18 Eylül 2016 Pazar

Bir Minder Hikayesi


İndirimli satışları takip edip oldukça uygun fiyata aldığım sandalyelere minder diktirmek istedim. Daha önce balkonumuza dekoratif bir perde sistemi kuran brandacı ile görüştüm. Kumaşını alırsam, süngerleri onlara ait olmak üzere tanesini 125 liraya dikeceklerini söylediler.

Şaşırdım doğrusu; kumaşı da ben alacaksam bir minder, neredeyse  sandalyeden pahalıya mal olacaktı.  Evet, emeğe saygım var ama dikiş bilen biri olarak bir minder dikiminin ne kadar zaman alacağını, ne kadar emek istediğini kestirebiliyorum. Fermuarları monte etmek dışında düz dikişten ibaret olan  minder dikimi hiç de zor olmasa  gerek diye düşündüm.

Sonuçta, biraz kızdım ve oturup kendim dikmeye karar verdim. Kumaşı, fermuarı, süngeri ile  oldukça ucuza mal oldu. Yaklaşık bir saatte  iki minder diktim.

Sonra da bisküvili, kekli, çörekli minik bir çay partisi ile kutladık yeni minderlerimizi.  Küçük bir hatırlatma; uçuk fiyatlarla yaptırabileceğimiz pek çok şeyi kendimiz yapabiliriz. Bu tür işler aslında sanıldığı kadar zor değil.

Sağlıcakla kalın dostlar..














































1 Eylül 2016 Perşembe

Fare Kulağı Çimi

Halk arasında Fare Kulağı çimi olarak bilinen Dichondra Repens'dan söz etmek istiyorum. Çünkü harika bir yer örtücü ve dikmenin tam zamanı. Eğer bahçenizde çimlendirmeyi düşündüğünüz güneşli ya da yarı gölge alan varsa, bu çimi  tavsiye ediyorum.


Kendi deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim, diğer çimlere göre avantajları var. Şöyle ki, sık sık  biçmek zorunda kalmıyorsunuz. Yılda iki kez biçmeniz tavsiye edilse de hiç biçmeseniz bile sorun olmuyor. Canlı yeşil rengi, narin görünümü ile ilk  çıkması ve büyümesi  yavaş olsa da, daha sonra  çabuk yayılan bir bitki.  Ancak fazla basılmaması gerekiyor. Bir de diğer çim tohumlarına göre biraz pahalı ama sonucu görünce değdiğini anlıyorsunuz. Bunlar da fare kulağının dezavantajları. Yine de diğer çim çeşitlerine göre bakımı daha kolay.

Benim ilk çim denemem altılı karışımdı. Tüm talimatlara uyarak güzel bir çim dokusu elde ettik ancak bir süre sonra sorunlar  yaşadık. Çimlerimiz yer yer sararmalarla o güzelim fosfor yeşili rengini kaybetti. Sonunda biçmede gecikince ve bahçıvanın gereğinden fazla kimyasal gübre vermesi yüzünden  çimlerimiz kurudu.

Uzun uzun araştırıp sonunda Libya Çimi  ile Fare Kulağı arasında kararsız kaldık. Sonuçta  Fare Kulağı'nın zarif görüntüsü bana daha çekici geldi. Geçtiğimiz ilkbaharın sonunda bizzat kendim ektiğim tohumlarım sorunsuz çimlendi ve büyüyüp enfes bir görüntü oluşturdu. Dikim ve bakım ile ilgili deneyimlerimi  aşağıda paylaşacağım ama önce bahçemin çimli alanlarına bir göz atın isterseniz..




Şimdi  bahçenize fare kulağı tohumu ekmek istiyorsanız bu bölümü okumalısınız. Çünkü bire bir yaparak yaşayarak edindiğim deneyimleri aktaracağım. Öncelikle kaliteli  bir tohum  edinmelisiniz. Metre kareye 10-15 gr tohum atılıyor. Bunun için  tohum ekeceğiniz alanı ölçün ve hesabınızı yapın. Tohumun kg  fiyatı aşağı yukarı 100 lira  civarında. Ben bir sanal marketten, farklı firmaların ürünlerini karşılaştırarak aldım. Teneke kutuda satılan bir markayı tercih ettim. Ayrıca yeterli miktarda ''ilk  çim  teşkil gübresi ve  çim bakım gübresi'' olmak üzere iki tür gübre  aldım. Bunlar karton kutularda, minik granüller halindeki kuru gübreler.

