12 Temmuz 2011 Salı

Antalya Kent Merkezi'ni Gezmeye Devam

Yat  limanı



Tophane'den  Yat  Limanına inilen sokak ( İskele Yokuşu  olarak bilinir. Eski Antalyalılar, yokuşu '' Cemal Bey Yokuşu'' olarak adlandırırdı.)


Eski Devlet Hastanesi'nin bulunduğu  yer  şimdi  park.  Oradan  Yat  Limanı  böyle  görünüyor.  karşı kıyıda Mermerli  ve  Karaalioğlu Parkı'nın falezleri  var.

Kentin orta  yerinde kurumuş bir dere yatağı  olan  Kadın Yarı


Ve aylar önce karaya oturan, hala  kurtarma  çalışmaları  süren  bir  gemimiz  var. Falezlerden görebilirsiniz.
Not: Orijinal boyutlar için  fotoğrafları tıklayın.

10 Temmuz 2011 Pazar

Hiç Böyle Bir Güzellik Gördünüz mü?

Bugün  komşum  ve  arkadaşım Ayten Hanım'a  bebek  görmeye  gittim.:))  Daha  doğrusu bebekleri  gördüm,  sevmeye  doyamadım.  İlk  söylediğim  söz ''Allahım  bu  ne  güzellik!!'' oldu. 

Bakın  ama, henüz  bir  kaç  haftalık  olan  bu  bebekler  çok  güzeller  öyle değil  mi?









Ve  annecik

Hüzünlü Bir Veda


Dile  kolay, 25-26 yıllık  komşularımız bugün  taşınıyor.

Apartman  yaşamı  malum;  eski  komşuluklar, teklifsizce  gidip  gelmeler, yardımlaşmalar  vs  yok.  Zaten  günün  koşulları  da  öyle  gerektiriyor.

Yine  de  çok  özel  insanlardı yan  dairede  oturan  komşularım. 22 daireli  apartmana  ilk  taşınanlar  biz  ve  onlardık. Çok  genç, birer  küçük  çocuğu  olan  iki  aile olsak da, abla  ve  ağabeyimiz  yaştaydılar. Eğitim  düzeyleri  ve  görgülü  insanlar  olmaları ile bize  çok  güven  vermişlerdi.

Yıllar  yılları kovaladı, saçlar beyazladı, kilolar  alındı:) Çocuklar  büyüdüler, eğitimlerini  tamamladılar, askere  gittiler. Bizimki avukat, onlarınki veteriner  oldu. Tüm  bunları  birlikte  yaşadık, gördük.Yıllar  geçtikçe   belli  bir  mesafede  ama  derin bir dostluk  gelişti.  Saygı   sevgi  konusunda  artarak  sürdü  gitti  komşuluğumuz.  Bunca  yılda  en  küçük  bir  sorun  yaşamadık..

Temiz,  titiz ve  görgülü,  hemşireliği  bırakmış  Eskişehirli   hanımefendi  ile  oğlu  ve  eşi  odaklı  bir  koşuşturma  içinde  olan  Antalyalı mühendis, iş adamı  beyefendi, zaman zaman  biraz  fazlaca  korumacı  anne  baba  modeli  olarak   bizleri şaşırtıp kendi  aramızda mizah  konusu  oldular.

  İyilikleri,  nezaketleri ve  komşu  olarak dozunda  samimiyetleri  ile unutulmaz  anılarımız  oldu. Zor  günlerimizde, hastalıkta, ölüm olaylarında destek  oldular. Mutlu  günlerimizde  bizimle  birlikte sevincimizi  ve  telaşımızı paylaştılar.


Hayvan  sevgileri  ile, özellikle  çevredeki  sokak  hayvanları  için  yaptıkları fedakarlıklarla,  bana  verdikleri  destekle  dahası  iyi  ahlaklı  ve  güvenilir  insan  olmaları  ile  yaşamımızda  iz  bırakanlar  arasına  katıldılar.  Antalya'nın  köklü  ailelerinden ve  maddi  olanakları  da  oldukça  iyi  olan  bu aile,  mütevazi  yaşayan  elit insanlardı. Çok  daha  önce daha gösterişli  ve  lüks  bir  eve  taşınabilirlerdi  ama  bu  semti  sevdikleri  için  taşınmayı  düşünmüyorlardı. Ancak,  zamanla  apartmanda konut  olan  dairelerin  bir  çoğu  iş  yerine  dönüşünce,  otopark sorunu, asansör  trafiği,  kapı  zillerine  gereksiz  yere  basılması  vs  gibi  hepimizi rahatsız  eden  durumlar karşısında  taşınmaya  karar  verdiler.
Ve  işte  bugün  gidiyorlar. Az  önce  gözlerimiz  yaşlarla  dolu  tekrar  vedalaşıp  helalleştik. ''Aşağıdaki  kedilerim size  emanet '' derken  ikimiz  de  çok  duygulandık. Özellikle  yan  sokaktaki  artık  doğurmak  üzere  olan  emektar  tekiri  sabah  son  kez  beslemiş. Yerini  tarif  ederken  çok üzgündü..

