4 Şubat 2016 Perşembe

Bugün Benim Doğum Günüm

Bu klibi 2012'de hazırlayıp paylaşmışım; son dört yılımdan görüntüler diye..  Bir kaç güncel fotoğraf ekleyip  paylaşmak isterdim ama gerçekten  ciddi sağlık sorunları ile uğraşmaktayız.
video
Bu defalık da böyle olsun.. Sevgiler selamlar tüm dostlara..

30 Ocak 2016 Cumartesi

Facebook kullanıcıları, Dikkat!!


Bugün onca iş, onca sağlık sorunu arasında, Facebook hesabımla ilgili çok can sıkıcı bir olay oldu. Bir arkadaşım tel. ile arayıp, hesabımın birileri tarafından ele geçirilmiş olabileceğini  söyledi. Bugün  hiç onlıne olmadığım halde benden mesajlar almış. Hem de şu ortalıkta cirit atan dolandırıcılık  yöntemlerine uygun  söylemlerle..Tabii ki o mesajları benim yazmayacağımı bildiğinden hemen beni arayıp uyardı  Bu uyarıdan sonra hemen  sayfama girip kontrol etmek istedim ama  giremedim.  Güya bugün şifre değiştirmişim!
Hesabımı  dondurmak ya da sonlandırmak için  mutlaka  sayfama girip şifre değişikliği yapmam gerekiyordu. Bunun için de  Facebook'da kayıtlı mail adresime  mesaj yolu ile  yeni şifre göndermeleri yönergesi devreye girmeliydi. Orada kayıtlı mail adresime yeni mesaj  göndermelerini istedim ama ne var ki  çok eski ve etkin olmayan mail adresime de ulaşamadım.  Neyse ki Facebook  galiba bu sorunun  yabancısı değil,  hesabımı bir şekilde kilitlemeyi başardım. Sorun şu ki; benden Facebook yolu ile  mesaj aldığını  sanan arkadaşlarıma  durumu  nasıl anlatabilirim?
Buradan söylüyorum: O mesajların benimle ilgisi yok! Hediye kazandığınızı ya da kazanacağınızı söyleyen, sizden bazı kişisel bilgilerinizi isteyen  sözde şirketi ne bilir, ne de tanırım. 

Şu an çok ama çok üzgünüm dostlar. Eğer  bu durum sizin ya da  tanıdığınız birilerinin başına geldi ise lütfen benimle paylaşın.Hesabımı geri kazanabilir miyim onu da bilmiyorum. En çok  evsiz ve zor durumdaki hayvanlar için  kullandığım,  bir kaç sevdiğim arkadaşımla iletişim kurduğum sayfamın böyle kötü niyetli kişi ya da kurumlarca  istismarı gerçekten üzücü. Dilerim başınıza gelmez.

Not: Facebook'tan arkadaşım olan blog dostları, lütfen bu başıma gelenleri kendi sayfanızda paylaşın.

28 Ocak 2016 Perşembe

Nefis!! Tahinli Cevizli Kurabiye

Selam dostlar! Epey zaman oldu buralara uğramayalı.

Yılbaşından beri eşimin  sağlık sorunları ile uğraşıyoruz. Aralık sonuna kadar bahar günlerini aratmayan ılık ve güneşli günler yaşadık. Ocak ayı ile birlikte buz gibi bir hava, yağışlı  günler, geceleri don olayları birbirini kovaladı. Bu dengesiz hava değişimleri eşime hiç de iyi gelmedi. Öyle  kötü bir zamana denk geldi ki rahatsızlanması, hastaneye gitmeye çekindik. Bildiğiniz gibi  ortalıkta  grip salgını var. Zaten  uygulanacak tedaviyi bildiğimizden doktorumuzun da onayı ile evde klinik koşulları oluşturduk. Şimdi yavaş yavaş iyileşme yolundayız.

Neyse, bu kadar  hastalıktan söz etmek yeter.. Şimdi  ağzınızı tatlandıracak enfes bir kurabiye tarifimiz var. Ben de ilk kez denedim.











