14 Kasım 2010 Pazar

Sonbaharın Renkleri / Colours of Autumn

Antalya'da muhteşem  bie  sonbaharın daha son  demlerini  yaşıyoruz.  Bu  güzellikler  anlatılamaz,  yaşanır. En  azından  görüntüleri  paylaşmak  istedim..

Tertemiz,  ılık  hava,  olağanüstü renkler,  daha  ne  olsun;


Sabah parkta yaşayan  dostlarımız Paşa ve Maviş  karşıladı  bizi  ve  kahvaltı  faslından  sonra gezi  ve  oyun  başladı.







 Parktaki kafelerden  birinin horozu Haşmet ve  hareminin  bir  bölümü
















11 Kasım 2010 Perşembe

Güçlü Ol Ey Kalbim !


Güçlü ol ey  kalbim, güçlü ol!

Yıllar boyu nelere dayanmadın ki...

Artık  genç değilsin,

''Hepsi bizim için, hepsi  insanlar  için'' dedin  demesine de, az  çekmedin  hani...

Hastalık, yoksulluk ya  da yaşam kavgası  değil, en  çok   haksızlıklar acıttı  seni. Oysa  hepsinden  epeyce  düştü  payına;  düşsün  bundan  ne  çıkar? Çok  daha  fazlasını  yaşayan  yürekler  var.. İnsanların bencilliği, acımasızlığı, duyarsızlığı daha  çok  yaktı içini..

Yine de;
 Güçlü ol ey kalbim !

Biliyorum, çifte standartlı sevgiler üzdü seni. Hak edene değil de, etmeyene fazlası ile verilen  değer  şaşırttı  ve incitti..Zor  zamanlarında yapayalnız olduğunu  görmek yıprattı. Hep içinde sakladın  kırgınlığını, göz yaşların içine aktı.. Yine  de elinden  geleni yapmaktan  kaçınmadın  yaşam  kavgasında. Onurunla,  inancınla çabaladın.

Güçlü ol ey  kalbim, güçlü ol !

Hep  iyilikler  güzellikler diledin herkes  için  ama  gördün  ki,  başkaları için bunu  isteyen  pek  fazla  insan  yok çevrende. Bencillik, nankörlük  ve değer bilmezlik normal  insan  vasıfları  gibi  algılanır, karşılık  beklemeden  özveride  bulunmak aptallık sayılır olmuş. İşini iyi  ve doğru yapmak bile az  rastlanılan bir özellik   ne  yazık ki.. Uyanıklar,  fırsatçılar, adam kullananlar iyi  yerlerde.. Kısacası  bu  dünya, senin inandığın değerlerin,  iyilerin  ve  doğruların dünyası  değil.. Tanıdığın,  sevdiğin  bir  kaç  iyi  insan  hep  istismar  edilmekte,  hep yıpratılmakta..

Yine de  üzülme, o  bir  kaç  iyi ve dürüst  insan  ve sen doğru  olanı  yaptınız, yapıyorsunuz..

Güçlü  ol  ey  kalbim !

Tertemiz olması  gereken  dünyayı  kirletip anı  yaşayan, yarını, çocukları bile  düşünmeden, yok  eden, tahribeden, doğanın  dengesini  bozan bir  canlı  türünün  mensubu olduğun  için acı  çekiyor,  suçluluk  duyuyorsun.. Ama  böyle hissetmen hiç  bir  şeyi  düzeltmiyor, kaybedilenleri  geri  getirmiyor.

İşte  bunun  için diyorum ki;

güçlü  ol ey kalbim, güçlü ol ! Savaşa devam !

Sen, ezen,  yok edenden, kirleten, tahribeden, doğanın dengesini  bozanlardan  değil, değer bilen, onaran, üreten, paylaşan  ol  yine..Belki  birilerine örnek  olursun..

Elbette  yalnız  sen  değilsin üzülen, kırılan,  incinen.. Dünyanın  her  yerinde,  bir  yerlerde  nice  kalpler, insan olmanın  onurunu, sorumluluğunu duyarak,  iyilik  ve güzellikler için, var  olma ve yaşatma çabası  için çarpıyorlar
ve  tüm  bu  yüreklere  seslenmek  istiyorum;
güçlü  olun !  Güçlü  olmalıyız, dayanmalı  ve  insan  olmanın  sorumluluklarını  taşımalıyız..Hep  birlikte ve  inançla, sevgiyle....

9 Kasım 2010 Salı

Işıklar İçinde Uyu!


