26 Şubat 2015 Perşembe

Limon Aromalı Kek ve Balkonumdan Güzellikler

Bahçemdeki cömert limon ağacından söz etmiştim.  İşte bu kek onun ikramı!

Limonlu bir cheescake yapmaktı niyetim ama  son anda  fikir değiştirip kek yapmaya karar verdim.


Çok da lezzetli oldu. İçi  kaymaksı ama kesinlikle iyi pişmiş, limon kabuğu aromalı kekimin çok lezzetli, limonlu bir kreması var ancak  henüz buz dolabında. Çünkü bir görünüp bir kaybolan güneşi kaçırmadan görüntülemek için krema ile süsleme aşamasını atladım.  Artık kremayı hayal edin:)






Denemek isterseniz tarifi en altta .




Sabah yürüyüşünde yine dayanamayıp bu anemonları topladım. Aradaki maydanoza benzeyen yapraklar anemon yaprakları. Diğer yeşillikler farklı bitkiler. Yaprak formlarını beğendiğim için bukete dahil ettim.


Balkonumdan sevgili ormanımın bir bölümünü  görebiliyoruz.  İşte mis gibi çam  ağacı kokulu balkonumuz:



Sarı çiçekler açan sedum, balkonumun en neşeli bitkilerinden biri.


Sümbüllerim  de coştular. Pembe ve sarılardan sonra beyazlar da açtı.


İlk kez sarı nergis yetiştirdim.


Limon Aromalı Kek

(12 cupcake için)
Malzemesi:3 Yumurta, 3 çay fincanı elenmiş un, yarım çay fincanı sıvı yağ, yarım çay fincanı eritilmiş tereyağ, yarım çay fincanı süt, 1 çay fincanı şeker, 1 limonun rendelenmiş kabuğu, 1 paket kabartma tozu.

Kreması: 1 çay fincanı labne peynir, 2 kaşık pastörize tereyağ(oda sıcaklığında), yarım çay fincanı pudra şekeri, yarım limonun suyu.

Yapılışı:
Önce krema malzemesini pürüzsüz olacak şekilde iyice çırparak buzluğa koymak gerekiyor. Ara sıra karıştırıp düzgün soğumasını sağlamalıyız.
Diğer işlem basamakları şöyle:
Un kabartma tozu ile birlikte elenir, içine rendelenmiş limon kabuğu eklenir.

Karıştırma kabında yumurtalarla şeker  çırpma teli ile hızlıca çırpılıp diğer  sıvılar eklenir ve bu kez kaşıkla  karıştırılır. Sonra unlu karışım olabildiğince çabuk ve pürüzsüz  hale gelinceye dek yine kaşıkla yedirilir.

Çok fazla karıştırılınca yeterince kabarmıyor. Önceden ısıtılmış (175 derece) fırında yarım saatte pişti benim kekler. Siz kendi fırınınıza göre ayarlayın.

Soğuyunca  krema sıkma torbası yardımı ile süsleyebilirsiniz. Benimkiler gibi sade olarak da yiyebilirsiniz. Afiyet olsun!

25 Şubat 2015 Çarşamba

Teşekkürler Tarkan!

Diğer sanatçılarımızdan da aynı duyarlılığı bekliyoruz. Sadece Seferihisar'da değil tüm ülkede sokak hayvanlarına kol kanat gerilmesi dileği ile..

15 Şubat 2015 Pazar

Anemonlar

Sevgili ormanımı pek bi özlemiştim son  zamanlarda. Hava koşulları bir türlü izin vermedi ki gidip oksijen terapilerimi yapayım, kuşların şarkılarını dinleyip kafamı boşaltayım.. Arada bir güneş  yüzünü gösterince  Badem kızı kaptığım gibi düştüm  yollara. Çiğdemler açmış en morundan. Papatyaların  hiç tanımadığım  türleri, sahlepler, çeşit çeşit yoncalar sarmış dört bir yanı.
Ama  şu günlerde ormanın  kraliçesi anemonlar. Erkenci pembelerin yanı sıra kırmızılar boy göstermiş. Arada  morlar da var. Hava parçalı bulutlu olduğu için ormanda fotoğraflarını çekemedim ama biraz anemon topladım.  Çok güzellerdi, çook!








Bu Nasıl Bir Acı Böyle!


Çok can acıtıcı ve içinden çıkılmaz bir durum. Ülkemde yaşanan tüm acıların, aymazlıkların özeti sanki. Bir de herhalde insanlar "Sevgililer Günü" filan kutluyor. Ne ironik, ne yaman çelişki. Sevmek, sevilmek kim, biz kim.. Ne hale geldik böyle!
İçim acıyor, yüreğim ağzımda, ne düşüneceğimi, ne diyeceğimi hiç bilmiyorum. Her günümüz bir öncekini aratır oldu. Tüm bunlara; insanlık dışı cinayetlere, katliamlara, kıyımlara ''Dur!'' demenin yollarını bulmak zorundayız. İki gün ağlayıp üçüncü gün unutmak insan onuruna hiç yakışmıyor. Bizi hiç affetme Özgecan.. Ta ki, başka Özgecanlar olmayıncaya dek!

