20 Temmuz 2010 Salı

Sabah Bahçe Keyfi

Bu sabah erken saatlerde Minik'le yürüyüşümüzü yaptık. Kahvaltıdan sonra yasemin ve hanımeli kokuları eşliğinde kediciklerimizle bahçe keyfimiz vardı. Oyunlar ve anne - yavru görüntüleri çok hoştu.









Oyun sonrası yavruların beslenme saati:)
Ne var ki ben kızımı, Antalya'da anneme bıraktığım Jane'i çok özledim . Artık dönmenin zamanı geldi.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Geçmiş Zaman Olur ki......./ Oymapınar Barajı

Manavgat'a Hayat Veren Manavgat Irmağı ve Oymapınar Barajı

Ah! Eski günler!
Öğretmenlik mesleğine burada başlamıştım. Oymapınar Barajı'nın yapımı için çalışan teknik personel ve işçi ailelerinin yaşadığı DSİ tesislerinin okulunda (Baraj İlkokulu) öğretmenliğe ilk adımımı atmış ve burada dokuz yıl çalışmıştım. Şimdi sadece TEK personeli bulunuyor buralarda. O zamanlar, Türk aileler dışında, Almanlar, İtalyanlar, Fransızlar, Japonlar da yaşıyorlardı. Onların da okulları, lojmanları, sosyal tesisleri vardı. Türkler'in kulüp binası, sineması, kantini, manavı 70'li yıllara göre oldukça modern ve hoş yerlerdi. Renkli bir sosyal yaşam vardı. Bahar ve yılbaşı baloları, TSM konserleri, tiyatro gösterileri, haftada iki gün sinema vs. Ayrıca pek çok ünlü Türk filmi buralarda çekilmişti. Baraj, Köprü, Delicesine ilk aklıma gelenler.

Okul çoktan kapanmış. O zamanlar ailelerin ve bizlerin yaşadığı lojmanlar harabeye dönüşmüş. Hatta çam ağaçlarının arasından bizim küçük prefabrik evimize giden patika yol kaybolmuş. Evimizin önündeki güllerle dolu bahçecik yabani çalılarla dolmuş.


Baraj Gölü sahilinde plaj ve balık lokantası olarak çalıştırılan tesislerden biri.




Baraj Gölü



Ve gölde gün batımı



Not:Fotoğrafları daha büyük görmek için üzerlerine tıklayın.

18 Temmuz 2010 Pazar

Suluboya ve Yağlıboya Çalışmalarım

Eylül ayında, uzun bir ara verdiğim resim çalışmalarıma yeniden başlıyorum.


16 Temmuz 2010 Cuma

Çok Çarpıcı Bir Kısa Film


Bir kaç gün önce tv de belgesel kanallarından birinde tesadüfen kısa bir tanıtım filmi izledim. Yapmam gereken işler beni beklerken gözüm takılıverdi ve adeta ekran karşısında donup kaldım ama ne filmi hangi kanalda ne de hangi programın içeriğinde izlediğimi bilmiyorum. Müthiş bir kurgulama ve oyunculukla tam olarak, vermek istediği mesajı belleğinize kazıyan türde bir filmdi.

Güzel bir erkek çocuk, ürkek bakışlarla bir şeyler arıyor, insanlar tarafından korkutuluyor, üzerine su dökülüyor, dövülüyor, oradan oraya koşuşturup kendini korumaya çalışıyordu. Parkta bir bankta oturan bir anne kıza korkarak yaklaşıyor ve kız, çocuğun başını okşuyor. O da minnettar gözlerle kıza bakıyor ama anneden tepki görüyordu. Sonra çöp yığınlarına yaklaşıp bir şeyler arıyor, bu arada gün batıyordu. Büyücek bir karton kutuya girip kendini gizlemeye çalışırken görüntü donuyor ve fondaki ses ''Ne büyük bir acımasızlık, değil mi?'' gibi bir söz söylerken erkek çocuk görüntüsü sokak köpeğine dönüşüyordu.

İşte o zaman düşündüm ki insan olarak empati duygularımız yetersiz. Dünya tersine dönseydi, hayvanlar daha üstün bir konuma gelseydi evrimleşerek ve aynı acıları insanlara yaşatsalardı neler olurdu? Madem ki doğa bizleri böyle üstün bir konuma koymuş, hayvanlara, doğaya daha insaflı davranmamız gerekmez mi? Ne zaman idrak edeceğiz dünyanın yalnız insanlara ait olmadığını?