Sarı Saçlım Mavi Gözlüm | video.eksenim.mynet.com

Sana  öyle çok şey borçluyuz ki....

Tığ İşi Demlik Kılıfı, Tutacak / Crochet Tea Cosy, Pot Holder




Geçen  yıl  bir  kaç  demlik  kılıfı  örmüştüm; çok  şirin  oldukları için.  Ancak  kullanışlı  olur  mu  diye şüphelerim vardı. Bir  çekmecede   beklemelerini  istemiyordum.  Kullanınca  gördüm  ki, işe  yarıyor. Çayımı  demleyip  bir  kaç  dakika  sonra  giysisini  giydiriyor  ve ocağı  kapatıyorum. Kahvaltı  süresince  idare  ediyor  sıcaklığı. Şimdi de bunları ördüm.   Bir  de  böyle  nihale  ve  tutacakla  tamamlayınca  çok  dekoratif oldu.  Tasarımları tamamen  kendime ait.  Biraz  oyalıyor ama çok zor değil.

5 Kasım 2010 Cuma

Nasıl Kıydınız? / Cemal Gülas'ın Gözü Gibi Baktığı Karaca Bambi'yi Vurdular !


Dün akşam tv haberlerinde izledim, bu sabah  da  gazetede  okudum;

FOTOĞRAFÇI Cemal Gülas, Kaçkar Dağları’nın eteğinde  yaralı olarak bulduğu karacası Bambi’nin, tedavisini ve bakımını yapıyor, her gün ziyaret edip onu ıslıkla selamlıyordu. Bambi, dün avcıların kurşunuyla öldü.

Şöyle  diyor Cemal Gülas:

Köpeklerimiz bir köşede ağlıyor
“Nasıl olduğunu tam bilmiyoruz. Eline silah verilen ve kendine avcı diyen birileri ateş etmiş. Bambi de bizim eve doğru kaçabildiği kadar kaçmış. Köpekler yaralı halde buldu. Önce zararlı bir şey yedi zannettik. Sonra üç kurşun deliği gördük. Trabzon’dan veterinerler geldi, hep birlikte seferber olduk ama Bambi’yi kurtaramadık. Herkes çok üzgün. Evdeki köpeklerin hepsi bir köşede ağlıyor.”

Gülas, olayı kimin yaptığını araştırdıklarını söyleyerek şunları ekledi: “Bulsak da ne fark eder... Birini bulsak, başkası yapıyor. 21. yüzyılın av ve avcılık anlayışını kökten sorgulamamız lazım. Kimseye zararı olmayan bir şeyi öldürmek nasıl bir zevktir? Bambi’nin ölümü değil, bu işin temeli sorgulanmalı. İnsanlar artık kendilerinde Bambi ve Bambi gibi canlılarla ilgili karar verme yetkisini görmemeli.”

Anımsayacaksınız,

FOTOĞRAF sanatçısı ve belgesel yapımcısı Cemal Gülas tam bir doğa tutkunu. Yıllardır Rize’de doğanın kucağında yaşıyor. Kaçkar Dağları’nın eteklerinde çok sevdiği hayvanları  ile bir yaşam kurmuş.

Gülas'ı, 2007’de evlat edindiği Datvi’yle gündeme gelince tanımıştım. Çamlıhemşin köyü sakinlerinin bulduğu Datvi, üç aylık bir boz ayı yavrusuydu. Annesi avcılar tarafından öldürülmüştü. Bursa Karacabey’deki Ayı Rehabilitasyon Merkezi’ne gönderilip kısırlaştırılacakken Cemal Gülas, Datvi’yi evlat edinip, evinin geniş arazisinde 14 ay bakmıştı. Ancak Datvi 100 kiloya ulaşınca, çevreye zarar verebileceğine dair şikayetlerler yüzünden yetkililer tarafından Gülas’tan alınıp Karacabey Rehabilitasyon Merkezi’ne götürülmüştü.

Şimdi  de  altı  aylık  karaca avcıların  kurşunları  ile  can  verdi. Hem  de  sağlığına  kavuşmuş  mutlu  yaşıyorken. Kimseye zararı  olmayan  bu  masum  ve  güzel  varlığa nasıl  kıydınız ?







3 Kasım 2010 Çarşamba

Antalya'da Sonbahar / Autumn In Antalya











Fotoğraflar Atatürk Parkı'nda sabah yürüyüşümde  çektiğim görüntülerdir.(3 ve 4 Kasım 2010) Orijinal büyüklükte görmek için fotoğrafların üzerine tıklayınız!

