenarı ve dere yatağında bulunan evlerin büyük bölümü yıkılmış. Kayıplar da oradan..
Sel sularının evleri yıkarken, dev çınar ağaçlarını söküp kırdığı gözlenmiş. Sulara kapılan dev ağaç parçalarının da evlerin yıkılmasında etkili olduğu belirtiliyor. Ölüme davetiye çıkartan dere yatağındaki evlerin dışında Haskızılören İlköğretim Okulu'nun da dere yatağına yapıldığı, okulun bazı duvarlarının da sel suları ile yıkıldığı ortaya çıktı.
Yağışlar başka yerlerde de çok  büyük zararlara neden oldu.  Yüzlerce dönümlük tarım arazisi su altında kaldı. (45.000 dekar sera ve pamuk arazisi-bu yaklaşık 200 çiftçi demek) Pek çok ev ve işyerleri  su baskını olayı yaşadı. Köprüler yıkıldı.
Ayrıca olumsuz hava koşulları nedeni ile Antalya Hava Limanı'nda  bir uçak kazası yaşandı. Almanya- Antalya seferini yapan uçağın  Antalya Hava Alanı'na inişi sırasında arka tekerleği arızalanmış.

Olay sonrası kaptan pilotun uçağı, Antalya Havaalanı pisti içinde tutmayı başardığı kaydedilen açıklamada, 156 yolcunun güvenli bir şekilde tahliye edildiği söyleniyor.
Geçmiş olsun Antalya!

8 Ekim 2011 Cumartesi

Straw Roof / Saman Çatılı İngiliz Evleri

İngiltere ve Galler'de, geleneksel saman çatılı köy evlerine hayranlık duymaktayım. Bana masalları çağrıştırıyor. Görsel olarak çok güzel olsalar da ''acaba ne kadar dayanıklıdır?'' sorusu hep aklıma gelmiştir.

Araştırdım ve buldum. Bu işin gerçek ustaları tarafından yapılan orijinal çatılar yenilenmeksizin 50- 60 yıl dayanmaktaymış. Bu süre de azımsanmayacak kadar uzun bir zaman dilimi.







7 Ekim 2011 Cuma

6 Ekim 2011 Perşembe

4 Ekim 2011 Salı

Kozmetik Ürünlerini Hayvanlar Üzerinde Test Eden Firmalar

Henüz yeni bir blog sayfası olduğundan okuyucu kitlesi yok. Bu yüzden bu çok güzel yazının okunmasını istedim.

Konu önemli, anlatım güzel..
Kozmetik ürünlerini hayvanlar üzerinde deneyen firma ve kuruluşlar açıklanıyor..Ve hayvanların nasıl işkencelere maruz kaldığı.. Lütfen okuyun ve karar verin, bu hayvanlara yazık değil mi?

Teşekkürler Migros!

4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Günü nedeni ile kampanya yapan Migros tüm pet ürünlerini %50 indirimle satışa sunmuş.

Sokaktaki minik patiler için değişiklik olsun diye bu konserve mamalardan aldım. Jane de poz verdi.

Orada bu çok şirin  bardakları görünce kendime de hediye aldım.

3 Ekim 2011 Pazartesi

Bugün "4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Günü"

  

Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi metni, Uluslararası Hayvan Hakları Birliği ve ona bağlı ulusal birlikler tarafından 21-23 Eylül 1977 tarihinde Londra’da hayvan hakları konusunda yapılan üçüncü uluslararası toplantıda kabul edildi. Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi ise, Paris’te UNESCO Sarayında 15 Ekim 1978 tarihinde törenle ilan edildi.
* Tüm hayvanlar eşit doğar ve eşit yaşama hakkına sahiptirler.
* Tüm hayvanların saygı görme hakkı vardır. Bir tür hayvan olan insan, diğer hayvanları yok edemez. Hayvanları kendi çıkarı için karşılıksız kullanamaz.
* Hiçbir hayvana kötü ve zalimce davranılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu ise bu, bir anda ve acı çektirilmeden yapılmalıdır.
* Vahşi hayvanlar kendi doğal çevrelerinde yaşama ve çoğalma hakkına sahiptir. Eğitim amacıyla bile olsa vahşi hayvanlar özgürlüklerinden mahrum bırakılamaz.
* Evcil hayvanlar, uyumlu bir biçimde ve özgürlük içinde yaşama hakkına sahiptir. İnsanların kendi çıkarları için evcil hayvanların yaşama koşullarında yapacakları her türlü değişiklik, haklara aykırıdır.
* Evcil hayvanlar, doğal yaşama sürelerine uygun uzunlukta yaşama hakkına sahiptir.
* Tüm çalışan hayvanlar (at, eşek…) iş süresinin sınırlandırılması, işin daha az yorucu olması, güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.
* Hayvanlara fiziksel ya da psikolojik acı çektiren deney yapmak, hayvan haklarına aykırıdır.
* Beslenmek için bakılan hayvanlar barındırılmalı, taşınmalı ve ölümleri de korkutmadan ve acı çektirmeden olmalıdır.
* Hayvanlar, insanlar tarafından eğlence amaçlı kullanılamazlar. Hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlarla gösteri yapılması, hayvan onuruna aykırıdır.
* Zorunlu olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi, yaşama karşı işlenmiş bir suçtur.
* Çok sayıda vahşi hayvanın öldürülmesine neden olan safariler ve av partileri, hayvanlara karşı yapılmış bir soykırımdır. Doğal çevrenin kirletilmesi, yıkılıp yok edilmesi de soykırıma eşdeğerde alçakça bir davranıştır.
* Hayvanların ölüsüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanların öldürüldüğü şiddet sahneleri, sinemalarda ve televizyonlarda yasaklanmalıdır.Ama hayvanlara yapılan saldırıları kınamak amacında olan filmlerde bu sınırlama yoktur.
* Hayvanları koruma kuruluşları, devlet katında temsil edilmelidir. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır. 


