21 Ağustos 2014 Perşembe

Bendeki ''usta'' fobisinin nedenleri

Bu tür yazılar yazmayı sevmiyorum, çünkü;
anlatacaklarım hiç de iç açıcı değil.
Sinir bozucu, nefret uyandırıcı,
ama...
Hepimizin karşılaşabileceği, toplum olarak yaptırım gücü oluşturarak üstesinden gelebileceğimiz bir sorun.

İşte bu yüzden yazıyor ve çözüm için görüşlerinizi almak istiyorum.
Usta  ünvanı ile çalışan, işlerini düzgün yapmayan ve davranışları ile insanları yıpratan bu kişileri nasıl eğitebiliriz? Bu bir devlet sorunu aslında, işte o nedenle çözümü zor. Ülkenin başındaki koca koca sorunların yanında bu nedir ki..

Ustalarla başım dertte dostlar.. İnanın sağlık sorunlarımın sık sık atak yapmasının bir nedeni de kendisini ''usta'' diye nitelendiren ancak bu ünvanı hiç mi hiç hak etmeyen insanlar. Hak edenler ve  iş ahlakı olanları tenzih ediyorum. Bu  benim şanssızlığım mı yoksa ülkedeki genel durum mu bilmiyorum.. Eğer genel durum böyle ise biz ulusça yanmışız. Usta sözcüğünün anlamı nedir? Kısaca, belli bir alanda gerekli beceriyi kazanmış, standartlara uygun iş üretebilen nitelikli insan olarak tanımlayabiliriz, öyle değil mi? Ayrıca bu insanların, disiplinli çalışma, önceden belirlenen iş programına uyma, müşteri haklarına saygı gösterme gibi özellikleri olmalı. Müşteri de emeğe ve çalışan haklarına saygı  gösterme, insanca muamele, ödeme planına ve anlaşma koşullarına uyma konularında dürüst ve titiz olmalı. Gelin görün ki burada benim karşıma usta olarak çıkanlarda hem mesleki yetersizlikler, hem de iş ahlakı yoksunluğu ve davranış sorunları var. Bir, hadi iki kişi  böyle olsa kötü şans diyeceğim ama bu güne dek bahçe duvarı yapımında, elektrik ve su tesisatı onarımında, sundurma yapımında, son olarak da bahçe katı mutfağının yenilenmesinde çalışan kişiler çok  büyük sorunlar  yaşattılar. İlk olarak düzenli çalışmıyorlar. Geliş gidiş saatleri belirsiz. Hiç haber vermeden ortadan kaybolup kendi kendilerini izinli sayıyorlar. İş için anlaştığımız ve ön görüşme  yaptığımız bir kaç usta da hiç gerekçe göstermeden iş başı yapmadı. Ayrıca yapılan işler kusurlu ve ayıplı denilecek özellikte. Bu konuda  en kötü işleri çıkaran, bahçe duvarını, bahçe giriş kapısını, garaj  giriş kapısını, çitleri ve bordürleri yapan usta!! ilk sırada. Daha işi yaparken belli olan bariz hatalarını asla kabul etmeden, anlatsam inanamayacağınız ukalalıklarla çalışmasını sürdürdü. İşine son vermek istedim ama benim güya ara düzeltici annem, ''başka usta nereden bulacağız, iyi kötü yapsın'' mantığı ile engel oldu. Sonuçta, gereksiz ve son derece kaba saba betonlarla dolu, bozuk bordürlü, çok kötü yapılmış demir kapıları, yamru yumru duvarları, hizasız çitleri olan bir bahçemiz oldu. Hak etmediği,  çeşitli hilelerle şişirilmiş ücreti  ödendi. İş süresince bu adama ve çalışanına anlaşmada olmadığı halde verilen yemek, çay, kahve, meşrubat hizmetlerinden söz etmem çok ayıp ama ortaya çıkan  işi görseniz neden üzüldüğümü anlarsınız. Şimdi bu son derece kötü  işler başka birine yeniden kırdırılıp yaptırılacak.  Maddi manevi kaybımızı düşünün.

Arkada köpeklerimi güneşten koruması için yaptırdığımız sundurmanın parasını peşin ödediğim malzemesi eksik ve yanlış gönderildi. Bir de demir ustası hatalı kesimler yapıp malzeme israfı yaptı. Onlarca Single ambalajlarını da yan komşunun arsasındaki çalıların içine atmış. Ben farkedince sadece güldü, gidip toplamadı. Yılan, akrep dolu çalıların içinde iki saat boyunca naylon ambalaj topladım.

