10 Nisan 2015 Cuma

Yabani İncir Reçeli

Hiç yapmadığım bir tarifi denedim. Teyzemin çok güzel yaptığı yeşil incir  reçeli.

Bizim bahçıvan dün  bu yeşil incirleri getirdi. Irmak kenarındaki yabani incirleri görmüştüm daha önce. ''Aaaa, ne kadar çok!'' dedim.  Çünkü soyulması gerektiğini biliyordum.


Hemen telefona sarılıp teyzemden  tarifi aldım. Söylediklerini aynen yaptım. Yalnız haşlama aşamasından sonra bir kaç saat göztaşı (bakır sülfat) karıştırılmış suda bekletmemi söylemişti. İşte bunu yapmadım.  ''Şart değil ama güzel bir renk verir'' dedi. Kimya derslerinden zehirli olduğunu anımsadığım bir eriyiği kullanmak istemedim. Bir de incirlerin bazılarına karanfil saplamam gerekiyordu ama karanfilim kalmamış. İncirlerin yarısı duruyor. Diğer yarısını karanfilli olarak yapacağım.

Önce incirlerin saplarını ve altlarını  kesip kabuklarını soydum. Yapmak isteyenleri korkutmayayım ama  zor ve sıkıcı bir iş. Sonradan elim alıştı, daha kolay geldi.

İncirleri bir güzel haşladım. Kaynama başlayınca bir kaç dakika bekleyip suyu dökerek yeniden sıcak su  koyup haşlama işlemini sürdürdüm. Üç kez yineledikten sonra süzüp Soğuk suya attım.


Ertesi sabah suyunu değiştirip  bir taşım daha kaynatıverdim. Tekrar soğuk su banyosundan sonra  incirleri tek tek sıkıp içine aldığı suların çıkmasını sağladım. Şekilleri bozulsa da şekerle kaynama sırasında tekrar eski  şeklini alıyorlar. İncirler süzgeçte beklerken genişçe bir tencereye incirlerle  eşit ağırlıkta  şeker koyup bir buçuk bardak su ekledim ve şeker eriyene dek orta ateşte kaynattım. (Bir kilo incire bir kilo şeker, bir buçuk bardak su)İncirleri de ekleyip kaynatmaya devam ettim. Biraz koyulaşınca yarım limon suyunu da ekleyip iyice karıştırdım ve ocaktan aldım.


Ben incir reçelini sadece içine aldığı kadar şerbeti ile seviyorum. Servis tabağına alırken tek tek alıp şerbetsiz olarak dizdim.



9 Nisan 2015 Perşembe

Ne Baharmış Ama!


Her koşula kolaylıkla uyum sağlayan, her mevsimi  ayrı seven, vıdı vıdı etmeden, sızlanmadan yaşamanın yollarını bulma ustası olan ben bile ''yeter ama!! dengem bozuldu'' diyorsam, gerçekten öyledir..  Bu ne ama,  bir gün güneşli, sıcak, ertesi gün sinsi bir soğuk  eşliğinde yağışlı, sisli puslu bir hava. Bu sabah patır patır  dolu yağdı. Canım portakal çiçekleri  dökülüp havada savruldular. Hayvancıklar şaşkına döndüler. Bitkiler derseniz bir türlü  kendilerine gelemediler.. Kimi arayıp sorsam hasta olduğunu söylüyor. Bahar yorgunluğu falan değil bu, düpedüz bahar tokatı yiyoruz..  Yoksa  doğa bizlerden intikam mı alıyor?

8 Nisan 2015 Çarşamba

Kakaolu, Muzlu Kurabiye

 Çay saati Begonvilli Ev'de önemsenir oldum olası. İşte bu kurabiye de hem çaya, hem de çok sevdiğimiz süzme kahveye  yakışan bir kurabiye.
İçinde 2 büyük çay fincanı un, yarım çay bardağı nişasta, 3-4 çorba kaşığı dolusu kakao, ayrıca, çikolata parçacıkları, ceviz, portakal kabuğu rendesi, 1 çay bardağı  oda sıcaklığında tereyağ, 1 çay bardağı esmer şeker, 1 büyük muz, 1 yumurta, üzerinde biraz  pudra şekeri, çok az karbonat var.  Tadı, kokusu, dokusu  mükemmel oldu.
Uygulama: Yağ, şeker, yumurta,  dilimlenmiş muz elle homojen  hale getiriliyor. Diğer malzeme kendi aralarında  iyice karıştırılıp yağlı karışıma ekleniyor. 180 derecede pişiriliyor.





Afiyet olsun!

7 Nisan 2015 Salı

Lyrbe (Seleukeia)

Geçtiğimiz pazar Seleukeia'daydık.