Antalya usulü piyaz dışında tahini pek sevmem.
 Yine de bu tarif öyle çok methedildi ki, ''haydi deneyeyim'' dedim. İyi ki denemişim. Bu tam bir kış kurabiyesi. Yazın sıcaklarda  biraz yoğun gelebilir tadı ve kokusu. Ama  o yoğunluk var ya, tek kelime ile enfes!  Sıcak çayla, ağızda dağılan, mis kokulu tahinli cevizli kurabiyeyi deneyin. Bu kurabiyede margarin yok, yumurta yok. İyi kurabiyenin kriterlerinden olan  ağızda dağılma, görüntü lezzet harika. Yapımı da çok kolay.

1 çay bardağı sıvı yağ
1/2 çay bardağı tahin
1 çay bardağı pudra şekeri (ben daha az koydum)
1/2  çay bardağı  irice çekilmiş ceviz
1,5 su bardağı  elenmiş un (Aldığı kadar un diye verilmiş tarifte)
1 paket vanilya
1 paket  kabartma tozu
Yukarıdaki malzemeler orijinal tarifte verilenler. Ben şekeri bir çay bardağından bir parmak daha az  olacak şekilde kullandım.

Sıvı yağ, tahin ve şeker bir kaşıkla iyice  karıştırılır, ceviz eklenir. Un, kabartma tozu ve vanilya ile elenir ve yağ-tahin karışımına azar azar katılır. Çünkü, tarifte ''aldığı kadar un'' diye  anlatılmış. Ben iki su bardağı  un hazırladım, bunun  yarım bardak kadarı fazla geldi. Dolayısı ile  kurabiye  hamurumdaki  kabartma tozu da bir paketten  biraz daha az oluyor. Elinizde yuvarlayabileceğiniz kıvama gelinceye dek un eklenir. Ceviz büyüklüğünde  toplar hazırlanıp önceden ısıtılmış fırında 150 derecede 30 dakika kadar pişirilir. Üzerine pudra şekeri serpebilirsiniz ama bu kurabiyeyi daha da tatlı yapıyor.  Afiyetler olsun!

Aslında daha önce fotoğraflarını paylaştığım klasik un kurabiyesini  daha mükemmel hale getirip yapılışını  sizlere püf noktası ile anlatacaktım ama araya bu  tahinli kurabiye girdi.Yakında onu da paylaşacağım.


12 Ocak 2016 Salı

Alice Paul


20. yüzyıl kadın aktivisti.
Ama  çok önemli olaylara ve olgulara  imza atmış kadınlardan biri..


 Amerikalı kadınların gerek politika alanında, gerekse  iş  dünyasındaki başarıları, günümüzden neredeyse  100 yıl önce en basit siyasi hak için, oy verme hakkı için savaşan kadınların çabalarına dayanıyor.


Alice Paul ve diğer emeği geçen kadınların büyük bir savaş vererek  kazanmayı başardığı  hakların  destansı öyküsünü burada anlatacak değilim. Zaten bunu  başaramam. Ne o  bilmediğim  koşulları  aktarabilirim, ne de  o yiğit kadınların maruz kaldığı davranışları. Bunların hiç birini gerçekçi olarak yansıtamam. Zaten bu güçlü kişilikli  mücadeleci kadını Amerika’nın siyasi tarihine olan merakım yüzünden tanımadım. Bazı çıkarımlar yapmamız gereken çok önemli bir konuyu araştırırken rastladım adına. 
Konu: Kadınlara oy hakkı verilmesi.
Yine de  eminim  bu hatun kişiyi ve arkadaşlarının  verdiği büyük  mücadelenin ayrıntılarını  merak edenler olacaktır. Şu kadarını söyleyeyim;  filmlere, dizilere konu olabilecek kadar ilginç ve zorlu bir  süreç. O halde  buraya göz atabilirler: http://www.biography.com/people/alice-paul-9435021#synopsis
Ve buraya:
http://www.alicepaul.org/who-was-alice-paul/

 Araştırmayı derinleştirsem, bugün demokrasinin beşiği  gibi iddialı tanımlamalarla kendilerini ifade eden, kadın hakları, insan hakları vs lkonularında ahkam kesen pek çok batılı ülkede benzer  savaşların verildiğinden eminim. Konu: Kadınlara  seçme ve seçilme hakkı ve

Ne kadar şanslıyız ki Türk Kadını olarak  onlardan daha kolay kavuştuk bu hakka.  Ne var ki, kolay kazanılan hakların ve değerlerin kıymeti  bilinmiyor. İşte sözünü ettiğim çıkarım bu. Son anda eklemeden edemeyeceğim, Atatürk’e dil uzatanlar biraz daha geniş açıdan değerlendirsinler durumlarını.


