13 Temmuz 2016 Çarşamba

Bahçede Domates Yetiştirme Maceram

Bu yaz domates satın almayacağım. Çünkü başardım:) Küçük sebze bahçemde, kendi ihtiyacımızı karşılayacak miktarda  enfes domatesler yetiştirdim.


Öncelikle söyliyeyim ki, biraz emek isteyen ama son derece zevkli bir iş. Küçük de olsa  bir bahçesi olanlar mutlaka denemeli. Benim gibi hiç deneyimi olmayan acemi bir bahçıvan iseniz, başlangıçtan itibaren araştırmalı, iyi gözlemlemeli, başkalarının deneyimlerinden yararlanmayı bilmelisiniz. İşte bunun için ben de öğrendiklerimi artısı ile, eksisi  ile paylaşmak istedim.

Şimdi gerekli motivasyonu sağlamak için kısaca sebze yetiştirme nedenlerimi açıklayayım:
İlk neden tabii ki taptaze, hormonsuz, kimyasal ilaçsız, lezzetli  gerçek sebzeler  yiyebilmek.  Burada manav ya da pazar olmayışı da diğer nedenim.

 Çevremde sebze meyve yetiştiren aileler var ama bahçelerinde  gördükleri en ufak sorun karşısında önerilen miktarların çok çok üstünde tarım ilacı kullanıyorlar. Komşularıma bunun yanlış olduğunu defalarca  söyledim ama şehirden gelmiş, tarım konusunda hiç bir deneyimi olmayan bu kadının sözleri hiç önemsenmedi. İlk  geldiğim günlerde komşulardan sebze meyve satın alıyordum, artık bundan vazgeçtim.

 Küçük bahçemde kendi ihtiyaçlarımıza yetecek kadar sebze meyve yetiştirme fikri, Pinterest'te bol bol gördüğüm uygulamalara ait fotoğraflarla pekişti. Yetiştiricilerin çoğu  bu işi hobi olarak yapan yabancı  ev hanımlarıydı. Ben de yapabilirim  diye düşündüm. Geçen yıl, bahçe düzenlemede çok yardımını gördüğüm bahçıvanımızın rehberliğinde  biraz domates, patlıcan, biber, fasulye yetiştirmiştik. Onunla da fikir ayrılıklarımız olmadı değil. Örneğin ot öldürücü ilaç kullanmak isteyince ben  karşı çıktım. Sebze ve meyvelere ilaç atma konusunda  komşular kadar olmasa da  o da fazla istekliydi. Ayrıca  sebze meyve, hatta çiçek seçiminde  bana  söz hakkı vermek istemiyordu. Her neyse,  benden iyi bildiği kesin diye fazla karışmadım işlerine. Geçen yıl bahçıvanın  getirdiği hazır fideleri kullandık.  Ancak domatesler kalın kabuklu ve lezzetsiz oldu. Biberler iyiydi.

Bu yıl biraz daha titiz davranıp en lezzetli ürünler için araştırma yaptım.

Öncelikle fidelerimi  iyi cins tohumdan kendim elde etmeliydim.
Garantili tohum satan bir sanal  marketten buraya uygun dört beş tür domates tohumu seçtim.
Viyol ve çimlendirme torfu da satın alıp firmanın web sayfasından yöninergeleri izleme yolu ile garajda tohumları çimlendirdim. Ayrıca paketlerde  nasıl fide elde edileceği yazıyor. Fideler yeteri kadar büyüyünce tüm talimatlara uyarak güneş  gören bir yere,  fideleri diktim. Bu arada ihtiyacımdan fazla fidem olmuştu. Bunları tanıdıklara dağıttım. Dikim işleminden önce toprağın bellenip  çiftlik gübresi ile  zenginleştirilmesi gerekiyor. yaklaşık 12 fidelik alanı nasıl bellediğimi anlatsam gülersiniz halime ama yaptım bir şekilde. Fide aralıkları, sulama talimatları, çapalama işlemlerinin nasıl yapılacağı burada: Domates Yetiştirme

Ayrıca  saksılara da fide diktim.  Ancak saksılarda çok da  iyi sonuç alınmıyor.