Hepsi de son derece yerinde ve aklıbaşında her insanın yürekten onayladığı, desteklediği  maddeler. Ancak bir de konunun  realitesi var. Pek çok konuda olduğu gibi hayvan hakları konusunda da insanlık yerlerde sürünüyor ne yazık ki.. 

Açlık, susuzluk çeken, zehirlenen, dövülen, işkence gören, otomobil çarpınca bir paçavra gibi görülen, tecavüze uğrayan, zevk için kulakları, kuyrukları kesilen, canlı canlı yakılan,  istenmeyen, iğrenilen sokak hayvanlarının çilesini, ancak onların   halini yakından  gözlemleyip, çare  bulabilmek için çırpınan bir avuç gerçek  hayvansever biliyor. Diğer insanlar  farketmiyorlar bile. Farketse de görmeye bile tahammül edemeyen, nefret eden, evinin, iş yerinin yakınlarında istemeyen pek çok insan var. Onların acısını, çilesini  bir türlü  anlamayan  pek çok insan.. Üstelik sokak hayvanları  ile ilgilenen insanlar da  bu grubun hedefi oluyorlar.. Hayvan düşmanlarına göre, hayvan severler, dışlanmayı, her türlü kaba davranışı hak eden, parasını, zamanını  boş işlere harcayan akılsız insanlar..Hele evini paylaştığın bir hayvan varsa,  mutlaka evin pis ve yaşanmaz durumdadır..


Oysa  hayvanlar da   hissediyor, acı çekiyor, sevip bağlanıyorlar, terkedilmenin acısını yaşıyorlar.. Sadece hayvan olarak yaratılmışlar, tek fark bu.  Bu yüzden  de şikayet etme, haklarını arama şansları yok.


Yaşama tutunmaya çalışıyorlar  ama her şey onlara karşı. Yaşama alanları  yok edilmiş; o yerlerin yeni sahipleri ise onları  oralarda istemiyor. 
 Her yıl, kürkleri için kafalarına  sopalarla vurularak öldürülen  foklar, bir günlük  haber olmaktan öteye gidebiliyorlar mı?


Ya boğa, horoz ve köpek dövüşleri? 
Yaşamı boyunca dövüşmekten başka bir şey görmemiş, karanlık odalarda çiğ etle  vahşileşmesi sağlanan,  dövüşemez hale gelince de öldürülen, delirtilmiş pitbulların kurtarılışını  gösteren bir belgesel izledim ve lanetler  okudum, para için  bunları yapanlara.. Sözümona kurtarıldılar..Kurtarılan hayvancıkların  yaşamla bağı kalmamıştı ki...

Ya terkedilenler? Bir heves uğruna alınıp acımasızca sokaklara bırakılanlar? Sonlarının açlıktan delirme ya da bir otomobilin altında kalıp ölme olduğu  hiç mi gelmiyor akıllara?

Neler yazılıp  söylenmedi ki.. Yine de değişen bir şey yok..
Kısacası; hayvan ya da insan, her canlı  doğanın bir parçası... Doğa ise bir var oluşlar zinciri..  ''Benim daha çok hakkım var'' demek ancak  vicdan, akıl ve mantık  yoksunluğunun  göstergesidir.





Gördüğümüz olumsuz durumlar ya da resimler içimizi acıtınca başımızı çevirip izlemekten vaz geçiyoruz. ''Ben tek başıma ne yapabilirim ki'' deyip hiç bir çaba göstermeyenler çoğunlukta. Oysa her insan, vicdanının sesine  kulak verip yapabileceği  bir şeyler olduğunu kavrayabilir.
Bu dünya hepimizin..