Biraz daha diyorsanız: Buraya da göz atabilirsiniz

8 Ocak 2016 Cuma

Bir Can Kurtarmak Ne Büyük Mutluluk!


Günlerdir süren yağmurlardan sonra hava açınca Badem'le yürüyüş için ormana gittik. Paşa da  bize katıldı.


Tam bu çalılıkların olduğu yere gelince orada keçileri gördük. Sürüyü otlatan iki çoban kadın, her yürüyüşe çıktığımda karşılaştığım, selamlaşıp küçücük sohbetler yaptığım insanlardı ama bu kez  belli ki bir terslik vardı. Telaşlı telaşlı konuşuyorlar, ne yapacaklarını bilmez durumda panik içinde sağa sola koşuşuyorlardı..






Meğer keçilerden biri, çalılıkların  arasında, bu Romalılardan kalan kuyuya düşmüş. Bu kuyu onbeş metre derinliğinde bir zeytinyağı kuyusuymuş. Zavallı hayvan öyle bir  meliyordu ki, içim parçalandı. ''Acaba  bir yeri kırıldı mı? Kuyuda yağmur suyu var mı?' gibi sorular uçuştu kafamda.

Her şeyden önce keçinin kuyudan çıkartılması gerekiyordu. Derhal itfaiyeyi arayıp durumu anlattım.  Kurtarma ekibi oldukça kısa bir sürede bize ulaştı.



Bizim Paşa da merakla  etrafı kolaçan ediyor:)


Bu arada ben kuyunun başında  keçi ile konuşuyorum: ''Canım, güzelim, şimdi seni kurtaracaklar, bekle kızım, sabırlı ol bi tanem!'' gibi sözler ediyorum. Çoban hanımlar keçilerine üzülseler de benim bu sözlerime epeyce güldüler:))





 Ekip, teçhizatları ile  hemen işe koyuldular. İp merdiven, kalın ipler, kayışlardan oluşan ekipmanlarını hazırlayıp bir arkadaşlarını kuyuya indirdiler.


Kuyudaki adam keçiyi iplerle bir güzel bağladı.  Bu sırada keçi  sürekli ağladı.  Sonra  özenle yukarıya çektiler.








Kuyudan çekilmesi anı


Nihayet keçi tamamen yukarıya alındı.  Çok şükür ki sapasağlamdı:))





İpleri çözerken çoban hanımların sevincini görüyorsunuz







Keçi iplerden kurtulunca kurtarıcılarına dönüp şöyle bir baktı, sanki teşekkür eder gibi.


Ve ormana koştu:))  Kurtarma sonrası yaşadığım mutluluğu anlatamam.. Daha önce sayısını anımsayamayacağım kadar  kedi ve köpek  kurtarmalarında ya da tedavisinde emeğim geçmiştir ama ilk kez bir keçinin kurtarılmasında katkım oldu.

Şimdi sıra yıllar boyu üstü açık olan bu kuyular için neden hiç bir önlem alınmadığı konusunun araştırılmasında. Daha da önemlisi bir an önce kuyuların üzerinin kapattırılmasında. Çoban kadınların  anlattığına göre yakınlarda bu kuyulardan üç dört tane  varmış. Daha önce de keçilerin, hatta bir ineğin  düştüğünü, kuratarılamadığını  söyledi. Gerekli duyuruları yapacağım.

1 Ocak 2016 Cuma

Begonvilli Ev'de Kış Halleri


Minik patililerle, konuksuz olarak sade bir yılbaşı akşamında henüz saat 22'de, yeni yılı  karşılamadan uyunan ev Begonvilli Ev'dir:))





Kedi kızlar sıcak evin tadını böyle çıkarınca bizlerin de uykusu geldi.  Ailece uyuduk:)


Ertesi sabah bir sürprizle karşılaştık. Bahçe hortumundan damlayan sular donmuş!  Ilık geçen günlerden sonra birden soğuk bastırdı. Köpek kızlara birer tişört giydirdim.  Bir yandan da merak ediyorum; bakalım giysilere tepkileri ne olacak diye.


Badem de sorun yok, hala tişörtü üzerinde.


Ama haylazım, canım Kurt Kız, tişörtünü bir gece giydi, sabah parçalamış.


