22 Ekim 2010 Cuma

Sokaktaki Canlarım

Onlar her sabah  benim yolumu  gözlüyorlar. Her  birinin karakteri farklı. Utangaçı, kavgacısı, korkağı, sevdireni, sevdirmeyeni ne  ararsanız  var. Örneğin bu  iri siyah  kedicik içlerinde  en  korkağı. Görüntüsünün  tam  tersi çok  alıngan  ve ürkek. Duygusal  kediciğimi bir  başka  seviyorum.:)
Bunlar  da  duvarda  bekleyen koro  kedilerim. Aslında  sekiz taneler. Beni  uzaktan  görünce  konser başlıyor, mama  faslına  geçinceye kadar  sürüyor.
 Bu  korku ve savunma pozisyonunun nedeni var; bakın  kim  geliyormuş?


 Ona da mama  verdim ama  yemedi nedense. Yüzündeki mutsuz  ifadeyi  görüyor musunuz?



 Bunlar  da  okulun  yanındaki  çöp  konteynerı  grubu.


Mamalarını  yerken sık  sık  etrafı  kollamaları,  her  an  birileri  tarafından taşla  ya  da  tekme  ile  kovulacakları  korkusunun  sonucu..

Bir  sokak  ötede bir  grup  kedicik  daha  var  beni  bekleyen  ama  onları  görüntüleyemedim.  Çünkü  zaman  ilerledi  ve  etraf  kalabalıklaştı. Dikkat  çekmek  istemiyoruz.  İşte  böyle,  her  sabah  bu  ritüel  yineleniyor.

Onların  yaşam  alanlarını  yok  ettik.  Bahçeli  evleri  yıkılıp  yerlerine  etrafı  betonla çevrili  ucube  apartmanlar  yapıldı. Üstelik  onların  varlığından  rahatsız  olup uzaklaştırmak  hatta  yok  etmek için  ne  lazımsa  yapıldı. Onların  da  yaşama  hakkı  olduğunu  düşünen  duyarlı  insanlar  ise  pek onaylanmıyor  ne  yazık  ki.. Bu  canlar, açlıkları  ile  hastalıkları  ile yaşam  mücadelesi  verirlerken  hiç  olmazsa  ilgilenen  insanlara  tepki  gösterilmesin.





18 Ekim 2010 Pazartesi

Tığ İşi Battaniye / Crochet Blanket

Başladığımda hiç bitmeyecek gibiydi.
Sık  sık  ne  kadar  ördüğüme  bakıyordum, Jane  de gelip '' hadi  bitir  artık''  der  gibi  poz veriyordu.

Ve işte mutlu son .

17 Ekim 2010 Pazar

Ev Dekorasyonunda En Çok Yapılan Yanlışlar

Pek çoğumuz evimizi dekore ederken  ya da eşyalarımızı yenilerken  profesyonel bir  yardım  alma  olanağına  sahip değiliz. Gördüğüm  kadarı  ile ülkemizde dekoratörler ve  iç  mimarlar üst  gelir  düzeyindeki  insanlara  bir de otel vb işletmelere  hizmet  veriyorlar. Bu  işin  uzmanı  olmasak  da  bazı noktalara  dikkat  ederek rahat, zevkli  ve huzurlu bir  ev dekorasyonu  oluşturabiliriz.

Evimiz  bizim  en  özel  yaşama  alanımız. En  çok  rahat  etmemiz  gereken, bizi  mutlu  eden ortamlar olmalarını hepimiz  isteriz  ama  bazen  öyle  yanlış  seçimler  yaparız  ki, hem rahat  olmayan  hem  de gözümüzü yoran bir ev  olur  onca  emeğimizin, harcamamızın  sonucu.

Benim  gördüğüm  en  sık  yapılan yanlışlardan  söz  etmek  istiyorum;

En çok rastladığım,  tarz  karmaşası durumu. Yani eski  ile  yeniyi, klasikle moderni  anlamsız  biçimde  karıştırma. Bunu  daha  çok  eski  eşyasını  elden  çıkarmaya kıyamayan  insanlarda  görüyorum. Yeni  alınan  mobilya  ya  da mefruşat öncekileri  tamamlamayacak  bir  tarzda  oluyor. Ortaya  uyumsuzluklar  çıkıyor. Kısacası  tarzınızı  belirlemeli, eklemeleri  yaparken ya daha  öncekileri  elden çıkarmayı göze almalı ,  ya  da yenileri,  öncekilere  uygun  seçmeye  çalışmalıyız. Örneğin  klasik mobilyalarla modern  perdeler (ya  da  tersi) uyum  sağlamaz.


