Çocukluk Anıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocukluk Anıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2016 Pazartesi

Bir Akdeniz Çerezi:Tirmis

''Tirmiisssçiiiii!  Tatlı tuzlu tiirmiiiiis!'' 
   
Tam da bu mevsimde, genellikle akşam üzerleri bu sesi duyar, birer ya da ikişer ölçek tirmis almak için eve koşardık. Anneler parayı verirken biraz endişelenir, '' temiz mi, pis mi bilinmez, kimmiş bu tirmisçi?'' diye sorarlardı. Tirmisçi de bunu duyar; 
''Ayıp ettin abla, bu mahallenin çocuğuyuz. Anamı bilmez misiniz, her şeyi kırk kere yıkar, temizliğin alasını yapar. Elcağızı ile tatlandırdı bunları '' diye sitemkar laflar ederdi..


Tirmis, fazla bilinmeyen Akdeniz'in ıslak çerezi. Çocukluk anılarımda fazlaca yer tutar. Görünümü haşlanmış iri mısır tanesine benzer. Aslında baklagil ailesinin  yabani bir türü olan acı bakladır kendileri.. Ülkemizde termiye, acı bakla, Yahudi baklası gibi isimlerle biliniyor.  Mısır'dan Tunus'a, İspanya'dan, Yunanistan'a kadar tüketici bulan, sevilen bir çerez. Portekiz'de,  İtalya'da  publarda biranın yanında sunuluyormuş. İşte bu farklı lezzeti eski Antalyalılar çok iyi tanırlar. 

Şimdikiler  için yabancı bir lezzet.  
Unutulmasına gönlüm razı olmuyor!  Günümüzde çerez, eskilerin deyimi ile eğlencelik yiyecek  seçeneği çok olsa da  benim aklıma gelir sık sık.. Acaba bulabilir miyim diye  düşünüp şöyle bir araştırdım ve  internette geleneksel ve yöresel yiyecekler  satan bir  sanal markette rastladım ve  sipariş verdim. Hemen geldi ama 100 gr. lık paketlerin ne kadar az olduğunu anladım. Eğer  denemek isterseniz en az yarım kilo almanızı tavsiye ederim. Bazı aktarlarda ve yöresel pazarlarda da  bulunuyormuş.


Hazırlanışına gelince: Tirmisler size kuru baklagil olarak  gelecek. Ayıklayıp akşamdan suya ıslatın. Sabah bol suda  tencerenin kapağı açık olarak kaynatın. Rengi sarıya dönüp hafifçe yumuşayıncaya dek kaynaması lazım. Daha sonra suyunu süzüp  tatlandırma  işlemine başlamalısınız. Bunun için  günde üç dört kez suyunu değiştirip suda bırakıyorsunuz.. Acısı  gidene dek buna devam ediliyor. Tamamen tatlanınca bir miktar kaya tuzu ekleyip  tuzlu suya bırakın. Sudan yiyeceğiniz miktarda alıp tüketebilirsiniz. Cam kavanozda,  buzdolabında  1 hafta kadar dayanıyor.
Küçük bir hatırlatma; yerken kolayca çıkan zar şeklinde bir dış kabuğu var. Kabuğunu çıkarmayı unutmayın.


 Severseniz mutlaka tanıtımını yapmanızı tavsiye ederim. Tirmisin kaybolan lezzetlerimizden biri olmaması dileği ile ...

19 Haziran 2011 Pazar

Kitaplarla İlgili Çocukluk Anılarım



Küçükken o da ben de birer kitap kurduyduk. Bir yaş küçüğüm olan erkek kardeşimsen söz ediyorum. Harçlıklarımızı biriktirir kitap alırdık. Henüz ilkokuldayken Jül Verne'den Aleksandr Dumas'ya, Victor Hügo'ya, Cervantes'e dek pek çok yazarı yapıtlarıyla tanıyorduk.  Ortaokulda  kitap okuma  alışkanlığını  tam  anlamı  ile  edinmiştik.  Çizgi romanlara da bayılırdık. Örneğin Ten Ten'in maceralarını okumayı çok severdik. Derken bir ara kendi yazarlarımıza merak sardık. Orhan Kemal, Kemal Tahir, Fakir Baykurt, Yaşar Kemal okumaya başladık. Hatta bizim yaşlardaki çocukların pek tanımadığı yazarları keşfettik. Eski İstanbul'u, Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrası Anadolu'yu, Çukurova'yı ve daha pek yeri kitaplardan öğrendik. Okul başarımız da çok iyiydi. Karaalioğlu Parkı'nın girişindeki Belediye Binası'nın bir bölümü olan Şehir Kütüphanesi'ne de giderdik. O yıllarda otobüs dolmuş olmadığından evimize epeyce uzak olduğu halde yürüyerek gider gelirdik. Çok da mutlu olurduk kütüphaneye gidip oradan ödünç kitap almaktan. Kendimizi büyümüş, önemli kişiler olarak görürdük. En keyiflisi de, bir kitabı ikimiz de bitirince, kitaptaki etkilendiğimiz karakterleri, gülünç olayları anlatıp eğlenmemizdi. Hatta  kitaplarda  okuduğumuz  bize  komik  gelen  konuşmaları  günlük  yaşamımızda  kullanır,  bol  bol  gülerdik. Çok beğendiğimiz kitaplar olursa, kitap hakkında konuşma işini bir adım daha ileri götürüp, adeta bir sinema uyarlaması yapardık kendimizce. Şöyle ki, her kahramanı canlandıracak kişileri seçer, o kişiyi en iyi kimin canlandırabileceğini tartışırdık. Bu kişiler yerli yabancı sinema oyuncuları olabildiği gibi çevremizde tanıdığımız kişler de olabiliyordu ve dünyanın en tuhaf film kadroları çıkıyordu ortaya:) Örneğin Kemal Tahir'in Sağırdere'sini okuyup bayılmıştık.


Sanki  Anadolu insanını ve kitapta anlatıldığı dönemde oradaki yaşamı görüyor gibiydik. Bu romanda komik karakterler de vardı.Şunu şu kişi oynamalı diye öyle bir film kadrosu oluşturmuştuk ki, değme film yapımcıları bu kadar detaylı karakter incelemesi yapmamıştır.

  Yaşar Kemal'in Ortadirek  adlı romanını  okuyunca  da öyle.  Bu  kez  Çukurova insanını tanıyıp  sevmiştik. Romandaki  karakterlere bayılmış,  bazı  replikleri  sık  sık günlük  konuşmalarımızda  kullanır olmuştuk. Bu romanda  ''Kimsecikler  alınmasın,  kimselere  değil  sözüm'' diye söze başlayıp herkesi iğneleyen, her  fırsatta insanları eleştiren  bir  nine  karakteri  vardı. Biz  de birinin  en  ufak  bir yanlışını  görünce ''kimsecikler  alınmasın,  kimseye  değil  lafım'' diye  başlayıp  o  kişinin  hatasını  yüzüne  vururduk. Hatta  birinde ,  bu  sözleri  söyleyip, '' birinin  ayağı  kokuyor''  diye  devam  etmiştik.  Hangimizdi  söyleyen  tam  anımsamıyorum  ama  misafirlerden  biri  için  söylenmişti  ve  annem  çok  mahçup  olmuştu.'' Kusura  bakmayın  çocuk  işte''  deyip  durmuştu.
Kitaplarla dolu çocukluk günlerimiz güzeldi, çok güzeldi..