Son olarak  bahçe katı mutfağı yenileniyor. Antalya'daki mobilyacıma mutfak dolaplarını yaptırdım. Ne var ki o da önceki işlerine göre daha kalitesiz bir iş çıkardı. Ona üzülmeye fırsat bulamadan  buradan bulunan bir fayans ustası, çok beğenerek aldığım geometrik pano desenli, oldukça pahalı tezgah üstü fayansları montaj sırasında kırdı. Çekiçle, keçe vb bir materyal olmadan tak tak yerleştirme yaparken anladım  yetersizliğini ama ben daha uyarırken iki pano kırılmıştı.

Daha önce yapıştırılanlarda da küçük bir parça kopmuş. Bir de ''bu küçücük bir kırık, önemsiz!'' demez mi... Özür dahi dilemeyen, ''özenince oluyor böyle kazalar, bir paket daha almalısınız'' diyen sözde ustaya tekme tokat girişmek geldi içimden ama elbette yapmadım ve işi bırakmasını, gerçek bir usta bulacağımı söyledim.


Tahmin edeceğiniz gibi çok kötü bir gece geçirdim ve sabah bağıra bağıra ağladım.  Bir kaç fayans yüzünden ağlamam size tuhaf gelebilir ama beni ağlatan asıl nedenler insanların iş  ahlakının olmaması. Şu an alt katta boyacı çalışıyor. Allahtan o  dürüst ve işinin ehli bir usta. Sabah iş başı yapınca mutfağı gördü, bir gün önce olanları tahmin etti, beni teselli etmeye çalıştı. Ne yazık ki son altı aydır ustalar yüzünden yaşadığım stres  nedeni ile makul ve mantıklı olamıyorum. Çok büyük haksızlıklara maruz kaldığımı düşünüyorum. Şimdi söyleyin lütfen; siz olsanız ne düşünürdünüz?

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Yabani Karanfiller




Kış  ve ilkbahar aylarında ormanda yaptığım yürüyüşlerde, orkideden yaban gülüne dek pek çok çiçeğe rastlamıştım.

Hiç biri beni bu yabani karanfiller kadar şaşırtmadı.

Mevsim yaz. En sıcak günleri yaşıyoruz üstelik. Bu sıcakta ormana girmek cesaret ister. Yine de sabah erken saatlerde Kuyruk rahatça koşsun diye ormanın eteklerine  gidiyoruz. Etrafta değil taze çiçek, ot bile yok. Hepsi sararmış, dikenli, çirkin bitki kalıntılarına dönüşmüş.

Ama bir kuytuda bu çiçekleri buldum. Yaprak ve çiçek formu karanfile benziyor. Koklayınca emin oldum; bunlar yabani karanfiller. Tohum  bırakmalarına engel olmamak için fazla toplamadım.

12 Ağustos 2014 Salı

Robin Williams 21 Temmuz1951 – 11 Ağustos 2014)


Seni hep gülümseyen yüzünle hatırlayacağım.

Bizi güldürdün, zaman zaman düşündürdün. Ancak içinde ne fırtınalar kopuyormuş ki, böyle bir tercihin oldu. Çok üzgünüm, çok...

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Köyde Ortalama Bir Gün


Hemen her sabah altı  gibi uyanıp güne başlıyoruz. Taze orman havası alarak, kuş cıvıltıları ve portakal çiçeği kokuları ile, hiç değilse  sekize dek  uyumak harika olurdu  ancak benim için bir hayal.  Çünkü kızlarım  bahçede  sabırsızlıkla  kahvaltı bekliyorlar.



 Buraya gelince yeni Begonvilli Ev’de daha kalabalık bir aile olduk. Minik, Jane, Colette ve Biber’e, annesi saf kan bir kurt köpeği olan üç aylık Kuyruk  ve daha önce yuva aradığım, arkadaşımın  sokakta bulup özel bir barınağa yerleştirmek zorunda kaldığı çileli Badem de katıldı. Badem üç yaşında. Kuyruk ve Badem’e bahçede  bir alan ayırdık. Bu arada Minik dışındaki tüm  kuyruklu dostlarımız dişi. Bu yüzden onlara topluca ‘’kızlarım’’ diyorum.