Aslında  yakın  çevredeki sokak  hayvanlarını  paylaşmıştık. Hemen  apartmanın  altında ve  en  yakın  sokaktakileri  onlar,  iki  sokak  aşağıdaki  20-30  kadar  kediyi  de  ben  doyurup  sularını  veriyorduk. Parkta  iki  de  sürekli  baktığım  köpeğim  var.  Bakalım  bu  işin  üstesinden  nasıl  geleceğim.  Üstelik  yan  apartmanda  ve  bizim  apartmandaki  bazı  insanlar sürekli  tepki  gösteriyorlar. Komşumla  birlikteyken  daha  kolaydı  insanlarla uğraşmak.


Evet,  sevgili  komşularım   şu  an  eşyalarını  yüklüyorlar. Yabancı  uyruklu  bir  aile  gelecekmiş  kiracı  olarak. Ne  diyeyim,  hayırlısı  olsun.

Güle  güle  gidin  ve  sağlıkla  mutlulukla  oturun  yeni  evinizde.  Sizleri  hep  sevgi  ile  anımsayacağım..

8 Temmuz 2011 Cuma

Antalya Büyükşehir Belediyesi Veteriner Kliniğine Ultrason Cihazı Alınsın !

Geçtiğimiz  aylarda,  sabah erken  saatlerde 100.  Yıl  Bulvarı'nda bir  otomobilin  çarpıp yaralı halde öylece  bırakıp  gittiği sokak  köpeğinin tedavisi  için  verdiğim  mücadelenin  öyküsünü  yine  bu  sayfalardan  okumuştunuz.  Çevreden  hiç  bir  yardım  almadan  25 kiloluk  hayvanı  kenara  taşıyıp Belediye Veterinerliğin'den  yardım  istemiştim.  Çok  da  kolay  ulaşamadığım  halde   saatler  sonra  gelip  tedavi  merkezine  götürdüler.  Ben  de saf  saf  tedavi  edileceğini  düşünüp  sevinmiştim. Derken  durumun  takibi  için  telefon  edince bana  söylenen  şu  oldu:
''RÖNTGEN CİHAZIMIZ OLMADIĞI  İÇİN  KIRIKLARA  MÜDAHALE  EDEMİYORUZ''
Ne kadar  üzüldüğümü tahmin  edebilirsiniz. Sonra  kendi  olanaklarımla  köpekciği  oradan  alıp  özel  bir  klinikte binbir zorlukla  tedavi  ettirdim. Hayvanın  çektiği  acıları  ve  benim  yaşadıklarımı  düşünün. Bu  kez  de en  azından  belli  bir  süre  barındırma  sorunu  çıktı. Apartmanın  boş  olan  kapıcı  dairesinde,  kaçak  olarak  40  gün ,  bir  komşumun desteği  ile  baktım. Apartman  halkı  ile  sorunlar  yaşadım. Sonra  yine  sokağa  bıraktım.  Oysa o  hayvan ,  sokak  hayvanlarını  tedavi ve  kısırlaştırma amacı  ile  kurulmuş  merkezde  tedavi  edilip,  belli  bir  süre  barındırılmalı  ve  sonra  yine  ortamına  bırakılmalıydı.

Bu  benim  yaşadığım  bir  olay.  Düşünün  ki  daha  nice  sokak  hayvanı   aynı durumda,  çaresizlik  içindeler. Hepsi bu  olaydaki  gibi  şanslı  da  değiller. Acı  içinde enfeksiyondan ya  da kangren  olup  bir  köşede  ölüyorlar.
TÜRKİYE' Yİ DÜNYADA TEMSİL EDEN TURİZMİN BAŞKENTİ ANTALYA'DA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNE BAĞLI VETERİNER KLİNİĞİNDE ULTRASON CİHAZI YOK.

