18 Ocak 2010 Pazartesi

PLEASE they need our HELP! / Lütfen YARDIM!

Durum ortada, söylenecek söz yok ! Fotoğraflara tıklayarak daha büyük boyutlarda görebilirsiniz.







Daha Fazlası Burada
Belki de yapabileceğimiz bir şeyler var; az ya da çok olması önemli değil.
Ve

Yardım İçin Burayı Tıklayabilirsiniz

All I can do is donate and help and try to create more links to these pages ...

donate here

17 Ocak 2010 Pazar

Kadın Yazarlar / Doris Lessıng




Doris Lessing, (Doris May Taylor) (d. 22 Ekim 1919 - Kermanşah, İran)

İran'da doğan İngiliz yazar Doris Lessing'in hayatı meydan okumakla geçti. Romanlarında ırkçılığı ve kadın sorunlarını işledi. Halen Londra'da yaşıyor ve yazmaya devam ediyor.

Annesinden yana yaralıydı. Hani vardır ya; annesi ile asla ana kız olamayan ve bunun gizli utancıyla yaşamaya çalışırken, yaşamı boyunca acı çeken kadınlar. Sanıldığı kadar az değildir sayıları. Can ciğer kuzu sarması olan ve annesi ile o özel bağı kuramayanlara hayretle bakan, hatta yadsımadan öte kınayan ana kızlar kadar olmasa da sayıları, ne yazık ki, doğanın bir şaşırtmacası gibi kopuk duygulu ana kızlar da az değildir her toplumda. İşte onlardandır Doris'le annesi de.

Öfkeliydi kendisini doğuran kadına. Yaptıklarına onun ve yapmadıklarına..Bir kez olsun kucağına alıp sarılmamıştı mutsuz bir anında. Fısıldamamıştı kulağına ''bebeğim yanındayım'' diye. Okşamamıştı başını bir kez bile..Bir mesafe vardı aralarında ve bunun taşımakla gurur duyduğu o asil kanla bir ilgisi yoktu. Erkeğinden erkek çoğaltmanın, kendine yeni bir erkek yaratmanın verdiği Tanrıça gururuyla oğluna aşıktı işte annesi, çoğu anneler gibi.

Bu yüzden hep babasını daha çok sevmişti Doris. Birinci Dünya Savaşı'nda babasının eksilen bacağının yerini alan tahta uzantısına bakmamaya çalışarak..


Ne var ki İngiltere'ye katlanamamıştı babası ve tayinini istemişti İran'a, Kirmanşah'a. Bir depresyon çocuğu olan Doris işte burada dünyaya gelmişti. Hayatının ilk yıllarından belleğine kazınan, anadilinden tek kelime bilmeyen sert Fransız dadılarla, Tahran'daki İngiliz kreşi oldu.

Sonra aileyi Rodezya(bu günkü ismiyle Zimbabwe) yılları bekliyordu. Siyahların yoksulluğu, kendi evlerindeki aristokrat yaşam çabasını gösteren kırmızı deri ciltli klasikler ve İran halıları ile nasıl da karşıtlık oluşturuyordu.

Ellerindeki paranın büyük bir bölümü babasının çiftçilik denemeleri alıp götürmüştü. Hem de içten içe tarlalarında altın bulma umudu için.

Protestan oldukları halde, iyi yetişmesi için gönderildiği yatılı Katolik okulunda çok kalamadı. Rahibelerin, sürekli ne kadar günahkar çocuklar oldukları telkinleri ile ve korkutmaları ile, yapılanları ailelerine anlatmamaları için tembihlendikleri halde ailesini ikna etmeyi başardı ve eve döndü. Devam edeceği ortaokulda da fazla kalamadı. Çünkü manastırdan çok da farklı değildi orası da. Onun başarılı olmak gibi bir derdi yoktu. Aralarına gömüldüğü kitapları ile, şiirler öyküler yazmak ona yetiyordu.

Doris'in yaşam öyküsü uzayıp gidiyor tabii ki ama tamamını burada anlatmak olası değil. Ne kadar kısa tutmaya çalışsam da buraya dek olan kısım bile epeyce uzadı..Kısacası, Güney Afrika dergilerinde yayımlanan öykülerinin ardından ilk romanı
Türkü Söylüyor Otlar yayımlandığında artık bilinen bir isimdi. Altın Defter'in yayımlandığı 1960'larda kadın haklarını savunan az sayıda kadından biriydi o.