Sabah karınlarını doyurduktan sonra önce Kuyruk’u sonra da Badem’i  yürüyüşe çıkarıyorum. Yakınımızdaki çam ormanının kıyısına kadar gidip orada  biraz eğitim çalışmaları yapıyoruz.




Kuyruk çok akıllı ve şimdiden bir çok sözcüğü ve komutu anlar oldu.  Badem  gün geçtikçe  daha uyumlu oluyor.  Ancak  çileli günlerin  izleri olan  bir tedirginliği ve agresifliği var. Eve dönünce  onları serbest kalabildikleri alana bırakıp  sularını tazeliyorum. Sonra  bizim kahvaltı faslımız ve öncelikli işim ekmek yapmak oluyor. Köyde fırın olmadığı için kendi ekmeğimizi  kendimiz yapıyoruz. Bu arada denemeyenler için ekmek yapma makinelerini tavsiye ederim. Hem dilediğimiz tarz  taze mis kokulu ekmeklerimiz oluyor, hem de yapılma koşullarını bildiğimiz için içimiz rahat.  Daha sonra  ev işleri ve bahçe bakımı, konuk ağırlama  gibi işler oluyor.


Bu balkonda keyifli okuma, çay- kahve saatlerimiz var. 
Sevgiler, selamlar Begonvilli Ev'den.
Bekleriz efendim:))

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Blog Sayfanıza Nasıl Hareketli Resim Ekleyebilirsiniz



Sayfanıza bu tür hareketli resimler yüklemeniz hiç de zor değil.




Bunun için resmi farklı kaydedin. Luna Pic'e yükleyin.http://www160.lunapic.com/editor/

Yükleme tamamlanınca resmin altındaki seçeneklerden İmgur'a gidin ve cod alın. Aldığınız codu kopyala yapıştır yöntemi le postunuza ekleyin. Yalnız yazınızı yazdığınız, resimlerinizi eklediğiniz sayfa HTML formunda olmalı. Hepsi bu kadar. Keyifli paylaşımlar.

8 Ağustos 2014 Cuma

Sukulentlerin Çoğaltılması

Hem dekoratifler, hem de  bakımları kolay. Balkonda, terasta, bahçe düzenlemelerinde görsellikleri ile çok tercih edilir oldular. Özellikle bahçede doğal taşlarla yapılan  düzenlemelere çok yakışıyorlar.

Bunlar da benimkilerden bir kaçı.





Çoğaltılmalarına gelince;

oldukça kolay.
Bir kaç yaprağını alıp  minik bir kasede suya koyuyorsunuz.  Sadece dip kısmını. 

 Su eksildikçe tamamlamayı unutmayın, yoksa kurutursunuz.


Bakın bir haftada nasıl yavru sukulentleriniz olacak.

Sonra, torfla karıştırılmış yumuşak toprakla dolu  yayvan bir saksıya, zedelemeden dikin. Ana yaprağı koparmayın. Parmak uçlarınızla hafifçe dibini sıkıştırın. Saksının toprağı kurudukça az miktarda sulayın. Yarı gölge bir yerde büyütebilirsiniz.

Bu yöntem pek çok cins sukulentte işe yarıyor. Kolay gelsin..

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Kurutulmuş Kır Çiçekleri


Artık yürüyüş yollarımızda taze kır çiçekleri yok.  Yine de bazı güzelliklere rastlıyorum. Bu harika kuru çiçekleri iki gün  boyunca sabah yürüyüşlerimizde topladım.


4 Ağustos 2014 Pazartesi

Selam Dostlar


''Begonvilli Ev'den haber var mı?'' diye merak eden  blog dostları olduğunu biliyorum.

Yorumlarınızla mesajlarınızla bana ulaşıp güzel dileklerde bulunan (ya da bulunamayan) tüm dostlara teşekkürler.

Evet, yine  sizlerleyim.. Hangi sıklıkla yazabilirim, bilmiyorum ama yazamadığım süre içinde özlendiniz:)

Ara sıra sayfalarınıza kısa ziyaretler yaptım, ayırım yapamadığım için hiç birinize yorum ya da mesaj yazamadım. Sadece sağlık durumunu çok merak ettiğim bir dostuma  kısa da olsa yorum yazdım. Hepinize düşünce yolu ile sevgilerimi gönderdim.