Çim  tohumları yılda iki kez dikilebiliyor. İlkbahar ortalarında ve sonbahar başında. Dikkat edilecek konu şu: Çimlenme için 15 derecenin  üzerinde bir sıcaklık gerekiyor. Bu nedenle  daha soğuk zamanlarda  dikim yapılmamalı.

Toprağın hazırlanmasına gelince; tabii ki bellenip tırmıklanacak. Yabani otlar titizlikle temizlenmeli. Toprağınız sert ise biraz kum ve torf karıştırmalısınız. Yalnız deniz kumu kesinlikle olmaz. Dere kumu gerekiyor. Toprağınız yumuşaksa zaten gerek yok. İlk teşkil gübrenizi de tavsiye edilen miktarda  toprağa serpip tırmıkla karıştırıyorsunuz.  Daha sonra toprağınızı azıcık nemlendirmelisiniz.  Tohumlarınızı nemli toprağa kutuda yazan talimata göre ekin ve üzerini incecik, elenmiş bir toprak tabakası ile örtün. Fare kulağı  tohumu biraz geç çimleniyor. Tohumlar çıkmadı diye panik yapmayın. Toprak nemini kaybettikçe sulayın. Yağmurlama sistemi en iyi sulama şekli.  Çimleriniz çıkıp biraz büyüyünce miktarını abartmadan bakım gübresi verin. Bunun  ayarlanması için  kutudaki önerilen miktarı dikkatle uygulayın.

Çimler geliştikçe yayılma hızı da artıyor. Kenarlara sürekli kol atarak yayılmaya devam ediyorlar. İlerlemesini istemediğim bölümler için  taş bordürler kullandım.  Örneğin çimlerin ortasında kalan portakal ağacımın etrafını taşlarla çevirdim.

Tüm bunları okurken zahmetli ve zor gibi gelebilir ama unutmayın, çimsiz bir bahçe,  en güzel çiçeklerle dolu olsa bile  eksik ve  görsellikten uzak görünüyor. Biraz emekle bahçeniz bu enfes yeşilliğe bürünüyor.  Bahçesi olmayanlar üzülmesin,  Fare Kulağı uygun saksılara dikilince, kenarlardan aşağı sarkarak balkon ve teraslarda çok hoş görüntüler oluşturuyor. Yetiştirmek isteyenlere şimdiden kolay gelsin.

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Kahkaha Çiçeği (Gündüz Sefası)


Çok eski zamanlarda, uzak bir ülkenin mutsuz bir kralı varmış. Mutsuzluğu nedendir bilinmez.. Evet, o bir kral olsa da sonuçta insan. Kim bilir ne dertleri, ne özlemleri, ne kaygıları, ne yoksunlukları vardır içine gömdüğü, bilinmez ki... Bilinen bir şey  varmış ki, bu kralın yüzü hiç mi hiç gülmezmiş.