Sonraki on yıl içinde mistisizmle ilgilendi. Bu ilgisi ona doğa üstü ve bilim kurgu romanlar yazdırdı. Kendisi gibi beklenmeyen bir çocuğun ailesine yaşattığı korkunç olayları anlattığı Beşinci Çocuk'un yayımlandığı 1980'lerde bir de takma isimle bir kitap kaleme aldı. Jane Somers'in Günlüğü'ndeki tanınmamış yazar kendisinden başkası değildi.

''Nasıl olsa biri yazacak, o zaman bunu yapan ben olayım'' diyerek, merak edilen uzun, mücadele ve meydan okumalarla dolu yaşamını Tenimin Altında ve Gölgede Yürümek isimli kitaplarıyla ortaya koyacaktı.

Haberi olmadan adının Kraliçe Elizabeth'in asalet listesine yazılmasına tepki gösterecek ve verilmesi planlanan ''Dame'' ünvanını reddedecekti.

Edebiyatın kendisini delirmekten koruduğunu söyleyen Lessing bugün seksensekiz yaşında. Londra'da sakin bir hayat sürüyor. Her sabah beşte uyanıp tek başına uzun yürüyüşlere çıkıyor. Parklardaki kuşları besledikten sonra evine dönüp yazı masasının başına oturuyor. Yazıyor....





Biyografisi ve Yapıtları İçin Burayı Tıklayın

16 Ocak 2010 Cumartesi

İzlediklerimden / Rescue Ink


Vücudu dövmelerle kaplı sekiz sert adamdan oluşuyor Rescue Ink. Issız bir yerde karşıma çıksalar, ardıma bakmadan kaçacağım tipte bu adamlar. National Geographic Channel'da rastladığım bu ekibin bir amacı var.


Onlar hayvanları kurtarmaya ant içmiş insanlar. Gerektiğinde son derece sert olabiliyorlar. İsyankarlar ama Nedeni Var; Bir okul avlusunda cesedi bulunan zavallı "Pit Bull"un katilinin peşine düşüyorlar ya da bodruma kapatılıp pislik içinde yaşayan bir boxerı kurtarıyorlar.


Hayvanlara işkence ettiği ihbar edilen yaşlı bir adamın mahkemeye yürüteçle gelip iddiaları yalanlamasını ve jüriyi kandırmasını hazmedemeyip dedektif gibi günlerce adamı izlemelerini, dansa gidip eğlenmesini mahkemeye delil olarak sunmalarını anlatan bölüm oldukça etkileyiciydi bana göre.

Kısacası yalnız, hasta ve üzgün hayvanların kurtarıcısı bu New Yorklu ekip.



Daha Fazlası Burada

Yazdan Kalanlar / Bu Yaz Objektifime Takılanlardan En Sevdiklerim





















14 Ocak 2010 Perşembe

Begonvilli Ev'in Mutfağından / Turunç Reçeli




Geçen yıl yaptığım turunç reçelini anımsayan arkadaşlar yine tarif istiyorlar. Şu an turunçların en mükemmel zamanı. Eğer yapmak istiyorsanız hiç beklemeyin.

tarifi burada

Begonvilli Ev'in mutfağından / Kestaneli Pasta




Oldukça hafif ama bir o kadar da lezzetli bir pasta tarifim var. Yoğun kestane tadı ile tam bir kış pastası.

Ayrıca denemeyenler için mutlaka öneririm;
Tatesal'in Köstebek Pastası ve

Birsence'nin Nar Ekşili Kuru Patlıcan dolması harika oluyor. Kendilerine bu tarifler için teşekkürler.

Malzemesi
5 çay fincanı un
5 çay fincanı şeker
2 paket vanilya
yarım kg kestane
ıslatmakiçin bir fincan likör(tercihen kestane likörü ama yoksa diğer meyve likörleri de olabilir) ve şekerli su karışımı
Kreması İçin:
750 ml. süt
3 kaşık un
2 kaşık şeker
2 yumurtanın sarısı
Yapılışı:
5 yumurta,5 fincan un ve 5 fincan şeker ile pandispanya hamuru hazırlanır ve orta büyüklükteki pasta kalıbında 125 derecede yaklaşık yarım saat pişirilir. Soğuyunca ikiye kesilir

Kestaneler soyularak üzerini örtecek kadar sütle ve biraz şekerle kısık ateşte pişirilir. Sekiz on tanesi üzerini süslemek için ayrılıp kalanlar rondodan geçirilir.