FİLMLE İLGİLİ BİLGİLER VE VİDEOSU BURADA, YEŞİM'İN SAYFASINDA

Yeni Evin Sürpriz Armağanları


Oğlumun yeni evini görmeye geldim. Oğlumun artık ev sahibi olması beni çok mutlu etti. Manavgat Sorgun'da, Titreyen Göl yakınında, deniz ve çam ormanları havası hakim, sakin, şehrin gürültüsünden uzak güzel bir yerde oturmasına çok sevindim.



En çok da güzel bir bahçesi olmasına sevindim. Bahçe hanımelleri, yaseminler, Japon gülleri, begonvillerle dolu. Bir kaç da palmiye ağacı ve limon ağacı var. Araba garajının yanları ve üzeri de harika bir asma ile kaplı.






Bunlar da evin sürpriz armağanları. Bizimkiler henüz yerleşmeden bu kedicik önce kendi gelip yerleşmiş, mutfak balkonunun bir köşesine. İki gün sonra da dört yavrusunu taşımış. Bizimkiler de bakmaya başlamışlar. Cumartesi günü aşıları olacak.








13 Temmuz 2010 Salı

Dertleşme / İnsan Olmanın Dayanılmaz Ağırlığını Taşımak


Bu sabah, blog dünyasından tanıdığım güzel insanlardan biri olan Sevgili Öykü'nün içtenlikle yazılmış bir yazısını okuyunca bu satırlar dökülüverdi klavyemden. Sonra da gördüm ki, yorum olarak yazmama karşın çok uzundu ve gereksiz sayfa işgali olabileceğini düşünerek kısaltıp gönderdim.
Ama öyle bir dertleşmişim ki, içim el vermedi silip yok etmeye.

Öykü yine özden tümcelerle dile getirmiş duygularını, aynen bana da geçirdi.

ÖYKÜ’NÜN YAZISI BURADA
Ve ben
şöyle seslenmişim:
Ah Öykü; ''insan olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşamak'' diyorum ben bu ruh haline. Ama şeklen insan olmaktan söz etmiyorum. Özellikle yazdıklarının ilk bölümünü okurken, yaşamı farkındalıklarla dolu insanların ödül yerine cezalarla çevrili bir hayatı sürdürüyor olmaları fazlası ile tanıdık geldi. Haklısın, ne vardı, olan biten olumsuzluklardan insan olarak ne denli suçlu olduğumuzun ağırlığını bu kadar çok hissetmeyenlerden olabilseydik. ''Hayat böyle bir şey işte!'' deyip anlık hüzünleri alıp yaşamımızın orta yerine koymak yerine boş verebilseydik. Ne var ki bunu yazarken bile, bu dilekten utanç ve suçluluk duyuyorsak, onlardan biri olmamıza olanak yok.

Öte yandan dün yaşadığım bir acının üzerine okudum yazını. Malum, şu sokakta yaşam savaşı veren canlara olan düşkünlüğüm ve ezikliğim benim de insanlarla olan ilişkilerimi, onlara bakış açımı etkiliyor. Sokaktakiler için bir şeyler yapmaya çalışmam zaman zaman en yakınlarımca bile hoş karşılanmıyor. Kendi düz mantıklarına göre abartılı ve gereksiz görüyorlar. Sayfamda yer verdiğim kediciği kaybettik dün. Aldığım mamalar, ilaçlar, taşıma çantası öylece duruyor. Günlerdir bir yuva bulur muyum diye çırpınırken yok oldu gitti. Öyle yalnızdım ki; çevrenin tuhaf bakışları altında veterinere götürüp getirdim defalarca. Ona güvenli bir yer bulabilmek için mantıklı mantıksız her yolu denedim. Neredeyse tanıdığım herkese söyledim yuva aradığımızı. Eve alma durumunda baş edemeyeceğim koşullara doğru bir yolculuğun başlıyor olacağını kestirebiliyordum. Küçücük daireyi hayvan barınağına dönüştürmenin çözüm olmayacağı ortadaydı. Sonunda parka, nisbeten güvenli bir ortama ve ilgileneceğini söylenleyen insanlara teslim ettim ama daha ben oradan ayrılmadan bir kaza geçirdi kedicik. Kurtaramadık. Olayın ayrıntılarını ne siz sorun ne de ben anlatayım..