Sadece açılışlarına milyon dolarlar harcanan otellerin bulunduğu bir memlekette ne insanlara ne de hayvanlara önem verilmiyor. Oysa bir  röntgen  cihazı alınması imkansız  değil.

Durumu   takip  için  internette  bir  araştırma  yaptım,  bu  konu  ile  ilgili  2009  yılında  Facebook'ta  bir  grup  kurulmuş. Fakat  bir  süre  sonra   ilgilenilmemiş.  Hatta  şu  an  grubun  yöneticisi  bile  yok.
 Grubun  adresi  aşağıda,  Antalya'da  yaşamasanız  bile üye  olup  destek  olabilirsiniz.
http://www.facebook.com/group.php?gid=78795823534

Ayrıca  aşağıdaki  Antalya  Belediyesi'nin  e- Belediye  sayfasından, röntgen  cihazı  isteği  ile ilgili  bir   dilekçe  yazabilirsiniz.
http://ebelediye.antalya.bel.tr/webportal/index.php?wwsayfa=47
aşağıdaki  mail  adresine  de  yazabilirsiniz.

abim@antalya.bel.tr

YA DA BURADAN

http://ebelediye.antalya.bel.tr/webportal/index.php?wwsayfa=47

Lütfen  üç  beş  dakikanızı  ayırıp  yardımcı  olun.

Örnek  Dilekçe:

Antalya Belediyesi Başkanlığı'na
Antalyalı  hayvanseverler  olarak, tanık olduğumuz  olaylarda,  Sokak  Hayvanları  Tedavi  Merkezleri'nin  tam  olarak  hizmet  veremediğini düşünüyoruz. En  büyük  sorun  olarak tedavi merkezlerinde  röntgen  cihazı olmamasını görüyoruz. Turizm  merkezi  olan  kentimizde onca  yatırım  ve  hizmete  rağmen belediye  veterinerliğine  yıllardır  bir  röntgen  cihazı  alınmayışını anlamış  değiliz. Bu  soruna  bir  çözüm  bulunması  için  gereğinin  yapılmasını arzederim.
Ad Soyad
Tarih
Kendi  dilekçenizi,  kendi  özgün  cümlelerinizle  de  oluşturabilirsiniz.

Ayrıca  belediyenin  şikayet  hattından  telefonla  da ulaşabilirsiniz.
(0 242) 249 50 00  Tüm  hayvanseverlerin  desteğini  bekliyoruz.

Antalya Turuna Devam

İşte  yine  hafta  sonu. Antalya  turuna  devam  etmek  için iyi  bir  zaman. Güneş  gözlüklerinizi,  şapkanızı  ve  en  rahat  sandaletlerinizi  hazır  edin, şehir  içi tura kaldığımız yerden devam.



Kalekapısı'ndaki  heykeller ,  modern  kent  heykellerine  güzel  bir  örnek

 Yivli Minare, Külliye


 Kent Merkezi

 Kaleiçi evlerinin yukarıdan görünüşü

 Ve Cumhuriyet Alanı'ndaki  Atatürk heykeli

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Antalya Kent Merkezi

Antalya'yı görmeyip de merak edenler, görmek isteyenler ya da ayrı kalıp özleyenler var mı? İşte bu fotoğrafları sizin için çektim. Ben de ne zamandır şehir merkezinde bir turist edası ile dolaşıp bu güzellikleri o gözle incelememiştim.

Yalnız pek çok fotoğraf çekmişim, hepsini bir defada paylaşmak yerine bölüm bölüm göstereceğim. Şimdi, Şarampol kapalı yol ve şehrin göbeği dediğimiz Kalekapısı fotoğrafları ile başlayalaım.

İşte, Kalekapısı'ndan Şarampol'e giden kapalı yol,




Şarampol'deki havuzda serinlemeye çalışanlar:)

Kentin Kurucusu Attalos'un Kalekapısı'ndaki heykeli

Kalekapısı'nda bol narenciyeli ve diğer meyvelerin de eksik olmadığı vitamin barlarda taze meyve sularınızı içip serinleyebilirsiniz.



Yine Kalekapı'sında, kentin tam merkezi dediğimiz yerdeki zakkumlar, begonviller ve Kalekapısı'nı Cumhuriyet Alanı'na bağlayan yol



Hep söylüyorum ya; Antalya begonvilli cennet diye, görüyorsunuz şehrin her yerinde her rengi var.