Hepimiz için ''önce sağlık'' diyerek sizlere yazıyorum.. Kısaca durumumu  anlatayım;
Aşırı yorgunluk ve tamamen aile dışındaki faktörlerden kaynaklanan üzüntülerin tetiklemesi ile özellikle sabahları ortaya çıkan baş dönmeleri yaşadım. Malum taş düşürme olayı da girdi araya. Ayrıca iş yapabilme performansım düşüktü. Kısacası aşırı hassas bir dönem geçirdim. Hala da yaşıyorum ama hafiflediğini düşünüyorum. Bu rahatsızlıkları bir kaç yıl önce de geçirmiştim ve yapılan pek çok araştırma sonucu beyin damarlarımda daralma olduğu, aşırı sorumluluk yükü taşımam nedeni ile fiziksel ve ruhsal zorlanmalar yaşadığım söylenmişti.

Ellerimin durumunu zaten  paylaşmıştım. Hala el becerisi  isteyen  işleri iyi yapamıyorum. Şu an nitelikli bir yardımcı bulma şansım da yok.

 İşte  tüm bunlar birleşince eski rahatsızlığım  depreşti. Bu kez tıbbi yardım almadan, deneyimlerime ve sağ duyuma kulak vererek atlatma yolunu seçtim. Çünkü sayın prof. dr. Küçükusta'nın ''aşırı teşhis''in olumsuzlukları ile ilgili  düşüncelerine katılıyorum. Elbette tıbbın yeri ve değerini çok iyi biliyorum ancak ülkemizde bu alanda yapılan pek çok yanlışlığı bizzat yaşamış bir aileyiz. Durumumun da farkında biri olarak öncelikle yapmam gerekenleri yaptıktan sonra  baş edemeyeceğim bir durum olursa tedavi almayı seçtim. Yanlış ya da doğru yaptığım tartışılabilir ama daha iyi olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.

Neler mi yapıyorum:

Öncelikle her işi zamanında ve proğramlanmış bir makine gibi yapmak zorunda olmadığımı kendime telkin ediyorum.  Sonuçta yaşam kusursuz değil, ben neden  öyle olmak zorunda olayım.

İkinci olarak, benim dışımda gelişen ancak hiç bir şekilde değiştiremeyeceğim  olumsuz durumlar için aşırı üzülüp kaygılanmamın beni hasta etmekten başka işe yaramadığını iyice anladım. İnsani olarak üzülmemek elde olmasa da makul ve mantıklı olmaya çalışıyor, bu tür haberlerle, olaylarla vs karşılaşınca beni yormadan meşgul edecek bir şeyler bulmaya çalışıyorum.

Kendimi  daha iyi hissetmeye yönelik  düşünce ve yöntemlerimi anlatmaya devam edersem bu yazı okunmayacak kadar uzar ve ben de aşırı yorulurum.  Yine de konuya ilgi duyan olursa seve seve anlatırım. Çünkü yaşadığım sıkıntıları kimsenin yaşamasını istemiyorum.  Şimdilik bu kadar dostlar.

Birazcık gülümsemek için sevgili Nedret Hanım'ın(blogger) facebook'ta paylaştığı bir karikatürü ben de burada paylaşmak istedim. Paylaşabileceğimi söyledi sağ olsun.

Benim alış verişle rahatlama huyum ve köyde olduğum için olanağım yok. Olsa fena olmazdı hani:))
Hepinize sevgiler, selamlar..

13 Temmuz 2014 Pazar

Bir süre için hoşça kalın!



Çok sevgili blog dostlarım,
sağlığımla ilgili nedenlerden dolayı bir süre sizlerden ayrı kalacağım.
Hepinize sağlıklı, harika günler diliyorum.
Sevgiler, selamlar Begonvilli Ev'den..

11 Temmuz 2014 Cuma

Direnen Yıldız Çiçeği



Bu güzeller güzelinin  açması, diğerlerinden çok daha  geç oldu. Ateş kırmızısı, bordosu, lilası ve oyalı olanı çoktan açıp dönemlerini tamamladılar. Yeni çiçekler verdiler, onlar da pörsüdü.



Ama bu sarışın hanımefendi öyle ağırdan aldı ki, daha ilk çiçeğini yeni açtı tüm ihtişamı ile.