Püf noktası: Zirai ilaç kullanmama kararım doğrultusunda, yerli yabancı bir çok  meraklının önerdiği kadife çiçeklerini ve fesleğenleri domateslerin arasına diktim. Bunlar zararlı böcekleri kovuyor.








Ayrıca yabancı  bloglardan  öğrendiğim İngiliz tuzu, yumurta kabuğu uygulamalarını da ihmal etmedim. İngiliz tuzunu,  beş litre suya iki çorba kaşığı olacak şekilde karıştırıp dört beş  haftada bir domates fidelerinin dibine azar azar döktüm. Bazen de yapraklarına püskürttüm. Yumurta kabuklarını biriktirip ezerek fidelerin toprağına  karıştırdım.  Bahçemde en güzel yetişen domatesler : Altın Sırık, Gerçek Pembe Domates,  Akordiyon Domates, İpotek Kaldıran Lifter Domates türleri oldu. Saksı için satın aldığım Red Robin  domatesler bolca meyve verdi ama nedense  sonradan bitki sağlıksız bir görünüm aldı.

Veee, işte sonuç:

















































Önümüzdeki sezona ''ben de denemeliyim''  diyenlere, ''sakın vaz geçmeyin'' derim. Eğer domateslerimin tadına bakma şansınız olsaydı  denemeye değer olduğunu görürdünüz. Tüm dostlara selamlar, sağlıcakla kalın.

9 Temmuz 2016 Cumartesi

Ev Yapımı Meyveli Dondurma

Gerçek meyveden yapılmış, katkısız, gıda boyasız, mısır şurupsuz  dondurma yemek isterseniz, kendi dondurmanızı yapmalısınız.  Bu aşırı sıcak günlerde keyifle yemeniz için...

Ben şeftalili dondurma yaptım. Dilerseniz şeftali yerine, kayısı, kavun, böğürtlen, vişne gibi dondurma yapımına uygun aromatik ve lifli mevsim meyveleri kullanabilirsiniz.


Malzemelerimiz: Beş olgun şeftali, bir bardak şeker, 1 paket krem şanti, bir çay bardağı süt, yarım çay bardağı kaymak.

Yapılışı: Kabuğu soyulmuş meyveler şekerle birlikte rondoda püre haline getiriliyor. Püreniz pürüzsüz olmalı. Bunun için üşenmeyip süzgeçten geçirmenizi tavsiye ederim. Sonra kaymağı, soğuk sütü ve krem şantiyi ekleyip iyice karıştırın. Derin dondurucuda dört beş saat bekletince dondurmanız hazır. Deneyecek olanlara afiyetler olsun

 Şeftali pembesi gülümüz de açmış.



















Not: Süt ve kaymak kullanmadan yaparsanız  güzel bir  meyveli sorbeniz oluyor.

8 Temmuz 2016 Cuma

Yıldız Çiçekleri ve Bayramın İzleri

Her yaz olduğu gibi bu yaz da yıldızlarımız bahçemizi şenlendirdiler. Tabii ki bunun için aylar öncesinden(ilkbahar başında) bir marketten satın aldığımız yumruları yumuşak, çiftlik gübresi ile zenginleştirilmiş toprağa yaklaşık bir karış derinliğe ekmiştim. Diplerindeki toprak kuruyunca da azar azar sulamak gerekti. 
Ayrıca geçen yıl toprakta kalan  yumruların bazıları bu yıl da gayet güzel çiçekler açtı. 