Ve şehir merkezinin genel görünümü ile bu günkü gezimizi tamamlayalım. Sırada daha, çok ilginç kent heykelleri, yat limanı görüntüleri ve kenarda kıyıda kalmış çok hoş görüntüler var. Onlar da yarına ve sonrasına kalsın.










Arka planda Yivli Minare.


5 Temmuz 2011 Salı

Silyon Antik Kenti Kurtarılmayı Bekliyor



Yazılarımı  takip  eden okurlarım, antik  kentlere  olan  düşkünlüğümü  iyi  bilirler. Yaşadığımız  toprakların  kültür  birikimlerinin en  gerçek  müzesi  ve  günümüze  kadar  ulaşan  en  değerli  belgeleri  olduklarını  düşünürüm.  Onları gözümüz  gibi  korumamız  gerektiğini  de..
Silyon Antik Kenti,  Antalya’nın  burnunun  dibinde  bir  kayıp  kent. İnanması güç ama hala tam  anlamı  ile  keşfedilmiş  değil.  Ayrıca  koruma  altında  olmadığı  için  de  yavaş  yavaş  yok  oluyor.
Perge ve Aspendos arasında yer alan bu Pamphylia şehri, tıpkı Termesos  gibi  dünyada  Büyük İskender’e  kafa tutabilen  ender  şehirlerden  biri  olmuş tarihte. Böylelikle  Sillyon, Büyük İskender'in ele geçiremediği birkaç şehirden biri olarak  tarihe  geçmiş.
Antalya'nın Serik ilçesine bağlı Yanköy yakınlarındaki Sillyon Antik Kenti  Perge’nin sadece birkaç kilometre doğusunda yer almasına rağmen, diğer kentlerden ancak bu kadar farklı olabilirdi. Perge yerleşim için geniş Pamfilya ovasını seçmişken, Silyon kilometrelerce uzaktan görülebilecek şekilde yüksek ve dik yamaçlı bir tepenin üstüne kurulmuş.
DAHA FAZLASI BURADA

Ne  yazık  ki  Silyon’un  korunması  için  yeterli  önlemler  alınmıyor.  Örneğin  Kent tiyatrosunun 1969 yılındaki heyelanda yıkılmış  ve 11 basamağının ayakta   kalabilmiş. Önlemlerin alınmaması durumunda tiyatronun tamamen yok olacağı  ortada.
Hellenistik mimarinin en seçkin  ve  nadir örneklerinin  bulunduğu  Bir antik  kentin  böylesine  ihmali  inanılır  gibi değil. Güney  yamaçta  bulunan tiyatro  ve odeonun yarısı  ile,  armut  şeklindeki  sarnıçlar  göçmüş  durumda.
Ayrıca  bölgede  Hellenistik  devir  tapınak  kalıntıları, sarnıçlar, Bizans şapeli   ile Selçuklu  ve Osmanlı yapıları  da  var.

BURADAN GÖREBİLİRSİNİZ

4 Temmuz 2011 Pazartesi

İlginç Fotoğraf Kareleri

Gülümseten, şaşırtan, eğlendiren, tedirgin eden,''photoshop  mu?''  dedirten fotoğraflar. Hiç  biri  photoshop  değil.







1 Temmuz 2011 Cuma

Bir Erkek Bir Kadın

Bugün bizim  evlenme  yıldönümümüz..

Öyle  romantik  laflar  edip  bir  de  şarkımızı  ekleyecek  değilim...

Çünkü   bizim yıllar,  yıllaaaar  önce  çıktığımız ve bizi  bu  günlere  getiren yolculuk  pek  öyle kolay  anlatılacak gibi  değil.

Öğrencilerinden zor  ayırdedilen  bir  çocuk  gelin,  yalnızca  fiziksel  görünümü  ile  değil, duygusal  dünyası,  kırılganlığı, yufka yürekliliği  ile..

Yetmezmiş gibi   korumacı  ailesi  sayesinde  biraz  da  şımartılmış, gerçekten  bir  çocuk  gelin  düşünün.

Ve

yakışıklı, pek  de  kuralları  takmayan, hareketli,  girişken ve  karizmatik genç  adam  '' sorun  değil,  ben iyi bakarım ona, ömrüm oldukça  el  üstünde  tutarım''  diye  söz  veriyor  babaya. Kadere  bakın  ki  iyi  bakan  değil  bakılan  kişi  oluyor..


