09 Şubat 2010

Yaşamdan / Antalya'da Zor Günler

Antalya'da cumartesiden beri zor günler yaşanıyor. Korkunç bir fırtına ve şiddetli yağış yaşamı felç etti. En acısı da can kayıplarımız. Acımız çok büyük.






Daha Fazlası Burada

08 Şubat 2010

Özel Günler / Sevgililer Günü mü? Zorla Satış Yapma Kampanyası mı?




Böylesine bir yazı pek de sempatik gelmeyebilir ama ne yapayım, içimde mi kalsın? Bunlar benim düşüncelerim. Farklı düşünenlere sonsuz hoş görü ve saygı benden.


Özel günlerin para kazanma amacına yönelik kullanılması benim için çok rahatsız edici bir konu. Ötesi, bir anlamda sosyal baskı unsuru.

Zaten kel başa şimşir tarak örneği bir tüketim toplumu olduk sonunda. Şişkinleşmiş kredi kartı borçları en az ödeme ile geçiştirilirken ödenemeyen kiralar ve faturalar çok da yadırganmıyor artık günümüzde. Yine de reklam kampanyaları ''tüketin, tüketin!''diye yırtınmaya devam ediyor. İşte sözde özel günler de bu duruma çanak tutuyor.

''Şu kadarcık bir şey '' isteyen hanımlar sanki tüm kadınları temsil ediyor. Neyse ki bu doğru değil.

Gelelim Sevgililer Günü'ne. En küçük fırsatı kaçırmıyoruz maaşallah. Öyle ya senede bir kez kutlanan bir gün; güzel, pahalı bir hediye gelse fena mı olur? Şık bir yerde romantik bir yemek de olsa olsa bir 100 liraya malolur. Saçtı baştı, karşılıklı hediyeydi derken siz hesaplayın artık. Eh biraz parasal sıkıntı varmış, ne yapalım. Zaten o sıkıntı hep var. Bunları yapmasak, yapan birileri olacak ve biz de ''onlardan neyimiz eksik?'' psikolojisine gireceğiz. İşte tam istedikleri böyle düşünmemiz. ''Alın, borçlanın ödeyemezseniz faizi ile ödersiniz. Hem canım yaşam koşulları böylesine telaşla zorlarken bizleri karşılıklı sevgimizi gösterecek fırsat mı kalıyor? İşte size fırsat. Sadece bir gün boyunca romantik sevgilileri oynayıp o gün boyunca benlik şişmesinden çatlayacak hale geliriz, başımız göğe erer.

Elbette olanakları olanlar her fırsatta hediyeleşsin, yeter ki özden duygularla yapılsın. Gerçek sevgiler gerekeni yaptırır zaten, dayatmalara ne gerek var. Evlilik yıl dönümü, tanışma yıl dönümü, doğum günleri kişiye özeldir. Herkes imkanlarına göre kendi usulünce kutlar. Ama böyle ticari kaygılar taşıyan özel gün kutlamalarına sıcak bakmıyorum. Olayı kitleselleştirerek bir alışveriş çılgınlığı yaşatmak asıl amaç. Benim için seçilen bir şarkı, yazılan (acemice de olsa) bir kaç dize ve fincanıma güler yüzle doldurulan çay yeterli, sıfır maliyetli olsa da..Eşim de böyle düşünüyor, işine geldiği için öyle olmadığını biliyorum, bunu çoktan kanıtladı.

Gerçek sevgiler diliyorum hepimize. Her günümüz, bizim özel Sevgililer Günü'müz olsun, hediye olmasa da olur.

07 Şubat 2010

Havuçlu Portakallı Kek





Malzemesi
3 yumurta
2 çay fincanı şeker
bir çay fincanı sıvı yağ
3,5 çay fincanı un
iki çay fincanı rendelenmiş havuç
1 çay fincanı iri çekilmiş ceviz
1 portakal(kabukları rendelenip suyu sıkılacak)
1 paket kabartma tozu
tarçın

Yapılışı
Önce sıvılar ve şeker çırpılır, sonra un ve diğer malzeme karıştırılır. Önceden ısıtılmış fırında(140 derecede) 55 dakika pişirilir. Siz kendi fırınınızı pişirme durumuna göre ayarlayın.

Begonvili Ev Halleri

Hava bir kaç gündür böyle kapalı buralarda. Olsun, her halini seviyorum Antalya'nın.