 Yıldız çiçeği yetiştirenler bilir; yumru paketlerinde her ne kadar renklerini gösteren resimler olsa da  açacak çiçekler her zaman sürprizdir. Bu defa da öyle oldu.  Örneğim yalın kat olanlar.. Onları satın aldığımı  anımsamıyorum. Yine de  memnun oldum bu sürprize, çünkü çok güzeller.



Uzunca bir süre çiçeklenmeye devam eden bu  güzel  bitkiyi bahçenizde, balkonunuzda uygun saksılarda  yetiştirmenizi tavsiye ederim. Bitkiniz büyürken  bir kaç kez toprağını  dikkatlice çapalamayı unutmayın. Solmaya yüz tutan çiçekleri keserseniz  çiçeklenme devam ediyor.











































Geride bıraktığımız bayramdan söz etmeden olmaz. Tabii ki  geleneksel hazırlıklarımızı yaptık. Hatta tüm işlerle tek başıma  uğraştığım için blog dostlarıma buradan bir bayram kutlaması yazmaya bile zamanım olmadı. Bunun için  bağışlayın.

İlk gün Antalya'dan gelen yakın akrabalarımızla dolu dolu yaşadığımız bayram  havası, ertesi gün ve sonuncu gün  tuhaf bir hüzne dönüştü. Üç tane çocuk ve en  iyi anlaştığımız  komşumuzla oğlu dışında gelen giden olmadı. Akşam üzeri köpek kızları göle götürürken bazı komşuların olağan işleri ile uğraştığını, bırakın bayramlaşmayı selam vermeye bile gerek görmediklerini üzülerek  gördüm. Bir çok insan da otomobillerine  binip erkenden bir yerlere gittiler. Kasabadan gelen bazı insanlar ise oruç tutmanın ardından, şuursuzca  ormanı ve gölü kirletip gittiler.. İşte  köyde bayram  böyle geçti dostlar.

Bunları, köyde bayramların daha sıcak ve geleneklere uygun geçeceğini düşünenler için anlatıyorum. Bire bir yaşayıncaya dek ben de öyle sanıyordum. Yalnız bu durumun nedenleri var. Birincisi, gençlerin ve yetişkinlerin hemen hepsinin kadın erkek, bayram tatili olmayan bir sektörde çalışıyor olmaları. Yakınlardaki  turistik tesislerde düşük ücretle çalışan insanlar bunlar. Yaşlıların ise olanak buluyorlarsa sıcaklar başlayınca yakınlardaki yaylalarda kulübemsi evler kiralayıp yazı geçirme alışkanlıkları var. Sürüsü olan bir kaç ailenin  de her gün olduğu gibi bayram sabahı bile keçilerini köyün en gölge ve sulak yerlerine götürüp tüm günü orada geçirdiklerini gördüm. Yani buralar  hayalet köy görünümündeydi. Yine de  bazı ailelerin ormanda kaçak ağaç  kesme, bazılarının da gölden izinsiz  su pompalama  faaliyetleri bayramda bile sürdü. Yani asıl sorun buranın, turizme bulaşmış tüm yörelerde olduğu gibi köy kimliğini kaybetmiş ama  kent kültüründen yoksun tuhaf bir yer olması. Orta ve orta yaş üstü insanlar  eğitimsiz denilebilecek durumda. Gençler ve çocuklar eğitim alma şansına sahipler ama kafaları karışık.  Geleneksellikle turizmin getirdiği serbest yaşam örneklerine özenti arasında kalmışlar. Gördüğüm çarpıklıkları anlatmaya uygun olmayan  güncemde ancak bu kadarını söyleyebiliyorum.

Sonuçta şekerlerimizle, çikolatalarımızla,  kuş lokumlarımızla, buz dolabındaki dizi dizi sütlü tatlılarımızla kala kaldık..  Köpüklü kahvemi de kendimiz için yaptım.












Sanmayın ki bizim için böyle oldu. Yakınlarımızdaki evlere de gelen giden olmadı. Umarım  sizlerin bayramları  daha sıcak ve ''bayram gibi bayram'' olarak yaşanmıştır. Bu günleri  bile aratacak başka ruhsuz bayramlar olmaması dileği ile..