Öte yandan sarayın yakınlarında, küçük bahçesi içindeki  kulübesinde yaşayan kimsesiz bir çiçekçi kız varmış. Minik saksılarda yetiştirdiği çeşit çeşit çiçekleri satarak yaşamını sürdürürmüş.  Küçücük bahçesinde yetişen gülleri, lavantaları, karanfilleri de unutmamalı. Onları da genç adamlar sevgililerine, eşlerine vermek için satın alırlarmış. Bazı insanlar  da, hasta ziyaretine giderken, annelerini, kayınvalidelerini ya da arkadaşlarını mutlu etmek için uğrarlarmış bu küçük bahçeye. Her mevsim bir şeyler bulunurmuş orada. Kışın zerenler, kış gülleri, ilkbaharda ve yazın hemen her tür çiçek, sonbaharda krizantemler rengarenk, mis kokuları ile mutluluk saçarmış etrafa. İlkbahardan itibaren bu güzelliklere kuşlar, kelebekler eşlik edermiş. Tabii ki bir de çiçekçi kızın kahkahaları.. Kazandığı paralarla zar zor geçinse de mutlu bir hayatı varmış  bu kızın. Kahkahaları bazen saraya kadar ulaşır, penceresi açık ise,  kral tarafından duyulurmuş. Kral bu duruma şaşırır, biraz da kızarmış. ''Bu kadar gülünecek ne olabilir ki bu dünyada? '' diye sorarmış kendi kendine. Derken bir gün daha çok sinirlenmiş ve ''şu kahkaha atan kızı bana getirin, öğrenelim bakalım neymiş bu  mutluluğun kaynağı'' demiş. 

Adamları derhal kıza durumu iletmişler ve hazırlıklı olması için uyarmışlar: ''Kralımız son derece sinirlidir ve yüzü hiç gülmez. Onu kızdırmamaya özen göstermelisin'' diye..
Kız durumu anlamış ve son anda geri dönüp kulübesinden minicik bir paket almış. Kralın huzuruna çıkınca, kral onu şöyle bir süzmüş, yoksul olduğu her halinden belli olan kıza yanıtını çok merak ettiği soruyu sormuş: '' Söyle bakalım küçük hanım, sana her gün neşeli kahkahalar attıran şey nedir?''
Kız, biraz korksa da cesaretini toplayıp yanıt vermiş:
''Kral Hazretleri, size bunu sözlerle açıklayamam. Yaşayıp görmeniz lazım.'' demiş ve içinde bir kaç tohum olan minik hediyesini takdim etmiş. Bunları pencerenizin tam altına kendi ellerinizle dikin. Biliyorum işinin ehli bahçıvanlarınız var, onlar da başka tohumlar dikebilirler ama bunları kendiniz dikin lütfen ve  ara sıra sulamayı sakın unutmayın. Kurumalarına izin vermeyin. İşin sırrı bu işte'' deyip kralın huzurundan ayrılmış. Kral, '' tüm önemli işlerimi bırakıp  bu tohumları mı dikeceğim, bir de sürekli belli aralıklarla sulayacağım demek. Ne saçma!''  demiş demesine de içi bir türlü rahat etmemiş ve tohumları dikmiş, sulamış.

Kısa bir süre sonra tohumlar çimlenmiş, boy atmaya başlamış. Sarayın bahçesinde işinin ehli  bahçıvanların yetiştirdiği çeşit çeşit  çiçekler olmasına rağmen kralın gözü penceresinin altında büyümekte olan bitkiden başkasını görmüyormuş. Bu bitki adeta takıntı olmuş kralda. Her sabah uyanınca  penceresini açıp aşağıya bakıyormuş. ''Aaa, ne kadar da büyüdü, bu bir sarmaşıkmış meğer'' diyormuş. Derken bitki ilk tomurcuklarını vermiş. Kralın yüzünde bir gülümseme olmuş. Hizmetkarı odaya girince kralın yüz ifadesini görüp çok şaşırmış. Bir kaç gün sonra tomurcuklar patlayıp koyu mor çiçeklere dönüşmüşler ve kral heyecanla çiçeklerine bakmış. ''Tanrım, bu ne güzel bir olay, ben ektim, ben büyüttüm bu güzel şeyleri'' diyormuş. Derken çiçekleri ziyaret eden bir kelebek uçarak kralın hizmetkarının burnuna konmuş. Hizmetkar şaşkın bir ifade ile şaşı gözlerle bakarken kral gülmeye başlamış, hem de kahkaha ile.. Tahmin ettiğiniz gibi, o çiçekler, kahkaha çiçekleriymiş.