14 Şubat 2015 Cumartesi

Ballı Biscotti

Aslında dün biscotti pişirmek için kolları sıvadım. Tam hamuru hazırlarken bahçıvanın telefonu geldi.
Önceden hazırlıklarını yaptığımız çiçek tohumlarını ekmek için  ''müsait misiniz?''  diyordu. Aman efendim ne demek, hiç bahçıvan hazretlerini geri çevirir miyiz. Yoksa bir daha bahçıvanımız falan olamaz. Anlayacağınız burada bu tür işler için adam bulmak çok zor. Bulduklarımız da çok nazlı insanlar. Evet iyi bir insan ama havadan nem kapar kendileri. Neyse, biscottilerden  nerelere geldik.
Dün sabah, hamurunu hazırladığım biscottiyi fırına attım ama aşağı, yukarı inip çıkarken  düzgün pişiremedim. Pişirip dilimlemeden sonra  ikinci pişirme aşamasında birazcık da yaktım:(( Yine de o hengamede çayın yanında yendi bitti. Benim kalender kocam yanık biscottileri bile beğendi:))
Bugün telafi için yeniden yaptım.





















Tarife geçmeden önce biraz biscottiden söz etmek istiyorum. Kendileri bir tür peksimet oluyorlar. Yalnız ekmekten değil de  sertçe bir  kekten yapılan  gevrekçe bir kurabiye. İtalyancada iki kez pişmiş anlamına geliyor. Ben süzme kahve ile, çok az şekerli olanı seviyorum. Lara'da otururken yakın sayılabilecek bir pastanenin harika biscottilerinden alırdım. Şu antep fıstıklı olan, mis gibi vanilya kokanlardan. Burada böyle bir şansım olmadığı için kendim yapayım dedim. Epeyce araştırıp onlarca tarif buldum. Dün çam fıstıklı, kuş üzümlü, tereyağlı bir tarif denedim ama biraz yandı. Bugün bu ballı tarifi yaptım. Kıtırlığı falan  fena olmadı.  Daha iyisini yapma umudum hala var.
İşte Tarifim:
2 çay fincanı un
1/2 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 tutam tuz
3 kaşık dolusu tereyağ
1 kaşık zeytinyağı
1 kaşık dolusu  esmer şeker
2 kaşık bal
(kaşık ölçüsü için çorba kaşığı kullanıyoruz)
2 yumurta
Yapılışı:

Önce fırınınızı 180 dereceye ayarlayıp ısıtmaya başlayın.

Eritilmiş tereyağına zeytin yağını da karıştırın. Yumurtaları ekleyip iyice yedirin. Şeker ve balı da ekleyip karıştırın.

Vanilya, kabartma tozu ve çok az tuzla birlikte elediğiniz unu yağlı karışıma katarak hamurunuzu (fazla  yoğurmadan) hazırlayın. Streç film yardımı ile uzunca bir silindir yapıp pişirme kağıdı yayılmış tepsiye yerleştirin. 10-15 dakika  pişirip  iyice soğutun.

Soğuyunca keskin bir bıçakla ekmek dilimler gibi kesin ve bu dilimleri tekrar fırınlayın. İkinci fırınlamadan önce fırının sıcaklığını 150 dereceye düşürmeyi unutmayın.  15 dakika daha pişirince biscottileriniz hazır demektir. Soğuyunca kapalı bir kutuda ya da kavanozda dört beş gün taptaze kaldığını da hatırlatayım. Afiyet olsun!
Not:Anemonlar sevgili ormanımdan.  Yakında çok daha fazlasını göreceksiniz:)
Sevgiler, selamlar Begonvilli Ev'den

13 Şubat 2015 Cuma

Şimdi Çiçek Tohumu Ekme Zamanı!

Oldukça sert geçen kıştan sonra hayallerimi süsleyen bahçeye ve  balkona  kavuşmak için sabırsızlanıyorum.Tabii ki bunun için sadece hayal etmek yetmiyor.
Öncelikle buranın iklim koşullarına uygun bitkileri araştırdım. Çiçek açma, güneş gölge isteği durumlarını vs öğrendim. Saksıda ya da yerde olabileceklerin ve sarmaşık bitkilerinin yerlerini  az çok belirleyip siparişlerimi verdim. Saksı, torf ve gübre alışverişimi de yapıp havaların düzelmesini bekledim. İşte o gün geldi. Sabah erkenden gelen bahçıvanla birlikte tohumları saksılara ektik. Neler  ektim bir bilseniz.. Petunyalar, clemantisler, kedi naneleri, festukalar, pentaslar, fesleğenler.. Etiketleyip garaja istifledik.