28 Haziran 2016 Salı

Bal Kabaklı Tart

Bahçemizin ürünü bal kabaklarını pişirmeye başladık.. Özellikle ''Bal Küpü Pamkin'' diye tanıtılan minik turuncu kabak turta ve pastalara uygun bir türmüş.


Bal kabağı bitkisi çok yer işgal ettiği için küçük bahçemize  üç farklı türden birer tane dikmiştim. İşte ilk olgunlaşan bu bal küpü turuncu kabak oldu. 

Bugün ufaklıklar için güzel bir kabaklı tart tarifi aradım ve buldum. Biraz oyalayıcı, çünkü dolgulu bir tart. Hamuru da  bisküviden değil, tam da benim istediğim gibi tereyağ, yumurta, undan oluşan gerçek bir tart hamuru. Böyle olunca hamurun  buz dolabında dinlendirilmesi süreci var.  Sonra da hava sıcak olduğu için oyalanmadan merdane ile incecik açıp tart kalıbına yaymanız gerekiyor. Hamur buzdolabında beklerken  kabaklı dolguyu hazırlıyoruz.  Pişirme işlemi  hamur ve dolgu maddesi birleştirilince  yani iki katman olarak aynı anda yapılıyor. Pişirmeden ve soğutmadan sonra en son aşama, üzerini  jöle ile kaplayıp  krem şanti ile süslemek oluyor.  Evet oyalıyor ama çok lezzetli bir tart.  Bizimkiler  çok beğendiler.














Tartı tanıtırken yapılışını  anlatmış oldum. Pişirmek isteyenler  sadece  malzemeleri vermem yeterli olacaktır ama bu işlere  uzak olduğunu düşünenler için biraz daha detaya gireceğim.  Örneğin ben pek fazla tart pişirmiş değildim.

İşte malzemelerimiz:
Tabanı için: 50 gr şeker, 150 gr un, 100gr tereyağ, 1 yumurta

Soğuk tereyağ şekerle pürüzsüz oluncaya dek çırpılıyor, un  ve yumurta  ekleniyor. Homojen karışım elde edilip streç film ile sarılıyor ve tam bir saat buzdolabında bekletiliyor.

Bu sırada dolgu malzememizi hazırlıyoruz.

Dolgu için: 1 bardak süt, 1 bardak rendelenmiş bal kabağı, 50 gr esmer şeker, 120 gr un, yarım paket kabartma tozu, 90 gr ayçiçek yağı, tarçın, 1 tutam tuz, 1 yumurta.

Dolgu,  en son un olacak şekilde tüm malzeme karıştırılarak hazırlanıyor. Buzdolabında dinlendirilen hamur merdane ile yaklaşık 2cm kalınlıkta açılıp  tart kalıbına yayılıyor. Açma sırasında un serpmezseniz yapışabilir! Benim kalıp 23 cm çapında. Kalıbın kenarları da  hamurla kaplanmalı. Dolgu için hazırlanan karışımla doldurulup 180 derecede 30 dakika kadar pişiriliyor. Bir bıçak batırarak piştiğine emin olmalısınız.

İyice soğuyunca  krem şanti ve jöle ile süslüyoruz.
Üstü için 1 paket bitkisel jöle, 1 paket krem şanti, bir çay bardağı soğuk süt. Bunların hazırlanışı paketlerin üzerinde yazıyor. Önceden hazırlayıp soğutmak gerekiyor.

Benim süslemelerim pek  özenli olmadı ama lezzeti muhteşem oldu. Denemek isteyenlere şimdiden kolay gelsin ve afiyet olsun.

21 Haziran 2016 Salı

Nostaljik Mavi Çaydanlık, Anne Kurabiyesi

Bir alış veriş sitesinde onu görünce heyecanlandım. 