Seleukia (Türkiye) - Vikipedi

Kent, Büyük İskender'in haleflerinden Suriye Kralı I. Selevkos Nikator (MÖ 321-280) adına kurulmuş olan 9 kentten biri. Kentin bilinen diğer adı Lyrbe imiş. İsa'dan önce 300 yıllarında Side'yi koruma amaçlı kurulmuş bir lejyon kentiymiş. Romalı askerler ve aileleri burada uzun yıllar yaşamış.

Muhteşem bir antik kent. Bizim de neredeyse yanı başımızda. Yaşadığımız köyün 6 km kuzeyinde. Yıllar önce bir kez daha gitmiştik. Anılarımda, müthiş bir doğanın kucağında oldukça kompleks bir Roma kenti kalıntıları olarak kalmıştı.  Ayrıntıları  anımsamıyordum. Bu  kez dikkatlice inceledim, pek çok fotoğraf çektim ve her detayı not aldım. Surları, agorası, şapeli, hamamı ile büyük bir medeniyetin izlerini taşıyor.


















Antik kenti gezerken en çok içimi sızlatan  tesbitim, yıllar boyu define arayan  maceraperestler tarafından çok zarar görmüş olması oldu. Bunu  o çevrede yaşayan köylüler de  söylüyor.

Not: Eğer akşama doğru orada olursanız, mutlaka güneşin batışını izleyin.

3 Nisan 2015 Cuma

Güle Güle Kayahan!

Severdim  şarkılarını..



''Bizimkisi bir aşk hikayesi
Siyah beyaz film gibi biraz..''

Ya da,
''Bir mahsun mor menekşe ağlıyor mu ne?''
''Sabahlar uzak, bu sevda tuzak bana
Çok zaman geçti, sabrım yok yarınlara..''

''Seninle her şeye varım ben''

ve daha pek çoğu..

Hangimizin yüreğine dokunmadı ki?

Ustayı anlatan çok insan görürüz şu günlerde.. Kaybettikten sonra adettendir. Ben onları dinlemek yerine, eskiden olduğu gibi  şarkılarını dinlemek istiyorum..

Kayahan - Vikipedi

O güzel, yüreğe dokunan besteleri  yapan bir insanın yerinin kolay kolay dolmayacağına inanıyorum. Işıklar içinde uyu Kayahan..


1 Nisan 2015 Çarşamba

Minder Kurtarma Operasyonu

Öncelikle bir ön sözüm var:
Ülkemizin gündemi o kadar iç acıtıcı ki.. Bir yandan  kendi dünyamı yansıtırken diğer yandan  içimdeki huzursuzluğun umutsuzluğa dönüşmesine izin vermemeye çalışıyorum. Kısacası dostlar, madem ki böyle bir güncem var, üzülsem de, kendimce doğa sevgimi, hayvan sevgimi, yaşama olan tutkumu ve saygımı  aktarmaya devam edeceğim.

Bir kaç yıl önce patchwork kursunda  bu minderleri yapmıştım.  Bir karton kutuda duruyorlardı. Buraya taşınınca  bahçe katında diğer kullanılmayan eşyalarla  bir süre beklediler. Bu arada kedi kızlarım da girip çıktılar oraya. Geçen gün bahçedeki balkon altı  oturma yerimiz yapılınca minderler aklıma geldi.

Açınca ne göreyim;
en üste koyduğum iki minderi benim kedi kızlar tırmalayıp mahvetmişler.

Neyse ki artan parçalar vardı. Biraz uğraştım ama  onarmayı başardım. 








Hazır bahçeye inmişken  biraz çiçeklerimizi  görelim:))












30 Mart 2015 Pazartesi

Şalbalar ve Karağanlar Açtılar!

Geçen yıl adlarını bile bilmiyordum. Buraya taşındıktan kısa bir süre sonra yol kenarlarında, sevgili ormanımın  eteklerinde onları görmüştüm.

Yağışlı günlerden sonra etraf sanki sihirli bir değnek dokunmuş gibi yemyeşil oldu. Yeşilliklerin arasında pek çok farklı  kır çiçeği boy göstermeye başladı.

Kızım şalbaları kokluyor


Karağanlar, eğer tomurcuk olarak toplanırlarsa  vazoda açıyorlar ve günlerce taze kalabiliyorlar.  Elbette doğadaki halleri çok daha güzel ..

24 Mart 2015 Salı

Bahçede İş Bitmiyor!