Çünkü onun bir hikayesi var; 

Diğerleri ile birlikte dikilmişti yumrusu.

Epeyce de gelişip boy atmıştı ama ne olduysa, iki karış kadar büyümüşken yaprakları buruşup solmaya başladı, susuz kalmış gibi.
Oysa diğerleri gibi  düzenli sulanıyordu. Yeri de pek farklı değildi arkadaşlarından.
Sıkça suladım, dibini kabarttım, belki faydası olur diye.  Olmadı.
Sonunda çapa ile söktü bizim bahçevan. Gördük ki, yumruları  çürümüş, kayganlaşmış. Bahçevan koparıp aldı çürüyen yumrucukları. Biraz saçaklanmış gibiydi. Bahçenin bir başka  yerine bir çukur açıp yeniden dikti.''Olmaz ama bir şans verelim yine de, belki  yeniden tutunur hayata''  diye.
Bizim çürümüş yumrulu ölmedi, gün geçtikçe yaprakları büyüdü, kalınca bir gövdesi oldu.
Bir gün baktım ki, tam ortasında bir tomurcuk vermiş. Sevindim..
Günler sonra da böyle güzel bir çiçekle selamladı dünyayı.


Bana moral ve ilham verdi. Umarım sizlere de verir.


10 Temmuz 2014 Perşembe

Jane Müzik Dinliyor


Kuyruğa dikkat:))
video

Otantik Takılarım

Taşınma sırasında çatı katında bir kutuda bulduğum takı malzemelerini gözden geçirdim,

otantik görünümlü olabileceklerle  bu kolyeleri yaptım.
Çok sade  penye bluzlarla ya da elbiselerle  de şık bir görüntü için  çok işe yaradılar.







8 Temmuz 2014 Salı

Portakallı Kek

Biz bu köye taşındığımız zaman portakal mevsimiydi.  Komşu bahçelerde hem portakal çiçeklerinin enfes kokusu, hem de kilolarca portakal vardı.


O günlerde bize öyle çok portakal hediye edildi ki, ''Artık getirmeyin''  diye rica ediyordum.  Çünkü tüketemiyorduk.


 Portakal reçeli, portakal likörü, portakal suyu derken rengimiz turuncuya dönecekti neredeyse.

Ve ilginçtir ki, süt bulamadığımız köyde  süt şişelerine  portakal suyu koyuyordum.


Şimdi hala bazı bahçelerde portakal var. İnce kabuklu Velevse denilen yaz portakalları..

Geçen gün komşu köyde oturan bahçevanımız  bize bahçesinden portakal getirmiş. Çok sevindim. Artık kimseye ''getirmeyin'' diyemem, çünkü o bolluk günleri bitti.

Ben de iki tanesinden  güzel bir portakallı kek yaptım.  Tarif kolay. En oyalayan bölümü, portakallardan birinin kabuğu ile birlikte  minik minik doğranması. Diğerinin suyunu sıkıyorsunuz.
 4 yumurta, 1 çay fincanı şeker, 1 çay fincanı sıvı yağ ile çırpılıyor. Doğranmış ve sıkılmış portakallar ekleniyor.Yani önce şeker ve sıvılar.. Ben mikseri değil de çırpma telini tercih ediyorum. Sonra, birlikte elediğiniz un (3 çay fincanı), kabartma tozu, vanilya eklenip bu kez kaşıkla karıştırılıyor. Pütürsüz oluncaya dek..

Yağlanmış kalıpta, 180 derecede, önceden ısıtılmış fırında 45 dakikada pişiyor. Belki fırın farkı süreyi etkileyebilir.  Mis kokulu,  güzel renkli kekiniz hazır. Afiyet olsun.



7 Temmuz 2014 Pazartesi

Çizgili Patchwork Yastık

Bu şirin desenli kumaşları görünce aklıma sevimli yastıklar yapmak geldi.

Çok sevdiğim lavantalardan da bir renk olsun istedim.

Ve kedili yastığı tamamladı.



Hayıtlar

Dün akşam üzeri yürüyüşümüzde fundalıklarda mor çiçekli bir küme dikkatimi çekti. Az ilerde aynı bitkinin uçuk pembe çiçekli olanını görünce yakından baktım. Bunlar leylağa benzeyen çiçekler açmış hayıtlardı.
Ayrıntılı Bilgi Burada (Tık)