
Bu sabah, blog dünyasından tanıdığım güzel insanlardan biri olan Sevgili Öykü'nün içtenlikle yazılmış bir yazısını okuyunca bu satırlar dökülüverdi klavyemden. Sonra da gördüm ki, yorum olarak yazmama karşın çok uzundu ve gereksiz sayfa işgali olabileceğini düşünerek kısaltıp gönderdim.
Ama öyle bir dertleşmişim ki, içim el vermedi silip yok etmeye.
Öykü yine özden tümcelerle dile getirmiş duygularını, aynen bana da geçirdi.
ÖYKÜ’NÜN YAZISI BURADA Ve ben
şöyle seslenmişim:
Ah Öykü; ''insan olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşamak'' diyorum ben bu ruh haline. Ama şeklen insan olmaktan söz etmiyorum. Özellikle yazdıklarının ilk bölümünü okurken, yaşamı farkındalıklarla dolu insanların ödül yerine cezalarla çevrili bir hayatı sürdürüyor olmaları fazlası ile tanıdık geldi. Haklısın, ne vardı, olan biten olumsuzluklardan insan olarak ne denli suçlu olduğumuzun ağırlığını bu kadar çok hissetmeyenlerden olabilseydik. ''Hayat böyle bir şey işte!'' deyip anlık hüzünleri alıp yaşamımızın orta yerine koymak yerine boş verebilseydik. Ne var ki bunu yazarken bile, bu dilekten utanç ve suçluluk duyuyorsak, onlardan biri olmamıza olanak yok.
Öte yandan dün yaşadığım bir acının üzerine okudum yazını. Malum, şu sokakta yaşam savaşı veren canlara olan düşkünlüğüm ve ezikliğim benim de insanlarla olan ilişkilerimi, onlara bakış açımı etkiliyor. Sokaktakiler için bir şeyler yapmaya çalışmam zaman zaman en yakınlarımca bile hoş karşılanmıyor. Kendi düz mantıklarına göre abartılı ve gereksiz görüyorlar. Sayfamda yer verdiğim kediciği kaybettik dün. Aldığım mamalar, ilaçlar, taşıma çantası öylece duruyor. Günlerdir bir yuva bulur muyum diye çırpınırken yok oldu gitti. Öyle yalnızdım ki; çevrenin tuhaf bakışları altında veterinere götürüp getirdim defalarca. Ona güvenli bir yer bulabilmek için mantıklı mantıksız her yolu denedim. Neredeyse tanıdığım herkese söyledim yuva aradığımızı. Eve alma durumunda baş edemeyeceğim koşullara doğru bir yolculuğun başlıyor olacağını kestirebiliyordum. Küçücük daireyi hayvan barınağına dönüştürmenin çözüm olmayacağı ortadaydı. Sonunda parka, nisbeten güvenli bir ortama ve ilgileneceğini söylenleyen insanlara teslim ettim ama daha ben oradan ayrılmadan bir kaza geçirdi kedicik. Kurtaramadık. Olayın ayrıntılarını ne siz sorun ne de ben anlatayım..
Bir de insanların bazı ön yargıları ve buna maruz kalanlar var. Sokak hayvanları ya da benzer konularda sorumluluk duyan, hassas kişilerin başka derdi ve üzüntü kaynağı yok sanılıyor. Diğer üzücü olaylardan etkilenmediğinizi düşünüyorlar. Ülke olarak, yaşadığımız sosyal ve toplumsal acı olaylar karşısında çok sağlam bir duruşumuz ve önleme çabamız varmış gibi, lüzumsuz eleştirilerle, can acıtıcı tavırlarla hıncımızı alacak insan arıyoruz adeta.. Daha bir ay önce bir anne kedi ve yavrularını doyurduğum için balkonunda oturmakta olan bir kadından duyduğum hakaret boyutundaki sözler hala kulaklarımda. Ortalıkta hiç çöp bırakmadığım halde ve kedicikler mamayı anında bitirdikleri halde koku olduğu gerekçesi ile aşırı tepki göstermişti kadın. Oysa hemen önünde ağzı açık çöp konteynerı duruyordu. Ve hassas burnu o kokuyu almıyordu demek ki.
Sanki hayvan sever olmak utanılacak bir durum. Oysa duyguların temelinde yaşam hakkına saygı var. Ben uzanabildiğim, gücümün yettiği durumlar için mutlaka bir şeyler yapmaya çalışıyorum. İnsanlar ya da hayvanlar için , eğer elimden bir şeyler geliyorsa yapmalıyım, yaparım. Sokak hayvanları ile ilgiliyseniz bir şekilde görülüyor, ötesi gözetleniyorsunuz demektir. Onları beslemeniz, tedavi ettirmeniz ve yuva sahibi yapma çabalarınız kimseye görünmeden yapabileceğiniz işler değil. Ne kadar dikkat çekmemeye çalışsanız da birilerinin dikkatini çekiyorsunuz ve çoğu insan rahatsızlık duyuyor yaptıklarınızdan. Bu durumda da çabanızla, üzüntülerinizle başbaşa kaldığınız gibi yaşama bakışınız farklı olduğu için , insanlarla kopma, çatışma durumlarını yaşıyorsunuz.
Evet, yaşam bin türlü felaketlerle dolu. Farkındalık yeteneğimize, algılama gücümüze ve duygusal yapımıza göre ülkece yaşadığımız ya da çevremizde olup biten her olumsuzluktan etkileniyoruz ama herkesin bakış açısı ve sindirme kapasitesi farklı. Kimisine şöyle bir dokunuyor, kimi insanı da delip geçiyor.''İnsan olarak benim hatalarım ne?’’noktasına gelen duyarlı kişi ise işte o sözünü ettiğim ağırlığın altında ezilen kişi.