Renklerde  tamamlayıcılık ve bütünlük olmalı. Renk karmaşası  en çok  yapılan  yanlışlardan biri.

Begonvilli Ev

Begonvilli Ev, Begonvilli Ev tarafından Polyvore.com üzerinden


Tek düzelik de,  sık  rastlanılan  bir hata. Bunu önlemenin  yolu desenli  ve  düzü yerinde  kullanabilme..Örneğin desenli  halılar, düz  renk  mobilyalarla  tamamlanmalı. Ya  da  tersi, mobilya kumaşları desenli ise halılar düz olmalı. Desenli  halı ile birlikte, desenli  mobilya göz  yorucu  ve  zevksizlik  örneği olur.  Tümünün  düz  olması  ise  tek düzelik  ve  ruhsuzluk  getirir ortama..

Begonvilli Ev

Bu üç halı da yukarıdaki oturma grubuna uygun, tekdüzelikten uzak seçimler.

Evimizi dekore ederken en çok yaptığımız yanlışlardan biri  de  abartılı ve  fazla doldurulmuş odalar. Biblolar, gereksiz sehpalar, resimler...



Bu  bir  kolaj. Müthiş  görünse  de ,  böyle  bir  odada  yaşadığınızı  düşünün ; hiç  pratik  değil  ve  gerçekten  çok yorucu.
Bu  konuda  abartıya kaçarsak başımıza  öyle  bir  iş  açılır  ki,  hem  ruhumuz  daralır, hem  de temizlik  ve  bakımları bizi çok  yorar. Beni  en  çok  rahatsız  edenler  imitasyon  çiçekler. Aşırı derecede antipati  duyuyorum  onlara. Hatta  boyanmış  bir konserve  kutusuna  dikilmiş  sardunyayı  en  pahalı  yapay  çiçeğe tercih  ediyorum.


12 Ekim 2010 Salı

Bu Vahşete '' Dur ! '' Demeliyiz




Tv'de izlediğim zaman dehşet içinde kaldım. İzmir'de sokak kedisini tekmeleye tekmeleye öldürmüşler.


Videosunu da buldum  ama içim buraya koymaya elvermedi.


Bunu yapanlar  insan kılığında dolaşan yaratıklar. Yaptıkları üç beş kuruş para cezası  ile geçiştirilecek, suça ve şiddete eğilimli  insanlar  da  ders  almayacaklar.  Çünkü mevcut yasalara göre hayvanlara yapılan işkencenin cezası çok  yetersiz.

Lütfen Bir İmza da siz atın. 


Bu  konuyu yalnızca,  ''yapan  cezasını  çekmeli'' olarak da  düşünmüyorum.   Elbette  suç  olduğuna  göre  ceza  da  olmalı  ama  işin  bir de sosyal  boyutu  var. Böylesine  şiddete  eğilimli, işkenceden  zevk  alan gençler, çocuklar nasıl  bu  hale  geliyorlar? Hangi  modeller etkili  oluyor  da  bu  derece  canavarlaşabiliyorlar?

Bu  çocuklar  nasıl   anne babalarca  yetiştiriliyorlar? Eğitim  sistemimizde  defoları  onarıcı gerçekten  etkili  yöntemler  neden  yok? Sadece  kızıp  cezalandırmakla  sorunu  çözebilir miyiz? İşte  asıl  bu konularda  kafa  yorup gereken  önlemler  alınmalı.

İnsana ya  da  hayvana  yapılması  çok  da farketmiyor. Çünkü bu davranışlar kişilik bozukluğunun sonuçları. İnsana  da  rahatlıkla  yapıldığını  görüyoruz.

Evde Köpek Var !

Daha  önce  kedili  evlerden örnek  fotoğraflar  paylaşmıştım.  Bunlar  da  köpekli  evler:




Bunlar  da  köpekcikleri çok sevenler  için:)

11 Ekim 2010 Pazartesi

Julie And Julia



Dün gece  ilk  kez  blog  dünyası ile  ilintili bir  film  izledim. Filmin  odak  noktası  Fransız Mutfağı. Yani  hem yemek  pişirmeyi  ve yemeyi  sevenlere,  hem  de  bloggerlere   ilham  verecek  bir  film.