Jane de sisli havanın etkisinde kalmış belli ki. Nasıl da seyrediyor. Şu duruştaki zarafete bakar mısınız:)

Uykucular. Minik'in patchwörk minderini geçen yıl yapmıştım.

Bu yılın ilk turunç reçeli teyzemden geldi.

tarifi burada Çok hamarattır benim teyzem.

Yeni aldığım kek kalıbımı nihayet bu gün denedim. Sonuç mükemmel oldu. Teflon kalıplar bir süre sonra çizildiği için bu kez döküm kalıp aldım. Epeyce aradım ama buldum. Maalesef ithal bir ürün. Umarım bizde de üretilir.


Havuçlu ve portakallı kek. Tavsiye ederim, çok lezzetli. Tarifini vereceğim.


Bu el örgüsü patikler bir arkadaşımın hediyesi. Köylü pazarından alınmış.

Bunları da ben ördüm. Artık patik örme işinden sıkıldım, bu sonuncusuydu.

06 Şubat 2010

Hey Gidi Yıllar HEY ! / 70li Yılların Hey Dergisi




Bir zamanlar bir Hey dergisi vardı. 1970'lerin başından 80'lerin sonuna dek yayın hayatına devam etti. Sabırsızlıkla beklerdik çıkmasını.


İşte Hey Dergisi Arşivi

İçeriği mi? 1970 li yıllarda Mançolar, Karacalar, Akbayramlar, Seldalar, Livaneliler, Koraylar ve onlarcası ile röportajlar..Yerli ve yabancı şarkı listeleri(Dünyada ve bizde), yılın sanatçıları,grup tanıtımları, daha neler neler..Tek kanallı siyah beyaz tv ve 45lik plak döneminden söz ediyoruz. O zamanlar bu dergi bizler için ne demekti? Anlamanız için bizim yaşlarda olmanız gerekir. Keşke saklasaymışım Hey dergilerimi diye hayıflanıyorum.


Bu sayfanın üzerine tıklayarak okumanız olası.
Arşiv sayfasındaki resimlere tıklayıp önceki ve sonraki sayfaları da görebilirsiniz.

Dean Martin / Thats Amore ve Diğerleri


Ne hoştur Dean Martin'in seslendirdiği şarkılar. Çoğu kez smokinli, çapkın bakışlı haliyle ve elinde sigarası ile gülümserdi fotoğraf karelerinde ve görüntüsüne çok yakışan sesi ile çok hoş aşk şarkıları söylerdi.

Dean Martin, asıl adıyla Dino Paul Crocetti (d. 7 Haziran 1917 - ö. 25 Aralık 1995) İtalyalı Arnavut asıllı ABD'li oyuncu ve şarkıcı.İlginç bir yaşam öyküsü var.


Daha Fazlası Burada

Yıllar, yıllar geçse de dinlemekten hiç bıkmayacağım bir şarkıcı.

Thats Amore
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA


Sway'i bir de Dean'den dinleyin
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA


Gentle On My Mind
Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

05 Şubat 2010

I Never Promised You a Rose Garden / Sana Gül Bahçesi Vadetmedim


Çalışma masamda epeyce kalabalık bir okunacaklar listesi oluşunca, bir kaç kez sırasını başka kitaplara kaptıran SANA GÜL BAHÇESİ VADETMEDİM öncelik kazandı. Belki de dikkatle okunması gerektiği kanısı uyandırdığından ya da yazarın okuyacağım ilk yapıtı olduğundandır bu güne dek bekletilmesi. Genellikle yazar hakkında araştırma yapıp bilgi toplarım bir kitaba başlamadan önce. Az çok tanıdık bir yazarsa, bu biyografik bilgilenmeyi kitabı okuduktan sonra yaptığım da olur. Bu kez önce yazarı tanıma isteğim baskın çıktı.

Amerikalı çağdaş roman ve öykü yazarı Joanne Greenberg, uzun süre Hannah Green lakabını kullanarak yazmış.Genç yaşta yaşadığı akıl hastanesi deneyimini Sana Gül Bahçesi Vadetmedim adıyla romanlaştırmış. 1989 ‘da ömrünün elli yedinci yılında yayımladığı Sana Gül Bahçesi Vadetmedim’i edebiyat dünyası ısrarla görmezden gelmiş. Eleştirmenler romanın farklı dillere çevrilerek milyonlarca satması karşısında ilgisizliklerini bir kenara bırakmak zorunda kalmışlar. Yine de romanı edebî açıdan yetersiz bulmuşlar.



Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, şizofreni üzerine yazılmış, şizofreniyi anlatan ve tanıtan önemli bir yapıt olarak olarak kabul ediliyor ve aslında bu hastalığa ve hastalara karşı toplumsal anlamda taşıdığımız önyargıların ne de boş olduğunu vurguluyor.

Şizofreni, toplumumuzda ve birçok toplumda hala tabu olarak görülen bir hastalık ne de olsa. Halk arasındaki kabulüyle ''delirmek''.. Ve şizofrenler de korkulması gereken insanlar. İşte bu düşünceyi ve bunun yanı sıra görece eğitimli, aydın insanların bakış açısıyla şizofreninin genelde bir entelektüel hastalığı olduğu kanısını da çok açık bir biçimde yalanlıyor bu roman.

Deborah’ın kendine dönük şiddeti, sanrıları ve hezeyanlarını okumak, şizofreninin yakıcı yüzünü ve aslında hiç de bazılarının sandığı gibi eğlenceli bir hastalık olmadığını anlamanızı sağlıyor. Bir yandan da tabu haline getirilecek bir yanının bulunmadığını anlıyorsunuz. Hiç kimsenin tutulmak istemeyeceği türden, acı verici bir hastalık ama bir hastalık işte.. Onlar dışarıda olmaktan korktukları için içerideler zaten. Bizim de onlardan ürkmemiz, aradaki uçurumları derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor.

Uzun zamandır bu derece etkilendiğim bir kitap olmamıştı. Okumasaydım kendimde de bir kısmı mevcut olan önyargılardan kurtulamayacaktım büyük olasılıkla.

Çok Hoş Bir Sürpriz / Suna Sönmez'le Tanıştım



Bu gün kek kalıbı almak için çarşıya inmiştim. Bir kaç mağaza dolaşıp aradığım özellikleri taşıyan kek kalıbımı bulunca (ayrıca kalıbı da tanıtacağım başka bir yazımda)bir de ara sıra alışveriş ettiğim yün mağazasına uğradım. Şu bir kaç gün önce modelini verdiğim rengarenk paspastan örmek için yün alayım diye. Her zamankinden daha kalabalıktı mağaza. Meğer ünlü bir yün markasının yün örgü danışmanı Suna Sönmez Hanımefendi'nin Örgü Günleri Buluşması varmış. Ben de uzun süredir öğrenmek istediğim nohut deseninin örülüşünü sordum. Uygulamalı olarak öyle güzel öğretiyor ki, gerçek bir örgü uzmanı kendisi. Sohbeti de çok hoş. Begonvilli Ev'i biliyormuş. Mail adresini aldım. Gerektiği zaman haberleşebileceğiz. Nohut desenini öğrettiği için çok teşekkür ediyorum kendilerine.


Antalya'da oturan örgüye meraklı hanımlar, Suna Hanım yarın da Şarampol kapalı yoldaki Özkan Tuhafiye'de olacak. Zaman bulabilirsem yarın da gideceğim, çok sevdim Suna Hanım'ı.



Ayrıntılı Haber Burada

03 Şubat 2010

Yaşamdan / Bir Yaş Daha

Bu sabah güne Can Baba'nın öğütlerini okuyarak başladım.

Adına yaşamak dediğimiz olguyu şöyle bir değerlendirip biraz daha duyarlı, biraz daha farkındalıkla duyumsamak istedim. Yaşamı küçük ve gündelik telaşlarla doldururken, güzellikleri farketmeyip başımıza gelen olumsuzlukları dünyanın en kötü halleri gibi algılamak yerine.

Kısacası yaşam acısıyla, tatlısıyla bir bütün. İnsan onuruna yaraşır bir yaşam olsun yeter ki...

Bu gün benim doğum günüm. Bu şiiri kendime ve tüm okurlara armağan ediyorum. Teşekkürler Can YÜCEL.


Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,



Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..

Arkadaşım,
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel


02 Şubat 2010

Çok Dekoratif Bir Paspas

Bu nefis halıyı blogları gezerken gördüm.



http://euquefiz-vovobaisa.blogspot.com/


Tığ işini sevenler için çok hoş bir model bence. Artan yünleri değerlendirmek için ideal.




Yapılışı burada