 Çiçeksiz saksılardan sonra biraz güzellikler görelim derseniz;  balkonumdaki güller, sümbüllerim ve bahçede bize eşlik eden Jane





7 Şubat 2015 Cumartesi

Ne Olacak Bu Barınakların Hali!


Değerli Hayvan Sever Dostlar!
Manavgat Belediyesi, barınakta yaşanan trajedi ile ilgili savunmaya geçti. Basın açıklamaları yaparak kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Tıpkı aynı acı olaylara neden olan diğer belediyeler gibi. Durumu en kısa zamanda düzelteceklerini söylüyorlar. Ortalık yatışınca aynı düzenin devam edeceğine dair kuşkularım var. Çünkü halktan gelen tepkilerle ne yazık ki insanların yüreğine vicdan koyamıyoruz. Bu duruma yol açan ihmalkar ve acımasız insanlar orada aynı işi yaptıkça durum değişmez!  Bu nedenle bir süre sonra konunun unutulup üzerinin örtülmesine izin vermemeliyiz!

4 Şubat 2015 Çarşamba

Ne Olacak Bu Barınakların Hali!


Bugün benim doğum günümdü... Pek de umurumda olmayan  doğum günlerimden biriydi. Ortalama bir gün olarak yaşanıp bitecekti  ama olmadı.
Pek çok akrabam, arkadaşım, sosyal medya aracılığı ile ya da telefonla arayıp  kutladılar, güzel dileklerde bulundular. Hatta hiç ummadıklarım bile. Telefonum defalarca çaldı.  Sağ olsunlar, var olsunlar.. Hiç önemsemediğim bu günü ve kendimi önemli bile hissettim bir ara..

Ne var ki şu an içim acılarla dolu. Kolumdaki iki kırığın acısı hiç kalıyor bu acının yanında. Şu an insanlık acısı çekiyorum. Gitgide duyguları yok olan, duyarsızlaşan, yozlaşan kitlelerin arasında ezilen, insan olmanın bilincinde olan pek az kişinin diğerleri adına hissettiği bir acı bu.

Tam bir yıldır bu köyde yaşıyoruz. Kapalı bir çevre. Aracım yok, toplu taşıma araçlarından kısıtlı bir şekilde yararlanıyorum. Sağlık sorunlarımız da olunca çok gerekli olmadıkça şehir merkezine  gitmiyorum. Bu nedenle kasaba  merkezindeki sokak hayvanlarının durumunu pek bilmiyordum. Gerçi her gidişimde çok kötü durumda bir iki hayvana rastlıyordum ama Manavgat'ın, sokak hayvanları için bir ölüm kampı olduğunu bilmiyordum. Antalya'dan tanıdığım, Haydost Derneği Başkanı Jale Ünsal'ın  twitter sayfasında Manavgat Barınağı ile ilgili korkunç  fotoğrafları ve ilgili yazıları görünce  şoke oldum. Jale'yi yıllardır tanırım, deneyimli ve  çok aktif bir aktivisttir. Boşa gürültü çıkarmaz. Merak edenler  Twitter sayfasına  göz atabilirler.@jaleunsal

Kısacası durum kötü. Turizmden yükünü tutan bir ilçede bunca  hasta ve aç hayvanın sokaklarda perişan halde olması zaten yeterince iç acıtıcı. Bir de ölüm kampı gibi bir (sözde) barınak çok canımı yaktı.  Fotoğrafları buradan paylaşmaya içim elvermedi. Bunu yazarken de utanıyorum; benim paylaşamadığım fotoğrafların gerçeği o barınakta yaşanıyor. Ha, bir de o barınağın  iyi bir barınak olduğunu savunanlar var.

''Bugün benim doğum günümdü'' diye başlayan bir yazının buralara geleceğini  tahmin etmezdiniz değil mi.. Yaşam hakkına saygı gösterilmeyen, insanlığımdan utandıran bir dünyaya gelmiş olmamın hiç ama hiç bir önemi ve anlamı yok..

3 Şubat 2015 Salı

Bahçe Katı İçin Kumaş Kombinlerim

Bahçe katımızın dekorasyonunda eksik kalan kanepe, berjer döşemeliklerinin yenilenmesinin ve buna bağlı olarak perde seçiminin zamanı geldi çattı.

Ne var ki, şöyle bir göz attığım döşemeci ve perdecilerdeki kumaş fiyatları çok uçuk geldi bana. Eğer kullanışlı ve kaliteli bir şeyler istiyorsanız  bu kumaşlar oldukça pahalı. Vasat ürünlere yönelirseniz de zevkli seçimler yapma şansınız düşük. Burada piyasada  isim yapmış bir kaç mağaza hoş ürünler sunsa da dediğim gibi abartı  işçilik ve kumaş maliyeti karşınıza çıkıyor.