 Patiler bakar mısınız:))



Begonvilleri bu kış şansa bırakmak istemedim. Gece  don olacağını öğrenince onları da eski çarşaflarla giydirdim.





Bir de kış sebzesi tarifimiz var:
Sevdiğimiz kış sebzelerinden karnabahar ve havuç, bol soğanla, zeytinyağında sotelendi. Biraz  karabiber ve tuzla lezzetlendirilip  haşlanmış, minik parçalar halindeki tavuk (ya da hindi) eti ile karıştırıldı. Rendelenmiş kaşar serpilip fırınlandı. Dileyen beşamel soslu olarak da yapabilir.





Begonvilli Ev'den şimdilik bu kadar. Esen kalın, sağlıklı olun..

31 Aralık 2015 Perşembe

Dağa Taşa Tohum Bombası

Not:Animasyonu Google'dan çaldım. Çok şirin ve konu ile de ilgili diye:)

Geçen yıl bu günlerde orman yürüyüşlerimde gördüğüm ve fotoğraflarını çektiğim bazı güzel orman bitkilerini bu yıl daha az görüyorum. Bazılarını öyle çok beğenmiştim ki, adlarını araştırıp bir deftere notlar almışım.  Örneğin  adaçayı ailesinden Salvia adlı bir bitki. Buraya ilk geldiğimde ormanın eteklerinde göz alabildiğince yayılmıştı.
Bu fotoğrafı bu köye taşınmamızdan hemen sonra çekmiştim. Demek ki iki yıl  olmuş..









Şimdi ise mevsimi geldiği halde oldukça az. Çok gösterişli, bahçede  bile yetiştirilebilecek kadar güzel olan bu bitkinin kültür bitkisi olarak da üretildiğini  öğrendim.  Geçen yıl tohum pazarlayan bir firmanın kataloğunda  fotoğraflarını görüp sipariş verdim, hem de farklı renkleri ile bahçemde bol bol yetiştirdim.



 Ancak  bu beni yeteri kadar mutlu etmedi. Ormanda git gide azalmış olması  beni üzüyor. Çoğu endemik olan türler sanırım böyle  azala azala yok olup gidiyor.  Salvia sadece bir örnek. Ormanla ilk tanıştığım günlerde pürenlere de hayran kalmıştım. Ne var ki şimdi tam zamanı olduğu halde hemen hemen hiç  püren yok.  Çektiğim fotoğraflara bakıp üzülüyorum.


''Yoksa sırada karağanlar, ezentereler, anemonlar mı var?'' diye kaygı duyuyorum.

Ama sadece  kaygılanıp üzülmek işe yaramıyor. Bu bitkileri korumanın yolları olmalı diye düşünürken çok sevdiğim Yeşilist'te bir yazı okudum.

Dağa taşa tohum bombası! başlığı ile harika bir yöntem anlatılıyor.

Okuyunca uygulanabilir bir yöntem olduğunu  anladım. Tohum bombası nasıl hazırlanır burada 
Not: Tarifte kil diyor ya, bulamazsanız ıslatılmış gazete kağıdı da de işe yarıyor. Gazete kağıdını ıslatın, içine biraz torf  ve tohumları koyup minik toplar halinde paketleyin ve  kurutun.
Şimdi benim ilk  yapacağım, bu bitkilerin tohumlarını alıp boş kaldıkça  tohum bombalarını hazırlamak olacak. Sonra da gezi çantamda bolca bulunduracağım. Uygun olan her yere tohum bombalarımı bırakacağım. Zaten şu an elimde geçen yıl aldığım salvia tohumları var. Ormanda, üzerinde tohum olan  kekikler de görüyorum. Bundan böyle orman florasını daha dikkatli izleyip tohum gördükçe alacağım.


Evet, burada bu işe gönüllü olan tek  kişiyim ama bakarsınız başkaları da katkıda  bulunmak  isteyebilir. Her nerede olursanız olun, belki sizler de doğa gönüllüsü olursunuz.
Tüm doğa severlere, koruma ve yaşatma bilincine sahip  herkese sevgiler, selamlar.


29 Aralık 2015 Salı

Mis Kokulu Nergisler

Begonvilli Ev'de sevdiğim kokular vardır; kahve, çay kokusu, pişmekte olan ekmeğin kokusu, kek ya da kurabiye kokusu, bahçeden gelen lavanta , yasemin kokusu, balkonumuza kadar gelen çam ormanı kokusu.. İşte bu kokulara  bir yenisi eklendi, hepsini kıskandıracak kadar enfes bir koku, nergislerin büyüleyici kokusu.