Sanırım bu masalımsı öykünün anlatmak istediği kahkaha çiçeğinin özel bir çiçek olması değil. Ama bu masalda başka bir  çiçek değil de kahkaha çiçeğinin  seçilmesi tesadüf de değil. Bu çiçek bir sembol. Önemli olan, her konumda, her statüde insanın biraz emekle, biraz sabırla yeni bir şeyler deneyerek yaşamına renk ve anlam katabileceği..  Kahkaha çiçeğine gelince; bu yetiştirmesi kolay, kısa sürede gelişen  her ortama, her iklime uyumlu üstelik, oldukça neşeli, hoş çiçekler açan bitki, bu masala çok yakışmış bence. Eminim sizlerin bahçelerine, balkonlarına da yakışacaktır. Hepinizin, yüzünüzü güldüren uğraşıları  olsun. Bol kahkahalar! Sağlıcakla kalın.














23 Ağustos 2016 Salı

Vanilyalı Çiçek Büsküvi

Son zamanlarda ne çok bunaldık hatta daraldık, içimiz şişti gelecek kaygısı duymaktan.. Yaşadıklarımız bir ülkenin tarihine kazınacak nitelikte ders alınası durumlar. Öyle bir hale geldik ki küçük mutluluklardan utanır, gülümsemekten çekinir olduk. ''İyi günler, mutlu hafta sonları vb'' gibi sıradan güzel  dilekler boğazımıza düğümleniyor. Çünkü ulusça üzgünüz. Dahası yıllardır yapılan haksızlıklardan, yanlışlıklardan kırgınız. Daha kötü günler yaşar mıyız diye kaygılıyız. Bu ruh hali  bizleri nerelere  götürür diye düşünmeden edemiyorum. Bildiğim bir şey var ki kaygısız, günlük telaşlarla dolu günleri özlediğimiz. Masum, küçük mutluluklarımızı özleten, geleceğimizi karartan insanların asla hak ettikleri cezaları almadığı, tam tersi yıllardır suçu günahı olmayan gerçek vatan severlerin cezalandırdığı bir düzenin yaratıcıları nasıl rahat uyuyorlar, bilemiyorum. Kendi aralarında çıkar  çatışmaları olmasaydı aynı yolun yolcusu olarak devam edecek olanlar şimdi nasıl da aldatılan masumu oynuyorlar. ''Yıllar boyu ülkenin tüm kurumlarına kök salan korkunç zihniyetli insanlara bu fırsatları kim verdi?'' diyor ve susuyorum...

Yazı başlığına bakıp yukarıdaki paragrafı okuyanlar şaşırmışlardır. ''Bu ne başlık, nasıl bir yazı?'' diye. İşte içinde bulunduğumuz karmaşık ruh hali böyle olunca güncemin konseptine uygun her hangi bir paylaşım  yersiz ve anlamsız geliyor. Zorlanarak yazıyorum, içimden geçen duyguları aktarma gereği duyuyorum  ve bir türlü güncemde okumaya alıştığınız konulara giremiyorum.

Yine de bugün sıradanlığın güzelliğini anımsamak için sizinle  dün denediğim bir tarifi paylaşmak istedim.  Lafı bunca uzattıktan sonra çiçek bisküvilerin tadına bakmanız için  bir göz atın isterseniz. Sonuçta zorlukları aşmak adına içimizden gelmese de küçük mutluluklarımızı korumak zorundayız, öyle değil mi..


1yumurta
3 çay bardağı un
1 paket vanilya
1 çay bardağı pudra şekeri
Yarım çay kaşığı karbonat
200 gr oda sıcaklığında tereyağı
Üzeri için bir kaç kaşık daha pudra şekeri