Bir de insanların bazı ön yargıları ve buna maruz kalanlar var. Sokak hayvanları ya da benzer konularda sorumluluk duyan, hassas kişilerin başka derdi ve üzüntü kaynağı yok sanılıyor. Diğer üzücü olaylardan etkilenmediğinizi düşünüyorlar. Ülke olarak, yaşadığımız sosyal ve toplumsal acı olaylar karşısında çok sağlam bir duruşumuz ve önleme çabamız varmış gibi, lüzumsuz eleştirilerle, can acıtıcı tavırlarla hıncımızı alacak insan arıyoruz adeta.. Daha bir ay önce bir anne kedi ve yavrularını doyurduğum için balkonunda oturmakta olan bir kadından duyduğum hakaret boyutundaki sözler hala kulaklarımda. Ortalıkta hiç çöp bırakmadığım halde ve kedicikler mamayı anında bitirdikleri halde koku olduğu gerekçesi ile aşırı tepki göstermişti kadın. Oysa hemen önünde ağzı açık çöp konteynerı duruyordu. Ve hassas burnu o kokuyu almıyordu demek ki.
Sanki hayvan sever olmak utanılacak bir durum. Oysa duyguların temelinde yaşam hakkına saygı var. Ben uzanabildiğim, gücümün yettiği durumlar için mutlaka bir şeyler yapmaya çalışıyorum. İnsanlar ya da hayvanlar için , eğer elimden bir şeyler geliyorsa yapmalıyım, yaparım. Sokak hayvanları ile ilgiliyseniz bir şekilde görülüyor, ötesi gözetleniyorsunuz demektir. Onları beslemeniz, tedavi ettirmeniz ve yuva sahibi yapma çabalarınız kimseye görünmeden yapabileceğiniz işler değil. Ne kadar dikkat çekmemeye çalışsanız da birilerinin dikkatini çekiyorsunuz ve çoğu insan rahatsızlık duyuyor yaptıklarınızdan. Bu durumda da çabanızla, üzüntülerinizle başbaşa kaldığınız gibi yaşama bakışınız farklı olduğu için , insanlarla kopma, çatışma durumlarını yaşıyorsunuz.

Evet, yaşam bin türlü felaketlerle dolu. Farkındalık yeteneğimize, algılama gücümüze ve duygusal yapımıza göre ülkece yaşadığımız ya da çevremizde olup biten her olumsuzluktan etkileniyoruz ama herkesin bakış açısı ve sindirme kapasitesi farklı. Kimisine şöyle bir dokunuyor, kimi insanı da delip geçiyor.''İnsan olarak benim hatalarım ne?’’noktasına gelen duyarlı kişi ise işte o sözünü ettiğim ağırlığın altında ezilen kişi.

11 Temmuz 2010 Pazar

Zarafet , Güzellik ve Yetenek / Audrey Hepburn




Breakfast at Tiffany's, My Fair Lady, Sabrina..Bu film adları genç kuşağa pek bir şey ifade etmeyebilir ama benim gibi eski filmlere bayılan biri için zarafet ve güzelliğin sembolü Audrey Hepburn'ün en güzel filmleri demektir.

Annesi Hollandalı bir barones, babası zengin bir İngiliz bankacıymış. Anne ve babası, Audrey henüz bir yaşındayken boşanmışlar ve Audrey annesinin yanında kaldığından babasını bir daha görememiş.

DAHA FAZLASI BURADA




Zarafet ve güzelliği ile dikkati çeken efsanevi oyuncu 1948'den 1993'e dek beyazperdede çok başarılı olmuş. O, bence de dünyanın en zarif kadınlarından biri.

Gardens of the World with Audrey Hepburn son filmi. Bu filmde kendini oynamış.

Audrey Hepburn 20 Ocak 1993'te İsviçre'de bağırsak kanserinden öldüğünde 64 yaşındaydı. Hepburn'un mezarı şu an İsviçre'de bulunuyor.

9 Temmuz 2010 Cuma

Yeni Setler / Canlı Renkler, Yeni Trendler

Begonvilli Evmoda trendler & stiller - Polyvore

Begonvilli Ev, Begonvilli Ev tarafından Chanel bags ile yaratıldı


Begonvilli Evmoda trendler & stiller - Polyvore

Begonvilli Ev, Begonvilli Ev tarafından GAP ile yaratıldı


Begonvilli Evmoda trendler & stiller - Polyvore

Begonvilli Ev, Begonvilli Ev tarafından Wet Seal dresses ile yaratıldı