Çünkü beni çocukluğuma götürdü.
''Aaa! anneannemin mavi çaydanlığı!'' dedim.


Mevsim kış ise sobanın üzerinde, yaz ise asma çardağının altındaki küçük tüp gazlı ocakta fokur fokur kaynayan, anneannemin nefis çaylar demlediği  mavi emaye çaydanlık...  Anneanneminki  daha büyüktü, onun dışında bire bir aynı.


Bu çaydanlığa ne yakışır? Tabii ki anne kurabiyesi. Anneme rica ettim hemen kolları sıvadı, bu nefis kurabiyeleri pişirdi.

1 çay bardağı sıvı yağ, 1 çay bardağı  şeker,  yarım su bardağı yoğurt, kabartma tozu, rendelenmiş limon kabuğu , 3 yumurta (birinin sarısını ayırıp üzerine sürdü), aldığı kadar un. Hamur çok sert ya da yumuşak olmamalı. Elinize bulaşmadan yuvarlayabileceğiniz kıvamda olmalı. Cam kavanozda  günlerce bayatlamayan  bir kurabiye olduğunu  hatırlatayım.  Limon kabuğu yerine portakal kabuğu, tarçın, üzerine iri çekilmiş fındık, ceviz vs olabiliyor.














Beyaz dantelli peçeteler de annemin emeği. Çeyizimden..




13 Haziran 2016 Pazartesi

Bir Akdeniz Çerezi:Tirmis

''Tirmiisssçiiiii!  Tatlı tuzlu tiirmiiiiis!'' 
   
Tam da bu mevsimde, genellikle akşam üzerleri bu sesi duyar, birer ya da ikişer ölçek tirmis almak için eve koşardık. Anneler parayı verirken biraz endişelenir, '' temiz mi, pis mi bilinmez, kimmiş bu tirmisçi?'' diye sorarlardı. Tirmisçi de bunu duyar; 
''Ayıp ettin abla, bu mahallenin çocuğuyuz. Anamı bilmez misiniz, her şeyi kırk kere yıkar, temizliğin alasını yapar. Elcağızı ile tatlandırdı bunları '' diye sitemkar laflar ederdi..


Tirmis, fazla bilinmeyen Akdeniz'in ıslak çerezi. Çocukluk anılarımda fazlaca yer tutar. Görünümü haşlanmış iri mısır tanesine benzer. Aslında baklagil ailesinin  yabani bir türü olan acı bakladır kendileri.. Ülkemizde termiye, acı bakla, Yahudi baklası gibi isimlerle biliniyor.  Mısır'dan Tunus'a, İspanya'dan, Yunanistan'a kadar tüketici bulan, sevilen bir çerez. Portekiz'de,  İtalya'da  publarda biranın yanında sunuluyormuş. İşte bu farklı lezzeti eski Antalyalılar çok iyi tanırlar. 

Şimdikiler  için yabancı bir lezzet.  
Unutulmasına gönlüm razı olmuyor!  Günümüzde çerez, eskilerin deyimi ile eğlencelik yiyecek  seçeneği çok olsa da  benim aklıma gelir sık sık.. Acaba bulabilir miyim diye  düşünüp şöyle bir araştırdım ve  internette geleneksel ve yöresel yiyecekler  satan bir  sanal markette rastladım ve  sipariş verdim. Hemen geldi ama 100 gr. lık paketlerin ne kadar az olduğunu anladım. Eğer  denemek isterseniz en az yarım kilo almanızı tavsiye ederim. Bazı aktarlarda ve yöresel pazarlarda da  bulunuyormuş.