  Bu yıl ilkbaharı keyifle karşılamak için, bahçede sonbahardan beri bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ne var ki, hava koşulları bize pek izin vermedi. Üstelik özenle yetiştirdiğimiz begonvillerimiz kışın dondular. Burada bile kışın oldukça soğuk geçmesi, aşırı yağışlar (yağmur ve dolu), bahçe düzenlememizi, ağaçlarımızın ve çiçeklerimizin bakımını, çim ekimini hep olumsuz etkiledi. Biz de  garajda saksı çiçeklerinin bakımı ve yenilerinin  yetiştirilmesi ile  işe başladık. Ağaçlar budandı, sonra  bahçe katının önündeki  bölüme çim ekildi.

Çimlerimiz yavaş yavaş büyüyorlar.
Palmiyelerin bordür taşları  sevgili ormanımın yakınındaki bizim bakımsız zeytinlikten.

Yan taraftaki balkon altı sundurmaya taş zeminli bir oturma yeri yapıldı. Zemin taşları tamamen doğal. Zeytinliğin dere yatağı bölümünden getirildi ve hiç bir işlem görmeden dizildi.
Uygun yerlere pek çok çiçek dikildi.  Güllerin bakımı yapıldı. Yakında sebze bölümüne azar azar domates, biber, patlıcan, kabak gibi yaz sebzeleri  dikilecek. Hala düzenli ve göze hitabeden bir bahçemiz yok  ama umut veriyor.


Bahçemize en uygun  peyzaj bitkilerinin  lavanta, Bodrum papatyası, koyun gözü papatya  ve  gül  olduğunu öğrenmiş olduk. Çünkü  onlar kışı sapasağlam atlattılar.







Begonvillerin  daha dayanıklı olan küçük çiçekli yerli türü ile yola devam edeceğiz.

Bahçenin prensesi Jane

Şeftali ağacımız çiçek açtı.


Badem yürüyüş sonrası kemiği ile boğuşuyor:))

Bizden şimdilik bu kadar. Tüm dostlara sevgiler, selamlar Begonvilli Ev'den.

18 Mart 2015 Çarşamba

Blog Dünyasındaki Patili Evleri Tanımaya Devam

 kedilievintarzı

http://kedilievintarzi.blogspot.com.tr/

Rengarenk, cıvıl cıvıl bir blog izlemek isterseniz, işte size  kedilievintarzı! Blog yazarı Havva Hanım dost canlısı bir insan.  Ayrıca bir doğa sever, hayvan sever. Neşeli uslubu ile sohbet edermiş gibi paylaşımlarını sunması sevdiğim bir özelliği. Elbette onun kıymetlisi Çakır blog sayfalarında  sık sık bizlerle birlikte oluyor. Öyle tatlı ki,  görmeyince gözlerim arıyor:))

Sizleri tanıdığım için çok mutluyum sevgili Havva!

ebrulikedi

http://ebrulikedi.blogspot.com.tr/

Çok cici tığ işleri yapan, sevimli yuvasında tatlı kızı Öykü ile, Minnoş'u ve kitapları ile geçirdiği zamanları, yaptığı işleri anlatan genç blog yazarımızı daha iyi  tanımak için şu yazısına  göz atmanız yeterli, orada kendini  çok güzel anlatmış: Kedi Kitap Örgü
Minnoş karakter olarak benim Colette'e benziyor. Canı isterse sevdiriyormuş:) Böyle müdanasız kedilere de bayılıyorum. ''Keyif benim değil mi, size maskaralık yapamam!''  diyor.



http://birtutamyagmur.blogspot.com.tr/

''Biraz ordan biraz burdan, bolca kedili, çokça kitaplı, evli, mutlu bir insan...'' diye tanıtmış kendini.. Bazen kendini özletecek kadar  yazılarına ara verse de paylaşımlarına devam ediyor ve onu keyifle izliyorum. O da genç bloggerlardan  biri.  Bir süre önce güzel bir haberle geldi sayfasına; Burcu Hanım anne olacakmış!  Kendisini kutluyor, bebeğini sağlıkla kucağına almasını diliyorum. Umarım  o günlerde de  yazmaya devam eder. İşte Burcu'nun  şeker mi şeker tüy yumağı  Duman'ı:


Şimdilik  bu kadar.  Umarım devamı gelir.  Unuttuklarım sakın kırılmasınlar,  anımsatmaları yeterli.  Sevgiler selamlar..

yıldız
http://yildizlimakyaj.blogspot.com.tr/search/label/kedi

Eveet, Yıldız Hanım'ı da tanıdığıma memnun oldum:) Sayfasına girince sokak hayvanlarını koruma amaçlı mesajları dikkatimi çekti. Makyaj ve bakım ürünleri ile ilgili paylaşımları var. Bir de  harika ahşap boyama çalışmaları var. Yakışıklı oğlu ise onun kıymetlisi:)

Onlara sevgi ve selamlarımızı gönderiyorum.