Bugün bizim evlenme yıldönümümüz..
Öyle romantik laflar edip bir de şarkımızı ekleyecek değilim...
Çünkü bizim yıllar, yıllaaaar önce çıktığımız ve bizi bu günlere getiren yolculuk pek öyle kolay anlatılacak gibi değil.
Öğrencilerinden zor ayırdedilen bir çocuk gelin, yalnızca fiziksel görünümü ile değil, duygusal dünyası, kırılganlığı, yufka yürekliliği ile..
Yetmezmiş gibi korumacı ailesi sayesinde biraz da şımartılmış, gerçekten bir çocuk gelin düşünün.
Ve
yakışıklı, pek de kuralları takmayan, hareketli, girişken ve karizmatik genç adam '' sorun değil, ben iyi bakarım ona, ömrüm oldukça el üstünde tutarım'' diye söz veriyor babaya. Kadere bakın ki iyi bakan değil bakılan kişi oluyor..
Rüya gibi bir yerde, doğanın kucağında, minicik prefabrik bir ev yuva oluyor. Küçük bir otomobil alınıyor. Derken dünyalar güzeli bir bebek katılıyor aileye ve sevgi ile yapılan iş, daha ne olsun.. Yerli, yabancı ilginç komşular, güzel komşuluklar, hoş sürprizler, hafta sonu Manavgat'ın, Side'nin, Alanya'nın en güzel yerlerinde yaşanan pek çok güzel anı...Yaz tatillerinde komşu illere, İstanbul'a, Erzurum'a yapılan gezip görme amaçlı yolculuklar ve ilerisi için yapılan planlar.. Bu arada eş dost nişan törenlerinde yüzüklerini bize taktırıyor, bizim gibi olmaları dileği ile..
Ne yazık ki ileriye dönük planların hiç biri gerçekleşmiyor. Hızlıca geçen rüya gibi bir beş yılın sonunda genç adam aniden rahatsızlanıyor. Burayı çok kısa geçmek zorundayım. Çünkü ayrıntılara girersem rahatlıkla bir romanı dolduracak olaylar ve yaşanmışlıklar, o günlerden bu günlere dek geliyor. Merak edenler için birazcık ipucu; eşimin rahatsızlığı, doktorların '' asla yürüyemeyecek, konuşamayacak, görme yetisini büyük ölçüde kaybedecek ve tüm bunların getirdiği ruhsal sorunlarla mücadele etmek zorunda kalacaksınız'' dediği türden bir hastalık.
Henüz 32 yaşındaki bir erkeğin, 24 yaşındaki kadının ve küçücük bir çocuğun yaşadıkları bunlar. O günlerden bu günlere nasıl geldiğimizi ne siz sorun ne de ben anlatayım. Kısaca, o günden beri hastanelerin ikinci evimiz, doktorların en yakın dostlarımız olduğunu söyleyebilirim. Bense, bir yandan çalışıp çocuğumu yetiştirirken yalnızca eş ve anne değil, arkadaş, hemşire, hastabakıcı, şoför, terapist, berber vs olmaya çalıştım. Çünkü hastalıkla yaşamayı öğrenmemiz gerekiyordu, bu bizim yaşam tarzımız olmuştu.
Şu an spastik de olsa yürüyor, aramızda geliştirdiğimiz özel bir dille anlaşıyoruz, görme kaybı da oldukça zorlayıcı ama yaşadıklarımıza dönüp baktığım zaman ''biz başardık'' diyebiliyorum.
Evet, biz başardık!
Neler yaşamadık ki, maddi manevi çok büyük sıkıntıları bazen aile ve eş dost desteği ile bazen de en güvendiğimiz insanlardan yara ala ala aşmayı öğrendik.
Umutsuzluğa kapılmadık.
Sosyal hayattan kopmamak için elimizden geleni yaptık.
Aynı hastalıktan muzdarip başka insanlara moral verip yol göstermeye çalıştık. Kendi deneyimlerimizi paylaştık.
İnanılmaz hastane günleri yaşadık..
İnsanları tanımada uzman olduk..İyi gün dostlarını elemek zorunda kaldık.
Gün geldi, sevgisinden, yakınlığından hiç şüphe etmediğimiz insanlar tarafından yarı yollarda bırakıldık.
Sonunda gördük ki, bu dünyada birbirimize en yakın iki insan o ve ben mişiz. Sevgili oğlumuz da bizi hayal kırıklığına uğratmadı çok şükür.
İşte bu bizim hikayemiz..
Ve tüm içtenliğimle söylüyorum ki evlilik denilen birliktelik tam da böyle bir şey aslında; hani o verilen söz var ya,
''İyi günde, kötü günde, ölüm bizi ayırana dek '' diye...
Yıl dönümümüz kutlu olsun Biricik Aşkım! İyi ki varsın..