Bu zarif, güzeller güzeli enfes kokulu çiçek bizim buralarda hemen her  yerde var. Bahçelerde, yol kenarlarında, saksılarda..



Ben de bahçemde yetiştirmeye çalışıyorum ama henüz çiçek açmadılar. Belki seneye.. Bu  güzel çiçekleri komşularım hediye ettiler.




Sözünü ettiğim diğer  sevdiğim kokularla  bir arada daha da hoşluk kattılar  Begonvilli Ev'e.   Çay ve kurabiyelerimizden ikram edebilirim!


Klasik un kurabiyesi pişirdim. Çocukluğumda, Ankara'da annemin ve teyzemin can dostu sevgili Emine Teyze'nin komşusu Hatice Teyze öyle bir yapardı ki bu kurabiyeyi.. Ağzınıza atınca dağılır, nefis kavrulmuş un kokusu ile tadına doyulmazdı.. Benimki de fena olmadı. Yakın bir zamanda  tekrar  yapacağım. Belki yapmak isteyen olursa, tarifini o zaman  vereceğim.
























27 Aralık 2015 Pazar

Sevgili Ormanımın Utanç Köşeleri


Güncemi  takip ediyorsanız ''Sevgili ormanım'' diye benimsediğim, gönülden bağlandığım doğa parçasını az çok tanıyor olmalısınız.



Evime çok yakın, hatta balkonumdan bir bölümünü görebiliyor, rüzgar esiyorsa mis gibi çam kokusunu  alabiliyoruz.







Özellikle köpek kızlarımla orada yaptığım yürüyüşler benim en büyük mutluluk kaynağım.


















Yukarıdaki karelerde gördükleriniz doğanın bize verdikleri... Yüksek oksijen oranı, ilkbaharda tam bir görsel şölene dönüşen enfes orman bitkileri, kuşlar, sincaplar sizlere gösteremediklerim..  Bunlara yakın olduğum için ne kadar şükrettiğimi, bize verdikleri için doğaya nasıl minnet duyduğumu anlatamam. Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var!

Ya bizim doğaya verdiklerimiz? Bunu görmek bana çok acı veriyor.  Sizlere göstermek de öyle.. Şimdi  orman yoluna ve ormana daha yakın bakalım:
Aşağıdaki karede ormanın eteğinde yer alan bir karpuz tarlası görüyorsunuz. Bu tarla köyün muhtarına ait. Her yıl kiraya veriyor.






Bu, tarlaya giden yol. Gördüğünüz gibi sorun yollarda başlıyor. Eski bir otomobil lastiği yolun ortasındaki su birikintisinde duruyor. Ama bu  nedir ki...

İyice yaklaşınca tarlanın  bir bölümünü çevreleyen ormanının ötesine berisine atılmış tarımsal çöp yığınlarını görürsünüz.











Bu durumu  tarlanın sahibi ile defalarca konuştum. Bu ormanın hepimizin  olduğunu, çiftçilik yapmak için köye gelen insanların bu kirliliği oluşturmaya hakları olmadığını söyledim.  Nedense  kirlilikten değil de benim uyarılarımdan rahatsız oldu, bunu hissettim.
Hatta bir yürüyüş sırasında  rastladığım çiftçileri bizzat uyardım. ''Tamam, alırız'' dedikleri halde hasat sonrası tüm çöplerini bırakıp gittiler.


Ne yazık ki ormanın kirletilmesi sadece o tarla ile sınırlı değil.  Hemen her yerde  aşağıdaki  görüntüler var.



Not: Bu resimleri  daha bu sabah çektim.





Yazın ortalık turist kaynıyor. Onları da kendimize benzetmiş olmalıyız ki kiraladıkları arazi araçları ile gezerken çöplerini fırlatıp gidiyorlar. Yol kenarları, güzelim orman yolları, piknik alanı olmaya uygun yerler iğrenç çöplerle dolu.

 Bu utanç köşeleri ruh sağlığımı bozuyor, burada yaşayan insanlara antipati duymama neden oluyor. Hayatım boyunca  ortalığa  bir kibrit çöpü bile atmamış biri olarak, utanması gereken insanların yerine utanıyorum.