Sütün kalanı, üç kaşık un, iki kaşık şeker ve 2 yumurtanın sarısı iyice çırpılıp kısık ateşte karıştırılarak pişirilir. Koyulaşınca ocaktan alınıp vanilya eklenir. Kremanın bir fincan kadarı pastanın üzeri için ayrılıp kalanı rondodan geçirilen kestane ile karıştırılır. Likörlü su ile ıslatılan pandispanyaların arasına kalınca sürülür. En üstü kestanesiz krema ile kaplanarak, kestanelerle süslenir. Kakao ya da granül kahve serpilerek renklendirilir. Buzdolabında dinlendirilir. Afiyet olsun.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Boxer Kızımız Bebiş'in Acıklı Öyküsü Ve Yuva İsteği, İstanbul

Aşağıdaki duyuruya
PetArkadascom da rastladım. Çok etkilendim. Dilerim bir hayvansever tarafından evlat edinilir ve çilesi biter yavrucağın.





Notlar
Doğduğunda ne kadar şirindi, ne kadar tatlıydı, çok sevdiler oynadılar onunla. Her şey çok güzeldi ama sonra ne oldu anlayamadı. Dişi diye mi veya başka sebeplerle mi nedendir dışarıya atıldı. Sokaklarda öylece ''Bana ne oldu? Neden buralardayım? Ben nereye aitim?'' diye gezdi, ailesini aradı . Onların gelip onu kurtarmasını bekledi. Gelen giden olmadı.

Kimi çocuklar onu çok sevd kimileri onu sıkıştırd canını acıttı. Başka köpekler onu istemedi, alanlarına sokmadılar, kovaladılar belki de canını acıttılar. Ufacıktı dah,a 6-7 aylık. Hep kaçmaya , saklanmaya çalıştı. Hele ki büyük insanlardan.

Koskoca bir çöp arabası bu ufaklığa çarpıyor. Minicik bir beden. Bunu gören diğer çöp arabası ise duruyor onu alıyor bize getiriyor. Aynı yerde çalışan iki farklı insan. İşte böyle insan manzaraları ?

Kendi imkanlarımızla ki yetişemiyoruz ne siz sorun nede biz söyleyelim. Bu ufaklığı veterinere götürüyoruz. Maalesef bacağı kurtarılamayacak kadar kötü bir yaralanma . Ufacık çocuk bu acılara katlanıyor. Ama hiç olmazsa sevenlerin yanında bu onun acısını çok a zda olsa hafifletiyor. İnsanlara güveniyor tekrar. Belli bir süre klinikte kaldıktan sonra buraya Tuzla Rehabiltasyon Merkezi'ne alıyoruz. Burada o kadar çok köpek varki ilgi isteyen, ona kaç günce bir sıra geliyor. Sadece yemeğini verebiliyoruz, arada bir sevebiliyoruz. Hepsine yetişmemiz mümkün değil. O ise buğulu gözleriyle bize bakıyor. İçimiz parçalanıyor.


O kadar küçük ki diğerlerinin yanında, acil durumlardaki geçici ailemize hiç olmazsa bir hafta sonu evinde misafir etmesini istiyoruz. Ev ortamına nasıl yaşıyacağını merak ediyoruz. İlk gün banyoda kuvette çok güzel yıkanıyor. Alışık olmadığı için farklı geliyor ona tabi ama kimseye zorluk çıkarmıyor. Evin küçük kızıyla çok iyi anlaşıyorlar. Kucak kucağa oturuyorlar , yatıyorlar. Tuvaletini dışarıya yapıyor çabuk öğreniyor. Ev için inanılmaz iyi huylu bir bebek. Geçici ailesi ona Bebiş diye çağırıyor. 2 günde bebiş oluyor ufacık boxer kızımız.

Anladık ki ev ortamına çabuk alıştı ve evde çok rahat yaşayabilir. Zaten 3 bacakla dışarda yaşaması biraz zor.

Artık Bebişimize ona bir ömür sahip çıkacak bir aile istiyoruz. Onu çok sevsinler istiyoruz. Ailesi ona güzel yataklar alsın, güzel mamalar, elbiseler alsın, sıcacık kalorifer yanında uyutsun, kucaklarında ona kulağına ''seni çok seviyoruz, seni hiç bırakamaycağız'' desin istiyoruz.

Bebiş kızımız buğulu gözleriyle sizi bekliyor.

Deniz Karaduman 0532 627 02 38

12 Ocak 2010 Salı

Onlar da Rahat Etmeliler

Minik'le Jane için yeni minderler dikmek istiyorum. Yıkanabilir, elyafla dolu yumuşacık minderler olmalı. Bakalım becerebilecek miyim?









Daha Fazlası Burada