Tereyağı ve pudra şekeri parmak uçları ile yoğrulur, un vanilya ve  karbonatla elenir, yumurta ile birlikte yağlı karışıma eklenir. Elde edilen hamur bir saat kadar buz dolabında bekletilir. Merdane ile açılarak yaklaşık 1 cm kalınlıkta açılıp çiçek şeklinde ya da dilediğiniz şekilde bir bisküvi kalıbı ile kesilerek pişirme kağıdı yayılmış tepsiye dizilir. Fırını önce 100 derecede  ısıtıp bisküvileri koyunca 170 dereceye çıkarmak gerekiyor. Bu tür tariflerde başlangıçta  fırının ılık olması önemli. Böylece şekli bozulmadan, istenilen kıtır bisküvi lezzeti elde ediliyor. Benim fırınımda 15- 20 dakika kadar pişirme yeterli oldu. Altını ve üstünü kızartmadan  beyaz olarak ama yeteri kadar pişirmek işin püf noktası. Fırından çıkarınca biraz soğutup bir tel süzgeç ya da elek yardımı ile üzerine pudra şekeri serpmeyi unutmayın. Deneyenler sonucu paylaşırsa sevinirim. Afiyetler olsun!














18 Ağustos 2016 Perşembe

Begonvilli Ev Haleri

Sağlık sorunları nedeni ile epey zamandır uğrayamadığım sayfamda bizden karelerle merhaba demek istedim.

















































Minik patili can dostlarımla, küçük bahçemle olabildiğince meşgul olup elimden geldiğince tüm sıkıntıları ve zorlukları aşmaya çalışıyorum.  Sağlıcakla kalın.

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Bahçede Domates Yetiştirme Maceram

Bu yaz domates satın almayacağım. Çünkü başardım:) Küçük sebze bahçemde, kendi ihtiyacımızı karşılayacak miktarda  enfes domatesler yetiştirdim.


Öncelikle söyliyeyim ki, biraz emek isteyen ama son derece zevkli bir iş. Küçük de olsa  bir bahçesi olanlar mutlaka denemeli. Benim gibi hiç deneyimi olmayan acemi bir bahçıvan iseniz, başlangıçtan itibaren araştırmalı, iyi gözlemlemeli, başkalarının deneyimlerinden yararlanmayı bilmelisiniz. İşte bunun için ben de öğrendiklerimi artısı ile, eksisi  ile paylaşmak istedim.

Şimdi gerekli motivasyonu sağlamak için kısaca sebze yetiştirme nedenlerimi açıklayayım:
İlk neden tabii ki taptaze, hormonsuz, kimyasal ilaçsız, lezzetli  gerçek sebzeler  yiyebilmek.  Burada manav ya da pazar olmayışı da diğer nedenim.

 Çevremde sebze meyve yetiştiren aileler var ama bahçelerinde  gördükleri en ufak sorun karşısında önerilen miktarların çok çok üstünde tarım ilacı kullanıyorlar. Komşularıma bunun yanlış olduğunu defalarca  söyledim ama şehirden gelmiş, tarım konusunda hiç bir deneyimi olmayan bu kadının sözleri hiç önemsenmedi. İlk  geldiğim günlerde komşulardan sebze meyve satın alıyordum, artık bundan vazgeçtim.

 Küçük bahçemde kendi ihtiyaçlarımıza yetecek kadar sebze meyve yetiştirme fikri, Pinterest'te bol bol gördüğüm uygulamalara ait fotoğraflarla pekişti. Yetiştiricilerin çoğu  bu işi hobi olarak yapan yabancı  ev hanımlarıydı. Ben de yapabilirim  diye düşündüm. Geçen yıl, bahçe düzenlemede çok yardımını gördüğüm bahçıvanımızın rehberliğinde  biraz domates, patlıcan, biber, fasulye yetiştirmiştik. Onunla da fikir ayrılıklarımız olmadı değil. Örneğin ot öldürücü ilaç kullanmak isteyince ben  karşı çıktım. Sebze ve meyvelere ilaç atma konusunda  komşular kadar olmasa da  o da fazla istekliydi. Ayrıca  sebze meyve, hatta çiçek seçiminde  bana  söz hakkı vermek istemiyordu. Her neyse,  benden iyi bildiği kesin diye fazla karışmadım işlerine. Geçen yıl bahçıvanın  getirdiği hazır fideleri kullandık.  Ancak domatesler kalın kabuklu ve lezzetsiz oldu. Biberler iyiydi.