1 Kasım 2010 Pazartesi

Geçmiş Zaman Olur ki...

''Geçmiş zaman olur ki,''  diye  başlar  ya  büyükler; hani ''hayali cihan  değer !''   dediklerine  de  değer  doğrusu...

Böyle söyleten bir  müzik tınısıdır  bazen, eski  siyah beyaz bir  fotoğraf  karesi  de olabilir...

Gülümseten  bir  kaç  söz  de ...

 Bakın  Osmanlı'da nasıl  evlilik  teklifi edermiş kibar  beyefendiler:))


Osmanlı zamanında bir adam bir bayanın karşısına geçer ve der ki ;

"-Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsıldım... Niyetim acizane-i taciz etmek değildir.. Bilakis efkar-i umumiyede ufak bir aile bacası tüttürmektir.. Sözlerim sizi temin ve tatmin edecekse şayet zevc-i izdivacınıza talibim!.."
(Bayan da  pek  ciddi  ve  sertmiş  doğrusu)

Bayanın cevabı;

"-O mahrem suratınıza bir sille-i osmaniye nakşedersem sekte-i kalpten terk-i hayat edersiniz..." :))


Ve  muhteşem nostaljik gelinlikler


30 Ekim 2010 Cumartesi

Selam Dünyalı, Ben Türküm ! / Vedat Özdemiroğlu


Müziksiz bir hayat hatadır!
 NIETZSCHE

Hatasız kul olmaz!
 GENCEBAY


Böyle bir girişle başlıyorsunuz kitaba

Vedat Özdemiroğlu, 1968'de  doğmuş. 1987'de başladığı  yazarlığını çeşitli  mizah  dergilerinde,  gazete ve televizyon programlarında sürdürmüş.

Yazarın bu  kitabı  ise  hafta sonunda ya  da  kısa  bir  tatilde  okumak  için  ideal.  Baştan sona  keyifli . Hiç de yabancısı olmadığımız, her  gün  onlarcasını  gözlemlediğimiz  bize  özgü pek çok esprili  durum. Üstelik  kimsenin  espri yapma gibi  bir derdi olmadığı  halde...Kısacası, yazarın da dediği  gibi ''Her şeye ama her şeye alaturka bir tını verenlerin hikayesi. Tebessümden öte bir şey var bu kitapta...Belki muzip bir kahkaha, belki de derin bir iç çekme....Hal-i pür melalimiz işte...''

29 Ekim 2010 Cuma

Kutlu Olsun!

Bu  ulus  neler yaşamadı ki ..

Bizler  ancak o  zorlukları  hayal edebiliriz.  Asla o  günleri yaşayanların  neler  çektiğini  bilemeyiz.

Bir  değil bir  çok  işgalci, yok  olmak  üzere  bir  ulus  ve çaresizlik...

Ancak öyle  bir  inanç  ve  ruh,  mucizeleri  gerçekleştirebilirdi,  öyle  de oldu...


Memleketin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız

Mustafa Kemal ATATÜRK 



O  bunu  başardı..

Başta önderimiz Atatürk olmak  üzere, ülkemizin  kaderini  değiştiren mareşalinden erine tüm silah  arkadaşlarına,  canını kanını  ortaya  koymuş, hayal  bile  edemeyeceğimiz  fedakarlıklar  yapmış  tüm  insanlara  minnet  ve  saygı... Işıklar  içinde  uyusunlar.

Bunca  fedakarlıkla elde  edilenleri korumak,  daha  da  ileriye  götürmek, birlik  ve  beraberliğimize  tehdit  olabilecek  her  duruma  karşı  çıkmak  hepimizin  görevi  olmalı.

28 Ekim 2010 Perşembe

Begonvilli Ev Halleri

Yağışlı  ve  nemli  bir  Antalya,  biraz  hüzünlü,  biraz melankolik  yapıyor  insanı. Üşütmeyen  hoş  bir  serinlikte yürümek  istiyorsunuz ama  aniden bastırıveren  yağmurla bir  anda  sırılsıklam oluyorsunuz .

Parklarda  ve  yollarda  hazan  yaprakları  uçuşuyor.

Yarın  ulusal  bayramımız. Bayrağımızı  asacağız  yağmur  izin  verirse..Ulusu işgal altındaki o zor günlerden kurtarıp, yeni  bir rejim kurmakla  kalmayan, devrimleri  ile pek  çok  haklara  kavuşturan Atatürk'e  başta olmak üzere, silah  arkadaşlarına,  ve emeği  geçen  herkese  sonsuz  minnet ve  saygı....Acaba  onlara layık  olabiliyor  muyuz?