Rüya  gibi bir  yerde,  doğanın  kucağında, minicik  prefabrik  bir  ev  yuva  oluyor. Küçük bir otomobil  alınıyor. Derken  dünyalar  güzeli  bir  bebek  katılıyor aileye ve  sevgi  ile  yapılan  iş, daha  ne  olsun.. Yerli,  yabancı ilginç komşular, güzel  komşuluklar, hoş  sürprizler, hafta  sonu  Manavgat'ın,  Side'nin,  Alanya'nın  en  güzel  yerlerinde  yaşanan  pek  çok  güzel  anı...Yaz  tatillerinde komşu  illere,  İstanbul'a, Erzurum'a yapılan  gezip  görme amaçlı yolculuklar ve ilerisi  için yapılan planlar.. Bu  arada eş  dost nişan  törenlerinde  yüzüklerini  bize  taktırıyor,  bizim  gibi  olmaları   dileği  ile..

Ne  yazık  ki  ileriye  dönük planların  hiç  biri  gerçekleşmiyor. Hızlıca  geçen  rüya  gibi  bir  beş  yılın  sonunda  genç  adam aniden  rahatsızlanıyor. Burayı  çok  kısa  geçmek  zorundayım. Çünkü  ayrıntılara  girersem rahatlıkla  bir  romanı   dolduracak  olaylar ve  yaşanmışlıklar, o  günlerden  bu  günlere  dek geliyor. Merak  edenler  için birazcık  ipucu; eşimin  rahatsızlığı,  doktorların '' asla  yürüyemeyecek,  konuşamayacak, görme  yetisini  büyük  ölçüde  kaybedecek ve  tüm  bunların  getirdiği  ruhsal  sorunlarla  mücadele  etmek  zorunda kalacaksınız''  dediği  türden  bir  hastalık.

 Henüz  32  yaşındaki  bir  erkeğin,  24  yaşındaki  kadının ve küçücük  bir  çocuğun  yaşadıkları bunlar.  O  günlerden  bu  günlere nasıl  geldiğimizi  ne  siz  sorun  ne  de  ben  anlatayım. Kısaca, o  günden  beri  hastanelerin  ikinci  evimiz,  doktorların  en  yakın  dostlarımız  olduğunu  söyleyebilirim.  Bense,  bir  yandan  çalışıp çocuğumu  yetiştirirken  yalnızca  eş  ve  anne   değil, arkadaş, hemşire, hastabakıcı,  şoför, terapist, berber  vs  olmaya  çalıştım. Çünkü  hastalıkla  yaşamayı  öğrenmemiz gerekiyordu,  bu  bizim  yaşam  tarzımız  olmuştu.

Şu  an  spastik  de  olsa  yürüyor,  aramızda geliştirdiğimiz  özel  bir  dille  anlaşıyoruz, görme  kaybı  da  oldukça  zorlayıcı  ama  yaşadıklarımıza  dönüp  baktığım  zaman  ''biz  başardık''  diyebiliyorum.


Evet,  biz  başardık!

Neler  yaşamadık  ki, maddi  manevi  çok  büyük  sıkıntıları bazen  aile  ve  eş  dost  desteği  ile  bazen  de en  güvendiğimiz  insanlardan  yara  ala  ala   aşmayı  öğrendik.

Umutsuzluğa  kapılmadık.

Sosyal  hayattan  kopmamak  için  elimizden  geleni yaptık.

Aynı  hastalıktan  muzdarip  başka  insanlara moral  verip  yol  göstermeye  çalıştık. Kendi  deneyimlerimizi  paylaştık.

İnanılmaz  hastane  günleri  yaşadık..

İnsanları  tanımada  uzman  olduk..İyi  gün  dostlarını elemek  zorunda  kaldık.

Gün  geldi, sevgisinden, yakınlığından  hiç  şüphe  etmediğimiz  insanlar  tarafından  yarı  yollarda  bırakıldık. Sonunda  gördük  ki, bu  dünyada birbirimize en  yakın  iki  insan  o  ve  ben  mişiz.  Sevgili  oğlumuz  da  bizi  hayal  kırıklığına  uğratmadı  çok  şükür.

İşte  bu  bizim  hikayemiz..

Ve  tüm  içtenliğimle  söylüyorum  ki  evlilik  denilen birliktelik  tam da  böyle  bir  şey  aslında;  hani  o  verilen  söz  var ya,

''İyi  günde,  kötü  günde,  ölüm  bizi  ayırana  dek ''  diye...

Yıl  dönümümüz  kutlu  olsun  Biricik  Aşkım!   İyi  ki  varsın..