Meryl  Streep ve Amy Adams’ın oynadığı “Julie & Julia”  gözlere, ve gönüllere  hitap ediyor. Fransız yemeklerinin başrolde olduğu sahneler,  bunları   pişirme  ve  tatma  isteği  uyandırıyor.   Bu filmi izledikten sonra hiç olmazsa bir tarif denememek imkansız.

Filmdeki  her  iki  kadın  kahraman  da  gerçek  yaşamdan  alınmış karakterler.  Julie Powel  otuzuna adım atmış, sevdiği  bir  eşe rağmen,  sıkıcı  ve  sıradan  yaşamı  olan bir  genç  kadın. Yaşamına  anlam  katacak  bir  uğraşı  arayışında  iken  çocukluğundan  beri  hayranı  olduğu ,  yemek  kitabı  yazarı Julia Chıld’ın tariflerini belli  bir  süre  içinde  deneyip ,  açtığı  blog sayfasında   okurları  ile  paylaşmaya başlıyor.  Başlangıçta,  hepimizin  yaşadığı  durumlar;   ilgisizlik, okunmama, izlenmeme,  farkedilmeme..Hatta   eşi  ile  dertleşirken söylediği  bir  söz  var;  ‘’Sanki  yazılarımı  ve  emeğimi  kocaman  bir  boşluğa  atıyorum’’   diyor. Blog yazarı olarak  bu  duyguyu  yaşadığımız  olmuştur. Sonrası  çok  iyi  gelişiyor.  İzleyiciler, yorumcular,  hatta  ilgilenen   yayınevleri  Julie’nin  dünyasını  değiştiriyorlar.

Julıa Chıld  ise başlıbaşına  şahsına  münhasır  bir  tip.  Filmde onun ABD’de bir tv fenomeni yapan serüveninin nasıl başladığını izliyoruz. Her iki karakter de gerçek yaşamdan sinemaya uyarlama.






Ve Meryl , Julia karakterinde


Julia Chıld rolündeki    Meryl Streep, yine  yapacağını  yapmışJ Filmi  orijinal  dilinde  izlemenizi  öneririm.  Meryl’in ses  tonunu ve konuşma  tarzını  duyunca  şaşırıp  kalmıştım.  Çizgi  film  karakterleri  gibi  tuhaf  bir  konuşma  ve  ciyaklayan  bir  ses  tonu.. Meğer Julia Chıld’ın  bir  özelliğiymiş  bu . Usta  oyuncu  öyle  bir  üstesinden  gelmiş  ki rolünün  ‘’İşte  Meryl!’’  dedirtiyor..İki  Oskarlı  oyuncu  bekleneni  veriyor, Amy Adams da ona güzel eşlik etmiş.
Gerçek Julıe Powel





Amy Adams


Filmi  izledikten  sonra  internetten   bir Julia Chıld  tarifi bulmak  ve  pişirmek  isteyeceksiniz.   Haydi  kolay  gelsin..




9 Ekim 2010 Cumartesi

47.Altın Portakal Film Festivali (09-14 Ekim 2010)

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle, Antalya Kültür Sanat Vakfı’nın organize edeceği 47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, 09 – 14 Ekim 2010 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşuyor.

Altın Portakal, uygulamadaki  aksamaları ve  başarıları ile, sinema  dünyasında  neden  olduğu  kırgınlıkları, aldığı  eleştirileri  ve  övgüleri  ile  kısacası eğrisiyle, doğrusuyla  Türk Sineması'nın  yüzakı etkinliklerden  biri.


Basından izlediğim  kadarı  ile bu  yıl  da  bir  krizle  başladı, Boşnak asıllı Sırp yönetmen Emir Kustirica'nın katılımı  tartışmaların  nedeni. Öte  yandan  belediyesi CHP' de olan  Antalya'da   düzenlenen Altın Portakal'a  katılacağı  için  protesto  edilen  yönetmenin  dört  ay  önce  belediyesi AKP'de olan Bursa'daki  festivalde krallar  gibi  karşılandığını  biliyoruz.  Şimdi  sormak  lazım, Kusturica'nın  Sırp  kimliği  şimdi  mi  aklınıza  geldi?

Son  olarak Kültür ve Turizm Bakanı festivale  katılmayacağını  açıklamış.  Kustarica  ise  şu  an  şehrimize  gelmiş  bulunuyor.

Öyle  görünüyor  ki  bu  yıl  festivale  katılan  film  ve  sanatçılardan  çok  politik  tartışmalar  gündemde  olacak. Oysa  biraz  festival  filmlerinden  söz  etmek  istiyordum. Artık  bir  sonraki  yazımızda...