Hazırlanışına gelince: Tirmisler size kuru baklagil olarak  gelecek. Ayıklayıp akşamdan suya ıslatın. Sabah bol suda  tencerenin kapağı açık olarak kaynatın. Rengi sarıya dönüp hafifçe yumuşayıncaya dek kaynaması lazım. Daha sonra suyunu süzüp  tatlandırma  işlemine başlamalısınız. Bunun için  günde üç dört kez suyunu değiştirip suda bırakıyorsunuz.. Acısı  gidene dek buna devam ediliyor. Tamamen tatlanınca bir miktar kaya tuzu ekleyip  tuzlu suya bırakın. Sudan yiyeceğiniz miktarda alıp tüketebilirsiniz. Cam kavanozda,  buzdolabında  1 hafta kadar dayanıyor.
Küçük bir hatırlatma; yerken kolayca çıkan zar şeklinde bir dış kabuğu var. Kabuğunu çıkarmayı unutmayın.


 Severseniz mutlaka tanıtımını yapmanızı tavsiye ederim. Tirmisin kaybolan lezzetlerimizden biri olmaması dileği ile ...

7 Haziran 2016 Salı

Kahvaltılık Biscottiler

Ekmek yapma makinemde bir sorun çıkınca, bir süreliğine  dışarıdan ekmek almaktansa başka çözümler ürettim.
Diğer öğünlerde ekmek olmasa da oluyor bizim için. Ama kahvaltı onsuz olmuyor. O halde  bir alternatifi olmalı ekmeğin.. Ara sıra yaptığım, biscottiler geliyor aklıma. Tatlısı ile, tuzlusu ile, hafif kıtır, kolay bayatlamayan, lezzetli biscottiler kahvaltıya yakışıyor. Bu kez tuzlu olanları tercih ettim.



Tarife geçmeden önce biraz biscottiden söz etmek istiyorum. Kendileri bir tür peksimet oluyorlar. Yalnız ekmekten değil de  sertçe bir  kekten yapılan  gevrekçe bir kurabiye. İtalyancada iki kez pişmiş anlamına geliyor. Ben süzme kahve ile, çok az şekerli olanı seviyorum. Kahvaltıda ise tuzlu olanlar  hoş oluyor. Lara'da otururken yakın sayılabilecek bir pastanenin harika biscottilerinden alırdım. Şu antep fıstıklı olan, mis gibi vanilya kokanlardan. Burada böyle bir şansım olmadığı için kendim yapayım dedim. Epeyce araştırıp onlarca tarif buldum. Buraya geldiğimizden beri  güzel biscottiler pişiriyorum.


İşte tuzlu tarifimiz:

2 çay fincanı un
1/2 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 tutam tuz
3 kaşık dolusu tereyağ
1 kaşık zeytinyağı
1 çay kaşığı  dolusu  esmer şeker
yarım çay bardağı yoğurt
Yapılışı:

Önce fırınınızı 180 dereceye ayarlayıp ısıtmaya başlayın.

Eritilmiş tereyağına zeytin yağını da karıştırın. Yoğurdu ve yumurtaları ekleyip iyice yedirin. Şeker ve tuzu ekleyip karıştırın.

Vanilya, kabartma tozu ile birlikte elediğiniz unu yağlı karışıma katarak hamurunuzu (fazla  yoğurmadan) hazırlayın. Streç film yardımı ile uzunca bir silindir yapıp pişirme kağıdı yayılmış tepsiye yerleştirin. Ya da bu defa benim yaptığım gibi dikdörtgen kek kalıbını kullanabilirsiniz.10-15 dakika  pişirip  iyice soğutun.

Soğuyunca keskin bir bıçakla ekmek dilimler gibi kesin ve bu dilimleri tekrar fırınlayın. İkinci fırınlamadan önce fırının sıcaklığını 150 dereceye düşürmeyi unutmayın.  15 dakika daha pişirince biscottileriniz hazır demektir. Soğuyunca kapalı bir kutuda ya da kavanozda dört beş gün taptaze kaldığını da hatırlatayım. Afiyet olsun!














Böğürtlen şurubu bahçemizin ürünü.