Oysa oldukça kaliteli  kumaşları daha uygun koşullarda satın alıp döşemeciye sadece  işçilik öderseniz, perdelerinizi de kendiniz dikerseniz maaliyet  aşırı düşüyor. Sözüm ona  perde dikiminden  işçilik ücreti almadığını söyleyen perdeciler, kumaşı pahalı satarak zaten bu parayı alıyorlar.














İşte bunları  düşünerek, kumaşları kendim satın alıp, perdelerimi dikmeye, kanepe ve berjerleri de yine kumaş vererek sadece işçilik  ödeyip yeniletmeye  karar verdim.

Tabii ki bu işler sanıldığı kadar kolay değil. Bir kere ''sanal ortamdan satın almayı düşündüğüm  kumaşlar yeterince kaliteli mi?'' sorusu aklıma geldi. Bunun için kumaş örneği gönderen bir firmadan almaya karar verdim. Daha da garantisi Halk Eğitim'in mefruşat kursu öğretmeni olan bir arkadaşıma danıştım, O da  bu sitede pazarlanan kumaşları beğendiğini söyledi.  Diğer önemli konu da hangi kumaştan ne kadar almam gerektiğiydi. Bunu da dikkatli ölçümlerle ve  yine bir bilene danışarak çözebileceğimi düşünüyorum. Bahçe katının girişinde yer alan açık mutfaklı yemek odası-salon konumundaki yaşama alanı için perdeler rustik, berjerler farklı renklerde olabilir.

Şimdi gelelim renk kombinlerine: Doğrusu renk ve desen seçimi çok zorlayıcı bir süreç. Çok fazla kısıtlanmamak için duvarları beyaz  yaptırmıştım. Bir kaç farklı  konsepti deneyip üçlü kombinler hazırladım. Bakalım  hangisi olacak?  Görüşlerinizi yazarsanız çok sevinirim. 

27 Ocak 2015 Salı

Portakallı Kek, Cömert Limon Ağacı ve En Erkenci Sümbülüm

Bahçemizdeki limon ağacı biraz bakım ve çokça sevgi görünce bize böyle harika limonlar verdi.






Aslında bahçemizin ürünü mis kokulu limonlardan güzel bir limonlu cheesecake vardı aklımda.

Ne var ki, komşunun bahçesinden gelen portakallar iki gündür sepette duruyordu. O halde portakallı bir tarife öncelik vermem gerekiyor diye düşündüm. İlk aklıma gelen de kendi tariflerimden biri olan portakallı kek oldu. Yeni bir şeyler denemeyi kolumun tamamen iyileşmesinden sonraya erteledim. Annemden ufak tefek yardımlar alarak  pişirdiğim kekim, mis gibi portakal kokusu, yumuşak ama süngersi dokusu ile  çok güzel oldu. Zaten burada  beğenilmeyen tarifleri  paylaşmıyorum.


 Küçük bir not: Alışık olduğum kameramı ödünç verdiğim için diğeri ile çekim yaptım. Hava da kapalı olunca sonuç pek iyi olmadı.


Denemek isterseniz işte Tarifim:
12 Adet için
Malzeme:
2 yumurta
1 büyük  çay fincanı(kupa) elenmiş, içine yarım  paket kabartma tozu ve bir paket vanilya ilaveli) beyaz un
 6 kaşık toz şeker.
Bir çay bardağı sıvı yağ
Yarım çay bardağı süt
Rendelenmiş portakal kabuğu
1 portakalın suyu
Portakal kabuğu şekerlemesi(isteğe bağlı)
Kuş üzümü
Önce sıvılar ve şeker çırpma teli ile kuvvetlice ama kısa süreli çırpılır.
Sırası ile, rendelenmiş portakal kabuğu, kuş üzümü, un eklenip bu kez kaşıkla  karıştırılıp  homojen hale  getirilir. Kek kağıtlarına paylaştırılıp  tam ortalarına birer çay kaşığı portakal kabuğu şekerlemesi konularak ,

180 derecede 35-40 dakika pişirilir.

Afiyetler olsun !

Kek muhabbetinden sonra açan en erkenci sümbülümü görmenizi istedim. Sabah uyanınca enfes kokusu ile beni büyülüyor bir kaç gündür. 
Sümbüllerimi ektiğim gün(7 Kasım'da) sizlerle paylaşmıştım: Şimdi lale, sümbül ve nergis ekmenin tam zamanı(tık)
Vee, açmaya başladılar. Hemen hepsi tomurcuk verdi. İçlerinden bu pembeli hanımefendi açtı:)





Şimdilik Begonvilli Ev'den bu kadar. Tüm dostlara sevgiler, selamlar..