Herakleıtos  okuyorum. Kırık Taşlar, İyonyalı Filozof Herakletos'un büyük yapıtından günümüze  kalabilmiş az  sayıdaki  parçaların  sadeleştirilmiş  hali. Şiir  desem  şiir  değil  ama düz yazı gibi de değil. Bilgece  sözler  içime  işliyor  her  okuyuşumda. Yani  bir  defada  okunup  tüketilecek  türden değil kitaptakiler...Defalarca  okuyup sözlerin  derinliğini  algılıyorum..
Bir  bölüm  seçip  aktaramıyorum burada,  çünkü hepsi  birbiri  ile  ilintili  okuduklarımın..

Balkonumuzda  bir  telaş  var  kendince..Sessiz  ama etkileyici  bir  devinim. Her sabah  koşup  bakıyorum; kasımpatıların  tomurcukları  patladı  patlayacak.  Geçen  yıl  parkta, sökülüp  çöpe  atılmak  üzere torbalara  konmuşlardı,  bu  sonbaharda  benim  balkonumu  şenlendiriyorlar.


Semt  pazarımızın  tadını çıkaramadık  bu  hafta. Yağmur  başladı, acele  ile  bir  şeyler  alıp dönmek zorunda kaldım.


Pazardan  menengiç  aldım. Faydaları saymakla  bitmiyor. Gripal enfeksiyonlarda  ve solunum  yolu ile  ilgili  sorunlarda  rahatlatıcı, direnci artıran bir içecek. Ben  tadını  da  seviyorum. Bildiğimden  değil  ama iyi  olabilir  diye  bal  ve  süt  ekledim, çok güzel oldu.  Türk kahvesi  gibi kısık ateşte hazırlanıyor.  Geçen kış kavanozda püre  haline  getirilmişini  hazır  olarak  alıp kahve  gibi  tüketmiştik. Bu  yıl   taneli  olarak  aldım,  biraz  kavurdum  ve kahve öğütme  makinemde gayet  güzel  oldu.
Bunlar  da zeytinlerimiz. Antalyalı olup da ev yapımı zeytinsiz kahvaltı  yapmak  olmaz. Tek  tek  çizilerek suda bekletilecek, gün aşırı  suyu  değiştirilecek. Tatlanınca da 1kg için 50 gr kaya tuzu eklenmiş tuzlu su hazırlayıp zeytinlerimizi tuzlu  suya koyacağız. Hepsi bu kadar.


Minik  kış  gelmeden traşını  oldu,  utanıyor oğluşum.  Jane  de  her  zamanki  şımarık  pozlarını  veriyor  kamerayı görünce.



''Yine  mi  mor? ''  diyeceksiniz. Daha  önce  ördüğüm motifli battaniyemin  kalan  yünlerine  biraz  ilave  aldım, bir  tane  de  zig zag  desenli  battaniye  öreyim dedim. Henüz  bitmedi ama  nasıl  bir  şey  olacağı  belli  oluyor. Bence çok  şık:)




27 Ekim 2010 Çarşamba

Bu Eğlence mi?

 Bu  hayvanlar,  bu  becerileri  edinmek  için  nelere  maruz  kalıyorlar biliyor  musunuz?

Bana  en  çok  acı veren durumlardan  birisi  de hayvanların  eğlence  amaçlı  kullanılması. Gerçek  bir  hayvan sever  ancak  kedisi  ya da  köpeği  ile  oynayarak  eğlenebilir.  Sirklerde, havuzlarda  yapılan  gösterilere  ve insanları  eğlendirme  amaçlı hayvan  istismarına  sonuna  dek  karşıyım. Hele  bir  de zevk  için  onların  dövüştürülmesine, birbirlerini parçalamak  zorunda  bırakılmalarına diyecek  söz bulamıyorum. Horoz  ve  köpek  dövüşleri, deve  güreşleri, boğa  güreşleri, insanlığın  yüz  karası  eğlence  yöntemleri...