Bu yıl biraz daha titiz davranıp en lezzetli ürünler için araştırma yaptım.

Öncelikle fidelerimi  iyi cins tohumdan kendim elde etmeliydim.
Garantili tohum satan bir sanal  marketten buraya uygun dört beş tür domates tohumu seçtim.
Viyol ve çimlendirme torfu da satın alıp firmanın web sayfasından yöninergeleri izleme yolu ile garajda tohumları çimlendirdim. Ayrıca paketlerde  nasıl fide elde edileceği yazıyor. Fideler yeteri kadar büyüyünce tüm talimatlara uyarak güneş  gören bir yere,  fideleri diktim. Bu arada ihtiyacımdan fazla fidem olmuştu. Bunları tanıdıklara dağıttım. Dikim işleminden önce toprağın bellenip  çiftlik gübresi ile  zenginleştirilmesi gerekiyor. yaklaşık 12 fidelik alanı nasıl bellediğimi anlatsam gülersiniz halime ama yaptım bir şekilde. Fide aralıkları, sulama talimatları, çapalama işlemlerinin nasıl yapılacağı burada: Domates Yetiştirme

Ayrıca  saksılara da fide diktim.  Ancak saksılarda çok da  iyi sonuç alınmıyor.


Püf noktası: Zirai ilaç kullanmama kararım doğrultusunda, yerli yabancı bir çok  meraklının önerdiği kadife çiçeklerini ve fesleğenleri domateslerin arasına diktim. Bunlar zararlı böcekleri kovuyor.








Ayrıca yabancı  bloglardan  öğrendiğim İngiliz tuzu, yumurta kabuğu uygulamalarını da ihmal etmedim. İngiliz tuzunu,  beş litre suya iki çorba kaşığı olacak şekilde karıştırıp dört beş  haftada bir domates fidelerinin dibine azar azar döktüm. Bazen de yapraklarına püskürttüm. Yumurta kabuklarını biriktirip ezerek fidelerin toprağına  karıştırdım.  Bahçemde en güzel yetişen domatesler : Altın Sırık, Gerçek Pembe Domates,  Akordiyon Domates, İpotek Kaldıran Lifter Domates türleri oldu. Saksı için satın aldığım Red Robin  domatesler bolca meyve verdi ama nedense  sonradan bitki sağlıksız bir görünüm aldı.

Veee, işte sonuç:

















































Önümüzdeki sezona ''ben de denemeliyim''  diyenlere, ''sakın vaz geçmeyin'' derim. Eğer domateslerimin tadına bakma şansınız olsaydı  denemeye değer olduğunu görürdünüz. Tüm dostlara selamlar, sağlıcakla kalın.

9 Temmuz 2016 Cumartesi

Ev Yapımı Meyveli Dondurma

Gerçek meyveden yapılmış, katkısız, gıda boyasız, mısır şurupsuz  dondurma yemek isterseniz, kendi dondurmanızı yapmalısınız.  Bu aşırı sıcak günlerde keyifle yemeniz için...

Ben şeftalili dondurma yaptım. Dilerseniz şeftali yerine, kayısı, kavun, böğürtlen, vişne gibi dondurma yapımına uygun aromatik ve lifli mevsim meyveleri kullanabilirsiniz.


Malzemelerimiz: Beş olgun şeftali, bir bardak şeker, 1 paket krem şanti, bir çay bardağı süt, yarım çay bardağı kaymak.

Yapılışı: Kabuğu soyulmuş meyveler şekerle birlikte rondoda püre haline getiriliyor. Püreniz pürüzsüz olmalı. Bunun için üşenmeyip süzgeçten geçirmenizi tavsiye ederim. Sonra kaymağı, soğuk sütü ve krem şantiyi ekleyip iyice karıştırın. Derin dondurucuda dört beş saat bekletince dondurmanız hazır. Deneyecek olanlara afiyetler olsun

 Şeftali pembesi gülümüz de açmış.



















Not: Süt ve kaymak kullanmadan yaparsanız  güzel bir  meyveli sorbeniz oluyor.