Diyelim  ki  tersi  olsaydı  ve  insanoğlu mutasyon  geçirip  doğada  daha  geri  bir  konuma  düşseydi, hayvanlar  da evrimleşip  hükmedecek  duruma  gelseydi,  insanları  sirklerde  eğlence  aracı  olarak  kullansalardı  ne  hissederdik? Bu  hayal  ürünü  örnek  çok  tüyler  ürpertici  oldu  değil  mi? Ama  bizler  bunu  onlara  yapıyoruz  ve  insanlığımdan  utanıyorum  böyle  konuları  düşününce..




15 Ekim 1978'de Paris UNESCO Evi'nde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 4. maddesi ve 10. maddesinde konuya ilişkin şu hükümler bulunuyor:
"Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üreme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır,"
"Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır..."


Ama  gelin  görün ki hepsi  sözde  kalıyor. dünyanın  hemen  her  yerinde  sırf  eğlence  amaçlı  hayvan  istismarları  var..Yapana  da , görmezden  gelenlere  de  yazıklar  olsun!

25 Ekim 2010 Pazartesi

Yaşamın Renkleri

''(Neredeyse) Kış günü bu çilekler de neyin nesi?''demeyin.


Sonra  bu  güzel  çiçekler, pisicikler,  hazan  yaprağı ile  harikulade  natürmort veee;


bu  romantik  çift...


Birbiri  ile  alakasız  bunca  fotoğraf  da  neyin  nesi?


Durun  anlatayım:)))


Son  bir  kaç  gündür yaşamın renkleri  diyebileceğim  bir  kaç  güzelliği ard arda yaşıyorum. Bu  yüzden  güzellikleri anlatan ne  kadar  fotoğraf  karesi  varsa  sayfama  doldurmak  geldi  içimden  ama böyle  bir  şey  olamayacağı için,  ancak  bunları  seçtim.

Öncelikle çok  sevdiğim  ama  uzaklarda  yaşayan  bir  arkadaşım   geldi  Antalya'ya. Kısa  süreli  de  olsa  hasret  giderdik.

Daha  sonra  öyle  bir  haber aldım  ki; inanılır  gibi  değildi. Son  yıllarda  yaşadığım  en  büyük  ve  güzel  sürpriz bu  oldu  benim  için. Yıllar,  yıllar  önce   öğretmenliğimin  ilk  yıllarında  birlikte  çalıştığımız, Oymapınar Barajı'nda dağ  başında komşuluk  yaptığımız, pek  çok  anıları  paylaştığımız, aynı  zamanda  oğlumun  ilk  öğretmeni  olan Sevgili  Ayfel  Hanım'ı bir  kaç  yıl  önce  kaybettiğimiz  haberini  almış  ve çok  üzülmüştüm. Ailesine  ulaşmaya  çalışmış  ama  başaramamıştım. Zaten  oldukça  rahatsız  olduğunu  biliyordum. Ancak  bir  kaç  gün  önce bizi görmeye  gelen  bir  öğrencimden Ayfel  Hanım'ın  çocukları  ile iletişiminin olduğunu ve hayatta  olduğunu  öğrendim. Facebook'ta çocuklarının sayfasına  girerek fotoğraflarını  gördüm. Bir  başka  şehirde yaşıyor olsa  da  onun  iyi olduğunu öğrendiğim  için  çok  mutluyum. Teknolojiye  minnettarım:)

Daha  bitmedi; bir  arkadaşımın  on  gündür  kayıp  olan  köpeğini arıyorduk. Derken  yine  Facebook'ta bir  başka  hayvanseverin  sayfasında  köpeğin  fotoğrafını  gördüm  ve  hafiye  gibi  iz  sürerek o  köpeğin  bizim  kayıp  köpek  olduğunu  öğrendim. Veee   mutlu  son:)

Balkonumda üç  saksıda kasımpatılar  vardı.  Geçen yıl parkta yeni  düzenleme  yapmak için  söküp  atmışlar ve çöp torbalarına doldurmuşlar,  atılmak  üzere.  Ben  de  kıyamayıp  bir  kaç  kök alıp  saksılara  dikmiştim. Şu  an  tomurcuk  dolular,  yakında  açacaklar..

Bir  de  bu  hafta  alışverişlerimde şansım  hep  yerindeydi. Güzel  ve  kaliteli  ürünleri  gayet  uygun  fiyatlarla  aldım,  gereksiz  hiç bir  şeye  para  harcamadım. Böylece  sokaktaki  canlarıma daha  fazla  yardımcı  olabileceğim.

Kısacası ,  güzellikler  yaşadım. Dileğim  herkesin  yaşamında  güzellikler  olsun. Her şeyden  önce  sağlık  ve  esenlikler  olsun.